DÜNYA - 20 Temmuz 2024 Cumartesi 22:12 | Son Güncelleme : 20 Temmuz 2024 Cumartesi 22:23

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev: "Biz her zaman Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağız”

A
A
A
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev: "Biz her zaman Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağız”

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bu yıl 2.'si düzenlenen Şuşa Global Medya Forumu’nda, "Biz her zaman Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağız" dedi.

Azerbaycan Medya Geliştirme Ajansı tarafından düzenlenen Şuşa Global Medya Forumu, “Yanlış Bilginin İfşa Edilmesi: Dezenformasyonla Mücadele” temasıyla Karabağ’ın kültür başkenti Şuşa’da başladı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 50’e yakın ülkeden 150’den fazla katılımcının yer aldığı etkinliğin açılış konuşmasını yaptı. Güney Kafkasya bölgesinde tarihi bir dönüşüme tanık olduklarını belirten Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Biz hiçbir zaman işgali, sonuçlarını, verdiğimiz kurbanları ve büyük galibiyetimizi unutmayacağız. Biz ve gelecek nesiller bununla onur duyacaktır. Ancak biz buna odaklanmamalıyız. Biz bunu daime kullanmamalıyız ve bir sembol haline getirmemeliyiz. Biz ileriye bakmalıyız. Azerbaycan’ın Karabağ zaferi bölgedeki tek jeopolitik değişiklik değildir. Bölgede tarihi-jeopolitik değişimler yaşandığını söyleyebilirim. Bölgede, geleneksel ittifaklar bir miktar zayıfladı ve yeni iş birliği biçimleri ortaya çıktı. Elbette geçen sene eylül ayında toprak bütünlüğümüzün ve egemenliğimizin tamamen restorasyonu en önemli olaydır. Bu sadece birinci ve ikinci forum arasında değil, genel olarak modern tarihimiz açısından da önemli bir olaydı” dedi.

“Ermeni yanlısı siyasetçiler ve medya temsilcileri Azerbaycan'a saldırarak asılsız iddialarda bulundu”

Azerbaycan’ın uzun yıllar boyunca gerçeklerin manipüle edilmesine ve yalanlara maruz kaldığını belirten Aliyev, "Bazen uluslararası medyada Azerbaycan hakkında çıkan bilgilerin doğru olmasına şaşırıyoruz. Bunlardan biri Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışma ve tüm Ermeni diasporasının seferberliğiydi. Ermeni yanlısı siyasetçiler ve medya temsilcileri Azerbaycan'a saldırarak asılsız iddialarda bulunmuştu" diye konuştu.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev:

"Rusya ile ikili ilişkilerimizde çözülemeyecek hiçbir sorun yok”

Son dönemde Azerbaycan ile Rusya arasında üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirildiğini vurgulayan Aliyev, "Rusya ile ikili ilişkilerimizde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur ve uzun süredir de böyledir. İttifak anlaşması imzalanmasından önce bile durum böyle değildi. Biz halklarımız arasında yüzyıllardır karşılıklı saygıya, karşılıklı anlayışa, karşılıklı çıkara ve ilişkilere dayalı ilişkiler kuruyoruz. Nitekim son dönemde üst düzey toplantıların yoğunluğu arttı ve buna büyük ihtiyaç var. Nisan ayında Moskova'da, bu ayın başında Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldik ve muhtemelen yıl sonundan önce tekrar bir araya geleceğiz ve görüşeceğimiz konular çok geniş” dedi.
Uluslararası medya tarafından Azerbaycan'da ve bölgede yaşanan olayların objektif bir şekilde ele alınmasını istediklerini söyleyen Aliyev, halen bazı dezenformasyonlara rastladıklarını ve zamanla Batı'daki siyasi çevrelerde gerçeklerin giderek daha fazla ortaya çıkıştığını söyledi.

