GÜNDEM - 26 Aralık 2019 Perşembe 16:11

Bakan Kurum'dan 'Kanal İstanbul' açıklamaları

A
A
A
Bakan Kurum'dan 'Kanal İstanbul' açıklamaları

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, "Kanal İstanbul’un İstanbul’a susuzluk getireceğini iddia edenleri, 'İstanbul, sonsuza kadar yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek' diyenleri görüyoruz. İstanbul’un su kaybı yaşayacağı iddiası kesinlikle bilimsel değildir, tamamıyla gerçek dışıdır" dedi.

Kanal İstanbul Projesi Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu ile ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum basın toplantısı düzenledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun iddialarına da yanıt veren Kurum, projenin ÇED raporuna dair, "ÇED başvuru dosyası 20 Şubat 2018 tarihinde, yaklaşık 2 yıl önce bakanlığımıza sunuldu. Ardından bu rapor bütün kurum kuruluşların ve halkın görüşlerine açıldı. Gelen görüşler doğrultusunda alınacak çevreyle ilgili muhtemel tedbirlerin tamamı rapora taahhütler zinciri olarak işlendi” dedi.

“ÇED sürecimiz Türkiye’nin en geniş katılımlı, en şeffaf süreçlerinden biri”

Son şekli verilen ÇED Raporu’nun Bakanlığa sunulduğunu belirten Bakan Kurum, “Ve bu ayın 23’ünde ÇED Raporunu tamamladık. Bu aşamadan sonra Bakanlığımız ve İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından askıda ilan ve internet aracılığıyla 10 gün boyunca kurum, kuruluş ve vatandaşlarımızın görüşüne açılmıştır. Nihai ÇED Raporu; ilan süresi sonunda, itirazları değerlendireceğiz ve eksiklerimizi tamamlayıp ÇED raporumuza son halini vereceğiz. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum. ÇED sürecimiz Türkiye’nin en geniş katılımlı, en şeffaf süreçlerinden biri olmuştur" diye konuştu.

“Büyükşehir belediyesinin temsilcisi ÇED Raporu’nun altına imzasını atmıştır”

İnceleme Değerlendirme Toplantı tutanağına yönelik konuşan Bakan Kurum, "Kanal İstanbul projesi için hazırlanan ÇED Raporu'nun ve eklerinin yeterli olduğunun; yapılan inceleme, hesaplama ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri ve bilgiye dayandığının; ÇED Raporu'nun çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin alındığının; İnceleme Değerlendirme Komisyonu üyelerince tespit edildiği ve ÇED raporuna son şeklinin verilmesine karar verildiği nihai karar tutanağıdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu toplantıya katılmış ve herhangi bir şerh veya itiraz kaydı düşmeden, görüş bildirmiştir; Büyükşehir belediyesinin temsilcisi de ÇED Raporu’nun altına imzasını atmıştır" ifadelerini kullandı.

ÇED 16 bin sayfaya ulaştı

ÇED Raporu'nun bin 595 sayfa olduğunu ekleriyle birlikte 16 bin sayfaya ulaştığını belirten Bakan Kurum, "ÇED raporumuzun hazırlanması sürecinde; görüşleri, ön açıcı fikirleri ve destekleri için 56 kurum ve kuruluşumuza, belediyelerimize, üniversitelerimize, 200 bilim adamımıza, medyamıza ve vatandaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İstanbul Boğazı bugün; gemi sayılarına baktığımızda; Panama Kanalı’nın dört katı, Süveyş Kanalı’nın üç katı yoğunluğunda deniz trafiğine sahiptir 1930’lu yıllarda Boğazlardan günde 2 gemi geçiyordu, şu anda İstanbul Boğazı’ndan günlük ortalama 150 gemi geçiyor. Yılda ortalama 50 bin gemi geçiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak; Marmara Denizini 91 istasyonla izliyoruz. Boğazımızdaki tüm trafiği ve su kalitesini izliyoruz. Bu izlemeler sonucunda, mevcut gemi trafiğinin Marmara'nın su kalitesini ne denli olumsuz yönde etkilediğini müşahede ediyoruz" dedi.

