POLİTİKA - 30 Eylül 2024 Pazartesi 15:49

AK Parti Grup Başkanvekili Usta: "Avrupa’da da rekolte düşüşü var, fındık fiyatı yeniden yükselişe geçecektir"

A
A
A
AK Parti Grup Başkanvekili Usta: "Avrupa’da da rekolte düşüşü var, fındık fiyatı yeniden yükselişe geçecektir"

AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta, toplumun bütün kesimleriyle bir araya gelmeyi amaçladıkları "Türkiye Buluşmaları" programı kapsamında Giresun’a gelerek fındık fiyatları, güney çevre yolu ve okullarda yaşanan temizlik sorunları hakkında açıklamalarda bulundu. Usta, "Fındık üretimimizin arttırılması ve dünya piyasasında çok daha güçlü olmayı arzu ediyoruz. Bunun için katma değerli ürünler üretmemiz gerektiğinin farkındayız. Elimizdeki fındığın çok daha kıymetleneceği ve fiyatının yeniden 135 liranın üzerine çıkacağından eminim. Avrupa’da da rekolte düşüşü var, fındık fiyatı yeniden yükselişe geçecektir" dedi.


AK Parti Giresun İl Başkanlığı tarafından Giresun Uygulama Oteli’nde düzenlenen basın toplantına, AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta’nın yanı sıra Giresun milletvekilleri Ali Temür, Prof. Dr. Nazım Elmas, Ordu Milletvekili İbrahim Ufuk Kaynak, Trabzon Milletvekili Vehbi Koç, Giresun İl Başkanı Mete Bahadır Yılmaz ile teşkilat mensupları ve gazeteciler katıldı.


Bölgenin yerel sorunları ile Giresun’un en önemli tarım ürünü olan fındık konusunda da açıklamalarda bulunan Usta, şu ifadeleri kullandı:


"Giresun fındığın başkenti ve fındık buranın en önemli konusu. Bunun farkındayız. En doğudan batıya varana kadar fındık üretimi yapılan tüm şehirlerimizdeki milletvekillerimizle beraber bir fındık çalışma grubu oluşturduk. Grup başkan vekili olarak da grubun başında ben varım. Belli periyotlarla düzenli olarak toplanarak tüm illerimizdeki sorunların fındığın üretimi ile ilgili veya fındığın üretim aşamasındaki sorunlarla ilgili bu kokarca da dahil olmak üzere toplantılarımızı yaparak, Bakanlığımızın yetkilileriyle görüşerek, planlamaları yaparak, gerekli çalışmaların nasıl yürütüldüğü ve nelerin daha iyi yapılması gerektiğini bizzat çalışıyoruz. Burada yaşanan sorunlardan haberi yok diyen muhalefet vekillerinin tam tersine her türlü sorunun çok iyi farkındayız. Çok ciddi bir mücadele halindeyiz. En önemli meselemizin fındık üretiminde üretimin arttırılması, kaliteli fındık üretiminin oluşturulması, rekoltenin arttırılması ve dünya piyasasında çok daha güçlü bir fındık piyasasının sahibi olmayı arzu ediyoruz. Bunun için katma değerli ürünler üretmemiz gerektiğinin farkındayız. Kendi fındığımızı ucuza gönderip arkasından katma değerli ürün haline getirmek istemiyoruz. Bizde bu kapasite var. Bizim insanımızda bu ülkenin insanında katma değerli ürünü yetiştirecek, geliştirecek kapasite de var, imkan da var. Yeter ki bunu yapacak insanlarımıza imkan ve fırsat verelim. Bu konuda hem Fiskobirlik’in, hem Tarım Bakanlığı’nın, hem TMO’nun yapması gereken ne varsa her türlü çalışmayı destekliyor ve yakinen takip ediyoruz. Tarım Bakanlığımızın açıkladığı yeni model tarım üretimi ile birlikte biz fındığın çok daha iyi şekilde değerleneceğini ve katma değerli ürün halinde dünya piyasasında çok daha kıymetli yerlere kavuşacağına canı gönülden inanıyoruz. Tabii ki sadece tarım deyince Giresun’da fındıktan bahsetmeyeceğiz ama Karadeniz bölgesi için aynı öneme sahip olan bir çay üretimi de aynı şekilde önemli. Buradaki üretimin ve katma değerli ürünlerin de değerli hale gelmesi için aynı çabayı ve gayreti gösteriyoruz."