“COP29 üst liglerde bulunmamız için çok önemli bir şans”

Azerbaycan’ın COP29’a ev sahipliği yapacağı açıklanınca Batılı medya kuruluşlarınca saldırılara uğradıklarını belirten Aliyev, “Meslektaşlarımla konuştuğumda bu etkinliğin Azerbaycan için büyük bir baş ağrısı olacağını söylüyorlardı. Biz petrol ve doğal gaz rezervleri ile zengin olan bir ülke olduğumuz için suçlanıyorduk. COP28’e ev sahipliği yapan BAE de aynı suçlamalara maruz kaldı. Medya tarafından çok organize ve büyük bir saldırıya uğradık. Ancak zaman geçtikçe bu saldırıların etkisi azalıyor. Bu etkinlik uluslararası arenada bir numaralı etkinliktir. Bu etkinlik bizim üst liglerde bulunmamız için çok önemli bir şans” diye konuştu.

“Fransa’nın yaptıklarına son verilmeli”

Azerbaycan’ın Bağlantısızlar Hareketi'nin başkanlığı döneminden itibaren sömürgeciliğe karşı mücadeleyle yakından ilgilenmeye başladığını belirten Aliyev, “Bağlantısızlar Hareketi'nin pek çok üyesi geçmişte sömürgeciliğin kurbanı oldu. Milyonlarca insan da sömürgeciliğin kurbanı oldu. Bazı ülkeler hala bunun acısını çekiyor. Gambier Adaları ve Mayotte Adası hala sömürge yönetimi altındadır. Bu bizim yükümlülüğümüzdü, bu ülkelerin kendilerini geçmişin bu iğrenç kalıntısından kurtarmalarına yardımcı olmak istiyoruz. Ne yazık ki Fransa hükümeti medyayı kullanarak bize karşı suçlamalarda bulundu. Onlar Azerbaycan’a karşı soğuk savaş açtı. Fransa’nın yaptıkları iğrençtir ve buna son verilmeli. Fransa’nın oradaki insanların kaderlerine bu derecede müdahale etmeye hakkı yok. Biz sömürgeye maruz kalan bütün halkları desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Ermenistan ile normalleşme sürecinde ilerleme kaydediliyor”

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının metnin yüzde 90’a yakınının karşılıklı olarak kabul edildiğini belirten Aliyev, “Ermenistan bu hükmü ve Karabağ'a ilişkin terminolojiyi oradan çıkarmayı kabul etti ve böylece normalleşme sürecinde ilerleme kaydediliyor. Ancak burada iki konunun açığa kavuşturulması lazım. Bunlardan biri, Ermenistan'ın bizim tekliflerimize olumlu yanıt vermesidir. İkincisi, Minsk Grubu'nun iptali için Ermenistan ve Azerbaycan'ın ortaklaşa AGİT'e başvurması gerekiyor. Çünkü bu grup uzun süredir aktif değil. Fransa bu bölgede hiçbir arabuluculuk görevi yapamaz. Eğer Ermenistan bu grubun varlığını halen korumak istiyorsa demek ki halen Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları var. Bu bir sınav. Onların açıklamaları ve icraatları arasında farklılıklar var. Onlar eskiden 'Karabağ Ermenistan’dır' diyorlardı, ancak şimdi 'Karabağ Azerbaycan’dır' diyorlar. Şimdi ise bu konuda somut adımlar atmak lazım” dedi.

“Ermenistan Anayasasında Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı tehdit var”

Aliyev, Ermenistan Anayasasında Azerbaycan’a karşı toprak iddialarının bulunduğunu belirterek, “Orada Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı tehdit var. O maddede Ermenistan ile Karabağ’ın birleşmesinden bahsediliyor. O madde anayasalarında bulunduğu sürece barış anlaşmasının imzalanması mümkün değil. Bugün ben daha az umutluyum. Çünkü Başbakan Paşinyan benimle İngiltere’de görüşmeyi kabul etmedi. Bu görüşme Britanya hükümetinin teklifiydi. Ermenistan ise bunu reddetti. Buna şaşırdık, çünkü 4 ay önce Almanya Başbakanı (Olaf Scholz) benzer bir görüşmeyi Münih kentinde organize etmişti. Başbakan Paşinyan son görüşmeyi kabul etmedi. O benimle görüşme istemiyorsa hangi barış anlaşmasından bahsedilebilir. Madem Britanya Başbakanıyla konuşmak istemiyordu, neden Londra ve Oxford’u ziyaret ediyordu? Yani birçok konuda çok ciddi çelişkiler var. Ama göreceğiz” ifadelerini kullandı.

