GÜNDEM - 10 Ocak 2014 Cuma 12:57

32,5 yıl sonra tahliye oldu kitabevi açtı

A
A
A
32,5 yıl sonra tahliye oldu kitabevi açtı

Türkiye'de, en uzun süre cezaevinde kalan siyasi mahkum unvanıyla tanınan Tahir Canan, Kocaeli'nin Gebze ilçesinde kitabevi açtı.

Türkiye'de en uzun süre cezaevinde kalan siyasi mahkum unvanını elinde bulunduran ve geçen yıl kanunlaşan 4. Yargı Paketi kapsamında toplam 32.5 yıl tutukluluğun sonunda 30 Nisan 2013 tarihinde Bandırma M Tipi Cezaevi'nden tahliye olan Tahir Canan, kitabevi açarak yeni bir hayata başladı.

Tahliye olduktan sonra hayata yeniden tutunmaya çalışan Canan, şöyle konuştu: “1953 yılında Adıyaman'da doğdum sonra ailemle birlikte Gaziantep’e taşındık. Orada terzilik yapmaya başladım. Bir bayram arefesiydi, biri vurulmuş diye duyduk. Yaklaşık 15 kişi olay yerine gittiğimizde ‘Kölezlerin oğlu vurulmuş’ dediler. Sağ görüşlü biriydi, ancak şu bir gerçek; öldürülecek bir insan değildi. Temiz ve sıradan okumak için sağcı olmuş, ailecek bizim gibi çalışan emekçi insanlardı. Nasıl öldürüldüğü sorusunun karşılığı ise bu gün Kenan Evren’in konuşmalarıdır. Biz 'süreci olgunlaştırmak için bekledik' Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı bu! Bunlar cinayet işlemişler, katliam yapmışlar, bugün 12 Eylül duruşmalarında tabloya baktığımızda net olarak görüyoruz. Kenan Evren ve arkadaşı Tahsin Şahinkaya, Taksim katliamı, Maraş, Sivas ve Çorum olaylarında tamamen katliam yapmışlardır, tek tek yapılan cinayetler ve faili meçhuller ise kontrgerilla işidir. Biz sıradan bir terziydik"
Hapishane’de geçirdiği 32.5 yılı anlatan Canan, şunları söyledi: “12 Eylül’de önce başlayan insansızlaştırma politikasıydı, ama o dönem uygulayamadılar. O dönemde öğrenci hareketleri çok yüksek, işçi hareketleri çok yüksek, işte o dönemin işçi hareketleri 1.5, 2 milyondu. Hani Halit Narin diyordu ya, ‘Bizim anamız ağlıyor onlarında anası ağlayacak’, evet, o kavram şimdi gerçeğe döndü. 12 Eylül öncesi işverenlerin anası ağlıyordu." 12 Eylül’den sonra işçinin anasının ağlamaya başladığını belirten Canan, şöyle konuştu: "Bugün benim tahliye olmam ya da başkalarının tahliye olması ‘özgürlük’ anlamına gelmiyor. Tam olarak özgürlüğü yaşadığımız anlamına da gelmiyor. Hapishaneden çıkan bir insanın herhangi bir sosyal güvenliği yoktur, ailesi arkadaşları ve çevresi sahip çıkmadığında tamamen sokakta kalıp suç işlemeye yatkındır. Dolayısı ile hapishaneler dışarının iç yansımasıydı. Dışarıda insanlar nasıl acı çekiyorsa, içerideki insanlarda acı çekiyordu. 12 Eylül de tam anlamıyla cendere, 'karıştır barıştır' dönemiydi, işkencelerin hat safhaya ulaştığı, avludan içeri girmeden yüzlerce gardiyan dizilmiş seni pataklıyor. Ne yaptıkları ne yapmak istedikleri hiç belli değil. Ama sadece insanların onurunu, gurunu kişiliğini ezmek için. O ağır işkence döneminde çok insan hayatını kaybetti. Ölenlerin istatistikleri yoktur. Çünkü çoğuna gerekçe uydurdular. Kalp krizi, hastalıklar, beyin travması gibi ama hiçbirine tıbbi bir açıklama yapılmadı."

