YEREL HABERLER - 12 Mayıs 2015 Salı 09:31

Gümüşhane'de 14 Ülkeden Daha Fazla Kelebek Çeşidi Var

A
A
A
Gümüşhane'de 14 Ülkeden Daha Fazla Kelebek Çeşidi Var

Gümüşhaneli eğitimci, fotoğraf sanatçısı ve kelebek gözlemcisi Vehbi Yalçın, Gümüşhane’de uçan kelebek çeşidinin dünyadaki 14 ülkeden daha fazla olduğunu söyledi.
Gümüşhane Üniversitesi Genç TEMA kulübünün organizasyonunda Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çok Amaçlı Salonda doğa ve fotoğrafçılık konulu söyleşi gerçekleştiren Yalçın, kelebekler ve bitkiler olarak iki ayrı fotoğraf sunumu gerçekleştirdi.
“GÜMÜŞHANE’DE Kİ KELEBEK ÇEŞİDİ DÜNYADAKİ 14 ÜLKEDEN FAZLA”
Sunumunun ardından yaptığı konuşmada Gümüşhane’de biyolojik çeşitliliğin fazlalığından bahseden Yalçın, Türkiye’de kayıtlı 413 kelebek çeşidin 215’inin Gümüşhane’de uçtuğunu belirterek, Gümüşhane’de uçan kelebek çeşidinin dünyadaki 14 ülkeden daha fazla olduğunu söyledi.
“GÜMÜŞHANE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ MUHTEŞEM BİR COĞRAFYA”
Gümüşhane’nin Türkiye’de ki 3 fitocoğrafik bölgeden 2’sinin kesiştiği noktada yer aldığını kaydeden Yalçın, Türkiye’de ki 3 iklimden 2’sinin görüldüğü ve 550 metreden başlayıp 3 bin 331 metreye kadar yükseltinin yer aldığı Gümüşhane’nin biyolojik çeşitliliği muhteşem bir coğrafya olduğunu söyledi.
“BİZİM KUŞAĞIMIZ BUNLARA SAHİP ÇIKAMADI SİZ ÇIKIN”
Türkiye’de ki 65 öncelikli kelebek alanından 5’inin Gümüşhane’de olduğunu ve il genelindeki 7 endemik tür kelebek uçtuğunu ifade eden Yalçın, kendisini dinleyen gençlere, “Bizim kuşağımız bunlara sahip çıkamadı, siz sahip çıkın” çağrısında bulundu.
Kendisi öğretmen olan Yalçın, eğitimin dışında ‘şehre ne verebilirim’ diyerek 2008 yılında başladığı fotoğraf tutkusuyla birlikte kelebek çeşitlerine 2008 yılından 2015 yılına kadar 30’un üzerinde tür eklediklerini belirtti.
“GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ BU ALANDA ETKİN ROL ALMALI”
TÜBİTAK’a göre Gümüşhane’de 980 bitki türü olduğunu da ifade eden Yalçın, doğada gezerken birçok yeni bitki, kelebek, sürüngen türü gördüklerini fakat bunların akademik çalışmalarla kayda alınması gerektiğine vurgu yaparak Gümüşhane Üniversitesi’nin bu alanda etkin rol almasını istedi.
“KELEBEKLER ÇEVREYE EN HASSAS VARLIKLARDAN BİRİSİ, ÇEVRENİZDE KELEBEKLER UÇUYORSA SAĞLIKLI BİR ORTAMDASINIZ”
Programın söyleşi bölümünde de dinleyicilerin “Fotoğrafa merakınız nasıl başladı?” “Arşivinizde neler var?” “Hassasiyetleriniz ne?”, “Neden kelebek çekiyorsunuz? gibi sorularını cevaplandıran Yalçın, kelebeklerin çevre hassasiyeti en yüksek varlıklardan birisi olduğunu belirterek, “Bir bölgede en ufak bir kelebek uçuşu yoksa o bölgede çevre kirlenmeye başlamıştır. Çevrenizde kelebekler uçuyorsa sağlıklı bir ortamdasınız demektir.” dedi.
Bir kelebeği fotoğraflamak için bir gün boyunca peşinde koştuğu günler olduğunu ifade eden Yalçın, kelebek gözlemi ve fotoğraflamasının sabır gerektiren bir iş olduğunu söyledi.
“KELEBEĞİN ÖMRÜ BİR GÜN DEĞİL, GÖÇMEN TÜRLER BİLE VAR”
Kelebeğin ömrünün bir gün olduğuyla ilgili kamuoyunda yaygın bir bilgi olmasına karşın bunun yanlış olduğunu dile getiren Yalçın, kelebeklerin bir aydan başlayıp 12 aya kadar yaşayabildiğini hatta göçmen kelebek türlerinin bile bulunduğunu kaydetti.