“İsrail-Filistin çatışması en kısa zamanda durdurulmalı ve buna son verilmeli”

Gazze'de barış ve ateşkesin temin edilmesi için Azerbaycan’ın tutumunu defalarca dile getirdiğini vurgulayan Aliyev, “İsrail-Filistin çatışması en kısa zamanda durdurulmalı ve buna son verilmeli. Biz uzun yıllar boyunca siyasi ve ekonomik bakımdan Filistin’e destek verdik. Biz Filistin’in bağımsız devlet kurma isteklerini her zaman destekledik ve burada iki devletli formülü destekliyoruz. Yakın Doğuda barışın sağlanması için Filistin devleti kurulmalı ve Doğu Kudüs onun başkenti olmalı” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev:

“TDT zirvesine katılımı KKTC’nin tanınmasına doğru atılan önemli bir adım”

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın birkaç ay önce Azerbaycan’a davet ettiğini hatırlatan Aliyev, “Kendisini özellikle Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi’ne davet ettim. İlk defa masa arkasında kendi bayrağıyla yer aldı. Burada kardeşlik borcumuzun gereğini yaptık. Sayın Ersin Bey'in bu toplantıdaki katılımı KKTC’nin tanınmasına doğru atılan önemli bir adım. Biz her zaman Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağız" şeklinde konuştu.

“Türk Devletleri Teşkilatı’nı dünya çapında güç merkezine çevirmeliyiz”

Türk Devletleri Teşkilatı’nın çok büyük geleceği olduğunu belirten Aliyev, “Bu teşkilat daha da üst seviyelere yükseltmek için ortak çaba gerekiyor. Coğrafyamız çok büyüktür, doğal kaynaklarımız, genç ve artan nüfuzumuz var. Bütün bu faktörler teşkilatımızın potansiyeline gösteriyor. Biz birliğimizi daha da güçlendirerek Türk Devletleri Teşkilatı’nı dünya çapında güç merkezine çevirmeliyiz. Bazı teşkilatlar çöküşte, ancak Türk Devletleri Teşkilatı yükselişte. Bu yükseliş rahat olmalı ve ortak çabalarla bunu sağlayacağız. Buradan birkaç 100 metre mesafede Aziz Kardeşim (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) Tayyip Bey’le biz 15 Haziran 2020 yılında Şuşa Beyannamesi’ni imzaladık. Türkiye-Azerbaycan resmen müttefik oldu. Teşkilat olarak her bir ülkenin bağımsızlığını destekliyoruz, koruyoruz her şeyden üstün tutuyoruz. Karabağ zaferi bir çok adreslere güzel bir mesaj oldu. Gücümüz birlikte olduğunda yumruğumuz daha ağır olur, demir daha güçlü olur inşallah öyle olacak” ifadelerini kullandı.
22 Temmuz’a kadar devam edecek olan 2. Şuşa Küresel Medya Forumu kapsamında “Dezenformasyonun Kapsamının Belirlenmesi”, “Dezenformasyona Karşı Daha Dayanıklı Bir Toplum Oluşturmaya Yönelik Politikalar ve Girişimler”, “Yapay Zekanın Gerçeklik Üzerindeki Etkisi, Medya ve Dezenformasyon: Medya Okuryazarlığının Teşvik Edilmesi” ve “İklim Hareketi ve Medya” adlı 4 ayrı panel düzenlenecek. Forumda 30’a yakın ülkenin haber ajansları, 3 uluslararası kuruluş ve 82 medya kuruluşu yer alıyor.

