DÜNYADAN FUTBOL - 11 Kasım 2014 Salı 17:43

Antalyaspor’da Korukır dönemi resmen sona erdi

A
A
A
Antalyaspor’da Korukır dönemi resmen sona erdi

Antalyaspor’da görevine son verilen teknik direktör Engin Korukır, görevden alınmalarının nedeni olarak son 3 maçtaki performanslarının gösterildiğini belirterek, “İçimize sindiremiyoruz. Neden gittiğimizi bilmiyoruz. Bizi resmen kovdular” dedi.

PTT 1. Lig ekiplerinden Antalyaspor’da görevden alınan teknik direktör Engin Korukır, kulüp tesislerinde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya antrenörler Selim Özer, Nihat Köksal, Yaşar Kıyar, Taşkın Darcan da katıldı.

Toplantıda bir hayli üzgün olduğu görülen Korukır, en zor basın toplantılarından birini yaptığını belirterek, göreve başladığından bu yana ekibine destek olan herkese teşekkür etti.

KABAHATİMİZ YOK

Yapılan eleştirilerden dersler çıkardıklarını dile getiren Korukır, “Ama şunun bilinci içindeyiz; bu güzel kulüpte göreve başladığımız 30 Haziran’dan itibaren görevimizi hiç aksatmadan disiplin ve özveri ile yaptık. Geriye baktığımız zaman geçen süre içinde ne hata yaptığımızı araştırdık. Düşündüğümüzde eleştirilecek çok az kabahatimizin olduğunu görüyoruz. Çünkü futbolun çok güzel bir oyun olduğunu biliyoruz. Bu meşakatli oyununda çok çalışırsanız sonucuna varırsınız. 9 haftalık lig maratonu, ondan evvelki kamp dönemlerinde hazırlık maçları, bu takımın bizler adına ileride iyi yere geleceğinin ışığını veriyordu” diye konuştu.

NEDEN AYRILDIĞIMIZI BİLMİYORUZ

Kasın ayının sonuna doğru takımın çok daha iyi yere geleceğini söylediğini hatırlatan Korukır, “Kasım ayının sonunu teknik ekip olarak göremedik. Bunda bizim kabahatimiz de vardır. Bu değerlendirilir. Şundan eminiz ki; kulübümüze en küçük bir eksikliğimizin olduğunu düşünmüyorum ve kabul etmiyorum. Niçin ayrıldığımızı da bilmiyorum. Yönetimle konuştuğumuzda son 3 -4 haftadır takımdaki gidişattan memnun olmadıklarını söylediler. Ama şimdiye kadar galibiyetler ve beraberliklerde futbolcularım verdiğim görevleri çok iyi yaptılar. Altınordu maçında da futbolcuların performansı iyiydi. O futbolcuların hakkını yemek ne benim ne de başkasının haddine. Çünkü biz çok iyi çalıştık. Rakipleri iyi analiz yaptık. Hiçbir zaman mesai saatinden ödün vermedik” şeklinde konuştu.

TEK BİZ KONUŞTUK

Korukır, Altınordu maçında verilmeyen penaltı ve gösterilmeyen kırmızı kartı sadece kendilerinin konuştuğunu, başkasının gündeme getirmediğini vurgulayarak, "Yönetim de bu kaseti izlesin ve analiz yapsın. Herkes kendi adına konuşuyor. Arka arkaya kaçırdığımız iki gol pozisyonu var. Bunlar hiç gündeme gelmedi. Bazı şeyleri söylememiz lazım. Maçı kaybettiysek hata bizimdir. Biz hiç korkmadan 'ya birinci ya da ikinci olacağız' dedik. Hem kendimize özgüven hem de futbolcularımıza güvendiğimiz için bunu söyledik. Bunu söyleyen başka birisi oldu mu? Teknik heyetin haricinde olmadı” ifadelerini kullandı.

