ÇEVRE - 23 Mart 2026 Pazartesi 08:59

Gümüşhane’de baharın renkleri kışın beyazıyla kucaklaştı

A
A
A
Gümüşhane’de baharın renkleri kışın beyazıyla kucaklaştı

Gümüşhane’de kışın sert yüzü baharın renkleri ile buluşmaya başladı. Torul Barajı çevresinde meyve ağaçları çiçeklerle bezenip pembe bir örtü oluştururken, şehrin yüksek zirveleri hala beyaz gelinliğini koruyor. Zigana’nın yeşil yamaçlarında kendini gösteren papatyalar, karlı dağların gölgesinde baharı müjdeliyor.


Gümüşhane’de Mart ayının son günlerine doğru doğa, adeta bir ressamın paletinden çıkmışçasına renklenmeye başladı. Şehrin coğrafi yapısı nedeniyle oluşan rakım farkı, kış ve bahar mevsimlerinin aynı anda yaşanmasına olanak sağlıyor. Özellikle Torul ilçe merkezinde ve Torul Barajı havzasında sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte meyve ağaçları çiçek açtı. Barajın kenarındaki pembe ve beyaz çiçekler, bölge halkı ve fotoğraf tutkunları için eşsiz manzaralar oluşturuyor.


Efsanevi Zigana Geçidi’nin hemen alt kısmında yer alan Zigana köyünde ise baharın ilk habercileri olan papatyalar yüzünü gösterdi.


Yeşil çimenlerin üzerinde açan papatyalar, arka planda hala karla kaplı olan heybetli zirvelerle birlikte görüntülendi. Doğanın bu uyanışı, bölgedeki hayvancılık faaliyetlerini de hareketlendirdi. Koyun sürülerinin taze otlarla buluştuğu yamaçlar fotoğrafçılar için eşsiz manzaralar sunmaya başladı.


Harşit Çayı üzerindeki Torul Barajı çevresi, baharın en canlı renklerine ev sahipliği yapıyor. Badem ve kayısı ağaçlarının dallarını süsleyen çiçekler, suların dinginliğiyle birleşince ortaya kartpostallık görüntüler çıkıyor.