"Avrupa’da da rekolte düşüşü var, fındık fiyatı yeniden yükselişe geçecektir"


Fındık fiyatlarının serbest piyasada 114 liraya kadar gerilemesi ve bu nedenle fındık üreticilerinin yaşadığı sıkıntıya dair değerlendirmelerde bulunan Usta, "Fındık fiyatı, fındığın en önemli meselelerinden bir tanesi. Tek meselesi değil ama fındık fiyatı çok tartıştığımız, konuştuğumuz bir mesele. Tarım Bakanlığımız fiyat açıklaması yaparken aslında piyasanın bir değerin üzerinde tutulması için bu açıklamayı yaptı. Tabi bu noktada eğer ki piyasada fındığın satışıyla ilgili direkt bir müdahaleden, ticarete direkt bir müdahaleden bahsediyorsanız bu doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Burada üreticinin ve tüccarın beraber hareket ederek ancak belli bir düzenleme ile fındığın fiyatını koruması yine kendi çiftçimizin ve üreticinin elinde olan bir durum. Ama bu sorunu ve bu sıkıntıyı elbette ki ileteceğiz. Rekolte düşük olması aslında fiyatın çok daha yükseleceğini gösteriyor. Ayrıca Avrupa’da da pek çok ülkede de fındık rekoltesinde ciddi düşüş var. O yüzden elimizdeki fındığın çok daha kıymetleneceği, değerleneceği ve fiyatının yeniden 135 TL ve üzerine çıkacağından ben eminim. Çünkü şu anda biraz belki üretici ihtiyacı olduğu için çok fiyata bakmadan direkt satmak ve elden çıkartmak, nakit paraya ulaşmak için bu fiyatlarda bir satış yaptı. Ama ben önümüzdeki süreçte fındığın tekrar çok daha iyi bir fiyata yükseleceğini düşünüyorum. Çünkü Avrupa’da da ciddi bir rekolte düşüşü var ve bu fındığa ilgi zaten Giresun’un fındığı dünyada hiçbir yerde eşi ve benzeri ve aroması lezzetinin olmadığı bir fındık olduğu için hiç endişeniz olmasın. Fiyat yine o eski ve yüksek değerlerine ulaşacaktır" diye konuştu.



Okullardaki temizlik personeli sorunu


Gündemi meşgul eden ve okullarda temizlik personeli eksikliğine yönelik eleştirilere cevap veren Usta, şu ifadelere yer verdi:


"Temizlik malzemesi ile ilgili okullar kendi ilçe milli eğitim müdürlükleri ile koordineli olarak birtakım ihalelerle bunları almaktadırlar. Belki burada bir gecikmeden kaynaklı bir takım gecikmeler yaşanmış olabilir ama yanlıştır, yapılmaması gerekir. Biz güçlü bir Türkiye ve güçlü bir ülkeyiz derken okullarımızın temizlik malzemeleri temin etme noktasında bir sorun yaşamaması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığımız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma daha tamamladı. Sadece okullarımızdaki temizlik işleriyle ilgili 30 bin adet daha personel alımı yapılacak. Bu personellerimiz işine başladığı andan itibaren bu sorunla ilgili yaşadığımız sıkıntı da çözülmüş olacak."


Son olarak gündeme gelen erken seçim konusuna da değinen Usta, "Ana muhalefetin kendi içerisindeki dağınıklığı ve karışıklığının ülkenin hizmetlerine yansımaması için büyük bir çaba içerisinde büyük bir gayret içerisindeyiz. Gündemimizde yeni bir erken seçim yokken şimdiden erken seçim tartışmaları, şimdiden aday tartışmaları, kimin aday olacağı olmayacağı şeklindeki tartışmaların ülkenin gündemini meşgul etmekten başka bir işe yaramadığını hepimiz çok iyi farkındayız" dedi.