"BÜYÜK CAMİA, KÜÇÜK DÜŞÜNCEYLE YÖNETİLEMEZ"
Yanlış hiçbir şey yapmadıklarını savunan Korukır, "Gönderilmemiz son 3 maçtaki performansımızla ilgiliyse de bunun takdirini herkese bırakıyorum. Ne yapmamız gerekiyordu onu da bilemedim. Bir ricam var; benden sonra gelen teknik direktöre çok fazla sahip çıksınlar. Gerek taraftar gerek yönetim kurulu. Kendini güçlü hissetsin ve çalışsın. Bana göre çok büyük bir camia burası. Büyük camia büyük şekilde yönetilir. Küçük düşüncelerle yönetilemez. Ben büyük düşündüm.Yarın yine göreve gelsem bu kez birinci olacağız derdim. Hatam olduysa herkesten özür dilerim” açıklamasında bulundu.

FUTBOLCULARIM NAMUSLU

Korukır, futbolcuların Altınordu karşısında maçı bilerek kaybettiği iddiaları ile ilgili ise, "Futbolcularımın hepsi en düzgün, en namuslu insanlardır. Onlara kim böyle bir şey söylerse Allah da affetmez. Benim futbolcularımla böyle zihniyette birinin olacağını düşünmüyorum. Geçen seneki oyuncuların da çoğunu tanıyorum. Benim futbolcularım kendi mesleğine ihanet etmez. Bu yapılan onlara saygısızlıktır” açıklamasını yaptı.

HAYATIM BOYUNCA UNUTMAYACAĞIM BİR KULÜP

Telefonla görevine son verilmesi hakkında Korukır, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Hoş bir durum değil. Beni telefonla arayan insan da beni buraya kazandıran insandır. Onun art niyetli olduğunu düşünmüyorum. Hakkımı bir kişiye helal etmiyorum demiştim. O bir kişiye de hakkımı helal ediyorum. Biz böyle gönderilmedik. Aynı durum kendilerine uygulansa ne yaparlardı? Ben namus ve şerefe çok dikkat ederim. Burası benim hem namusun hem şerefimdir. Ben burada böyle çalıştım. Bu benim ilk kulübüm de değil, son kulübüm de değil. Hayatım boyunca unutmayacağım kulüptür."

BİZİ RESMEN KOVDULAR

9 maçta 18 puan aldıklarını kaydeden Korukır, “Maç başına 2 puan almışız. Bu böyle devam ederse açık ara şampiyonduk. Camialar kalıcı, kişiler gelip geçicidir. En büyük hedefim bu takımın Süper Lig'e çıkmasıdır. Beni en çok mutlu edecek şey budur. Takımın Süper Lig'e çıkacağına inanıyorum. İçimize sindiremiyoruz. Neden gittiğimizi bilmiyoruz. Bizi resmen kovdular" dedi. 