"Boğazda yılda ortalama 8 kaza meydana geliyor"

İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerin tonajlarına ilişkin bilgilendirme yapan Kurum, " Yıllara göre sürekli bir artış yaşanıyor. Örneğin Boğazlardan 2010 yılında 672 milyon gross ton yük geçmişken 2018 yılında bu miktar 849 milyon gross tona yükselmiştir. Bu tabloya göre rakam her yıl katlanarak artacak. Yani gemi azalsa bile, geminin hacmi büyüyor, gemilerin boyları 1930’lu yıllardaki 50 metreden, bugün 350 metreye ulaşmış durumda. Bu da gemilerin hem manevra kabiliyetini azaltıyor, hem de kaza riskini ciddi oranda arttırıyor. Özellikle akaryakıt ve tehlikeli madde taşıyan gemiler; geçmişten bu yana İstanbul için çok büyük bir tehdit olmuştur. Bildiğiniz gibi; İstanbul Boğazı’nda 1960’lardan bu yana gerçekleşen 6 büyük kazada; toplam 108 bin ton petrol boğaza aktı, 100 kişi yaşamını yitirdi. Bugün İstanbul Boğazı’nda yılda ortalama 8 kaza meydana geliyor" bilgilerini paylaştı.

Küçükçekmece en uygun güzergah oldu

Kanal İstanbul projesi için 5 adet alternatif güzergah belirlendiğini hatırlatan Bakan Kurum, "Güzergahlar birbirleriyle kıyaslandı. Alternatif güzergahlara ait koridorlar mevcut veriler ışığında genel, ekonomik, teknik ve çevresel etkileri açılarından mukayese edildi. Yapılan çalışmalar sonucunda; Küçükçekmece Gölü’nden başlayarak Karadeniz’e ulaşan alternatif güzergahın, Kanal İstanbul projesi için en uygun güzergâh olduğu belirlenmiştir" şeklinde konuştu.

"Ülkenin geleceğine damga vuracak"

Kanal İstanbul projesinin, ülkenin geleceğine damga vuracak, çocuklar için son derece kıymetli olacak istiklal ve istikbal projesi oluğu yorumunda bulunan Kurum, "Projenin özellikle son haftalarda; mimarımızdan mühendisimize, esnafımızdan gazetecilerimize, işçimizden memurumuza, kurumlarımızdan belediyelerimize ülkemizin tüm kesimleri tarafından konuşuluyor, tartışılıyor olması; bizleri son derece mutlu ediyor. Meselenin çevre, şehircilik, trafik, tüm varlıklarımız, ekosistemimiz açısından tartışılması da milletimizin konuya dair ilgisini ortaya koyması bizim açımızdan son derece mühimdir. Fakat bu süreçte; meselenin 82 Milyon vatandaşımızın, 16 milyon İstanbullu kardeşimizin geleceği açısından değil de; siyasi spekülasyon ve polemik malzemesi yapılmaya çalışıldığını da maalesef üzülerek görüyoruz. Kanal İstanbul Projesi boğazımızı koruma kurtarma ve özgürlük projesidir. Örnek bir şehircilik projesidir" açıklamasında bulundu.

"Susuzluk iddiaları bilim dışı"

Kanal İstanbul projesine ilişkin iddialara yanıt veren Bakan Kurum, "Maalesef son günlerde, Kanal İstanbul’un; İstanbul’a susuzluk getireceğini iddia edenleri; 'İstanbul, sonsuza kadar yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kaybedecek' diyenleri görüyoruz. İstanbul’un su kaybı yaşayacağı iddiası kesinlikle bilimsel değildir, tamamıyla gerçek dışıdır" ifadelerini kullandı.

