GÜNDEM - 18 Temmuz 2025 Cuma 14:05

"Yeşil Fırsatlar" GTO’da konuşuldu

A
A
A
"Yeşil Fırsatlar" GTO’da konuşuldu

İpekyolu Kalkınma Ajansı tarafından, Dünya Bankası finansmanıyla yürütülen Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi (SOGREEN) kapsamında hayata geçirilen "Yeşil Fırsatlar: Kadın ve Genç Odaklı Dönüşüm Hızlandırıcı Hibe Desteği" programının detayları, Gaziantep Ticaret Odasında (GTO) gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısıyla anlatıldı.


Bilgilendirme toplantısında Gaziantep, Adıyaman ve Kilis’te uygulanacak ve toplam 35 Milyon TL bütçeyle mikro ve küçük işletmeler, kooperatifler ile üretici birliklerine yönelik olarak sunulacak Yeşil Fırsatlar: Kadın ve Genç Odaklı Dönüşüm Hızlandırıcı Hibe Desteği programı ve programa başvuru şartları hakkında sunum yapılarak katılımcılar bilgilendirildi.


Toplantının açılışında yaptığı konuşmada iklim değişikliği ve yeşil dönüşüm sürecinin toplumun her kesimini etkilediğini belirten GTO Başkanı Tuncay Yıldırım, "Ama bazıları için bu etki sadece değişim değil, risk anlamına geliyor. Hazırlıksız yakalananlar, donanıma sahip olmayanlar Geçim kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Evet, bu dönüşüm büyüme ve istihdam fırsatları da sunuyor. Ama beraberinde belirsizlikleri, soru işaretlerini de getiriyor. Ekonomik olduğu kadar sosyal bir dönüşüm yaşıyoruz. İşte bu yüzden hazır olmak zorundayız. Farkında olmak, çözüm üretmek ve birlikte yol almak zorundayız" dedi.



"Çuvaldızı kendimize batırdık"


Konuşmasının devamında 2 Temmuz’da TBMM’de kabul edilen İklim Kanunu ile Türkiye’nin de iklim değişikliğiyle mücadelesini yasal zemine taşıdığını vurgulayan Başkan Yıldırım, "2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda çok sektörlü bir dönüşüm başladı. Bu noktada Gaziantep Ticaret Odası olarak biz üzerimize düşeni yapmaya gayret ediyoruz. Dönüşüm sadece sözle olmaz; örnek olmakla olur diyerek çuvaldızı kendimize batırdık: Karbon ayak izimizi ölçtük, azaltmak için harekete geçtik. Enerjimizi yenilenebilir kaynaklardan tedarik ettik. Tüm hizmetlerimizi dijitalleştiriyoruz. Binamızın enerji tüketimini azaltacak yenilemelere başladık. Yeşil Dönüşümü Destekleme Merkezimiz ile üyelerimize eğitimler, danışmanlıklar, rehberlik hizmetleri sunuyoruz. Yani sadece anlatmadık, uyguladık. Kısacası, dedik ki: Üyemizle birlikte dönüşüyoruz" ifadelerini kullandı.



Dönüşüm sürecinin maliyetli olduğunu ve bu dönüşüm yolculuğunda yalnız yürümenin mümkün olmadığını ekleyen Yıldırım, "İşte tam da bu noktada, SoGreen gibi projeler büyük bir anlam taşıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından Kalkınma Ajansları eliyle yürütülen Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi - SoGreen, yeşil dönüşümün sosyal yönünü merkeze alarak özellikle kadınlar ve gençler için yepyeni geçim kaynakları oluşturmayı hedefliyor. Bu projeyi sadece çevre için değil aynı zamanda sosyal adalet, eşitlik ve fırsat oluşturma adına da çok değerli buluyorum. Bu projenin detaylarını konuşmak üzere bu toplantının gerçekleştirmesine vesile olan İpekyolu Kalkınma Ajansına teşekkür ediyorum. GTO olarak üyemizle birlikte dönüşmeye, şehrimizi Türkiye’ye örnek yapmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.



Başkan Yıldırım’ın ardından kürsüye gelen İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Ahmet Paksu ise "Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi (SOGREEN)’ nin ilk etabında bugün burada lansmanını yaptığımız "Yeşil Fırsatlar: Kadın ve Genç Odaklı Dönüşüm Hızlandırıcı Hibe Desteği" ile mikro ve küçük işletmelerimiz ile üretici kooperatif ve birliklerimize 600.000 ila 2.000.000 TL arası hibe desteği vereceğiz. İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Arttırılması; Döngüsel Ekonomiye Geçişin Güçlendirilmesi; Sürdürülebilir Yeşil Faaliyetler ve Çevre Dostu Teknolojilere Geçişin Hızlandırılması konularında istihdam ve ekonomik kazanımlarının arttırılmasının amaçlandığı program ile yeşil dönüşüme öncülük edecek iş fikirleri ve yatırımlar hayata geçirilecek. Programımızın ilimize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyorum. diye konuştu.