İSA AKAR - ALPARSLAN ÇINAR
ANTALYA 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Kocasını öldüren kadından tüyler ürperten savunma Kocaeli’nin İzmit ilçesinde tartıştığı kocasını silahla vurarak öldüren kadın, ilk kez hakim karşısına çıktı. Kocasının terör örgütü geçmişi bulunduğunu, uyuşturucu madde kullandığını iddia eden sanık, "Bana doğru hamle yapınca bir anda tüfek ateş aldı. Korkutmak amacıyla silahı elime almıştım. Bilerek, isteyerek yapmadım. Öldüğünü bile cezaevinde öğrendim. 11 yıl onun zulmüne şiddetine maruz kaldım" dedi. Olay, 19 Temmuz 2025 tarihinde Alikahya Fatih Mahallesi’nde bulunan 3 katlı evin 1. katında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Fatmanur Okur (36) ile eşi Şükrü Okur (29) arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine kadın, evde bulunan tüfekle 1 çocuk babası eşine ateş etti. Şükrü Okur kanlar içinde yerde kalırken, ihbar üzerine adrese sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, Şükrü Okur’un hayatını kaybettiğini belirledi. Gözaltına alınan kadın, emniyette tamamlanan işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. "Bana ceza olsun diye kuşumun ve kedimin kafalarını kesti" Kocaeli 8. Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya, tutuklu sanık Fatmanur Okur (36), maktul Şükrü Okur’un (29) babası müşteki Hacı Ahmet Okur, tanıklar ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada savunma yapan Fatmanur Okur, 11 yıllık evlilikleri boyunca eşinin uyuşturucu bağımlılığı ve şiddetiyle mücadele ettiğini ileri sürdü. Eşinin geçmişte terör örgütü DEAŞ mensubu olmak suçundan cezaevine girdiğini öne süren sanık, "Daha önce boşanmak istedim ancak kafama silah dayadı, kızıma ve aileme zarar vereceğini söyledi. Kayınbabam da biliyor kasti olarak Şükrü’yü öldürmeyeceğimi. Bana ceza olsun diye kuşumun ve kedimin kafalarını kesti. Dayaklarından dolayı 3 kez düşük yaptım. Eşimi sürekli sokaklardan topladım" dedi. Olay gecesini anlatan Fatmanur Okur, "Olay gecesinde çocuğumla yemek yiyorduk. Uyuşturucu etkisindeydi. Çocuğun ondan olmadığını iddia etti. Gece sakinleştirdim, yemeğini yedirdim. Çocuğum ile uyuyakaldım, bir süre sonra beni uyandırdı. Beni bir kadının evine götürüp pazarlamak istedi. Madde krizine girdiğinde farklı eylemlerde bulunuyordu" diye konuştu. "Güzel kafa keserim iyi bilirsin" Okur, savunmasına şöyle devam etti: "Uyuyakalmıştım. ’Kalk gidiyoruz, geldiler’ dedi. Kızım seslere uyandı, onu tekmeledi. ’Tamam kendimi satacağım, sana uyuşturucu alacağım’ dedim. Sonra çocuğumu uyuttum. Üst kattan babamın tüfeğini aldım. Geldiğimde yatakta uzanıyordu. Tartıştık, ’Güzel kafa keserim iyi bilirsin’ dedi. Şikayet etmem durumunda bile kendisine bir şey olmayacağını söyledi. Sonra bana doğru hamle yapınca bir anda tüfek ateş aldı. Korkutmak amacıyla silahı elime almıştım. Bilerek, isteyerek yapmadım. Öldüğünü bile cezaevinde öğrendim. 11 yıl onun zulmüne şiddetine maruz kaldım." Ayrıca Okur, "Ev hapsi ile yargılanmamın devam etmesini talep ediyorum" şeklinde konuştu. Cezai ehliyet raporu tam çıktı Mahkeme başkanının, emniyet ve savcılıktaki "eşini uyuduğu sırada vurduğu" yönündeki beyanlarını hatırlatması üzerine sanık, "Şu anki ifadem doğrudur. Ben o şekilde söylemedim, olayı anlattım ancak tutanağı okumadan imzaladım. Cezaevine girmeden önce psikiyatrik tedavi görüyordum ancak şu an ilaç kullanmayı bıraktım" şeklinde savunma yaptı. Duruşmada ayrıca