"Yer altı ve yer üstü zenginlikleri korunacak"

Kanal inşaatı ve işletme döneminde yeraltı ve yerüstü kaynaklarını koruyacak tüm özel önlemlerin ÇED Raporu’nda kurgulandığını söyleyen Bakan Kurum, "Kot farkından dolayı Terkos’a dair bir sızıntı veya yeraltı suyu şişmesi beklemiyoruz. Fakat yine de; yer altı su rezervlerimizin ve Terkos’un deniz suyundan etkilenmemesi için; kanalın yüzeyini geçirimsiz özel bir malzemeyle kaplayacak, yan yüzeylerde de özel perdeler, bariyerler, elastik duvarlar yaparak kot farkından dolayı yer altı suyu kalitesi ve açılan kuyularla takip edilecektir. Dahası, mevcut yeraltı suyu kalitesi; açılacak gözlem kuyularıyla ortaya koyulacak. Bu analizler aylık periyotlar halinde yapılacak. Dolayısıyla yeraltı sularına ve Terkos’a dair iddialar da gerçek dışıdır. Ayrıca; biz Terkos’un bırakın suyunun gitmesini, Karadeniz kıyısına yapacağımız dolgu alanıyla, Karadeniz’le Terkos arasına adeta bir koruyucu hat yapıyoruz. İstanbul’un su ihtiyacı 1 milyar metreküptür. Biz çok daha fazlasını da ekleyerek; su ihtiyacını tamamen güvence altına alıyoruz" diye konuştu.

“Kanal İstanbul güzergahı boyunca herhangi bir depreme neden olacak diri fay bulunmamaktadır”

Kanal İstanbul depremi tetikleyeceğine ilişkin de konuşan Kurum, "Kanal İstanbul’a 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. İstanbul’da bilim adamlarının araştırmalarına göre bugün yerin 20 kilometre derinliğinde ve 7'nin üzerinde büyüklükte bir deprem bekliyoruz.
21 metre derinliğinde bir kanalın; 20 ve 7 km derinlikteki bir fay hattını tetiklemesini iddia etmek, hakikaten bilimsellikten uzak bir söylemdir. Kanalın bir depremden nasıl etkileneceğini görmek için; normalde 145 ve 475 yıl geriye gidilerek yapılan similasyonlar yerine, tam 2475 yıl önce tekrarlanan depremleri baz alarak testler gerçekleştirdik. Yani 2475 yıl önceki yer hareketleri incelenmiştir. Kanal İstanbul güzergahı boyunca herhangi bir depreme neden olacak diri fay bulunmamaktadır. Bahse konu yapılacak kanal çalışmalarının fayları tetiklemesi ile ilgili tartışmaların bilimsel bir dayanağı kesinlikle yoktur asılsızdır" şeklinde konuştu.

“Isı adası olacağı iddiaları çürütülmekte”

Kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgar rejimini değiştirerek İstanbul’u bir ısı adasına çevirecek iddialarını da yanıtlayan Kurum, "Bu konudaki otorite Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzdür. Çok özetle söylemek gerekirse Meteoroloji Genel Müdürlüğü’müz İstanbul’un ısı adası olacağına dair iddiaları çürütmektedir" ifadelerini kullandı.

“Yarımburgaz'ı yutması söz konusu değil”

Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti, Yarımburgaz Mağaraları proje tarafından yutulacağı iddialarına ilişkin Bakan Kurum, "Bu iddia da tamamen asılsızdır. Kanal İstanbul’un, Bathenoa Antik Kenti ve Yarımburgaz Mağaraları ile herhangi bir ilgisi yoktur. Bathenoa Antik Kenti, Kanal çalışma alanının dışındadır. Yarımburgaz Mağaraları, Kanal inşaat çalışma alanının yine dışındadır. Kanal Projesi’nin, Yarımburgaz Mağarası’nı yutması söz konusu değildir" dedi.

