GENEL - 20 Temmuz 2020 Pazartesi 16:52

Türkiye’nin en uzun çift tüplü karayolu tünelinin yüzde 68’i tamamlandı

A
A
A
Türkiye’nin en uzun çift tüplü karayolu tünelinin yüzde 68’i tamamlandı

Tamamlandığında dünyanın ikinci, Avrupa ve Türkiye’nin en uzun çift tüplü karayolu tüneli olacak olan 14,5 kilometre uzunluğundaki yeni Zigana tüneli yüzde 68 seviyesinde tamamlandı.

Tamamlandığında dünyanın ikinci, Avrupa ve Türkiye’nin en uzun çift tüplü karayolu tüneli olacak olan 14,5 kilometre uzunluğundaki yeni Zigana tüneli yüzde 68 seviyesinde tamamlandı.


Gümüşhane’de 2020 yılında pandemi süreci nedeniyle ikincisi yapılamayan İl Koordinasyonu Kurulu toplantısının üçüncüsü sürecin normalleşmeye başlamasıyla birlikte pandemi kurallarına uygun olarak Vali Vekili Mustafa Anteplioğlu başkanlığında gerçekleştirildi.


Toplantıda yaptığı konuşmada yatırımcı kamu kuruluşlarının İl Yatırım Takip Sisteminden alınan dönem raporlarının değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara göre 30 Haziran 2020 tarihi itibariyle Gümüşhane’de toplam proje tutarı 7 milyar 451 milyon TL olan 175 proje bulunduğunu kaydeden Vali Vekili Anteplioğlu, “2020 yılı ödeneği 765 milyon 881 bin TL projelerimize dönem sonuna kadar 644 milyon 533 bin TL harcama yapılmıştır. 2020 yılı nakdi gerçekleşme oranı ise yüzde 84’dür. Kuruluşlar bazında en fazla yatırım harcaması 547 milyon 506 bin TL ile Karayolları 10. Bölge Müdürlüğüne, sektörler bazında yatırım harcamasına bakıldığında en fazla harcama 617 milyon 506 bin TL ile Ulaştırma-Haberleşme sektöründe gerçekleştirilmiştir. Toplam 175 projeden 10 proje tamamlandı, 96 proje devam etmekte, 56 proje ihale aşamasında, 13 proje henüz başlanılamayan durumdadır. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) 2020 yılı destek programları kapsamında 20 adet projeye 11 milyon 986 bin TL tutarında Ajans desteği sağlanmaktadır” diye konuştu.


Toplantıda daha sonra sırasıyla yatırımcı kurum ve kuruluşların bölge ve il müdürleri sunum eşliğinde kurul üyelerine yapılan çalışmalar hakkında bilgiler aktardı.



Zigana tünelinin 2022 yılında trafiğe açılması hedefleniyor


Karayolları 10.Bölge Müdürü Mehmet Aşık, kamuoyunda büyük bir merak ve beklenti uyandıran, tamamlandığında dünyanın ikinci, Avrupa ve Türkiye’nin en uzun karayolu tüneli olacak olan yeni Zigana tünelindeki çalışmalar hakkında bilgiler aktardı.


Yeni Zigana tünelinin 2022 yılında trafiğe açılmasının hedeflendiğini kaydeden Aşık, 14,5 kilometre uzunluğundaki her iki tüpte 10 kilometrelik kısımları geçtiklerini ve kazı anlamında yüzde 68’lik bir tamamlanma oranına ulaştıklarını söyledi.


Doğu Karadeniz’i Doğu Anadolu’ya bağlayacak olan en önemli yatırımlardan birisi olan ve yeni Zigana tünelinin Trabzon tarafından denizden bin 15 metre yükseklikten başlayarak Gümüşhane tarafından bin 264 metre rakımda giriş ve çıkışlarının bulunduğunu kaydeden Aşık, mevcut Zigana tünelinin 560 metre altından giden tünelin seyahat süresinde en az 20-30 dakikalık bir zaman tasarrufu sağlayacağını bildirdi.


Aşık, tüneldeki çalışmaların 7 gün 24 saat esasına dayalı olarak devam ettiğini, Türkiye’de ilk kez yapılan 3 ana havalandırma ve 2 servis şaftı imalatlarının devam ettiğini, buna göre özel makineler yapıldığını bu nedenle de tünelin 2022 yılı içerisinde bitirilmesinin hedeflendiğini sözlerine ekledi.