sanık hakkında hazırlanan sağlık raporu da okundu. Mahkeme başkanı, rapora göre sanığın cezai ehliyetinin tam olduğunu bildirdi. "Şükrü çocuğu için ölürdü" Sanıktan şikayetçi olan maktulün babası müşteki Hacı Ahmet Okur ise, "Olayı görmedim. Erzincan’da polisin haber vermesi ile oğlumun öldüğünü öğrendim. Benim uyurken evladımı vurmuş. Bunun ne açıklaması olabilir? Kendilerine 8 sene baktım. Şükrü’nün paraya ihtiyacı yoktu. Ben onlara para gönderiyordum. Oğlumun uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Tartışmaları olunca ben Fatmanur’un tarafını tutuyordum. Şükrü çocuğu için ölürdü, satmak ne demek? Şükrü nasıl sabahın 06.30’unda uyuşturucu içebilir? Ben bunlar için canımı feda ettim. Uyurken oğlumu öldürdü. Oğlum uyuşturucudan 2 sene cezaevinde yattı ancak beraat etti, bu ispatlı. Cinayetin tek başına işlenmediğini düşünüyorum" dedi. Tanık olarak dinlenen sanığın babası Turan K. ise damadının geçmişte DEAŞ suçlamasıyla cezaevinde yattığını iddia ederken, çiftin 3 yaşlarındaki kızlarına kayyum olarak atanan teyze Elifnur ise, "Sanıktan şikayetçi değilim. Şükrü birçok kez ablama şiddet uyguladı. Evlerinde de uyuşturucu gördüm" ifadelerini kullandı. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi.
İzmir Buca’da çöp krizi: Belediye işçileri bu kez ’Nefes alamıyoruz’ diyerek eylem başlattı Buca Belediyesi Temizlik İşleri şantiyesinde biriken çöpler ve oluşan hijyen sorunları nedeniyle işçiler iş bırakma eylemi başlattı. DİSK Genel-İş İzmir 6 Nolu Şube tarafından yapılan açıklamada, insan sağlığını tehdit eden şartlar düzelene kadar şantiyeye giriş-çıkış yapılmayacağı duyuruldu. Buca Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü şantiyesinde insan sağlığına aykırı şartlar, biriken çöpler ve oluşan hijyen sorunları sebebiyle vatandaşın ardından şimdi Buca Belediyesi işçileri de isyan etti. Şantiyedeki ağır koku ve hijyen eksikliğine dikkat çeken işçiler, can güvenliği ve sağlık riskleri nedeniyle şantiyeyi kapatma kararı aldı. "Nefes alma şansı kalmamıştır" Konuya ilişkin DİSK Genel-İş İzmir 6 Nolu Şube tarafından yapılan basın açıklamasında, şantiyedeki durumun katlanılamaz boyutlara ulaştığı belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Buca Belediyesi Temizlik İşleri şantiyesinde yükselen çöp dağları, ortaya yayılan pis koku ve şantiye alanını dolduran pis çöp sularıyla iç içe çalışmaya devam ediyoruz. Buca sokaklarından topladığımız binlerce ton çöp şantiyemize boşaltılmıştır. Artık şantiyede hiçbir canlının nefes alma şansı kalmamıştır. 6331 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu’na istinaden, bu iş yerinde üyelerimizin her türlü pisliğe ve mikroba maruz kalmasıyla can sağlığı riski en üst düzeye çıkmıştır." Şantiye girişe kapatıldı Sendika yönetimi, bugün itibarıyla eylem sürecinin başladığını duyurdu. Alınan karar doğrultusunda, temizlik işleri şantiyesine hiçbir şekilde giriş-çıkış yapılmayacağı, araç şoförleri, kolcular ve şantiye içi personelinin mesai saatlerinde kartlarını basarak şantiye girişinde bekleyeceği, diğer birimlerdeki üyelerin ise çalışmalarına devam edeceği, işçilerin ikinci bir bilgilendirmeye kadar şantiyeye girmeyeceklerini ve hijyen şartlarının iyileştirilmesini bekledikleri ifade edildi. 7 milyon TL’nin üzerinde ceza kesilmişti Öte yandan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü ekiplerinin geçtiğimiz günlerde yaptığı denetimde Mustafa Kemal Mahallesi’nde Buca Belediye Başkanlığı Temizlik İşleri Müdürlüğü tarafından kullanılan şantiye alanında atık depolandığı belirlenmiş, evsel atıkların geniş bir alana yayıldığı tespit edilmişti. Yönetmeliklerde tarif edilen yöntemlere aykırı atık depolaması sebebiyle Çevre Kanunu kapsamında Buca Belediyesi’ne yaptırım uygulanmış, belediyenin aynı adreste son 3 yıl içinde bu fiili 3’ncü kez tekrarlaması sebebiyle ceza tutarı 3 kat daha arttırılarak 7 milyon 38 bin 954 lira ceza kesilmişti.