“Gemiler 14 ya da 15 saat bekliyor”

“Gemiler, İstanbul Boğazı’ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul’dan geçsin?” sorusuna "Abesle iştigaldir" diyen Bakan Kurum, "Halihazırda; İstanbul Boğazı’ndan geçen gemiler fener, tahlisiye ve sağlık rüsumları ile römorkör ve kılavuzluk hizmetleri için belirli ücretleri ödemektedir. Ücretsiz geçiş hali hazırda söz konusu değildir. Gemilerin, İstanbul Boğazı’ndaki bekleme süreleri dikkate alındığında İstanbul Boğazı yerine Kanal İstanbul’un tercih edilmesi gemiler için önemli bir avantaj sağlayacaktır.
Gemiler, İstanbul Boğazı'nda bu yılın verileri ortalamasında, her bir geçiş için yaklaşık 14-15 saat bekliyor. Tanker gibi tehlikeli yük taşıyan gemilerde ortalama bekleme süresi 30 saate ulaşıyor. 2017 yılı verilerine göre, tankerlerin maruz kaldıkları beklemelerden kaynaklanan ekonomik kayıp milyonlarca doları buluyor. Boyu 200 metre üstü tankerlerin günlük kiralama kaybı ortalama 120 bin dolara ulaşıyor. İstanbul Boğazı'ndan 200 metre üzerinde uzunluğa sahip gemi, uygun şartlarda yaklaşık 1,5 saatte geçiyor. Bekleme süreleri de göz önüne alındığında toplam geçiş maliyetlerinde son derece ciddi bir artış söz konusu oluyor. Bu da gemilerin Kanal İstanbul’u tercih etmesini sağlayacak" diye konuştu.

“TEM ve E-5, sık sık trafiğe kapatılacak’ iddiası da yersiz bir iddiadır”

Kanal inşaatı nedeniyle çıkacak hafriyat miktarı 1,15 milyar metreküp civarında olacağını bildiren Kurum, "Bu hafriyatın depolanacağı yerler İstanbul’un mevcut hafriyat döküm sahaları değildir. Kent içinde yapılacak diğer hafriyat alanları ile herhangi bir ilişkisi bulunmayacaktır. Konveyörler, araçlar, iş makinaları ve hafriyat kamyonları ise kanalın iki yanından yüklerini alacak ve Karadeniz kıyısında belirlediğimiz alana dökümlerini yapacaklar. İstanbul’a giriş çıkış yapmayacaklar. Dolayısıyla ‘inşaatın başlamasıyla TEM ve E-5, sık sık trafiğe kapatılacak’ iddiası da yersiz bir iddiadır. Bir kez daha söylüyorum. Kanal İstanbul Projesi kapsamındaki kazıdan çıkan malzemeler depolama alanlarına çalışma alanı içerisinde teşkil edilecek yollar kullanılarak nakledilecektir. Şehir içi yollar ve çevre yolları kullanılmayacaktır" ifadelerine yer verdi.

Karadeniz'in tuzlu su miktarı artacak mı?

Karadeniz’in tuzlu su miktarının artacağı ve doğal dengesinin bozulacağı iddialarına ilişkin de Bakan Kurum, "Hem Marmara’da hem de Karadeniz’de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. gibi cümleler tamamen uydurmadır. Yaptığımız bilimsel çalışmalar ve modellemeler sonucunda; yaz ve kış ayları için, simülasyonlar ve hesaplamalar yapılmıştır. Bu analizler sonucunda; yılın hiçbir döneminde kanal sebebiyle çözünmüş oksijenin iddia edildiği gibi canlı yaşam için gerekli sınırın altına düşmediği görülmüştür. Yani Marmara ve Karadeniz’de doğal yaşam koşulları sürekliliğini muhafaza edecektir" şeklinde konuştu.

“Montrö ayrı Kanal İstanbul ayrı”

Bakan Kurum bir gazetecinin yeni açılacak kanalın Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde bu hukuki dayanağı olacağı soruya, "Montrö ile ilgili bir sıkıntımız yok ki kanal İstanbul projesi Montrö'nün dışında bir projedir. Montrö ayrıdır Kanal İstanbul ayrıdır. Sonuçta biz kendi projemizi yapıyoruz kendi kararlarımızı da alıp süreci işleteceğiz" cevabını verdi.