AK Parti Grup Başkanvekili Usta: "Avrupa’da da rekolte düşüşü var, fındık fiyatı yeniden yükselişe geçecektir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Yenişehir’de zabıtadan Ramazan mesaisi: 65 iş yeri denetlendi Yenişehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nün talimatlarıyla, Ramazan ayıyla birlikte ilçe genelinde gıda denetimlerini arttırıldı. Fırınlardan, bakkallara ve zincir marketlere kadar her noktayı inceleyen ekipler, raflarda son kullanma tarihi 1 yıl geçmiş ürünler tespit etti. Yenişehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayının gelmesiyle birlikte vatandaşların sağlıklı, uygun fiyatlı ve güvenilir gıdaya ulaşması için ilçe genelindeki denetimlerini arttırdı. Ramazan ayında harekete geçen Zabıta Müdürlüğü ekipleri, özellikle fırınlar, pastaneler, bakkallar, zincir marketler, kuru yemişçiler ve şarküterilerde kapsamlı incelemelerde bulunuyor. Vatandaşların huzurlu ve sağlıklı bir Ramazan geçirmesini hedefleyen ekipler, denetimlerini aralıksız sürdürüyor. 13 günde 24 iş yerine cezai işlem uygulandı Üretim alanlarının temizliği ve personelin hijyen kurallarına uygunluğu, raftaki fiyat ile kasa fiyatının uyumu ve fahiş fiyat artışlarının önlenmesi, bakkal ve marketlerdeki gıda ürünlerinin son kullanma tarihlerinin kontrolü, pide ve ekmeklerin belirlenen standartlara göre tartılması gibi birçok kalem denetlemeye tabi tutulurken, ramazanın başlangıcından itibaren bugüne kadar, toplamda 65 adet iş yeri denetlendi, binlerce ürün kontrol edilirken, sadece 13 günde 24 iş yerine cezai işlem uygulanmak zorunda kalındı. Belediyemizin önceliği vatandaşlarımızın sağlığı Yenişehir Belediyesi yetkilileri, önceliklerinin hemşehrilerimizin güvenilir gıdaya ulaşması olduğunu vurgulayarak denetimlerin aralıksız sürdürüldüğünü belirtti. Yapılan açıklamada, gerçekleştirilen kontrollerde bazı iş yerlerinin raflarında son kullanma tarihi bir yıl geçmiş halk sağlığını tehdit eden ürünlerin dahi tespit edildiği ifade edildi.
İstanbul Beylikdüzü’nde özel bakımevinde epilepsi hastası gencin ölümüne ilişkin 9 sanık ilk kez hakim karşısına çıktı Beylikdüzü’nde özel bir bakımevinde kalan 22 yaşındaki epilepsi hastası Uğur Yıldırım’ın alması gereken sakinleştirici miktarından 30 kat fazla ilaç verilerek öldüğü iddiaya ilişkin tutuksuz 9 sanık ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada beyanda bulunan müşteki anne Dilek Barut, "Oğlumu görmeye gittiğimde her iki kolunun morarmış şekilde olduğunu gördüm. Hatta bir kolunun görüntüsünü almıştım. Göğsünde ve sırtında morartılar vardı. Morartıların neden kaynaklandığını kurum yetkililerine sorduğumda Uğur’un kriz geçirdiğini ve üzerine dolabın üzerine devrildiğini ve morlukların bu şekilde olduğunu söyledi ancak kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bu cevaba ikna olmadım. Dolabın devrilmesiyle bütün vücudunda bu kadar morluk olamaz diye düşündüm ve kamera görüntülerini izlemek istedim. Ancak izletmediler. Bundan dolayı sosyal hizmetlere şikayette bulundum" dedi. Beylikdüzü’nde, 22 Ekim 2024 tarihinde, epilepsi hastası Uğur Yıldırım’ın (22), aniden geçirdiği fenalık sonucu sakinleşmesi için kaldığı özel bakım evinde hemşire S.T. tarafından üst sınırı 400 miligram olan ilacı, 11 bin 958 miligram verilerek öldüğü iddiasına ilişkin 9 sanığın yargılanmasına başlandı. Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, 8 tutuksuz sanık ile müşteki anne Dilek Barut ve tarafların avukatları hazır bulundu. Ayrıca 1 tutuksuz sanık ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. "Uğur’un valizinin kırıldığını, bundan dolayı çok ajite olduğunu, engellilere saldırdığını söylediler" Duruşmada savunma yapan tutuksuz sanık A.L. "Ben Mor Menekşe Bakım Merkezinde psikolog ve müdür olarak çalışmaktaydım. Olay günü iş yerime gittim. Kuruma girer girmez Uğur Yıldırım’ın bağırma seslerini duydum. Uğur Yıldırım ağır otizm hastasıdır. Yıldırım, başka bir bakım merkezinden bu kuruma gelmiş. Ben göreve 2024 yılının Temmuz ayında başladım. Uğur Yıldırım sürekli bağırıyordu, bulunduğu katın giriş kapısındaki demir parmaklıkları sallıyordu. Konuşma yetesi yoktu sadece yüksek sesle bağırırdı. O gün de demir parmaklıkları sallayıp bağırdığını gördüm. Yanına gittim, yanağını okşayıp, ne olduğunu sordum. Konuşamadığı için yüksek sesle bağırmaya devam etti. Ben de, ‘sen bekle, anneni arayacağız, ne istiyorsan vereceğiz’ dedim. Sonra, Uğur parmaklıkları sallamayı bıraktı. Sonrasında ofisime gittim ve rutin çalışmaya başladım. Saat 11.30 sıralarında, Uğur’un valizinin kırıldığını, bundan dolayı çok ajite olduğunu, engellilere saldırdığını söylediler. Uğur’un parmaklıkları sallar vaziyette olduğunu gördüm. Hasta bakıcımızın Uğur’u zapt etmeye çalıştığını gördüm. Engellilerin saat olan 13.30’da Uğur’un bulunduğu odadan çıkarken gördüm. Yanında hasta bakım personeli olduğunu hatırlıyorum, ancak hasta bakım personelinin kim olduğunu hatırlamıyorum. Uğur elinde çantalarla odadan çıktı. Diğer engelliler yemekhanede yemek yiyordu, sözünü ettiğim oda ile yemekhane aynı kattadır. Uğur aniden diğer engellilerin yemek yediği bölüme giderek engellilerden birinin masasında tabildota vurdu. Diğer engellilerden birine de zarar vereceğini anladıklarında hasta bakıcımız M.Ö.T. tarafından Uğur, odasının bulunduğu kata indirildi. Bu benim Uğur’u son görüşümdü. Uğur kendi katına indirildikten sonra Uğur’un yine diğer engellilere saldırmaya başladığını ve zaman zaman olduğu gibi cam kırabileceği düşüncesiyle kurum amirlerinden birisi arandı. Uğur ile ilgili bu bilgi geldikten sonra Y.E.’ye Uğur’un annesini aramasını söyledim. Görüntülü olarak arayıp görüşmelerini istedim. Görüntülü konuşma işe yarıyordu. Konuşma sırasında Uğur cep telefonunu tekmeledi, bu nedenle görüşme gerçekleşmedi. Olay günü kurumdan ayrıldıktan sonra saat 17.30’da beni hasta bakıcımız M.Ö.T. aradı, ‘Uğur iyi değil, ambulans çağırdık’ dedi. Şaşırdım, çünkü ben kurumdan ayrılırken iyiydi. 40 dakika sonra M.Ö.T. bana, Uğur’un ambulans ile kurumdan ayrıldığını, uzun süre ambulans beklediklerini, bu arada Uğur’a kalp masajı yaptıklarını gelen 112 ekibinin de masaja devam ettiğini söyledi. Aynı gün saat 20.00 sıralarında Uğur’un vefat haberini aldım. Hemen Uğur’un babasını aradım, Uğur’u kaybettiğimizi bildirdim ve başsağlığı diledim. Uğur un bakımından, hasta bakım personeli sorumluydu" ifadelerini kullandı. "Ben, Uğur’u kesinlikte darp etmedim, sadece diğer hastalara tekme atmasını engellemek için kapişonundan tutup odasına götürmüştüm" Bakımevinin hasta bakım personeli olan tutuksuz sanık M.