Ankara Bakan Çiftçi: "Devletimizin kurumlarının kapasitelerini afetlere karşı ortak bir kararlılıkta buluşturuyoruz" İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Ülkemizin bilim, bilgi ve irfan birikimini temsil eden üniversitelerimizle, gençlerin enerjisini devletimizin kurumlarının kapasitelerini afetlere karşı ortak bir kararlılıkta buluşturuyoruz" dedi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) arasında 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla ‘İş Birliği Protokolü İmza Töreni’ düzenlendi. ‘Afete Hazır Üniversite, Afete Hazır Türkiye’ sloganıyla düzenlenen imza töreninde, yükseköğretim kurumlarının afetlere karşı hazırlık kapasitesinin artırılması, risk azaltma çalışmalarının yaygınlaştırılması ve üniversitelerin afet yönetimi süreçlerinde daha etkin rol üstlenmesi hedeflendiği vurgulandı. Bu çerçevede, üniversitelerde afet bilincinin geliştirilmesine yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması, akademik bilgi birikiminin sahaya aktarılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve kampüslerin afetlere dirençli hale getirilmesine yönelik ortak çalışmalar yürütülmesi planlandığı belirtildi. Düzenlenen imza töreninde açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, imzalanan protokolle birlikte afet ve acil durumlar için hazırlık kapasitelerinin genişletileceğini ve bu anlaşma kapsamında ilkokuldan üniversiteye kadar afet bilinçlendirme çalışmaları yapılacağını belirtti. "Türkiye, coğrafyası itibariyle afet türleriyle sıkça karşı karşıya kalmaktadır" İmzalanan anlaşma ile ilkokulda ve üniversitelerde okuyan öğrencilere yönelik kapsamlı eğitimler verileceğini belirten İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Ülkemizin bilim, bilgi ve irfan birikimini temsil eden üniversitelerimizle, gençlerin enerjisini devletimizin kurumlarının kapasitelerini afetlere karşı ortak bir kararlılıkta buluşturuyoruz. Türkiye; coğrafyası itibariyle deprem başta olmak üzere, sel, heyelan, yangın ve diğer afet türleriyle sıkça karşı karşıya kalmaktadır. Doğal afetleri tamamen engellemek mümkün değildir. Ancak yıkıcı etkilerini azaltmak bizim elimizdedir. Her anlamda afetlere karşı hazırlık kapasitemizi güçlendirmek, farkındalığı artırmak, risk belirleme ve azaltma stratejilerimizi oluşturmak afetlerin yıkıcı etkisini azaltmanın en önemli yoludur. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız ‘asrın felaketi’ olarak hafızamıza kazınan depremler bizlere ağır kayıplar yaşatmıştır. Yaşanan bu afetler ve yıkıcı sonuçları, hazırlıksız olmanın ağır sonuçları olacağını bizlere göstermiştir. Bu nedenle; afet yönetimi kriz anında başlatılacak bir süreç değildir. Afet olmadan önce başlayan bilimle, eğitimle ve planlamayla olumsuz etkileri en aza indirilecek bir süreç yönetimidir" diye konuştu. "Afet yönetimi meselesini salt bir teori ve mühendislik olarak ele almıyoruz" Afetlere karşı en önemli hazırlığın farkındalık