Toplantıda daha sonra diğer kurum müdürleri de sunumlarını yaptı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Rönesans’tan DAPEK Endüstri Bölgesi için SJ Group ile stratejik ortaklık Rönesans Holding, Adana’nın Ceyhan ilçesinde hayata geçirdiği Doğu Akdeniz Petrokimya Endüstri Bölgesi ve Limanı (DAPEK) projesi kapsamında sanayi bölgelerinin geliştirilmesi ve yönetimi konusunda küresel uzmanlığa sahip Singapur merkezli SJ Group ile stratejik ortaklığa imza attı. Rönesans Holding ve SJ Group arasında imzalanan stratejik ortaklık, DAPEK’in geliştirilmesinde küresel iyi uygulamaların hayata geçirilmesine katkı sağlarken; strateji ve konumlandırma, arazi kullanım planlaması, altyapı hizmetleri ve sürdürülebilirlik çerçevelerinin oluşturulması gibi alanları kapsayacak. Söz konusu iş birliği, holdingin büyük ölçekli altyapı ve yatırım deneyimi ile grubun sanayi planlaması, enerji altyapısı ve yatırımcı ağları konusundaki uzmanlığını bir araya getirecek. Yapılan açıklamaya göre, 2 bin 750 hektarlık alana ve iki kilometrelik kıyı şeridine sahip olan DAPEK; petrokimya, yeni nesil malzemeler ve enerji dönüşümü odaklı sektörler başta olmak üzere yüksek teknoloji odaklı sanayi faaliyetlerinin yürütüleceği bir merkez olarak tasarlanıyor. Kara, deniz ve demir yolu taşımacılığıyla lojistik bir merkez olarak konumlanan bölgede; sıvı, gaz, konteyner ve kuru yük olmak üzere farklı yük türlerine yönelik depolama ve taşımacılık çözümleri sunuluyor. Ayrıca endüstri bölgesinde; güneş enerjisi santrali ve yeşil hidrojen üretim tesisini kapsayan entegre bir enerji altyapısı da bulunuyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde holding tarafından geliştirilen DAPEK Endüstri Bölgesi’ndeki altyapı yatırımları, küresel yatırımcıların ihtiyaçlarıyla uyumlu, yüksek sermayeli ve ihracat odaklı yatırımlara öncelik verecek biçimde tasarlanıyor. 2025’ten bu yana DAPEK’e danışmanlık desteği sunan SJ Group bu yeni ortaklık kapsamında; süreçlerin sadeleştirilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması ve proje teslim sürelerinin hızlandırılması gibi yatırımcı dostu çözümler geliştirecek. Sürdürülebilirlik, karbon azaltımı ve yeşil ekonomi odaklı çalışmalarıyla öne çıkan grup; Singapur’daki Jurong Adası’nın geliştirilmesinin yanı sıra dünyanın farklı bölgelerinde hayata geçirilen çok sayıda endüstri parkında da kritik roller üstleniyor. ’’SJ Group iş birliği sürdürülebilir büyüme hedeflerimizi destekliyor’’ Rönesans Holding Onursal Başkanı Erman Ilıcak, iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Uluslararası ortaklıkların sürdürülebilir büyümenin anahtarlarından biri olduğuna inanıyoruz. Küresel bakış açısını yerel uzmanlıkla birleştiren bu iş birlikleri, sanayi gelişimi için güçlü bir model ortaya koyuyor. Teknolojik yenilik ile çevresel sorumluluğun birlikte ilerlediği bu yaklaşım, yalnızca Türkiye için değil daha geniş bölge için de uzun vadeli değer oluşturacak. Endüstriyel planlama, enerji altyapısı ve sürdürülebilirlik alanlarındaki küresel deneyimiyle öne çıkan SJ Group, DAPEK’in uzun vadeli stratejisinin güçlendirilmesine ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimizin desteklenmesine önemli bir katkı sağlayacak." Ayrıca DAPEK kapsamında holding tarafından 2025 yılında inşaatına başlanarak 2027 sonunda tamamlanması planlanan Ceyhan Polipropilen Tesisi ve Sıvı Yük Terminali Projesi hakkında konuşan Ilıcak, "Rönesans olarak DAPEK’te ilk yatırımcı konumundayız. Buradaki polipropilen tesisi ve sıvı dökme yük terminalinin geliştirilmesi için toplam 2 milyar dolarlık yatırım gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin cari dengesine yıllık yaklaşık 300 milyon dolar katkı sağlamasını beklediğimiz proje ile yerli üretimi güçlendirmeyi ve tedarik