Ö. ise savunmasında, "Olay günü saat 08.00 gibi işe başladım. Uğur Yıldırım ajite durumdaydı, yani krizdeydi, sinirliydi. Uğur sürekli bulunduğu kattan çıkmak istiyor, demir parmaklıkları tekmeliyor ve açmaya çalışıyordu. Bu sırada temizlik görevlisi olan diğer sanık T.Ö. geldi, Uğur’u sakinleştirmeye çalıştı. T.Ö., Uğur’un kahvaltısını yaptırıp getirdi, saat 09.30 sularında müdürümüz kuruma giriş yaptı. Odasına çıkmadan Uğur’un yanına geldi, o sırada ben Uğur’un arkasındaydım. Kapıyı açık kaçmasın diye orada duruyordum. A.L., Uğur’a ‘ne oldu, neden böylesin’ tarzında sözler söyledi ve üst kattaki ofisine çıktı. O esnada yanımda diğer sanıklardan bakım personeli olan Ç.K. de vardı. Bu sırada T.Ö., Uğur Yıldırım’a kek ve meyve suyu vererek bahçeye çıkardı. 15-20 dakika sonra Uğur’u geri getirdi ve kata bıraktı, Uğur’u biz teslim aldık. Uğur’un, kırık olan bir çantası vardı, bunu bana gösterdi, bu arada bağırıp çağırmaya devam ediyordu ve kattan çıkmak istiyordu. T.Ö., elinde matkap ile yanımıza geldi ve Uğur’un kırık olan çantasını tamir etmeye çalıştı. Yemekhanede Uğur, engellilerden birinin masasında tablotuna tekme atarak düşürdü. Yemekhanenin bulunduğu katta çamaşırhane ve kıyafet odası vardır, Uğur oraya girmeye çalıştı, kıyafet almaya çalıştı, girip girmediğini hatırlamıyorum. Sonrasında Uğur katına indi ancak kimin indirdiğini hatırlayamadım. Katına indirildikten sonra yine ajite oldu. Ajite olduğu için Uğur’un bulunduğu katın kapısını kilitlemiştik, zaten genelde kilitlidir, Uğur kattan çıkmak için demir kapıyı zorladı, çıkamayacağını anlayınca ortak alanda bulunan diğer hastalara 20 civarında hastaya tekme atmaya çalıştı, ancak vuramadı. Diğer hastalara tekme atmaya çalışırken ben kolundan tutmaya çalıştım, tutamadım. Bu süre içinde her yarım saat yada kırk beş dakikada bir Uğur’un odasına giderek nefes kontrolü yaptım ve su verdim. Uğur bu arada yatağında uzanıyordu. Y.E.E. isimli personelimiz, odaları kontrol ettiği sırada Uğur’un odasına baktı, Uğur’un rahatsızlandığını, aşırı şekilde terlediğini söyledi ve sağlık personeli olan S.T.’ye haber verdi. Uğur’un nabzını ölçtü ve oksijenine baktı, 112’yi aramamızı söyledi. Ambulansı 2 kez aradım. Ambulans gelmeden önce sanık S.T., Uğur’a kalp masajı yaptı, ambulans geldikten sonra onlara devretti, onlar kalp masajı yapmaya devam ettiler. Hastaneden aldılar ve Uğur’un vefat ettiğini söylediler. Ben, Uğur’u kesinlikte darp etmedim, sadece diğer hastalara tekme atmasını engellemek için kapişonundan tutup odasına götürmüştüm. Bunun dışında fiziksel bir temasın yoktur, bu nedenle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. "Hastaneye gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı sordular" Duruşmada beyanda bulunan müşteki anne Dilek Barut, "Oğlum otizm ve epilepsi hastasıdır. Daha önceden başka kurumlarda da tedavi gördü. Son olarak Mor Menekşe Bakım Merkezine vermiştik. Orada kalırken aynı zamanda başka hastanede yatarak birlikte tedavi gördü. Olay tarihinde oğlum hastaneden taburcu olup, bakım evine getirildi. O gün, kurum müdürü A.L., bana ‘Uğur’un el ve ayaklarında bağlanmaya bağlı kızarıklık ve morartı olduğunu, bunun bizimle bir bağlantısı yoktur’ şeklinde mesaj gönderdi. Mesaj dışında bana herhangi bir görüntü göndermedi. Sadece mesaj gönderdi. Bu mesajdan sonra mesaja cevap olarak ‘bağlama etik midir’ diye sordum. Cevap