ÇEVRE - 28 Temmuz 2020 Salı 15:08

Barajın suları çekildi mahalle çöplerle başbaşa kaldı

A
A
A
Barajın suları çekildi mahalle çöplerle başbaşa kaldı

Gümüşhane’nin Torul ilçesi sınırlarındaki Torul Baraj gölünde enerji üretimine hız verilmesi ve su kaynaklarının azalmasıyla birlikte su seviyesi alçalınca baraj gölünün üzerinde yüzen çöpler adeta mahalleye miras kaldı.

Gümüşhane’nin Torul ilçesi sınırlarındaki Torul Baraj gölünde enerji üretimine hız verilmesi ve su kaynaklarının azalmasıyla birlikte su seviyesi alçalınca baraj gölünün üzerinde yüzen çöpler adeta mahalleye miras kaldı.


Vauk dağından doğarak Gümüşhane kent merkezi, Torul ve Kürtün ilçelerini derin vadiler oluşturarak Giresun’un Tirebolu’ ilçesine ulaşarak 160 kilometre sonra Karadeniz’e dökülen ve Türkiye’nin en hızlı akan çaylarından birisi olan Harşit çayı üzerinde enerji üretmek amacıyla yapılan Torul Baraj gölünde enerji üretimine hız verilince barajın su seviyesi düştü.


Barajı besleyen Harşit çayı ve yan derelerdeki su kaynaklarının da azalmasıyla barajda su seviyesi yaklaşık 20 metre alçalırken, bir ay önce barajın üzerinde yüzen tonlarca çöp Torul ilçesine bağlı Çamlıca ve Köprübaşı mahallesindeki kıyılarda kaldı.


Doğduğu yerden itibaren geçtiği tüm köy, belde, ilçe ve il merkezinde kenarlarına ve çevreye atılan çöplerin yağmur yağışlarıyla birlikte taşınması sonucu baraj gölünün etrafındaki sahil bandı, tarım arazileri, bahçelerin bitişikleri ve koylar çöplerle doldu.


Önümüzdeki aylarda su seviyesinin daha da düşecek olmasıyla birlikte pis koku, çöl manzarası ve rüzgar eşliğinde toza maruz kalan mahalle sakinleri sorunlarının biran önce çözülmesi için ilgili ve yetkililerden yardım bekliyor.


Çamlıca Mahallesi sakinlerinden gazeteci-yazar Turgay Bostan, bir ay öncesine kadar en üst seviyedeki baraj gölünün yüzeyinde gezen çöplerin su seviyesinin düşmesiyle birlikte ev ve bahçelerinin diplerinde kaldığını, baraj gölünün sahra çölünü andıran bir görüntüye büründüğünü söyledi.