güvenliğini artırmayı hedefliyoruz" dedi. ’’DAPEK, bölgede örnek bir sanayi gelişim modeli olarak konumlanacak’’ SJ Enerji Kıdemli İcra Direktörü Tan Wooi Leong ise şunları söyledi: "Holding ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, enerji dönüşümü, gelişen teknolojiler ve net sıfır üretim tesisi hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli ve liman temelli endüstri bölgelerinin geliştirilmesinde önemli bir dönüm noktası. Sanayi bölgeleri konusundaki uzmanlığımızın, DAPEK’in bölgede örnek bir sanayi gelişim modeli olarak konumlanmasına katkı sağlamasını, aynı zamanda Türkiye’nin uzun vadeli sanayi ve altyapı hedeflerini güçlendirmesini amaçlıyoruz."
Trabzon Uzuv kaybı yerine koruyucu cerrahi: Kemik tümörlerinde yeni dönem KTÜ Farabi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Muhammet Salih Ayas, kemik tümörlerinin tedavisinde erken teşhis ve doğru cerrahi planlama sayesinde günümüzde birçok hastada uzuv kaybının önlenebildiğini söyledi. Kemik tümörü cerrahisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını belirten Ayas, bu gelişmenin hem cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler hem de tanı yöntemlerindeki hassasiyet artışıyla mümkün hale geldiğini ifade etti. Kemik tümörlerinin tedavisinde "ekstremite koruyucu cerrahi" yöntemlerinin giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Doç. Dr. Ayas, "Günümüzde hedef sadece tümörü vücuttan uzaklaştırmak değil aynı zamanda hastanın hareket kabiliyetini, günlük yaşam fonksiyonlarını ve genel yaşam kalitesini en üst düzeyde korumaktır" dedi. Bu yaklaşımın, hastaların sosyal hayata daha hızlı ve sağlıklı şekilde dönmesine önemli katkı sağladığını belirtti. Tedavi sürecinin tümörün biyolojik yapısına, yerleşimine ve yayılım durumuna göre şekillendiğini kaydeden Doç. Dr. Ayas, iyi huylu tümörlerde genellikle daha sınırlı ve koruyucu cerrahi müdahalelerin yeterli olabildiğini söyledi. Kötü huylu tümörlerde ise tümörün yalnızca görünen kısmının değil, çevresindeki potansiyel riskli dokularla birlikte çıkarılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Bu yaklaşımın, hastalığın tekrar etme riskini azaltarak uzun dönem tedavi başarısını artırdığını dile getirdi. Cerrahi tedavinin, hastalığın türü, hastalığın evresi ve hastaya özgü klinik özelliklere göre kemoterapi ve radyoterapi ile desteklenebildiğini aktaran Doç. Dr. Muhammet Salih Ayas, tanı sürecinde ileri görüntüleme teknikleri ve biyopsi uygulamalarının büyük bir titizlikle yürütüldüğünü belirtti. Doğru tanının, tedavi planlamasının en kritik aşamalarından biri olduğuna dikkat çekti. "Hasta-hekim iş birliği sürecin başarısında kritik rol oynuyor" Ameliyat sonrası oluşan kemik ve doku kayıplarının modern rekonstrüksiyon yöntemleriyle başarıyla giderilebildiğini ifade eden Ayas, "Biyolojik teknikler, hastaya özel geliştirilen protezler ve kemik transferleri sayesinde hem anatomik bütünlüğü yeniden sağlıyor hem de hastalarımızın fonksiyonlarını en iyi şekilde korumayı hedefliyoruz" diye konuştu. Ortopedi ve travmatoloji başta olmak üzere radyoloji, patoloji ve onkoloji birimlerinin koordineli şekilde çalıştığını vurgulayan Ayas, multidisipliner yaklaşımın tedavi başarısını artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Her hastanın durumunun ayrı ayrı değerlendirildiğini ve kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti. Kemik tümörlerinin hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlu bir süreç olabileceğine dikkat çeken Ayas, "Erken teşhis, doğru ve bilimsel tedavi yaklaşımı ile sabırlı bir rehabilitasyon süreci sayesinde hastalarımızın yeniden sağlıklı ve aktif bir yaşama kavuşması mümkündür" dedi. Hasta-hekim iş birliğinin sürecin başarısında kritik rol oynadığını sözlerine ekledi.