ÇEVRE - 15 Haziran 2019 Cumartesi 09:03

Aydın: "Yavru yaban hayvanlarını seveyim derken, onları annesiz bırakmayın"

A
A
A
Aydın: "Yavru yaban hayvanlarını seveyim derken, onları annesiz bırakmayın"

Gümüşhane Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Şube Müdürü İlbeyi Aydın, son dönemde birçok yaban hayvanı yavrusunun insanlarca alıkonulduğunu belirterek çeşitli uyarılarda bulundu.

Gümüşhane Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Şube Müdürü İlbeyi Aydın, son dönemde birçok yaban hayvanı yavrusunun insanlarca alıkonulduğunu belirterek çeşitli uyarılarda bulundu.


Konuyla ilgili yaptığı açıklamada başıboş bulunan yavru yaban hayvanlarının yakalanıp koruma altına alınması yerine rahatsız edilmeden doğal ortamında bırakılması ve bölgeden uzaklaşılması gerektiğini kaydeden Aydın, “Ülkemizin dört bir yanında ilkbahardan sonra birçok yaban hayvanı yavrusuna rastlanılmakta ve maalesef bu türlerin birçoğu insanlarca alıkonulmaktadır. Başıboş bir yavru yaban hayvanı görüldüğünde ilk akla gelen onu yakalayıp korumak olabilir. Fakat bu işlem yavruya çoğunlukla faydadan çok zarar verir. Çünkü yavrunun annesi, büyük olasılıkla yakın bir yerlerde besleniyor ya da avlanıyor olabilir ve sizi görünce yavrusuna yaklaşmaktan korkar. Anne yaban hayvanı beslenirken sıklıkla yavru yuvada hareketsiz bir şekilde annesinin dönmesini bekler. Bu davranış onu yırtıcı ve dış ortamdan gelebilecek tehlikelerden korur. İnsanlar yabani bir hayvanın yavrusuna dokunduklarında o canlıyı doğal ortamdan koparan en büyük adımı atmış olur. Zira yavrusuna insan kokusu bulaşan anneler genelde yavrularını terk eder. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir yavrunun annesi, eğer ölü veya geri gelemeyecek kadar yaralı değilse geri dönecektir. Yavrusu alınan yaban hayvanları o bölgeyi terk etmemekte, 3 gün içinde yavrularını bulurlar ise onları tekrar sahiplenmektedir. Harici durum da ise insan kokusu sindiği ve doğallığını kaybettiği için sahiplenmezler” dedi.



“Yavru yaban hayvanlarına yardım etmek istiyorsanız, o bölgeyi terk edin”


Yaban hayvanlarının doğadan izinsiz olarak yakalanmaları ve bulundurulmalarının 4915 sayılı kara avcılığı kanunu hükümlerine ve merkez av komisyonu kararlarına göre yasak olduğunu, aksine hareket edenlerin ağır para cezası ile cezalandırılacağını dile getiren Aydın, “Bu nedenle yavru yaban hayvanı görüldüğünde yapılacak en doğru iş; onu rahatsız etmeden oradan uzaklaşmaktır. Yaban hayvanları evde beslemek için uygun hayvanlar değildir. İnsanlara alışabilmelerine rağmen her zaman yabani içgüdülerini korurlar. Bu nedenle yavru yaban hayvanları, büyüdüklerinde insanlar için zararlı olabilmektedir. Aynı zamanda insanlarla yakın temasta bulunan yaban hayvanlarının tekrar doğaya dönmeleri güçleşmektedir. Bunlara ek olarak yabani ortamda bulunan bazı hastalık ve parazitler bu hayvanlar ile yakın temasa geçilmesi durumunda insanlara bulaşabilmektedir” diye konuştu.



“Hem kendi sağlığınız, hem de onların sağlığı için yaban hayvanı yavrularını bulundukları ortamda bırakın”