Yalçın’ın sunum ve söyleşisinden sonra Gümüşhane Üniversitesi Genç TEMA Kulübü Başkanı Fatma Başdağ’ın kulübün faaliyetleri hakkında bilgi vermesinin ardından konuşan kulübün akademik danışmanı Yrd.Doç.Dr. Tuba Acet ise TEMA Vakfı ile ilgili bilgi verdikten sonra Gümüşhane’nin de biyoçeşitlilik açısından çok zengin olduğunu söyledi.
Programın sonunda Yalçın’a plaket takdim edildi.
Programı Gümüşhane PTT Başmüdürü Şinasi Duman, Gümüşhane Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Zeki Kaya, TEMA Vakfı Gümüşhane temsilcisi Yusuf Oral, Gümüşhane Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü (GÜDAK) Başkanı Mustafa Akbulut, Gümüşhane Çevre Derneği (GÜÇED) Başkanı Bekir Sıtkı Acet, davetliler ve öğrenciler takip etti.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
Edirne Edirne’de çeltiğin geleceği masaya yatırılıyor Edirne’de, Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü öncülüğünde düzenlenen uluslararası çeltik çalıştayı başladı. Üç gün sürecek organizasyonda çeltik üretimindeki güncel gelişmeler ve karşılaşılan sorunlar ele alınıyor. Edirne Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen ve "Çeltik Üretiminde Güncel Gelişmeler ve Zorluklar" başlığını taşıyan çalıştay, sektör temsilcileri, akademisyenler ve üreticileri bir araya getirdi. Açılış programı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı, sinevizyon gösterimi ve protokol konuşmalarıyla devam etti. Katılımcılar stantları gezerek sektördeki yenilikleri inceleme fırsatı buldu. Toplantılarda Türkiye’deki çeltik üretiminin önemli bölümünün Edirne’de gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Özellikle İpsala Ovası’nın üretimdeki yüksek payı vurgulandı. Açılışta konuşan Vali Yunus Sezer, Türkiye’de üretilen çeltiğin yaklaşık yüzde 43’ünün Edirne’de üretildiğini, bunun yüzde 25’inin ise İpsala’dan karşılandığını belirtti. Edirne’nin çeltiğin başkenti olduğunu vurgulayan Sezer, yaklaşık 500 bin dekarda üretim yapıldığını ifade etti. Küresel ölçekte yaşanan iklim krizine de değinen Sezer, belirsizliklerin tarımı doğrudan etkilediğini söyledi. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Şerafettin Çakal, bitkisel üretimde toprak, su ve tohumun hayati önem taşıdığını belirterek, çeltiğin dünya beslenmesinde önemli bir yer tuttuğunu ifade etti. Çakal, Türkiye’nin çeltik üretiminde dünyada 5. sırada yer aldığını, üretimin büyük bölümünün Edirne ve çevresinde yoğunlaştığını söyledi. Dayanıklı ve verimli çeşitlerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Edirne İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, tarımın yalnızca üretim değil aynı zamanda stratejik bir güç olduğunu belirterek, çeltiğin ekonomik değerinin yanı sıra gıda güvenliği açısından kritik rol oynadığını vurguladı. Köse, Edirne’nin Türkiye çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşıladığını ifade etti. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Adnan Tülek de Türkiye’nin çeltik veriminde dünya sıralamasında 5’inci olduğunu belirterek, ortalama verimin 800 kilogram seviyesinde olduğunu söyledi. Tülek, yeni çeşitler ve teknolojik gelişmelerle verimin arttığını, enstitü bünyesinde 85 çeşidin tescil edildiğini kaydetti. Konuşmaların ardından oluşturulan alanlar gezilerek çalışmalarla ilgili yetkililerden bilgi alındı. Çalıştay çerçevesinde teknik sunumlar sürerken oluşturulan alanlarda çeltik çeşitleri de sergilendi. Edirne Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen program 8 Mayıs’a kadar devam edecek.