SAĞLIK - 01 Haziran 2026 Pazartesi 09:45

Prof. Dr. İrfan Koca: "Kuyruk sokumu ağrıları çoğu zaman gözden kaçıyor"

A
A
A
Prof. Dr. İrfan Koca: "Kuyruk sokumu ağrıları çoğu zaman gözden kaçıyor"

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kuyruk sokumu kaynaklı ağrıların sanıldığından daha sık görüldüğünü ancak çoğu zaman gözden kaçabildiğini belirtti.


Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kuyruk sokumu kaynaklı ağrılarla ilgili açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Koca, "Bel ağrısı, kalça ağrısı ve bacağa yayılan ağrı şikayetleri çoğu zaman bel fıtığı ile ilişkilendirilse de bazı hastalarda ağrının kaynağı kuyruk sokumu bölgesi olabiliyor. Özellikle uzun süre oturmakla artan, oturulan yerden kalkarken şiddetlenen ve günlük yaşamı zorlaştıran ağrılar, "koksidini" olarak adlandırılan kuyruk sokumu ağrısına işaret edebiliyor" dedi.



"Her bel ve bacak ağrısı bel fıtığı değildir"


Prof. Dr. İrfan Koca, "Kuyruk sokumu bölgesindeki sorunlar yalnızca lokal ağrıya neden olmaz, ağrı kalçaya, bele ve hatta bacağa yayılabilir, bazı hastalarda uyuşma hissine de yol açabilir. Bel fıtıklarında da benzer belirtilerin görülmesi nedeniyle bazı hastalara yanlışlıkla bel fıtığı tanısı konulabilmekte, bu durum yanlış tedavi uygulamalarına ve gereksiz girişimlere neden olabilmektedir. Özellikle oturmakla belirgin şekilde artan, oturulan yerden kalkarken şiddetlenen ve kuyruk sokumu üzerine yük binmesiyle artan ağrılarda bu bölge mutlaka değerlendirilmelidir. Bazı hastalar yıllarca farklı tanılarla takip edilirken asıl problemin kuyruk sokumundan kaynaklandığı görülebilmektedir" dedi.



"Travmalar yıllar sonra bile etkisini gösterebilir"


Prof. Dr. İrfan Koca, "Kuyruk sokumu ağrılarının en sık nedenleri arasında düşmeler, trafik kazaları, doğum travmaları, uzun süreli masa başı çalışma ve tekrarlayan mikrotravmalar yer alıyor. Bazı kişiler yaşadıkları düşmeyi yıllar sonra hatırlamasalar bile bu travmalar ilerleyen dönemde kronik ağrıya neden olabiliyor. Uzmanlar, özellikle sert zeminde oturamama, uzun süre oturduktan sonra ağrının belirginleşmesi, oturulan yerden kalkarken zorlanma ve kuyruk sokumu bölgesinde hassasiyet oluşmasının önemli belirtiler arasında yer alıyor. Kuyruk sokumu kaynaklı ağrılarda, özellikle uzun süredir devam eden vakalarda klasik tedavi yaklaşımları, fizik tedavi uygulamaları ve ilaç tedavileri her zaman yeterli düzeyde fayda sağlamayabiliyor. Bu nedenle ağrının kaynağının doğru belirlenmesi ve kişiye özel tedavi planlanması büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.



Prof. Dr. İrfan Koca, "Kuyruk sokumu ağrılarında yalnızca ağrılı bölgeye odaklanmak yeterli değildir. Pelvisin biyomekaniği, bağ dokuları, kas sistemi, fasiyal yapılar ve sinir sistemi birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle bütüncül yaklaşımlar tedavinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Tedavide hastanın klinik durumuna göre, Manuel terapi uygulamaları, Nöral terapi, Proloterapi, Nokta atışı enjeksiyon tedavileri, Miyofasyal gevşetme yöntemleri, Kişiye özel egzersiz programları, Postür ve oturma alışkanlıklarının düzenlenmesi gibi yöntemlerden yararlanılabilmektedir. Amaç yalnızca ağrıyı geçici olarak baskılamak değil, ağrıya neden olan mekanik ve fonksiyonel problemlerin düzeltilmesidir. Kuyruk sokumu kaynaklı ağrılar yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilmekte, oturma konforunu bozabilmekte ve günlük aktiviteleri kısıtlayabilmektedir. Bel, kalça veya bacağa yayılan ağrının kaynağı her zaman omurgada olmayabilir. Doğru değerlendirme ve uygun tedavi planlaması ile birçok hastada başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu nedenle uzun süredir devam eden şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerekir. Bel ve bacak ağrılarının nedeni her zaman bel fıtığı olmayabilir. Özellikle oturmakla artan ağrılarda kuyruk sokumu bölgesinin de değerlendirilmesi, doğru tanı ve tedavi açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.