İrfan Çalışkan
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Gülsima Yıldız’ı arama çalışmaları 7’nci gününde sürüyor Muş’un Cevizlidere köyünde çaya düşerek kaybolan 9 çocuk annesi Gülsima Yıldız’ı arama çalışmaları 7’nci gününde de aralıksız devam ediyor. Muş Valisi Avni Çakır ile Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, çalışmaları yerinde takip etti. Muş’un merkeze bağlı Cevizlidere köyünde çaya düşerek kaybolan Gülsima Yıldız’ı arama çalışmaları 7’nci gününde de sürüyor. Yaklaşık 60 kilometrelik alanda 150 personel görev yaparken, çalışmalara 1 İHA ile 6 dron havadan destek veriyor. AFAD koordinesinde yürütülen çalışmalara İl Jandarma Komutanlığı, UMKE, HAK, Türk Kızılay ekipleri, güvenlik korucuları ve köylüler katılıyor. Ekipler, düşme noktasından Batman sınırına kadar uzanan hatta dere yatağı ve kıyı boyunca arama tarama faaliyetlerini sürdürüyor. Çalışmalara Van İl Jandarma Komutanlığı ile AFAD’a bağlı dalgıç ekipleri de su altı araması ile destek veriyor. Arama çalışmaları sırasında dalgıç ekipleri tarafından bulunan ve Gülsima Yıldız’a ait olduğu değerlendirilen bazı kıyafetler, incelenmek üzere jandarma ekiplerine teslim edildi. Vali Avni Çakır ile Milletvekili Mehmet Emin Şimşek, AFAD Koordinasyon Merkezi’nde çalışmaları yerinde inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Yıldız’ın eşi Mehmet Şirin Yıldız ile oğlu Nihat Yıldız’a geçmiş olsun dileklerini ileten Vali Çakır, "Gülsima teyzemiz, içinde bulunduğumuz alanın hemen 300-400 metre kadar yukarısında tahta köprüden geçerken suya düşüp akıntıya kapılarak gözden kayboldu. Olay anında üç vatandaşımız vardı. Bir tane korucu arkadaşımız vardı. Sağ olsunlar, birbirlerine destek olarak çıktılar. Sizler de bölgenin insanısınız, çok iyi biliyorsunuz. Şu an maalesef suyun debisinin en yüksek olduğu dönem. Çok coşkun bir su var. Dolayısıyla arama faaliyetleri güçlükle sürdürülüyor. Şu an elimizdeki imkânlar anlamında araç gereç noksanlığımız yok. Sadece suyun debisinin biraz düşmesine ihtiyacımız var. Bugünden itibaren suyun debisinin biraz azaldığını arkadaşlarımız gözlemlediklerini söylüyorlar. İnşallah ilerleyen günlerde çok daha hızlı sonuç alacağımızı düşünüyorum" dedi. Jandarma, UMKE, AFAD ve güvenlik korucularından oluşan 150’yi aşkın personelin, günün ilk ışıklarıyla birlikte bölgede arama çalışmalarını sürdürdüğü ifade eden Vali Çakır, "Yaklaşık 27-28 kilometrelik sahamızda, Muş hudutları içerisinde arama yapıyoruz. Akabinde Batman ve Diyarbakır’da da aynı şekilde personeller arama yapıyor. Jandarma, UMKE, AFAD ve koruculardan oluşan 150’den fazla personelimiz her gün günün ilk ışıklarıyla birlikte sahada arama çalışmalarına başlıyor. Ancak şu ana kadar teyzemizin ayakkabısı ve başörtüsü gibi eşyalarına ulaştık ama maalesef kendisine ulaşamadık. Allah’tan umut kesilmez diyoruz ama biraz da gerçekçi olmak lazım. Hayatta kalma beklentimiz artık çok düşük seviyede. En azından cenazesini bulmaya çalışıyoruz. İnşallah tez zamanda kendisine ulaşırız da acımız biraz diner" ifadelerini kullandı. Arama çalışmalarına havadan destek sağlayan 6 dronun, bölgede sürekli tarama yaptığını söyleyen Çakır, "Bu konuda vatandaşlarımızdan anlayış ve destek bekliyoruz. Malumunuz su çok güçlü. 