Yaban hayvanlarının yaralı, terk edilmiş veya yırtıcı tehlikesi altında olduğundan kesin olarak emin olunduğunda Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 81 ildeki İl Şube Müdürlüklerine haber verilmesinin en doğru iş olacağının altını çizen Aydın, “İl Şube Müdürlüklerine teslim edilen yaralı veya güçten düşmüş yaban hayvanları, Veteriner hekimler kontrolünde gerekli tedavileri yapıldıktan sonra doğaya tekrar bırakılacaktır. Sağlıklı bireyler yaban hayvanının habitatına uygun doğal yaşam alanlarına, doğaya bırakılamayacak olanlar ise rehabilitasyon merkezlerine, hayvanat bahçelerine veya üretme istasyonlarına yerleştirilmektedirler” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Afyon Başkan Kavas, otizmli bireyler ve ailelerin yaşadığı güçlüklere dikkat çekti Ulusal Otizm Konfederasyonu Genel Başkanı Fatma Kilci Kavas, otizmin eksiklik değil, doğru destek ve erken tanı, bireyin potansiyelini ortaya koyabileceği nörogelişimsel bir farklılık olduğunu ifade ederek, "Ancak ne yazık ki ülkemizde otizmli bireyler ve aileleri; eğitimden sağlığa, sosyal hayattan istihdama, bakım hizmetlerinden bağımsız yaşam hakkına kadar birçok alanda ciddi güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadır" dedi. Başkan Kavas, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında otizmli bireylerin toplumdaki yerine ve otizme karşı toplum bakış açısına dikkat çeken Kavas, "Ulusal Otizm Konfederasyonu olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; otizmli bireylerin yaşam hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, sosyal hayata katılım hakkı ve güvenli bir gelecek hakkı tartışmasızdır. Otizmli bireylerimizin yalnızca belirli gün ve haftalarda hatırlanması değil yılın her günü hak temelli, sürdürülebilir ve kapsayıcı politikalarla desteklenmesi gerekmektedir. Ailelerimiz büyük bir mücadele vermektedir. Pek çok aile tanı sürecinden itibaren yalnız bırakılmakta, yeterli yönlendirmeye ulaşamamakta, eğitim olanaklarına erişimde zorluk yaşamakta, ekonomik ve sosyal yükün altında yıpranmaktadır. Bu nedenle otizmli bireyin desteklenmesi kadar, ailenin güçlendirilmesi de kamusal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır. Otizmli çocuklarımızın, gençlerimizin ve yetişkin bireylerimizin görünür olması; yeteneklerinin fark edilmesi; toplumun her alanında saygıyla, anlayışla ve eşit fırsatlarla var olabilmesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Unutulmamalıdır ki asıl ihtiyaç, acıma değil anlayış; dışlama değil kabul; ihmal değil güçlü bir destek sistemidir. Otizmi fark etmek yetmez; anlamak, desteklemek ve birlikte yaşamı güçlendirmek gerekir" dedi.
Yozgat Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor Yozgat Sağlıklı Hayat Merkezi, bünyesinde barındırdığı Çocuk Gelişimi birimiyle özel ihtiyaçlı çocuklara ve ailelerine umut olmaya devam ediyor. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla kapılarını açan merkezde ücretsiz eğitim alan Ali Asaf Kılıç’ın kat ettiği mesafe otizmin nitelikli eğitimle aşama kat edilebilir olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi, otizm spektrum bozukluğu başta olmak üzere çeşitli özel ihtiyaçları olan çocuklara kapılarını açıyor. Uzman çocuk gelişimciler eşliğinde yürütülen bireysel eğitim süreçleri, çocukların sosyal becerilerini artırmayı ve günlük hayata adaptasyonlarını sağlamayı hedefliyor. Merkezde eğitim alan çocuklardan biri olan Ali Asaf Kılıç, uzman desteğiyle gelişim basamaklarını emin adımlarla tırmanıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen oyun terapileri ve sosyal etkileşim çalışmaları sayesinde Ali Asaf’ın iletişim becerilerinde olumlu aşamalar kat edildiği gözlemlendi. "Otizmli bireylere oyun temelli yaklaşım uyguluyoruz" Merkezde görevli Çocuk Gelişimi Uzmanı Şeyma Örs, verilen hizmetin tamamen ücretsiz olduğunun altını çizerek, "Otizm spektrum bozukluğu çocuğun doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılığı olduğunu düşündüğümüz bir spektrumdur. Genel hatlarıyla göz teması kurmaması, sınırlı ilgi ve tekrarlayıcı davranışlar, yönergelere tam olarak karşılık verme, sosyal izolasyonla biz bu çocukları fark edebiliyoruz. Otizmli bireyler ve ailelerine yönelik