Kamil Nadirli - Rafıg Macidov

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Başından ve sırtından vurulmuştu, 5 gün sonra hayatını kaybetti Adana’da çalıştığı avize dükkanında uğradığı silahlı saldırıda ağır yaralanan 34 yaşındaki Nizamettin Alban, tedavi gördüğü hastanede 5 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Olayla ilgili tutuklanan 3 şüphelinin cezaevine gönderildiği öğrenildi. Olay, 5 Mayıs günü saat 13.30 sıralarında Seyhan ilçesine bağlı Kocavezir Mahallesi’ndeki bir iş merkezinde meydana geldi. İddiaya göre, otomobille iş merkezine gelen Y. M. (24) ile E.S. (20), pasaja girerek avize dükkanında çalışan Nizamettin Alban’a tabancalarla ateş açtı. Başına ve sırtına isabet eden kurşunlarla ağır yaralanan Alban, kanlar içinde yere yığılırken, şüpheliler geldikleri araçla olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Alban yoğun bakımda tedavi altına alınarak entübe edildi. Olayın ardından çalışma başlatan Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, yaklaşık 500 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü inceleyerek şüphelilerin saklandıkları adresi belirledi. Sarıçam ilçesi Gültepe Mahallesi’nde saklandıkları adrese düzenlenen operasyonda iki şüphelinin yanı sıra şüphelilere yardım ettiği öne sürülen Y. K.’de gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 3 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Nizamettin Alban, doktorların tüm müdahalesine rağmen 5 gün sonra hayatını kaybetti.
Gaziantep Görme engelli oğlunun eğitimi için Braille alfabesini öğrendi Gaziantep’te yaşayan Leyla Durmuş, 21 yaşındaki görme engelli oğlu Mehmet Can Durmuş’un hem akademik hem de hafızlık eğitimini tamamlayıp üniversiteye yerleşmesine kadar üzerinden desteğini hiç çekmedi. Ev hanımı Leyla Durmuş ile markette işçi olarak çalışan Bahtiyar Durmuş’un en büyük çocukları olan 21 yaşındaki Mehmet Can Durmuş, 2005 yılında görme engelli olarak doğdu. Mehmet Can’ın 3 aylıkken rutin kontrol için götürüldüğü hastanede görme engelli olduğunu öğrenen ve büyük üzüntü yaşayan anne Leyla Durmuş, oğlunun maddi ve manevi eğitimi için büyük bir gayret gösterdi. Doğduğu günden beri oğlunun elini hiç bırakmayan ve bakımından eğitimine kadar oğlunun her şeyini üstlenen anne Durmuş, hayatını oğluna adadı. Hayatını oğluna adadı Oğlunun sosyal hayatı başta olmak üzere eğitim hayatında da her türlü fedakarlığı gösteren ve oğlu için hiçbir engel tanımayan anne Durmuş, ilkokul mezunu olmasına rağmen oğlunun akademi eğitimi ve hafızlık sürecindeki eğitimleri için Braille alfabesini de öğrendi. İlkokul ve ortaokul eğitimini GAP Görme Engelliler Ortaokulu’nda, lise eğitimini Şehitkamil Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okul birincisi olarak tamamlayan oğlunun eğitimdeki başarısının mimarlarından olan anne Durmuş, akademi eğitim ile birlikte hafızlık eğitimi alan oğlunun bir yıl gibi kısa sürede hafız olmasında da büyük emeği oldu. "Oğlum gururumuz oldu" Oğlunun gözlerinin hiç göremeyeceğini öğrendiğinde çok üzüldüğünü ve daha sonra yaşamını oğluna adamaya karar verdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can 2005’te doğdu. İkisi kız, birisi de erkek üç çocuğumuz var. İlk çocuğumuz Mehmet Can, bana ilk anneliği tattıran, hissettiren, annelik duygusuyla tanıştıran çocuğum oldu. Mehmet Can, iyi ki benim oğlum, iyi ki dünyaya gelmiş. Mehmet Can, benim ilk göz bebeğim. Mehmet Can, 3 aylıkken görme engelli olduğunun farkına vardık. O gün büyük bir burukluk geçirdik. Çok zorluklar geçirdik ama çok şükür oğlum gururumuz