140-150 insanın sürekli suda ve su kenarında panikle, aceleyle hareket etmesi ilave sıkıntılara yol açabilir. O yüzden kontrollü hareket etmemiz lazım. Şu an 6 adet dronumuz sürekli havada bölgeyi tarıyor. Buradan Batman Barajı’na kadar olan saha değişik ekipler tarafından sürekli taranıyor. Umut ediyoruz ki suyun debisinin biraz düşmesiyle beraber birkaç gün içerisinde kendisine ulaşırız. Cevizli köyüne, Yıldız ailesine ve tüm komşularımıza çok büyük geçmiş olsun" şeklinde konuştu. Milletvekili Mehmet Emin Şimşek de olayın herkesi derinden etkilediğini ifade ederek, Yıldız ailesinin yaşadığı acının toplumun ortak acısı olduğunu söyledi. Şimşek, "Bundan 7 gün önce o talihsiz vakayı yaşadık. Nihat Yıldız’ın annesi bizim de annemizdir, ablamızdır, bacımızdır. Acımız aynıdır. Keşke olmasaydı ama biz inanan insanlarız. Elhamdülillah Müslümanız. Başımıza her şey gelebilir. Allah’a sığınacağız ve bütün gayretimizi göstereceğiz. AFAD İl Müdürümüz bu işin koordinasyon merkezidir. Kendisinden sürekli bilgi alıyoruz. Muş il sınırları içerisinde yaklaşık 30 kilometrelik su hattı var. Çok hızlı akan, debisi yüksek ve soğuk bir su. Gerçekten çok zorlu bir arazi. Dron ve İHA’larla da bölge gözetleniyor. Her gün yaklaşık 120-130 kişi Muş’ta, aynı sayıda Batman’da ve Diyarbakır’da çalışma yürütüyor. Her il kendi içinde koordinasyon sağlıyor. Daha sonra üç ilin AFAD müdürleri zoom üzerinden koordinasyon gerçekleştiriyor. Jandarma alay komutanlarımız da koordinasyonu sağlıyor. İçişleri Bakanımız ve AFAD Başkanımızla sürekli görüşüyoruz. Daha ne ilave yapılabilir, nasıl katkı sağlanabilir diye çalışmalar yürütüyoruz. Hiç kimsenin aklında kuşku olmasın. Son ana kadar Gülsima annemize ulaşmak için gayret edeceğiz. Valimle birlikte bölgeye geldik, vatandaşlarımızı gördük. Endişe etmeyin. Su altı kurtarma komandoları da artırılabilir. Ancak ikinci bir kaza yaşanmaması için dikkatli olmamız gerekiyor. Çok zor bir arazi. Bayram yok, arife yok; acımız var. Nihat Yıldız’ın annesi bizim annemizdir" diye konuştu.
Çanakkale Çanakkale’de FETÖ’den aranan 2 şüpheli yakalandı Çanakkale’de emniyet ekiplerince gerçekleştirilen huzur uygulamalarında FETÖ’den aranan 2 şüpheli yakalanarak, sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı. Çanakkale’de İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince 18-25 Mayıs tarihleri arasında il merkezi ve ilçelerde huzur uygulamaları gerçekleştirildi. Uygulamalar çerçevesinde 9 bin 555 şahıs, 2 bin 926 araç incelendi. Farklı suçlardan aranması bulunan 18 şahıs yakalanırken 556 araç sürücüsüne idari trafik para cezası uygulandı. Kamu huzurunu bozacak şekilde davranışlarda bulunan 55 şüpheli hakkında ise ’Kabahatler Kanunu’ hükümlerince idari yaptırım uygulandı. Uygulamalar çerçevesinde toplamda; 60,75 gram narkotik madde, 20 adet uyuşturucu hap, ruhsatsız tabanca, 11 adet fişek, hassas terazi, bitki yetiştirmede kullanılan düzenekler ve 5 kök kenevir bitkisi ele geçirildi. Farklı suçlardan 53 şüpheliye adli işlem yapılırken ’Yasadışı Kenevir Ekimi’ suçundan yakalanan 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. FETÖ’den aranan 2 şüpheli tutuklandı Huzur uygulamaları çerçevesinde yapılan operasyonlarda ’FETÖ Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma’ suçu ile hakkında 6 yıl 3 Ay kesinleşmiş hapis cezası ile yakalama emri bulunan 1 şüpheli ve ’FETÖ Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma’ suçu ile hakkında 7 yıl 6 Ay kesinleşmiş hapis cezası ile yakalama emri bulunan 1 şüpheli yakalandı. Şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak Çanakkale E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edildi.