burada oyun temelli bir yaklaşım uygulamaktayız. Bu süreçte özel eğitim süreçlerini takip ediyoruz hem de otizmli bireylere oyun temelli özel eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsiz. Ailelerimiz Türkiye’nin 81 ilinde bulunan Sağlıklı Hayat Merkezlerindeki Çocuk Gelişimi birimlerine başvurarak hem özel eğitim alanlarında destek alabilirler hem bu alanda danışmanlık alabilirler hem de çocukların gelişiminin değerlendirilmesi açısından bu alanlardan faydalanabilirler" dedi. "Aileler bu durumu fark edince uzmanlara başvurmalı" Otizm fark edildiğinde yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Örs, "Aileler çocuklarıyla ilgili farklılıkları gözlemlediğinde ne yapabilirler? Vakit kaybetmeden evlerine yakın Sağlıklı Hayat Merkezi veya hastane çocuk psikiyatrisi, çocuk doktoru gibi alanlardaki uzmanlara başvurup çocuklarıyla ilgili değerlendirme almaları ve özel eğitime başlamalarını tavsiye ediyoruz" diye konuştu. "6 haftadır geliyoruz ve oğlum harika gelişim sağladı" Ali Asaf Kılıç’ın babası Ali Kılıç, "Oğlum 800 gram doğdu ve 3 ay kuvözde büyüdü. 1 kilo 800 gram olarak bize verdiler. 2 buçuk yaşındayken atipik otizm tanısı konuldu. Özel eğitimlerimize devam ediyorduk ve burayı tavsiye üzerine aldık. Yaklaşık 6 haftadır geliyoruz ve harika bir gelişim sağladı. Eğitim mükemmel. Velilerin bu türlü yerlere gelmelerini tavsiye ederim ve çocukların eğitimini buralarda da sağlayabilirler" şeklinde konuştu. "Hizmetler ücretsiz, çok memnunuz" Ali Asaf konuşmadığı için doktorlara başvurduklarında atipik otizm tanısı konulduğunu söyleyen baba Kılıç, "Özel eğitim, ergoterapi ve dil konuşma eğitimlerine başladık. Özel eğitim rehabilitasyon merkezinde buranın var olduğunu öğrendik ve bir başvuralım dedik evladımız için. Denedik ve 6 hafta içerisinde özel eğitim ve ergoterapi ile birlikte çok güzel yol aldığımızı gördük. Halen devam ediyoruz. Eğer ki böyle yerlere ihtiyaç duyan veliler varsa özel çocuklar varsa buraya rahatlıkla gözü kapalı gelebilirler. Çok çok memnunuz. Özellikle hocamızdan çok çok memnunuz. Biz anne babaysak ebeveynsek hocamız da oğlumun ikinci anne ve babası olabilecek bir kişi. Hizmetler ücretsiz. Hiçbir ücret talep etmiyorlar, devlet karşılıyor. Çok memnunuz. Devletin de bu konuda böyle yerler açmasını daha fazla açmasını temenni ediyoruz" ifadelerine yer verdi.
Elazığ Hemşirenin ısrarıyla gittiği taramada meme kanseri çıktı: Hayatı kurtuldu Elazığ’da hemşire arkadaşının ısrarıyla sağlıklı hayat merkezine giderek mamografi çektiren 56 yaşındaki Leyla Baydar’ın memesinde kitle tespit edildi. Ücretsiz tarama programı sayesinde kanseri erken teşhis edilen Baydar, geçirdiği ameliyat ve kemoterapi tedavisinin ardından sağlığına kavuştu. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü Şehit Mehmet Aygün Sağlıklı Hayat Merkezi’nde yürütülen ücretsiz kanser tarama programından yararlanan 3 çocuk annesi Leyla Baydar (56), hemşire arkadaşının ısrarı üzerine mamografi çektirdi. Sonuçta memesinde kitle tespit edilen Baydar, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. İlk kitle temiz çıkmasına karşın 6 ay sonra yapılan kontrolde yeni bir kitle tespit edildi ve biyopsi sonucu kötü huylu olarak değerlendirildi. Kısa süre içinde ameliyat olan Baydar, bir yıl boyunca kemoterapi gördü. Şu an kontrol sürecini sürdüren Baydar, ağrı olmasa bile taramaya gidilmesi gerektiğini vurgulayarak herkesi ücretsiz tarama hizmetlerinden yararlanmaya davet etti. Hem kanser taramalarının önemine hem de hastanın son durumu hakkında bilgi veren Dr. Hilal Türker, " Kanser taramalarını yapıyoruz. Meme kanseri taraması, rahim ağzı kanseri taraması ve bağırsak kanseri taramalarını yapıyoruz. Bunu belli yaş gruplarında yapmaktayız ve ücretsiz olarak yapılmaktadır. Beş yılda bir rahim ağzı kanseri taraması, yine yılda bir bağırsak kanseri taramalarımızı rutin olarak ücretsiz bir şekilde yapmaktayız. Leyla Hanım da bu taramalar sırasında bize başvurdu ve memesinde bir kitle tespit edildi. Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne sevk yapıldı. Bu şekilde tanı alarak tedavisi tamamlanmıştır. Dört yıl önce tanı alan hastamız şu an iyi durumda, rutin hayatını sürdürebilmekte. Bu sebeple meme kanseri taramaları çok önemlidir" dedi. "Ağrı olmadan yok demesinler, herkes taramaya gelsin" Hiç bir ağrı hissetmediğini, hemşire arkadaşının ısrarı üzerine yaptığı taramada kansere yakalandığını dile getiren Leyla Baydar, " Hemşire arkadaşım ‘Gel, sana mamografi çekelim’ dedi beni de ‘Yok’ dedim. Birkaç sefer tekrar etti. En sonunda, beni ikna etti, gittim ve çektirdim. Sonuç çıktı ve kitle bulundu. Beni Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne gönderdiler. Sağ olsunlar, orada gittiğimde, ilgilendiler. Hemen 10 sonra kitle alındı. O kitlem temiz çıktı. Doktorum bana, ‘6 ay sonra bir daha mamografi, ultrason’ çekmelisin dedi. Bu sefer Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde çektirdim. Tekrar kitle çıkmış. O kitlenin biyopsisi kötü çıktı. Ondan sonra tekrar o kitle yine alındı. Sonra yine kötü dediler ve 2 ay sonra sonuç çıktı. Bu sefer ‘Komple memen alınacak, içinde ufak ufak kitleler var’ dediler ve aldılar. Bir yıl de kemoterapi gördüm. Çok şükür, iyiyim şu anda. Halen tedavimi görüyorum. 3 ayda bir kontrole gidiyorum. Her gün bir ilacım var, kullanıyorum. 5 seneyi atlatırsam kurtulmuşumdur. Benim arkadaşım beni zorlamasaydı, hemşire arkadaşım, gitmeyecektim. Çünkü ağrı yok. Ağrı olmuyor. Ama ben herkese söylüyorum bunu; ağrı olmadan ‘yok’ demesinler. Bu, herkesin yaptırması gereken bir şey. Yaşam merkezinde ücretsiz, her şeye bakıyorlar. Gelsinler. Ne kadar erken fark ederlerse o kadar iyi. Bütün doktorlarıma teşekkür ediyorum, buradakilere, özellikle hemşire arkadaşıma çok teşekkür ediyorum, Ayşe ablamıza. Şu an iyiyim. Sadece ağır iş yapamıyorum. Hamdolsun, çok şükür iyiyim. Rabbim kimsenin başına vermesin" dedi.
Ankara Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı ’Birbirimize candan bağlıyız’ sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmayı hedefleyen Türk Kızılay, ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’nın gönüllü olarak yer aldığı bir kampanya filmiyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bir süper kahraman hikayesiyle başlayan film, asıl kahramanlığın kan bağışıyla mümkün olabileceğini çarpıcı bir biçimde aktarıyor. Gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılayan Türk Kızılay, vatandaşları düzenli kan bağışına yönlendirmek amacıyla yeni bir kampanya filmini kamuoyuyla buluşturdu. Bir kaza sahnesiyle açılan filmde, süper güçlere sahip bir karakter olarak hızla olay yerine ulaşan Kaynarca, tehlike altındaki bir baba ve kızını kurtarıyor. Ardından kurgu yerini gerçeğe bırakıyor ve izleyici asıl mesajla buluşuyor. Gerçek kahramanlık için süper güçlere ihtiyaç olmadığını vurgulayan Oktay Kaynarca, ‘Unutma, kahraman sensin’ sözleriyle izleyicileri kan bağışçısı olmaya davet ediyor. ‘Birbirimize candan bağlıyız’ kampanyasının bir parçası olarak hazırlanan film, tek bir ünite kan bağışının üç kişinin hayatına dokunabileceğini hatırlatırken, yapılan her bağışın doğaya üç fidan olarak geri kazandırıldığına da dikkat çekiyor. "Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" Kampanyaya ilişkin konuşan Oktay Kaynarca, "Kahramanlık bazen çok basit bir adımla başlar. Kan bağışı da bu adımların en değerlilerinden biri. Kan ihtiyacı her gün devam eden hayati bir gereklilik. Bugün verilen bir ünite kan, yarın bir hayat kurtarabilir. Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" dedi. Türk Kızılay, kampanyaya verdiği destek için Oktay Kaynarca’nın adını memleketi Malatya’daki bir kan merkezine verecek. Usta oyuncu, merkezin açılışına da katılacak. Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır Türk Kızılay, ‘Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır’ yaklaşımıyla çalışmalarını sürdürürken, gönüllü bağışçıların desteğiyle 2025 yılında 3 milyon kan bağışına ulaştı ve ülke genelinde 300’den fazla mobil ve sabit ekiple kan bağışı çalışmalarına devam ediyor. Stoklarını belli bir seviyede koruyabilmek için günlük 9 bin ünite kan bağışına ihtiyaç duyan Kızılay’a, 18-65 yaş arası sağlıklı her birey yalnızca 15 dakikasını ayırarak destek olabiliyor. Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, kendilerine en yakın kan bağışı noktası ve güncel hizmet saatlerine kanver.org adresi üzerinden ulaşabiliyor.