olarak bana kendisinin bilgisi olmadığı, şeklinde mesaj gönderdi. Ben de cevap olarak ‘çok sıkı mı bağlamışlar’ diye mesaj attığımda bu sorunun cevabını alamadım dedi. Bana da görüntülü arama yaparız özlemişsinizdir şeklinde mesaj gönderdi. Ancak görüntülü görüşme yapılmadı. İlk görüntülü arama yapıldı. A.L. ve oğlumla görüntülü görüştük. Ancak sadece yüzünü gördüğüm için kollarında ve ayaklarında bağlama izine ilişkin bir husus gösterilmedi, ben görmedim. İkinci aramada, Uğur’a sakin olmasını kendisini gelip göreceğimi kimseye bir şey yapmamasını söyledim. Uğur da beni anlayarak kafasını salladı. Kurum müdürü A.L. görevi devralmadan önceki yönetimde oğlumla ilgili kurumdan kaynaklı herhangi bir sorunla karşılaşmadık gayet iyi bakılıyordu. A.L.’nin görevi devralmasından sonra oğlumu görmeye gittiğimde her iki kolunu morarmış şekilde olduğunu gördüm. Hatta bir kolunun görüntüsünü almıştım. Göğsünde ve sırtında morartılar vardı. O kısımları çekemedim. Bu morartıların neden kaynaklandığını kurum yetkililerine sorduğumda Uğur’un kriz geçirdiğini ve üzerine dolabın üzerine devrildiğini ve morlukların bu şekilde olduğunu söyledi ancak kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bu cevaba ikna olmadım. Dolabın devrilmesiyle bütün vücudunda bu kadar morluk olamaz diye düşündüm ve kamera görüntülerini izlemek istedim. Ancak izletmediler. Bundan dolayı sosyal hizmetlere şikayette bulundum. İhbar üzerine ilgili kurumdan denetime gidildiğini araya giren hastalığım nedeniyle oğlumu görmeye gittiğimde kendisini sosyal hizmet uzmanı olarak tanıtan bir görevli Uğur’u yanıma getirdi, kendisinin 15 gün önce işe başladığını söyledi. Ayrıca oğlumun kulağında şişlik olduğunu görüp neden diye sorduğumda ben görmedim bir bakayım diyerek, hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi. A.L. bana, ‘sen bizi şikayet etmişsin, denetim geldi’ dedi. Ben de, ‘tabi ki şikayette bulundum, sözlerinizden tatmin olmadığım için şikayetçi oldum’ dedim. Denetimde bir şey bulunmadığını, denetimle uğraştığı esnada Uğur’un kriz geçirip kulağını duvara çarptığını söyledi. Olay günü oğlumu arayıp, sakinleşmesi için birtakım şeyler söyledim. Oğlum ajiteydi sakinleşmedi. Yatağın üstündeydi. Yanında iki erkek görevli vardı. Uğur’u tutmaya çalıyorlardı. Uğur telefona tekme attı ve görüntülü görüşme kesildi. Sonrasında normal telefon ile arandım. Uğur’un sakinleşmediğini, tekrardan müdahale edip sakinleştireceklerini söylediler. Akşama kadar bana haber verilmedi. Kendilerine ben de ulaşamadım. Saat 19.56 saatleri sırasında F.Ö. adında bir kadın aradı. Ağlamaklı bir ses tonuyla bana oğlumun hastanede olduğunu kalbinin durduğunu kurtulamadığını söyledi. Hastaneye gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı sordular. Ben de şikayetçi olduğumu söyledim ifademi verdim" şeklinde konuştu. Savcılıktan sanıkların tutuklanması talebi Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, tutuksuz yargılanan sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti göz önünde bulundurularak, tutuklu yargılanmalarını talep etti. Alınan savunma ve beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme, savcılığın tutuklama talebini reddederek, sanıkların ‘yurt dışına çıkış yasağı’ tedbirlerinin devamına hükmederek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.