Zonguldak Piyade Er Recep Demirci son yolculuğuna uğurlandı İzmir’de vatani görevini yaptığı sırada hayatını kaybeden 20 yaşındaki Piyade Er Recep Demirci, memleketi Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Perşembe beldesinde son yolculuğuna uğurlandı. Edinilen bilgilere göre, İzmir’de görev yaptığı sırada aniden rahatsızlanan Recep Demirci, sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırıldı. Burada tedavi altına alınan genç asker, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Acı haberin ardından Demirci’nin Çaycuma ilçesi Filyos beldesindeki evinde büyük üzüntü yaşandı. Hisarönü Mahallesi Hisarkent Sitesi’nde bulunan baba ocağında asker mangasının da katılımıyla Kur’an-ı Kerim okunup helallik alındı. Recep Demirci için Perşembe beldesi Yazıbaşı Mahallesi Demirciler mevkisinde ikindi namazına müteakip cenaze töreni düzenlendi. Kılınan cenaze namazının ardından Demirci, aile mezarlığında toprağa verildi. Cenazede baba Özkan Demirci taziyeleri kabul ederken, babaannenin torununun tabutu başında ağıt yakması yürekleri dağladı. Acılı babaanne, "Biz seni terminalden davul zurnayla uğurladık. Seni burada bırakıp nasıl gideceğiz oğlum" sözleriyle gözyaşı döktü. Cenaze törenine AK Parti Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu, Çaycuma Kaymakamı Adem Kaya, Çaycuma Belediye Başkan Vekili Sezai Bilici, Perşembe Belediye Başkanı Turhan Okumuş, İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Ferhat Turunç, İlçe Emniyet Müdürü Uğur Duman, Zonguldak Sosyal Hizmetler Müdürü Mehmet Türkmen Köse, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, daire müdürleri, askeri erkan ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Bitlis Uzmanından Kurban Bayramı öncesi uyarılar Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ), Öğr. Gör. Veteriner Hekim Şevket Soylu, Kurban Bayramı öncesi kurban kesimlerinde insan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre temizliği konusunda vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Kurban Bayramı öncesi dikkat edilmesi gereken hususları 5 ana başlık altında değerlendiren Soylu, ilk olarak kurbanlık hayvan seçiminde yaş ve sağlık kriterlerine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Büyükbaş hayvanların en az 2, küçükbaş hayvanların ise en az 1 yaşını doldurmuş olması gerektiğini ifade eden Soylu, kulak küpesiz ve hastalık belirtisi gösteren hayvanların tercih edilmemesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın "Tarım Cebimde" uygulaması üzerinden hayvanların küpe numarasıyla yaş, cinsiyet ve aşılama bilgilerini sorgulayabileceğini kaydetti. Kesim işlemlerinin mutlaka resmi kesim alanlarında ve veteriner hekim denetiminde yapılması gerektiğini vurgulayan Soylu, hijyen kurallarına uyulmamasının hem et kalitesini düşürdüğünü hem de toplum sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Kurban