Toplantı, İpekyolu Kalkınma Ajansı uzmanları tarafından "Yeşil Fırsatlar: Kadın ve Genç Odaklı Dönüşüm Hızlandırıcı Hibe Desteği" programının detayları hakkında yapılan sunum ve soru-cevap bölümüyle sona erdi.



"Yeşil Fırsatlar" GTO’da konuşuldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Oltalı hırsız camiden mikrofon çaldı Bursa’nın Mudanya ilçesinde elinde balık oltasıyla camiye giren hırsız, imamın kullandığı yaka ve telsiz mikrofonu çalarak kayıplara karıştı. Oltalı hırsızın o anları caminin güvenlik kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi. Aynı hırsızın ilçedeki 3 ayrı camiden aynı yöntemle ses sistemi çaldığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre Güzelyalı Mahallesi’ndeki Çayırbaşı Camii’ne elinde balık oltasıyla giren hırsız, mimberde ve hutbede bulunan cami imamının vaazda ve namazda kullandığı yaka ve telsiz mikrofonları çalarak camiden ayrıldı. Çayırbaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği yöneticisi Asalet Yılmaz, sabah namazının ardından öğle namazına kısa süre kala camiye giren kişinin kameralardan cihazları çalıp gittiğini gördüklerini ve daha sonra polise haber verdiklerini söyledi. Aynı camide 19 yıldır görev yapan imam Ali Remzi Çelik ise şüpheli şahsın yaklaşık 10 yıl öncesine kadar akli dengesinin yerinde olduğunu, belediyede çalıştığını, ancak sonrasında madde kullanımıyla birlikte psikolojik sorunlar yaşamaya başladığını ifade etti. Çelik, şahsın işten çıkarıldığını, eşinden ayrıldığını ve Antalya’da cezaevinde bulunduğunu, bayram izniyle dışarı çıktığını öne sürdü. Şüpheli şahsın daha sonra Güzelyalı Duran Camii’ne giderek burada da mikrofon ve kabloları söküp aldığı öğrenildi. Cami imamı Dursun Çetin, şahsın mikrofonları söküp kablolarını kopardığını, kendisini gördüğünde ise "bu daha başlangıç" dediğini aktardı. Güzelyalı Yeni Camii (Merkez Camii) imamı Etem Altın da saat 11.00 sıralarında camiye giren şahsın mihrap, kürsü, minber ve müezzinlikte bulunan mikrofonları yerinden sökerek bazılarını alıp götürdüğünü, bazılarını ise kırdığını söyledi. Altın, şahsın zaman zaman camiye gelerek cemaati rahatsız ettiğini belirtti. Polis ekiplerince gözaltına alınan şüpheliyle ilgili inceleme başlatıldı.
Antalya Kızamıkta aşı karşıtlığı çocukları ölümcül riskle karşı karşıya bırakıyor Son yıllarda dünya genelinde yeniden yükselişe geçen kızamık vakaları, özellikle çocuklar açısından ciddi bir halk sağlığı tehdidi haline geldi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamığın yıllar sonra bile beyin hasarına yol açabildiğini belirterek, "Son yıllarda aşı karşıtlığının artması ve çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Korunmanın tek yolu aşıdır" dedi. Dünya genelinde yeniden artış gösteren kızamık vakaları, çocuklar açısından yalnızca hastalık döneminde değil, sonrasında da hayati risk oluşturuyor. Uzun yılların ardından birçok ülkede yeniden görülmeye başlayan vakalar ve buna bağlı ölümler, hastalığın önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Üstelik kızamık, yalnızca hastalık döneminde değil, iyileştikten sonraki süreçte de ciddi riskler barındırıyor. Özellikle Covid-19 pandemisinin ardından çocukluk çağı aşılanma oranlarında yaşanan düşüşün, çocuklarda ölümcül seyredebildiği bilinen kızamık vakalarının artmasına yol açtığına dikkat çekiliyor. Medical Park Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamık vakalarındaki artışın nedenlerini ve hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. "Salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" Kızamığın, rubeola adı verilen bir virüs hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Ferunda Demir, hastalığın özellikle döküntüyle seyreden ve toplumsal yayılım riski yüksek bir enfeksiyon olduğuna işaret etti. Uzm. Dr. Demir, "Kızamık hastalığı, rubeola dediğimiz bir virüs hastalığıdır. Özellikle döküntülerle seyreden bir hastalıktır ve salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" dedi. Kızamık virüsünün özellikle kış sonu ve ilkbahar başında salgınlara neden olabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, çocuklar arasında bulaşmanın çoğunlukla damlacık yoluyla gerçekleştiğini belirtti. Demir, "Öksürmekle, hapşırmakla, bazen fiziksel temasla birbirlerine bulaştırabilirler. Kızamık virüsünün özellikle 20 ve 37 derece arasında canlı olarak yaşadığını biliyoruz ve havada da bir saat kadar asılı kalabiliyor. Bu yüzden de herhangi bir kızamıklı çocuğun bulunduğu ortamda diğer çocuklara bulaşma ihtimali birkaç saat daha devam edebiliyor, çocuk oradan ayrılmış olsa bile" şeklinde konuştu. "Yüksek ateşle başlıyor, döküntü tüm vücuda yayılıyor" Hastalığın kuluçka süresinin genellikle 10 ila 14 gün sürdüğünü belirten Uzm. Dr. Demir, bu sürecin ardından çocuklarda yaklaşık 40 dereceye ulaşabilen yüksek ateş görülebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Demir, hastalığın belirtilerini, "Öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, gözlerde kızarma gibi semptomlarla gelebilir" sözleriyle anlattı. Kızamık tanısında ayırt edici bulgulardan birinin ağız içindeki lekeler olduğunu belirten Demir, "Özellikle hastalığı kapan çocukların bir kısmında yanak iç kısmında, ağız içinde gri renkli koplik lekesi dediğimiz lekelerin olması, hastalığın tanı koydurmada bize çok diagnostik bir veridir. Bu şikayetlerin arkasından 4. ya da 5. günde, boyun arkasından ve kulak arkasından başlayan, tüm vücuda yayılan kırmızı ve kahverengi renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler 4-5 gün kaldıktan sonra önce solar, ardından soyularak baştan aşağı kaybolur" diye konuştu. "Menenjitten zatürreye kadar ağır komplikasyonlara yol açabiliyor" Kızamığın yalnızca ateş ve döküntüyle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Demir, ciddi komplikasyonlarla da seyredebileceğini söyledi. Demir, "Menenjit gelişebilir çocuklarda, orta kulak enfeksiyonu gelişebilir, zatürre bulguları gelişebilir ve çok ağır olan bu durumlar meydana geldiği zaman çocuklarda, hastanelerde yatışlı tedavi gerektirebilen bir hastalıktır" dedi. Hastalığın sinir sistemi üzerinde de yıkıcı etkiler bırakabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, kızamık geçirildikten sonra bile tehlikenin sona ermediğini kaydetti. İyileştikten sonra da risk sürüyor: SSPE uyarısı Uzm. Dr. Ferunda Demir, kızamık virüsünün özellikle beyin dokusunda hasarla seyreden çok ağır bir tabloya da neden olabildiğine dikkat çekerek, "Hastalık atlatıldıktan sonraki 2-3 yıl içinde beyin dokusunu zedeleyen kızamık virüsü, Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin hasarıyla giden ve ölümcül seyredebilen bir hastalıkla da sonuçlanabilir" ifadelerini kullandı. Bu nedenle kızamığın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, hastalığın çocuk sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirtti. "Aşılanmama ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" Son yıllarda kızamık vakalarındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin de aşı karşıtlığı olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Demir, "Son yıllarda özellikle aşı karşıtı kişilerin artması, çocukların aşılanmaması bu tür ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" dedi. Türkiye’de uygulanan aşı takvimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Demir, kızamık aşısının iki doz halinde uygulandığını belirterek, "Türkiye’deki aşı şemasında iki doz aşı var. 12. ay ve 4. yaşta. Son yıllarda salgınların artmasıyla birlikte 9. ayda da ek doz bir aşı önerilmekte" diye konuştu. "Korunmanın tek yolu aşı" Aşının kızamığa karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Demir, "Bizim için korunmanın tek yolu aşı diyoruz. Çünkü birinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 93, ikinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 97’nin üzerinde. Gördüğümüz hastaların çoğunun da aşısız vakalar olduğunu biliyoruz. Bu yüzden çocuklarımızın aşılarının mutlaka yapılmasını tavsiye ediyoruz. Kızamıklı bir çocukla temastan sonra ilk 3 gün içinde de aşının yapılmasını mutlaka öneriyoruz" ifadelerini kullandı.