oldu" dedi. "Her zaman oğlumun yanında oldum" Oğlunun eğitim hayatını tamamlaması için büyük bir gayret gösterdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can, ikinci sınıftayken ezberinin kuvvetli olduğunun farkına vardık. Yedinci sınıfta Muammer hocamız vardı. Oğlumu hafızlık kursuna yönlendirdi. Hoşgör Kur’an Kursunda da Ahmet Mansur hocamız vardı. Oğlumun elinden tutup bugünlere getirdi, Allah razı olsun. Oğlum sekizinci sınıfta hafızlığına başladı. Dokuzuncu sınıfta lise birinci sınıf öğrencisiyken hafızlığını tamamladı. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum için elimden geleni yaptım. İlkokul mezunuydum ama oğlum için her şeyi öğrendim. Hayatı beraber öğrendik. Her şeyi oğlumla beraber yaptık" ifadelerini kullandı. "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister" Anneliğin çok kutsal olduğunu vurgulayan Durmuş, "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister. Anne olmak, ömrünü çocuklarına adamak demek. Ben oğluma ömrümü adadım. Kızlarım Allah’a şükürler olsun görüyor. Fakat Mehmet Can, görme engelli ve onun bana daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum üniversitede hoca olarak kalmak istiyor. Biz de zaman yanındayız. Oğlumun akademisyen olacağına inanıyorum. Oğlumun akademisyen olabilmesi için elimde gelen her şeyi yapacağım" şeklinde konuştu. "İlk öğretmenim annemdir" Eğitim hayatında annesinin yerinin ayrı olduğunu ve annesinin desteği sayesinde başarılı olduğunu söyleyen Mehmet Can Durmuş ise, "Annem ve babamın eğitimimde yadsınamaz bir katkısı var. Fakat benim ilk öğretmeniniz anneniz, daha sonra ise babanızdır. İlk okula gittiğinizde öğretmeniniz, branş öğretmenlerinizdir. Ama ilk öğretmeniniz ve ömür boyunca hayatınızda yanınızda duracak olan kişi annenizdir. Anneniz sizin her şeyinizi takip eder, her şeyinizle ilgilenir. İlkokuldayken itibaren hep beraber okula giderdik. Akşam geri gelirdim, ders yapardık. Beni hep çalıştırırdı, hep soruları beraber çözerdik. Ortaokula geçtiğimde soruları bana okumaya başladı. Annemle beraber sınava hazırlandım. Hafızlık sürecinde yine annem bana destek oldu. Yine YKS sürecinde, üniversite sürecimde annem ve babam bana çok büyük maddi-manevi destekte bulundu, Allah onlardan razı olsun. Bir annenin hakkı ödenmez. Başta annem olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Gününü kutluyorum. Umarım annelerimize hayırlı birer evlat olabiliriz" diye konuştu.
Gaziantep Kursiyer olarak girdi eğitmen olarak çıktı Katıldığı sergide ilgi duyduğu ve hobi olarak öğrendiği çini sanatını meslek haline getiren Özlem Karabüber, halk eğitim merkezlerinde katıldığı kursların ardından girdiği eğitimlerde sertifikalarını alarak usta öğretici oldu. 2006 yılında memleketi Manisa’da mahallelerindeki halk eğitim merkezindeki çeşitli kurslara giden ve merkezde çeşitli eğitimler alarak, boş zamanlarını değerlendirmeye başladı. Merkezde çini sanatına ilgi duymaya başlayan 39 yaşındaki Özlem Karabüber, çini sanatı eğitimlerinin verildiği kursa katıldı. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Karabüber, eğitim gördüğü kurslarda da usta öğretici olarak görev yapmaya başladı. Karabüber, bin bir emek ve zahmetle hazırladığı el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi atölyesini de kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Şahinbey Millet Camii ve Külliyesi içinde halk eğitim merkezi ile Şahinbey Belediyesi’nin işbirliğinde açılan kursta da eğitmenlik yapan Karabüber, halk eğitim merkezlerinin çeşitli kurslarına katıldığı dönemde çini sanatı