ve eğitimden geçtiğini ifade eden Çiftçi, "Bugün imzalayacağımız bu protokol, afet ve acil durumlara hazırlık kapasitemizi güçlendirirken, ilköğretimden üniversiteye afet yönetim süreçlerimize büyük katkı sağlayacaktır. Bu protokol ile üniversitelerimizde gerçekleştirilecek eğitim, gönüllülük, tatbikat, ortak Ar-Ge ve akademik faaliyetlerin temel çerçevesini ortaya koyuyoruz. Aynı zamanda afet farkındalık eğitimlerinin ülke genelinde ortak bir anlayış doğrultusunda yürütülmesini hedefliyoruz. Üniversitelerimizde afet yönetimi, risk azaltma ve gönüllülük alanlarında ders ve modüllerin açılması teşvik edilerek farklı disiplinlerde afet temalı seçmeli derslerin yaygınlaşması sağlanacaktır. Lisansüstü düzeyde araştırmalar ve tez çalışmalarını desteklerken aynı zamanda ortak Ar-Ge projeleriyle bilimsel bilgiyi pratiğe aktaracağız. Afet yönetimi meselesini salt bir teori ve mühendislik olarak ele almıyoruz. Sosyolojiden psikolojiye, iletişimden şehir planlamasına kadar çok disiplinli bir yaklaşımı benimseyerek hareket ediyoruz" şeklinde konuştu. "Her türlü desteği sağlayacağız" YÖK ile birlikte üniversitelerde kapsamlı deprem farkındalığı eğitimleri oluşturacaklarının altını çizen Çiftçi, şunları kaydetti: "AFAD Gönüllülük Sistemi ile uyumlu öğrenci topluluklarının kurulması için her türlü desteği sağlayacağız. Bu topluluklarda gönüllülük faaliyetlerine katılan öğrencilerimize katılım belgesi ve sertifika vereceğiz. Toplumsal manada sorumluluk bilincini inşa ederken, yaşanacak afet durumlarında sahada görev alacak nitelikli insan kaynağı oluşacaktır. Neye, nerede, nasıl ve ne zaman müdahale edebileceğini bilen bir insan, bir hayatın kurtulmasına vesile olacaktır. Üniversitelerimizin yerleşkelerinde yılda en az bir kez tatbikat yapılmasını hedefliyoruz. Saha uygulamaları, simülasyonlar eğitimlerin etkisini daha güçlü hale getirecektir. Bu protokol vesilesiyle, aynı zamanda dijital farkındalık araç ve uygulamalarımızı da kamuoyuyla paylaşıyoruz. Hazırım.gov.tr afet farkındalık web sayfası, afet öncesi, sırası ve sonrası noktasında yapılması gerekenleri kolay, erişilebilir ve ortak bir içerikle bizlere sunuyor. Her anımızın ve yaşamsal her alanımızın dijitalleştiği bu dönemde, afet bilincinin dijital zeminde yaygınlaşmasına ve farkındalık oluşturulmasına önemli katkı sağlayacaktır. Milli Eğitim Bakanlığımız ile yürüttüğümüz ‘Her Okula Bir Afet Farkındalık Öğretmeni’ projesiyle afet bilincini daha küçük yaşlardan itibaren kazandırmayı öncelikli hedeflerimiz arasına almış bulunuyoruz." "15 yıl içerisinde 84’ten fazla ülkede faaliyetlerimizi yürüttük" AFAD olarak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada faaliyetlerine hız kesmeden devam ettiklerini ifade eden AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan ise, "Bir yandan dünyadaki gelişmeleri de takip ederek insani yardım faaliyetlerinde başta Gazze olmak üzere 15 yıl içerisinde 84’ten fazla ülkede faaliyetlerimizi yürüttük. Bir yandan da hem insani konularda hem de afet konularında eğitim, bilinçlendirme de AFAD olarak üzerinde durduğumuz, görev sorumluluklarımız arasında yer alan hususlardan birisidir. Bu noktada sadece deprem haftasında değil, 365 gün anlayışıyla gerek okullarımızda, gerek kamu-kurum ve kuruluşlarımızda, gerek köylerimize mahallelerimize kadar eğitim faaliyetleri yürütmekteyiz. Bu anlamda okullarımızda yürüttüğümüz faaliyetlerle, yüksek öğretim kurumlarımızla