Ali Ufuk Arıkan arkadaşıyla birlikte kendi hayatına ilişkin bir kitap yazma çalışması içine girdiğini anlatan Canan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Büyük Tutsaklı adında kitabımız çıktı. Onun devamında dost ve arkadaşların dayanışmasıyla sıfır sermaye ile kendimi bu kitabevinin içinde buldum. Burası aydınlanmanın aracı. Bütün topluma aydınlık bir şey verebilirsek, o bizim kârımız olacak, yaşım 60 oldu. Bir mülkiyet hırsızlığından çok aydınlanmaya ne kadar çok katkım olabilir. İşçilerin mücadelesine ne kadar katkım olabilir. Onun mücadelesini veriyorum. Bu kitabevinin onları mücadelesine katkı sunmak adına önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin veya Gebze’nin böyle kitabevlerine ihtiyacı var. Burada genelde özgürlüğü anlatan kitaplar var, çünkü özgürlüğün acısını çeken biriyim.”

15 Mayıs 1979'da terzi atölyesinin bulunduğu Gaziantep'te siyasi amaçla adam öldürme iddiasıyla tutuklanan Canan, 12 Eylül darbesinden sonra Adana Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından 1987 yılında 36 yıl ağır hapis, bin 916 lira ağır para cezasına çarptırıldı. 12 yıl hapis yatan Canan, 1991 yılında Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi tarafından şartlı tahliye edildi. 16 Mayıs 1993'de annesini ziyarete giderken Adıyaman Malatya yolunda kimlik kontrolü sırasında yeniden tutuklandı. 30 Nisan 2013 tarihinde Bandırma M Tipi Cezaevi'nden tahliye oldu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Ersoy: "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahip" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin konservasyon ve restorasyon alanında dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını belirterek, "Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" dedi. Bakan Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Konservasyon Laboratuvarı’nda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek, son yıllarda yapılan yatırımların Türkiye’yi arkeoloji ve kültürel miras alanında uluslararası ölçekte güçlü bir konuma taşıdığını vurguladı. "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" Konservasyon laboratuvarlarında hem ekip hem de ekipman açısından ciddi yatırımların yapıldığını aktaran Bakan Ersoy, "Bunun somut sonucu olarak, bu merkezlerde bugüne kadar 251 binden fazla eser restore edilerek kültür hayatımıza kazandırıldı. Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" ifadelerini kullandı. "Pek çok ülkeden ekipler, eğitim almak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor" Türkiye’nin sahip olduğu teknik altyapı ve uzman insan kaynağının birçok ülke tarafından yakından takip edildiğini belirten Ersoy, "Pek çok ülkeden uzman ekipler, eğitim almak ve deneyim paylaşmak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor. Bu durum, ülkemizi arkeoloji ve kültürel mirasın korunması alanında uluslararası düzeyde ayrı bir noktaya taşıyor" açıklamalarında bulundu. Ersoy, laboratuvarların yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede de bilimsel veri ve teknik analizlerle kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Konservasyon altyapısına ilişkin bilgiler de paylaşan Bakan Ersoy, Genel Müdürlük bünyesinde 11 aktif laboratuvarın bulunduğunu ve 281 uzman personelle hizmet verildiğini söyledi. Kazılardan çıkan eserlerin, sergilenene kadar birçok bilimsel işlemden geçtiğini aktaran Ersoy, ahşap, taş, metal, bronz ve tekstil gibi farklı malzemeler için ayrı uzman ekiplerin görev yaptığını; müdahale yöntemlerinin laboratuvar analizlerine göre belirlendiğini kaydetti. Bakan Ersoy, tekstil konservasyonu çalışmalarına da değinerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki doğduğu evde sergilenen kişisel eşyalarının da bu laboratuvarda titizlikle korunduğunu hatırlattı. "Atatürk’ün ailesine ait kişisel eşyalar, Cumhuriyet Müzemizde geçici olarak sergilendikten sonra burada bakım ve onarımları yapılarak yeniden Selanik’teki Atatürk Evi’ne gönderildi" diyen Ersoy, laboratuvarların her türlü malzemeye müdahale edebilecek teknik yeterliliğe sahip olduğunu vurguladı. "256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz" Geleceğe Miras Projesi kapsamında kazı faaliyetlerinin hızla arttığını kaydeden Ersoy, "Bugün 256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz. Artan kazı bütçeleriyle, son 60 yılda yapılan çalışmaları önümüzdeki 4 yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu yoğunluk, konservasyon kapasitemizi daha da güçlendirmemizi zorunlu kılıyor" dedi. Bakan Ersoy, sahada ve laboratuvarlarda görev yapan tüm uzmanlara teşekkür ederek, Türkiye’nin kültürel mirasını bilimsel yöntemlerle koruma ve geleceğe aktarma kararlılığının artarak süreceğini ifade etti.