GÜNDEM - 10 Kasım 2013 Pazar 13:29

Atatürk kriz geçirdiğinde İsmet İnönü neden gelmedi

A
A
A
Atatürk kriz geçirdiğinde İsmet İnönü neden gelmedi

Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 75. Yılında anılırken, Gazeteci Mehmet Barlas, 1938 yılına geri döndü ve gözlerden kaçan bir kaç notu gündeme taşıdı.

Gazeteci Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde yayınladığı, ''2013'te yaşarken 1938'in 'gündem'ini anlamak zordur'' başlıklı yazısında Atatürk'ün hastalığı ile ilgili teşhis gecikmesini, ölümü sonrası yaşanan cenaze namazı krizi ve İsmet İnönü'nün Atatürk kriz geçirdiğinde neden İstanbul'a gelmediğini kaleme aldı.

Gazeteci Mehmet Barlas'ın''2013'te yaşarken 1938'in 'gündem'ini anlamak zordur'' başlıklı yazısı;

2013 yılında Atatürk'ü bir kez daha saygı, sevgi ve minnet duyguları ile anarken, O'nu kaybettiğimiz 1938'deki "Gündem"in bugünkünden ne kadar farklı olduğunu hatırlamalıyız.

Örneğin Atatürk'ün vefatı ertesinde "Gündem"in önemli bir maddesi: "Atatürk'ün cenaze namazı kılınacak mı" şeklindeydi.

O gün 1'inci Ordu Komutanı olarak cenaze töreninin güvenliğinden de sorumlu olan Org. anılarında bu gündem maddesini şöyle anlatır:

"Programa göre cenaze İstanbul'dan alınacak, 'ya gönderilecekti. Ankara'ya 'Cenaze namazı İstanbul'da mı yoksa Ankara'da mı kılınacak' diye sordum. Akşama kadar bir cevap alamadığım için akşam tekrar sordurdum. 'Yarın sabah Başbakan Celal Bey, oraya gelecek, görüşürsünüz' cevabını aldığım vakit hayret ettim. Acaba bunda görüşecek ne vardı? Ertesi sabah Bayar, geldi. Dolmabahçe Sarayı'nda görüştük.

"İstifa ederim" diyor

Bayar'a göre İstanbul'da veya Ankara'da cenaze namazı esnasında bazı dini olaylar meydana gelmesinden laik hükümet çekiniyordu. Kendilerine ben 'Bir şey olacağını sanmam. Bu gelenek olmuş bir dini vecibedir. Namaz kılınmazsa bu millet elli sene sonra, yüz sene sonra mezardan çıkarır, namazını kılar. Onun için namaz kılınmayacaksa, beni vazifemden affetmenizi rica ederim' dedim"

(Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası, İnsel Yayınevi, İstanbul, 1970) 1976'da Celal Bayar'la yaptığım, önce Günaydın'da yayınlanan sonra da kitaplaştırdığım söyleşide bu konuyu Bayar'a sormuş ve şu cevabı almıştım:

"Benim babadan kalma hocalığım da var ya... Cenaze namazının camide kılınmaması halinde istifa edeceğini söyleyen Altay'a, bunun farz değil farz-ı kifaye olduğunu anlattım.

Cenaze kaldırılmadan önce namazın kılınmasının şeriata aykırı olmadığını, yani dini hükümlere aykırılık bulunmadığını izah ettim. Böylece Dolmabahçe Sarayı'nda Vakıflar Müdürü (Şerafettin Efendi) tarafından Atatürk'ün cenaze namazı kıldırıldı." (Celal Bayar'ın Anıları, Günaydın Gazetesi, 9 Nisan 1976)
İsmet İnönü neden gelmedi?

Evet... 1938'in gündemi 2013'ün gündeminden çok farklıydı.

Bu gündemin diğer bazı maddelerini de o dönemde milletvekili olan gazeteci Asım Us'un 1966'da yayınlanan "Hatıra Notları"ndan aktaralım. (Vakit Matbaasıİstanbul, 1966) 29 Ekim 1938 günlü notta şunlar yazılı...

"Atatürk'ün ağır hastalığında İsmet İnönü'nün yakınlarından sayılan İrfan Ferit ile aramızda şöyle bir konuşma oldu:

'Atatürk'ün geçirdiği kriz esnasında İsmet İnönü İstanbul'a gelmeli idi, niçin gelmedi diye herkes merak ediyor' diye sordum. İrfan Ferit 'Nasıl gelsin? Recep Zühtü onu vuracağım diyormuş. İsmet birkaç defa hazırlandı... Sonra yine vazgeçti' cevabını verdi.