kursuna başladığını ve sonrasında eğitim alarak kendini geliştirdiğini söyledi. Çini sanatıyla ilk tanışmasının 20 yıl önce başladığını belirten Karabüber, "Kursiyer olduğum yıllarda tanıştığım çini sanatını 20 yıldan beri sürdürüyorum. Bu sanatı hiç bırakmadım. Hiçbir zamanda şartlar değişmezse sanatımı sürdüreceğim" dedi. "Çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım" Sanatını çok sevdiğini belirten Karabüber, "Çini sanatıyla 2006 yılında tanıştım. Gittiğim halk eğitim merkezinde çini sanatı kursu vardı. Kursa giderek çini sanatını öğrenmeye başladım. Bana çini sanatını Aycan hocam öğretti, bu konuda bana çok desteği oldu. Bana bu sanatı sevdiren Aycan hocam oldu. Bu sanatla onun sayesinde tanıştım. Halen de sanatımı devam ettiriyorum. Ben aslında halk eğitim merkezindeki farklı kurslara gidiyordum. Yılsonunda sergilerimiz oluyordu. Ben aynı binadayım ama çini sanatı kursunu hiç görmemişim. Çok garip ki sergide çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım. Çini sanatıyla yapılan serler çok güzeldi ve çini sanatı beni çok cezbetti. Hocamın da çini sanatını bana sevdirmesiyle bu sanata başladım" dedi. "Ben bu sanatla hayata tutundum" Hobisini mesleğe dönüştürdüğü için çok mutlu olduğunu dile getiren Karabüber, "3 yıl önce kalp krizi sonucu eşimi kaybettim. Bu sanat olmasaydı galiba yaşama gibi bir duygum olmayabilirdi. Yanlış bir örnek vermek istemem ama ben bu sanatla hayata tutundum. Önce çocuklarım, daha sonra ise çini sanatı benim hayata tutunmama vesile oldu. Çünkü bir şeyler üretmek ve bir şeyler ortaya çıkarmak, kursiyerlere bu sanatı bunu sevdirmek, onlarla birlikte eser yapmak beni hep mutlu etti. Kursiyerlerim ile birlikte, beraberlik içerisinde sanatımızı devam ettirdik" ifadelerini kullandı. "Çini sanatını çok severek yapmaya başladım" Osmanlı dönemine ait çini motifleri üzerine eserler yaptığını belirten Karabüber, "Günümüzde çini sanatçıları modern çalışmayı çok seviyor ama ben daha çok geleneksel ve klasikçiyim. Daha çok klasik çalışmayı tercih ediyorum. Kursiyerlerime de geleneksel ve klasik çalışmayı öğretiyorum. 2006 yılında kursiyer olarak başladığım bu sanatımda kendimi iyice geliştirdikten sonra usta öğretici olmaya karar verdim. Çini sanatını çok severek yapmaya başladım ve baktım ki bu sanatın içinden de çıkamıyorum. Çünkü insanı kendine çekiyor. Ben de eğitmen olmaya karar verdim. Ustalık ve usta öğreticilik belgesi için çeşitli eğitimlere katıldım. Daha sonra halk eğitim merkezlerinde görev almaya başladım. Hocamız ‘siz de kendi atölyenizi açabilirsiniz, siz de bu kursların eğitmeni olabilirsiniz’ dediğinde bana hayal gibi gelmişti. Fakat şimdi ben de kursiyerlerim için aynı ifadeleri kullanıyorum" diye konuştu.
İstanbul İnsansız kara aracı BARKAN 3, önümüzdeki aylarda TSK envanterine girecek HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı BARKAN 3, ilk kez sergilendi. HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler" dedi. İnsansız kara araçları ailesinin en yeni ve gelişmiş üyesi olan BARKAN 3’ü ilk defa SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında sergilendi. Uzaktan kontrol ve otonom görev yetenekleri ile donatılmış BARKAN sistemi savaş sahasında, askeri birliklere ve güvenlik kuvvetlerine yakın görev desteği sağlıyor. BARKAN 3 modern sahasının ihtiyaçlarına yönelik yeni yetenekleriyle ön plana çıkıyor. Operasyonlarda askerin yükünü hafifletecek. Asker operasyon alanına girmeden BARKAN’la bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek. Ayrıca üzerinde taşıdığı mühimmatla