Bayramı’nda kesilecek hayvan sayısının yıllık kesim miktarının yaklaşık üçte birine denk geldiğine dikkat çeken Soylu, kontrolsüz hayvan hareketleri ile denetimsiz kesimlerin ciddi riskler oluşturduğunu ifade etti. Hayvandan insana bulaşabilen zoonoz hastalıklara da değinen Soylu, insanlarda görülen hastalıkların yüzde 50’den fazlasının hayvansal kökenli olduğunu belirtti. Özellikle tüberküloz, brusella, şarbon ve kistik yapıların görüldüğü organların kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Soylu, şüpheli durumlarda veteriner hekim görüşü alınmasının önemine işaret etti. Kesim sonrası oluşan kan, sakatat ve diğer hayvansal atıkların gelişi güzel çevreye bırakılmaması gerektiğini belirten Soylu, çevre hijyeninin toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Kurban derisinin ekonomik değerine de dikkat çeken Soylu, "Kurban derisi milli bir servettir" diyerek derilerin uygun şekilde yüzülmesi, tuzlanması ve muhafaza edilmesi gerektiğini hatırlattı. Etin dinlendirilmesi ve saklanması konusunda da uyarılarda bulunan Soylu, kesimden hemen sonra et tüketilmemesi gerektiğini belirtti. Etlerin serin ve temiz ortamda dinlendirilmesi gerektiğini ifade eden Soylu, sıcak etlerin hava almayan poşetlerde bekletilmesinin bozulmaya yol açabileceğini belirtti. Etlerin porsiyonlar halinde muhafaza edilmesi gerektiğini belirten Soylu, çözdürülen etlerin tekrar dondurulmaması gerektiğini kaydetti. Çocukların psikolojik sağlığının korunmasının da önemli olduğunu ifade eden Soylu, çocukların kesim alanlarından uzak tutulması gerektiğini ifade etti.
Erzurum Erzurum’da asırlık gelenek yaşatılıyor: Gelin adaylarına süslenmiş "Nişan Koçu" hediyesi Erzurum’da asırlardır devam eden ve kültürel mirasın en renkli ögelerinden biri olan "Nişan Koçu" geleneği, Kurban Bayramı öncesinde bu yıl da büyük bir coşkuyla yaşatılıyor. Kentte nişanlı çiftlerin aileleri arasında köprü oluşturan gelenek kapsamında, damat tarafı bayram öncesinde özenle seçtikleri kurbanlık koçu gelin evi için hazırlıyor. Günler öncesinden alınan koçlar, yıkanıp temizlendikten sonra süsleniyor. Boynuzlarına altın, bilezik ya da eşarp bağlanan, üzerine rengarenk kurdeleler ve boncuklar takılan koçlar, adeta bir gelin gibi süslenerek gelin adayının evine götürülüyor. Erzurum merkez ve ilçelerinde yoğun şekilde sürdürülen bu gelenek, sadece bir kurbanlık hediyesi olmaktan öte iki aile arasındaki bağı güçlendiriyor. Süslenen nişan koçları, damat yakınları tarafından kimi zaman davul, zurna ve dualar eşliğinde gelin evine taşınıyor. Mahalle sakinlerinin de yoğun ilgi gösterdiği bu görsel şölen, renkli görüntülere sahne oluyor. Gelin evi ise bu jest karşılığında damat tarafına özel ikramlarda bulunarak misafirlerini ağırlıyor. Asırlık adetleri yaşatmaktan mutlu olduklarını belirten vatandaşlar, "Erzurum’da nişanlı kıza kurbanlık koç götürmek atalarımızdan kalan çok güzel bir gelenek. Koçumuzu en güzel şekilde süsleyip, üzerine hediyesini bırakarak gelinimizin evine götürüyoruz. Amacımız hem bu güzel adeti yaşatmak hem de aileler arasındaki birliği ve sevgiyi pekiştirmek" ifadelerini kullandı. Kurban Bayramı yaklaşırken Erzurum’daki hayvan pazarlarında ve süsleme dükkanlarında "Nişan Koçu" mesaisi tüm hızıyla devam ediyor.