Gümüşhane’de baharın renkleri kışın beyazıyla kucaklaştı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Elazığ’lı öğretmen 16 yılda bin 500 model araba topladı Elazığ’da sanat tarihi öğretmenliği yapan Kürşat Ezgen, yıllar içinde oluşturduğu bin 500 parçalık model araba koleksiyonuyla dikkat çekiyor. Elazığ’da Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı bir okulda görev yapan Sanat Tarihi Öğretmeni Kürşat Ezgen, 2009 yılında eşinin hediye ettiği ilk model arabayla başladığı koleksiyonunu bugün bin 500 parçaya ulaştırdı. Model arabanın yanı sıra para, pul, kitap, kaset ve CD gibi farklı alanlarda da koleksiyon oluşturduğunu belirten Ezgen, sokakta, gerçekten görülebilecek marka araçları tercih ettiğini, aynı zamanda ütopik ya da film araçlarını da koleksiyonuna eklediğini kaydetti. Koleksiyonundaki araçların marka, seri, detay, renk, ağırlık ve malzeme bakımından birbirinden farklılaştığını, aynı modelin regular ve premium versiyonlarının bir arada bulunduğunu da belirten Ezgen, kişisel koleksiyonunu çocuklarına miras bırakmak istediğini ifade etti. Araba koleksiyonuna başlama serüveni hakkında bilgi veren Ezgen, " Her şeyden önce koleksiyonculuk şahsi bir şeydir, kişinin kendi zevk aldığı bir uğraştır. Kimisi peçeteden koleksiyon yapar, kimisi ağaç yaprağından, kimisi böcek toplar. Ben de elimden geldiğince birkaç farklı koleksiyon oluşturuyorum. Para, pul, model araba, eski albümler, kasetler, CD’ler, filmler ve kitap koleksiyonum var. Kaktüs koleksiyonum da vardı ancak canlı oldukları için kış mevsiminde sergilemeye müsait değiller. Araba, her erkek çocuğun büyürken yüreğinde yer eden bir tutkudur. Benim çocukluğumda ise şartlar ve imkanlar nedeniyle bu oyuncaklara pek ulaşamıyorduk. 2009 yılında, 25 yaşlarındayken eşim bana ilk model arabamı aldı. O günden bu yana neredeyse hiç ara vermeden, bazen az bazen çok, toplamaya devam ettim" dedi. Koleksiyonunun büyüklüğünü ve çeşitliliğine de değinen Ezgen, " Şu an elimde bin 500 civarında araç var. Bu araçlar asla birbirinin aynısı değil, markalara ve her markanın kendi içindeki serilerine göre farklılık gösteriyor. Aynı aracın düz ( regular) versiyonu da var, premium versiyonu da. Detay, renk, ağırlık ve malzeme bakımından hepsi birbirinden ayrışıyor. Koleksiyonu herkes kendi zevkine göre şekillendirir. Kimisi ütopik araçları, kimisi film araçlarını toplar. Benim ilgimi daha çok sokakta, normal yolda görebileceğimiz gerçek marka araçlar çekiyor. Bu hobinin ne zamana kadar süreceğini bilmiyorum ama muhtemelen benden çocuklarıma kalacak. Bu ürünler oyuncakçılarda satıldığından çocuklara yönelik görünüyor ancak oyuncak reyonunda hevesle ararken insanların değişik bakışlarıyla karşılaşabiliyorum. Şimdiye kadar ‘senin yaşında bununla ne yapacaksın’ diyen olmadı ama olursa verecek cevabım hazır. Herkes geleceğine yatırım yapıyor, ben geçmişime yatırım yapıyorum" şeklinde konuştu. Ezgen’in hediye ettiği oyuncak arabalardan koleksiyon yapmaya başladığını dile getiren Asaf Eymen Turhan (10) ise, " Kürşat hocanın hediye ettiği birkaç araba ile başladım. Aslında ilk başta ondan görmüştüm ve başladım. Şu ana kadar 100 tane oldu. bundan sonra da devam ettirmeyi düşünüyorum" diye konuştu.
Osmaniye Osmaniye’de 47 yıllık berberin 41 yıllık bisiklet sevdası Osmaniye’nin Bahçe ilçesinde 58 yaşındaki Ertuğrul Gül, 17 yaşında satın aldığı bisikletine 41 yıldır gözü gibi bakıyor. Yıllarca ne otomobil ne de motosiklet alan Gül, hayatını iki teker üzerinde sürdürmeye devam ediyor. Bahçe ilçesinde yaşayan 58 yaşındaki erkek kuaförü Ertuğrul Gül, 47 yıldır sürdürdüğü mesleğinin ilk yıllarında kazandığı parayla aldığı bisikletine 41 yıldır gözü gibi bakıyor. Henüz 11 yaşında çırak olarak başladığı erkek kuaförlüğü mesleğinde yarım asra yaklaşan Gül, yıllar içinde kazandığı emeğin ilk meyvesi olan bisikletinden hiç vazgeçmedi. 17 yaşındayken kendi kazancıyla aldığı bisikletinin faturasını bile saklayan ve her yere bisikleti ile giden Gül, bugüne kadar otomobil ya da motosiklet sahibi olmadı. Bisikletine gözü gibi baktığını ve her yere onunla gittiğini söyleyen Ertuğrul Gül, "79 yılından beri erkek kuaförü olarak berberlik yapmaktayım. 1985’te aldığım Bisan marka bisikleti 41 yıldan beri hala kullanmaktayım. Herhangi bir kaza falan yapmadım çok şükür. O günden beri kız gibi saklıyorum, kız gibi bakıyorum. İlk aşkım desem doğrudur yani. Herhangi bir kazam falan yok, herhangi bir şeye de bulaşmadık. O günden beri biniyorum, her türlü işime, sağa sola gezmeye onunla gidiyorum. Çok şükür. Böyle bakıyorum, faturası da duruyor. 41 yıldan beri faturasını da saklıyorum" dedi.
Sivas Gün boyu insanlar fark etmeden yanından geçiyor, Anadolu’nun en büyük ahisi burada yatıyor Tarih araştırmacısı ve yazar İbrahim Denizli, Anadolu’da 13. yüzyılda gelişen Ahilik geleneğinin önemli temsilcilerinden Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc’ın hayatı hakkında bilgiler verdi. Sivas’ta yol ortasında bulunan türbeyi çoğu kişi fark etmeden yanından geçiyor. Tarih araştırmacısı ve yazar İbrahim Denizli, Anadolu’nun en büyük ahilerinden biri olarak kabul edilen Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc hakkında önemli bilgiler paylaştı. Sivas’ta yolun tam ortasında bulunan türbeyi ise birçok sürücü ve yaya, günlük hayatın yoğunluğu içerisinde türbenin hemen yanından geçerken, çoğu zaman bu tarihi ve manevi değerin farkına varamıyor. Ahilik geleneğinin 13. yüzyılda Anadolu’da ortaya çıktığını belirten Denizli, bu yapının meslek ahlakı ile tasavvufi değerleri bir araya getiren önemli bir sosyo-ekonomik sistem olduğunu ifade etti. Ahiliğin helal kazanç, dürüstlük ve dayanışma esasına dayandığını vurgulayan Denizli, kaliteli üretim, müşteri memnuniyeti, cömertlik, alçakgönüllülük ve doğruluğun bu sistemin temel ilkeleri arasında yer aldığını kaydetti. Ecdadın asırlar önce kurduğu bu sistemin, günümüzde ‘tüketici hakları’ anlayışıyla benzerlik gösterdiğine dikkat çeken Denizli, Ahiliğin toplumsal düzen ve ekonomik hayat açısından büyük önem taşıdığını söyledi. "Ahi mektebinin önemli temsilcilerindendir" İbrahim Denizli, Ahir Emir’in esnafı manevi bakımdan disipline ettiğini belirterek, "Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu’da gelişen, meslek ahlakı ile tasavvufi değerleri birleştiren, helal kazancı, dürüstlüğü ve dayanışmayı esas alan sosyo-ekonomik bir kurumdur. Temel ilkeleri; kaliteli üretim, müşteri memnuniyeti, cömertlik, alçakgönüllülük, doğruluk, yardımlaşma ve ‘elini, dilini, belini bağlı tutmak’ üzerine kuruludur. Ecdadımızın 13. Yüzyılda kurduğu sistemi, biz bugün ‘Tüketici hakları’ olarak hayatımıza yerleştirmiş değiliz. Ahi Emir, Sivas’ın Ahi velilerindendir. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Eldeki bilgilere göre 1262 yıllarında doğduğu tahmin edilen Ahi Emir Ahmed, muhtemelen Horasan’lıdır. Daha sonra Anadolu topraklarına intikal ederek önce Bayburt’ta yerleşmiş, sonra Sivas’ta karar kılmıştır. Esnafı manevi bakımdan disipline eden Ahilik mektebinin önemli temsilcilerinden olan bu kişinin vakıf kayıtlarında tam ismi ‘Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc’ olarak belirtilmiştir. 1333 tarihinde vefat ettiği tahmin edilmektedir. Halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan türbesinde yatmaktadır" diye konuştu.