da müdahale de edebilecek. "İnsan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" BARKAN 3’ün önceki versiyonlarına göre daha fazla gelişmiş bir sistem olduğunu belirten HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "2019 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı’mızın "Orta Sınıf 1. Seviye İnsansız Kara Aracı" projesiyle başladı Barkan. O zaman sahaya çıkardığımız ürünü belli bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte test ettik. Test ettikten sonra ihtiyaçlar doğrultusunda bu araç biraz daha evrildi. Hem bölge şartlarına hem kuvvetin isterlerine göre farklı bir araç ortaya çıktı. Şuanda geldiğimiz aşamada da BARKAN’ın son versiyonu olan BARKAN 3 aracı çıktı. Savunma Sanayii Başkanlığımızla bir seri üretim sözleşmesi imzaladık. Şuanda ilk defa burada sergiliyoruz. Sahanın isterlerine hitap edebilecek farklı bir noktaya çıktı. Hareket kabiliyeti daha yüksek ve üzerinde farklı tip faydalı yükler taşıyabilen bir yapıya kavuştu. Otonom kabiliyetler daha fazla olan Hem sensör, hem radar, hem de kamera açısından yeni sistemler entegre edildi. Önceki versiyonlara göre çok daha fazla sensör ve kameraya sahip bir platform ortaya çıktı. Yaklaşık insan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" diye konuştu. "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak" Ataoğlu, BARKAN 3’ün envantere ne zaman gireceği hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Daha sonra diğer araçları üretmeye başlayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut görev yaptığı bölgelerde, birliklerle birlikte görev icra edecek. Daha fazla faydalı yük taşıyabilen, daha çok sensörlere sahip bir araç ortaya çıktı. Sahada komuta kontrol merkezinden koordinatlar verilirken kendi kendine görev yapabilen bir araç ortaya çıktı. Siber güvenlik anlamında da yeni şeyler sunmuş oluyoruz. Yazılım kabiliyeti olduğu sürece bunları da geliştirmeye devam edeceğiz. Bire bir kuvvetle bölgede olduğumuz için her an değişen şartlara değişen isterlere anlık olarak araçlara aktarabiliyoruz". " İnsan faktörü arka planda kaldı" BARKAN 3’ün her türlü görevi yapabileceğini ifade eden Ataoğlu, "Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler olacak. Biz de buna insansız sistemler diyoruz. BARKAN da artık insansız sistemlerin öncü araçlarından biridir. Faydalı yükleri de entegre edebiliyoruz. Bu da kuvvetin isterine göre değişiyor. Sahada kullanılan BARKAN İKA’lardan gelen geri bildirimlerle son aracımız ortaya çıktı. İlk aşamada yine belli adetlerde seri üretim yapılıyor olacak, ancak sahanın ihtiyacına göre bu sayı farklı adetlere de çıkabilir" ifadelerini kullandı.
İstanbul Psikolojik destek ertelenmemeli: Dibe vurmayı beklemeyin Fiziksel hastalıklarda hızla doktora başvurulurken, ruhsal zorlanmalarda "kendi kendine geçer" inancıyla hareket edilmesi mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü vesilesiyle ruh sağlığının önemine değinen Medipol Sağlık Grubu’ndan Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, toplumda psikolojik destek alma konusunda hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirterek profesyonel ruhsal desteğin de şart olduğunu ifade etti. Günlük hayatın stresi, yoğun tempo ve taşınan duygusal yükler bireylerin ruh sağlığını giderek daha fazla zorluyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Klinik Psikoloğu Pelin Ankay Kudu; toplumdaki "etiketlenme" ve yargılanma korkusuna dikkat çekerek, ruh sağlığının en az beden sağlığı kadar önemsenmesi gerektiğini ve psikolojik desteğin kesinlikle ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Ruh ve beden sağlığı bir bütündür Kudu, psikolojik destek alma kültürünün toplumda yeterince yerleşmediğini belirten Kudu "Bizim toplumumuzda güçlü olmak, her şeyi tek başına halletmekle ilişkilendiriliyor. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Nasıl fiziksel bir rahatsızlıkta doktora başvuruyorsak, ruhsal zorlanmalarda da psikolojik destek almak doğal bir ihtiyaçtır" dedi. Psikolojik destek alma sürecinin önünde etiketlenme ve yargılanma korkusu gibi engeller bulunduğunu ifade eden Kudu, bu nedenle birçok kişinin destek almayı ertelediğini söyledi. Ertelenen sorunlar daha karmaşık hale geliyor Psikolojik sorunların ertelendikçe daha derin ve karmaşık hale gelebildiğine dikkat çeken Kudu, "Psikolojik destek almak için mutlaka büyük bir travma yaşamak gerekmiyor. Kişi kendini iyi hissetmediği her durumda destek alabilir. Ancak uzun süren mutsuzluk, tükenmişlik, ilişkilerde zorlanma ve günlük işlevselliğin bozulması gibi durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" diye konuştu. Gençler daha bilinçli ama destek erişilebilir olmalı Son yıllarda gençlerin psikolojik desteğe bakış açısının daha bilinçli ve olumlu olduğunu belirten Kudu, "Gençler destek alma konusunda daha istekli. Ancak bu desteğin erişilebilir ve sürdürülebilir olması gerekiyor" dedi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Kudu, "Aileler bazen çocuklarının psikolojik destek almasına çekingen yaklaşabiliyor. Ancak bu durum sorunların daha ağır şekilde geri dönmesine neden olabilir. Psikolojik destek almak bir gereklilik olarak görülmelidir" ifadelerini kullandı.
Erzurum ASKON Başkanı Turan: ’’Anneler geleceğin en güçlü güvencesidir’’ Anadolu Aslanları İş Adamları Erzurum Şube Başkanı Yavuz Selim Turan, Anneler Günü nedeniyle yayınladığı mesajda, "Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır" dedi. Başkan Yavuz Selim Turan, annelerin hakkının hiç bir zaman ödenemeyeceğini ifade ederek: ’’Anne sadece insanı dünyaya getiren değil aynı zamanda insanın doğduğu andan itibaren hem koruyucusu, hem bakıcısı, hem de öğretmenidir. Sevgi ve şefkatle, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde büyük bir sorumluluk üstlenen annelerimiz, aile ve toplum hayatının temel direğini oluşturmaktadır. Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır. Annelerimiz bize hayatı öğreten, bizi büyüten ve bizleri sevgisiyle ve şefkatiyle kucaklayan en değerli hazinemizdir. Onlar merhametin ve fedakarlığın vücut bulmuş halidir. Anneler günü, sadece biyolojik annelerin değil, aynı zamanda tüm anne ve annelik görevini üstlenen herkese hitap etmektedir" şeklinde konuştu. "Cennet annelerin ayakları altındadır" Toplumun temelini oluşturan aile kurumunu sevgisiyle ve fedakârlıklarıyla bir arada tutan, aile hayatını huzur ve mutluluk deryasına dönüştüren annelerin en değerli varlıklar olduğunu hatırlatan Turan, " Onların değerini kaybetmeden zamanında bilmek, başımıza taç etmek ve gönüllerini hoş tutmak bizler için bir görevdir. Yüce dinimizin "Cennet annelerin ayakları altındadır" ifadeleri ile kutsallıkları belirtilen annelerimiz, her zaman her şeyin en iyisine ve en güzeline layıktır. Bu duygu ve düşüncelerle, başta ülkemizin birlik ve beraberliği için canlarını feda eden şehitlerimizin ve gazilerimizin anneleri olmak üzere bütün annelerin Anneler Günü’nü kutluyor, huzur ve mutluluklar diliyorum. Bizleri bugünlere ulaştıran annelerimizin Mübarek Kurban Bayramını tebrik eder hayırlara vesile olmasını diliyorum" diye konuştu.