Prof. Dr. İrfan Koca: "Kuyruk sokumu ağrıları çoğu zaman gözden kaçıyor"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli 5 bine yakın kitap okuyan 10 yaşındaki ikizler yazar oldu Kocaeli’nin Derince ilçesinde yaşayan 10 yaşındaki ikiz kardeşler Nisa ve Emir Madendere, küçük yaşta edindikleri okuma alışkanlığıyla son 3 yılda 4 bin 800 kitap okuyup 8 yaşında yayımladıkları eserle yazarlığa adım attı. Anneleri Zeynep Madendere’nin masal ve ninnileriyle büyüyen, henüz okuma yazma öğrenmeden kitaplarla tanışan kardeşler, okuma alışkanlığını hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Teknolojik cihazlarla fazla vakit geçirmek yerine kitap okumayı, spor yapmayı ve üretmeyi tercih eden ikizler, eğitim hayatlarını sürdürürken bir yandan da kitap fuarlarında söyleşi ve imza günlerine katılıyor. Yaşıtlarına ekran başında geçirilen zamanı azaltıp kitaplarla daha fazla vakit geçirmeleri tavsiyesinde bulunan minik yazarlar, okudukları kitapların hem ders başarılarına hem de hayal güçlerine önemli katkılar sağladığını belirtiyor. "2 bin 300 kitap okudum" Okuma alışkanlığını küçük yaşlarda edindiğini anlatan Nisa Madendere, henüz okuma yazma bilmiyorken annesinin okuduğu hikayeler sayesinde kitaplara ilgi duymaya başladıklarını söyledi. Düzenli kitap okumaya 7 yaşında başladığını ve 3 yıl içerisinde 2 bin 300 kitap okuduğunu aktaran Madendere, "Kitapların bana çok fazla faydası oldu. Türkçe ve matematik derslerimde gelişmemi sağladı. Ayrıca dil ve konuşma becerilerimi de geliştirdi. Çok sayıda yeni kelime öğrendim. Okuduklarımı daha iyi anlıyor ve kavrıyorum. Öğrendiklerim aklımda kalıyor" dedi. "8 yaşında ilk kitabımızı yazdık" Yazarlık serüvenlerine 8 yaşında başladıklarını dile getiren Nisa Madendere, "İlk yaz tatiline girdiğimizde ortak bir kitap yazmaya karar verdik ve bu fikrimizi annemize anlattık. Annemiz de bizi destekledi. Yazdığımız kitapta 4 hikaye bulunuyor. Bunların ikisi bana, ikisi ise kardeşime ait. Şu sıralar otobiyografi yazıyoruz. Kitabımın yayımlanacak olması beni çok heyecanlandırıyor. Geçen yıl tamamlayamamıştık ancak bu yıl bitireceğime inanıyorum. Yaz tatilinden beri üzerinde çalışıyorum. Yaklaşık 100 sayfalık bir kitap olacak ve içinde kardeşimle yaşadığımız hikayeler yer alacak" diye konuştu. "Kitap okurken ruhumuz huzur buluyor" Teknolojik ürünlere ilgi duymadığını ve telefonun bağımlılık oluşturabileceğini düşündüğünü belirten Madendere, arkadaşlarına da kitap okumayı, bilgi edinmeyi ve dışarıda arkadaşlarıyla oyun oynamayı tavsiye ederek, "Telefon kullanmak yerine kitap okumayı tercih ediyorum çünkü telefonun insanlara zarar verebildiğini ve bağımlılık oluşturabildiğini düşünüyorum. Kitap okurken ise ruhumuz huzur buluyor" şeklinde konuştu. Ayrıca Nisa, doktor olmayı hedeflediğini de aktardı. "64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdim" Emir Madendere ise 3 yıl içerisinde 2 bin 500 kitap okuduğunu belirterek, kitap yazmak isteyenlere hayal güçlerini kullanmalarını ve hayatlarında yaşadıkları olayları da kitaplarına aktarmalarını önerdi. En son 64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdiğini söyleyen Madendere, "Okuma hızımı artırmak için göz egzersizleri yapıyorum. Bu sayede daha hızlı okuyabiliyorum. Kitap okumak sınavlarda soruları daha iyi anlamamı ve derslerde konuları daha kolay kavramamı sağlıyor" dedi. Hayallerinden de bahseden Madendere, "Büyüyünce futbolcu olmak istiyorum. Spor yapmayı seviyorum. Bisiklet sürmek ve paten kaymak da en sevdiğim aktiviteler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz" Çocuklarını masal ve hikayelerle büyüttüğünü anlatan özel resim öğretmeni anne Zeynep Madendere de ebeveynlere çocuklarına örnek olmaları çağrısında bulundu. Çocukların söylenenleri değil gördüklerini uyguladığını vurgulayan Madendere, şunları kaydetti: "Çocuklarıma sadece ’kitap okuyun’ demiyorum. Onların okuduğu kitapları ben de okuyorum. Birlikte kitaplar hakkında sohbet ediyor, özetler çıkarıyoruz. Hatta kendi aramızda okuma yarışları yapıyoruz. Emir dünya klasiklerini okumayı çok seviyor ve bu alanda birçok kitabı tamamladı. Nisa ise daha çok Türk yazarları tercih ediyor. Okudukları kitapların bir kısmını da doğudaki kütüphanelere bağışladık. Çocuklar o kadar fazla kitap okuyor ki artık onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz. Önce okullarının kütüphanesinden yararlandılar. Ardından Derince’deki kütüphanelerden faydalandılar. Şimdi ise farklı kütüphanelere başvuruyoruz. Emir ve Nisa, ’İkizlerden Hikayeler’ adlı kitaplarını 8 yaşındayken yayımladı. 3 yıldır da Kocaeli Uluslararası Kitap Fuarı’nda söyleşi ve imza günlerine katılıyorlar." Çocuklarına cep telefonu almadığını ve bunun için erken olduğunu söyleyen Madendere, "Günümüzde birçok çocuğun kişisel telefonu bulunuyor. Ancak ben çocuklarıma kişisel telefon almadım ve yakın zamanda da almayı düşünmüyorum. Teknolojiden uzak kalmaları için onları voleybol ve futbol gibi spor faaliyetlerine yönlendirdim. Ailece göllere, piknik alanlarına gidiyoruz ve doğa yürüyüşleri yapıyoruz. Çocukları mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmeye teşvik ederek teknolojiden uzak tutmaya çalışıyoruz" ifadesini kullandı.