Geçtiğimiz ay konunun basında yer almasının ardından ilgili genel müdürlüğün Torul Barajındaki bu sorunun çözümüne yönelik proje çalışmasına başladığına dair bilgi aldıklarını ve bu çalışmanın biran önce sonuçlanmasını istediklerini kaydeden Bostan, “2020 yılının yaz ortasındayız ve Torul Baraj gölünde şuanda değişen hiçbirşey yok. Yıllardır tekrarlanan manzara bu. Su seviyesi çok düştü, barajın çevresi balçıkla kaplanmış, çöpler olduğu yerde duruyor. Biz Çamlıca ve Köprübaşı Mahallesi sakinleri olarak bu durumdan oldukça muzdaribiz. Defalarca yetkililere yaptığımız başvurulardan olumlu cevap alamadık. Şirket özel bir şirket olduğu için elbette enerji üretmek isteyecektir. Bunun için de su seviyesini olduğundan fazla düşürüyor. Bu yönetmeliklere aykırı. Bunu denetleyecek olan kurum denetimini yapmalı. Denetimsizlik yüzünden burada her yıl bir çevre felaketi yaşandığını hep birlikte görüyoruz. Bu feci manzaranın yeniden yaşanmaması için ilgili kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında doğdu, Diyarbakır’da sağlığına kavuştu Mardin’in Kızıltepe ilçesinde nadir görülen bir doğumsal anomali ile dünyaya gelen bebek, Diyarbakır’da gerçekleştirilen başarılı tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında (gastroşizis) doğan bebek, doğumun hemen ardından acil müdahale kapsamında ambulansla Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildi. Hastaneye ulaştırılan bebek, zaman kaybedilmeden gece saatlerinde ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Suat Çal tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi altına alındı. Yaklaşık bir ay süren titiz tedavi sürecinin ardından bebeğin genel sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu işlemleri gerçekleştirildi. Op. Dr. Çal, gastroşizisin doğumda karın duvarının tam gelişmemesi sonucu bağırsakların karın dışında bulunmasıyla ortaya çıkan ciddi bir tablo olduğunu belirterek, "Bu tür vakalarda en önemli unsur hızlı sevk ve erken cerrahi müdahaledir. Doğumdan hemen sonra yapılan doğru müdahale ve yoğun bakım süreci sayesinde bebeğimiz sağlığına kavuştu. Multidisipliner ekip çalışması bu başarıda büyük rol oynadı" dedi. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise vaka sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İlimizde sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve koordineli şekilde yürütülmesi sayesinde bu zorlu vaka da başarıyla sonuçlanmıştır. Sevk sürecinden ameliyata, yoğun bakım takibinden taburculuğa kadar emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın en ileri düzeyde sağlık hizmetine erişimi için çalışmalarımız kararlılıkla devam etmektedir" ifadelerini kullandı. Zorlu bir süreci başarıyla atlatan bebeğin sağlığına kavuşması, hem ailesine hem de sağlık çalışanlarına büyük mutluluk yaşattı. Yetkililer, bu tür vakalarda erken müdahale ve ekip koordinasyonunun hayati önem taşıdığını bir kez daha vurguladı.
Gaziantep Antikacılardan antika tutkunlarına uyarı: "Her eski antika değil" Son zamanlarda çevrimiçi platformlarda eski ev eşyalarının yüksek fiyatlarla satışa çıkarılması ve bu ürünlerin gerçek değerinin çok üstünde fiyatlarla satılması konusunda vatandaşları uyaran antikacılar, her eskinin antika olmadığını belirtti. Antika piyasasında ürünlerin gerçek değerinin çok üzerinde fiyatlarla satılması vatandaşları özellikle de antika tutkunlarını mağdur ediyor. Bir dönemin vazgeçilmezi olan fincan ve perde gibi eşyalar ile geçmiş döneme ait olan ancak antika olmayan ürünler, çevrimiçi platformlarda veya sosyal medya üzerinden yapılan antika mezatlarında antikacı olmayan kişiler tarafından "nostaljik" ya da "antika" adı altında fahiş fiyatlarla satılıyor. Antikacı olmayan kişilerden alışveriş yapılmamalı 70’li ve 80’li yıllara ait eski eşyaların fahiş fiyatlarla satılmaya çalışıldığına dikkat çeken Gaziantep’teki antikacılar, her eski eşyanın antika olmadığını belirterek, vatandaşlara yeterli araştırma yapmadan ve antikacı olmayan kişilerden alışveriş yapmamaları konusunda uyarıda bulunuyor. Antikacılığı babasından öğrenen ve çocukluğundan beri antikacı olan 65 yaşındaki Menderes Kaya, 40-50 yıl öncesine ait eşyaların antika sayılamayacağını belirtti. "Mutlaka bir uzmana danışılmalıdır" Antikanın belli kriterlere bağlı olduğunu belirten Kaya, eski eşyaların sadece nostaljik bir değere sahip olduğunu ifade ederek, "Antika olması için bir eşyanın hem çok eski hem de nadir olması lazım. Eski tür eşyalar satın alınmadan önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır" dedi. "Bu sanatı babamızın teşvikiyle öğrendik" Küçük yaşlarda babasının topladığı antika eserlerle tanıştığını belirten Kaya, "Rahmetli babam bu sanatla uğraşırdı. Osmanlı dönemine ait tüfek, tabanca, kılıç, kama ve hançer gibi malzemeleri toplardı. Eski malzemelerin namlusunun üzerine ağaçlarla imitasyon süsleme yapardı. Bir kısmı eski parçalar olan eski orijinal parçaları yenileriyle takviye edip bir bütün hale getirirdi. İki kardeşim daha vardı, onlarla birlikte bu sanata başladık. Bu sanatta babam 29 tane eleman yetiştirdi. Bizler de o elemanların yanında yetiştik. Bu yaptığımız tüfek, tabanca ve diğer malzemelerin nakış işlerini bizler yapardık. Antik eski namlulu silahlar bir bütün hale getirildiğinde demir üzerine, ahşap üzerine gümüş veya altın kakma sanatı yapmaya başladık. Bu sanatı babamızın teşvikiyle öğrendik. Yıllardır da hala bu meslekle uğraşıyorum" dedi. "Bir parçanın antika olabilmesi için işlenmiş olması lazım" Her eski malzemenin antika olmadığının altını çizen Kaya, "Eski malzemenin üzerine sanat yapılması lazım. El emeği göz nuru bir emeğin olması lazım. Bir de yapılan malzemenin üzerindeki sanatkarın çalışmış olduğu maden de önemlidir. Orijinal Osmanlı kale tüfeği üzerine yapılan çalışma bile alüminyum sarı telle değil de altın gümüş kakma sanatıyla yapılması lazım. Ticaret amaçlı alüminyum çalışma yapıyorlar. Bu tür eşyalara ‘orijinal’ diyorlar ama orijinal olmadığını, imitasyondan yapıldığını söylemeleri lazım. Her malzeme antika değildir. Antika üzerinde sanat, emek ve göz nuru olmalıdır. Antika eserin tarihi olarak, özgeçmiş olarak antik bir zamanı bünyesinde barındırması lazım. Eserin üzerinden 100 yıl geçmesi lazım. Bir parçanın antika olabilmesi için işlenmiş olması lazım. Eski orijinal malzemeleri yeni döküm olarak yapıyorlar. Sosyal medyada da görüntüyle alıcıyla satıcı arasında bir haberleşme oluyor. Resim gönderiliyor. Satıcı arkadaşımızda, ‘bu eser orijinal mi?’ diye soruyor. Evet, belki resimde orijinal gibi gözüküyor diye orijinal diye satılıyor. Esnaf arkadaşlarımızın buna çok dikkat etmesi lazım" diye konuştu.