da iş birliğimiz dünden bugüne devam etmektedir" ifadelerine yer verdi. "Protokolün temel amacı, yükseköğretim kurumlarımızda afet farkındalığını artırmak" YÖK Başkanı Erol Özvar ise, imzalanan protokolle birlikte yükseköğretim kurumlarında afet farkındalığını artırmayı hedeflediklerini belirterek, "İmzalayacağımız YÖK-AFAD İş Birliği Protokolü, bu tecrübeyi kurumsal bir çerçeveye kavuşturacak olması bakımından anlamlıdır. Protokolün temel amacı; yükseköğretim kurumlarımızda afet farkındalığını artırmak, afet risklerinin azaltılmasına yönelik çalışmaları sistemli hale getirmek, gönüllülük kültürünü yaygınlaştırmak ve üniversitelerimizin afetlere hazırlık kapasitesini güçlendirmektir. Bu kapsamda; afet farkındalık eğitimlerinin yaygınlaştırılması, afet yönetimi ve risk azaltma alanlarında ders, modül ve akademik içeriklerin geliştirilmesi, AFAD Gönüllülük Sistemi ile uyumlu öğrenci topluluklarının teşvik edilmesi ve akredite ekiplerin oluşturulması mümkün olacaktır" dedi. Programa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, AFAD Başkanı Ali Hamza Pehlivan, YÖK Başkanı Erol Özvar, Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil, çeşitli üniversitelerden ve ilkokullardan öğrenciler katılım sağladı. Program, protokolün imzalanmasının ardından hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Ankara Bakan Bolat: "‘AB menşei’ şartının gümrük birliği çerçevesinde ilke olarak ülkemizi de kapsaması ticari ilişkilerimiz açısından önemli" Ticaret Bakanı Ömer Bolat, "‘AB menşei’ şartının gümrük birliği çerçevesinde ilke olarak ülkemizi de kapsamasını sağlayan yasal zeminin Sanayi Hızlandırma Yasası ile teyit edilmiş olması, ticari ilişkilerimiz açısından önemli bir adım teşkil etmektedir" dedi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Avrupa Birliği ile son dönemde karşılıklı anlayış temelinde ekonomik ve ticari konulardaki yürütülen yoğun ve yapıcı diplomasi trafiğinin olumlu sonuçlar vermesinden memnuniyet duyduğunu belirtti. Bolat paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Bunun son örneği olarak, AB’nin hazırlıklarını sürdürdüğü ve bugün taslağı yayımlanan Sanayi Hızlandırma Yasası ve ‘AB Ürünü-Made in EU’ politikası çerçevesinde, yakın diyaloğumuzun sonucunda Türkiye ile mevcut Gümrük Birliğinin anılan politika çerçevesi içinde tanınması, her iki tarafın yatırımları ve girişimlerinin devamlılığı ve Avrupa değer zincirlerinin rekabetçiliği açısından olumlu ve yapıcı bir karar olmuştur. AB ile gerçekleştirilen istişareler neticesinde, son yayımlanan taslakta ‘AB menşei’ şartının gümrük birliği çerçevesinde ilke olarak ülkemizi de kapsamasını sağlayan yasal zeminin Sanayi Hızlandırma Yasası ile teyit edilmiş olması, ticari ilişkilerimiz açısından önemli bir adım teşkil etmektedir. Türkiye, başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok kritik ürün grubunda Avrupa değer zincirlerinin ayrılmaz ve güvenilir bir parçasıdır. Bu gelişmenin, Türkiye ile AB arasındaki sektörel entegrasyonu daha da derinleştirmesi, değer zincirlerimizin yeşil ve dijital dönüşümünü hızlandırması beklenmektedir. Önümüzdeki dönemde mütekabiliyet esasına dayalı olarak kamu alımları piyasalarında karşılıklı açılımın sağlanması, bağlantısallık (connectivity) ve yeşil dönüşüm gibi vizyoner alanlarda AB ile yakın temasımızı kararlılıkla sürdürmeye ve ekonomik ortaklığımızı derinleştirerek daha da güçlendirmeye devam edeceğiz."