Atatürk'ün hastalığının teşhis edildiği 1938'in Temmuz'undan bir not şöyle: "Fransız mütehassız doktor Fissenger, Atatürk'ü muayene ettiği zaman, hastalığının 10 yıl önce başlamış olduğunu söylemiş. 'Bu kadar zaman içinde nasıl farkedilmemiş' diye sormuş.. Halbuki Doktor Neşet Ömer, her muayenesinde Atatürk'e 'Paşam kalbiniz ve ciğerleriniz, 25 yaşında bir gencinki kadar sağlam' demiş.
Yarım deli gazeteciler

O Temmuz'daki bir başka notta da şu bilgi var:

-Doktor Mazhar Osman, basın konferansında verdiği bir raporda, gazetecilerin tıbbi muayeneye tabi tutulmasını istedi. Yarım delilerin gazetecilik yapmaları bu suretle önlenebilecek...

Asım Us'un 4 Ağustos notunda "Atatürk'ün hastalığı sirozmuş...

Buna Araplar Teşemmu-u Kebed derler. Karında ve ayaklarda su olur" yazılı...

8 Ağustos'ta ise Ahmet Emin Yalman "Tan" gazetesinde "Atatürk hasta" diye yazdığı için, gazete üç ay kapatılıyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Onur: "Arvasi Hoca Türk milletinin manevi mimarlarından biridir" Gazeteci yazar Hüdâvendigâr Onur, büyük Türk milliyetçisi Ahmet Arvasi’nin aynı zamanda bir fıkıh âlimi de olduğunu belirterek, "Bu sahada ‘İlmihâl’ kaleme almıştır. Türk milletinin manevi mimarlarından biridir" dedi. Ülkücü hareketin sembol isimlerinden Erdem Karakoç’un düzenlediği haftalık ‘Vefa’ toplantıları devam ediyor. Koçoba’daki son etkinlikte büyük Türk milliyetçisi ve mütefekkiri S. Ahmet Arvasi anıldı. Erdem Karakoç, 12 Eylül öncesi zor zamanlarda Arvasi Hoca’nın yazılarıyla, konferanslarıyla bir nesli eğittiğini, yetiştirdiğini, batıl ideolojilere saplanmaktan koruduğunu söyledi. Karakoç ayrıca, Ahmet Arvasi’nin savunduğu davayı yaşayan ‘örnek bir şahsiyet’ olduğunu söyledi. MHP Şişli ilçesi eski başkanlarından Kamil Balyer de konuşmasında, Ahmet Arvasi’nin kadroya önem verdiğini belirterek, "Söylediğini yaşamaya gayret ederdi. Ülkücü hareketin manevi mimarlarından biridir. Bir davayı anlatmada, devlet yönetiminde, yapılacak her işte başarılı olmak için kadroların kalitesinin önemine değinirdi. O Ahmet Yesevi ruhluydu" dedi. "Yazılarında Türklük vurgusu çoktur" Gazeteci yazar Hüdavendigâr Onur da, Türk milliyetçilerinin yetişmesinde emeği olanlardan birinin Ahmet Arvasi olduğunu belirterek, "Yazıları dikkatle okunduğunda, satır aralarında Türk tarihine, din ve felsefeye, kısacası yaşadığı döneme ait tüm konulara değindiği görülür. Ahmet Arvasi’ye göre Türk milliyetçiliği, İslâm’ın çizdiği sınırlar içerisinde Türk’ün mutluluğunu arayan bir harekettir. Bu bir iddia değil tespittir" dedi. Hüdâvendigâr Onur, aynı zamanda Ahmet Arvasi’nin bir din bilgini olduğunu belirterek, "O, fıkıh âlimidir. İlmihâl kaleme almıştır. Şöyle der, ‘İlmihâl bilmeyen, ne İslam’ı bilir ne de onun dünya ve kâinata bakışını.’ Ülkücü hareketin, Türk milletinin manevi mimarlarından biridir" ifadelerini kullandı. Ahmet Arvasi’nin yaşadığı dönemin tüm sorunlarına değindiğini, çareler ürettiğini belirten Onur, Arvasi’nin güzel sanatlara verdiği önemden de bahsetti. Ahmet Arvasi’ye göre estetiğin bir ilim olduğunu belirten Onur, sözlerini şöyle tamamladı: "Arvasi’ye göre sanat, güzele ulaşmak ve çirkinden uzaklaşmaktır. Sanatkâr mutlak güzeli arar. Sinan imparatorluğumuzun temel taşlarından Süleymaniye çıkabileceğini, Selimiye çıkacağını ispatladı. Arvasi’ye göre bu muhteşem eserlerde hendesenin zaferi ve dinin zaferi vardır. İslâmiyet’e göre en güzel Allah’tır."