EKONOMİ - 10 Eylül 2019 Salı 10:14

Bayraktar, fındık fiyatının düşüş nedenlerini açıkladı

A
A
A
Bayraktar, fındık fiyatının düşüş nedenlerini açıkladı

Avrupa’da Türk fındığına karşı insan emeği sömürüsü yapıldığı ve aflatoksinli olduğu yönündeki iddialara sert tepki gösteren Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar, bu tür karalama propagandalarının sık sık yapıldığını söyledi.

Her sezonda Batılı alıcı ülkeler tarafından Türk fındığının satın alınmasıyla ilgili masa başında pazarlık gücünü artırabilmek için böyle iddiaların gündeme geldiğini hatırlatan FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar, Türkiye’nin organik tarım ve insan hakları konusunda Avrupa’ya örnek olacak çalışmalar yaptığını söyledi.

Bayraktar yaptığı açıklamada, “Türkiye, son yıllarda fındık üretimi yapılırken, iyi tarım, organik tarım uygulamaları konusunda çok özenli davranıyor. Mevsimlik işçi olarak gelen ailelerin çocukları ise özel eğitime tabi tutuluyor. Onlar için sosyal alanlar oluşturuluyor. Bu nedenle eski iddiaların ısıtılıp tekrar gündeme getirilmesi çok doğru bir şey değil. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki Avrupalı fındık alıcıları masa başında pazarlıkta ellerini kuvvetlendirmek için bu tür iddiaları ortaya atarak kara propaganda yapıyorlar. Bir örnek vermek gerekirse 2004 yılında 'aflatoksin var' diye 2004 yılı ürünümüzü almak istemeyen Avrupalılar, 2004 yılı sonunda zirai don yaşanınca 2001 yılında depolarımızda bekleyen fındığın tozunu bile aldılar. Ancak Türk fındığına karşı yapılan bu kara propaganda karşısında siyasetçilerimiz, Sivil Toplum Kuruluşlarımız, fındığımızı anlatma konusunda zayıf kalıyoruz, haklı meselemizi anlatamıyoruz. Bir de yabancı alıcılara bu tür iddialarla pazarı etkileyecek boşluk alanlar bırakıyoruz. Dolayısıyla bunlarda bu açık kapıyı devamlı zorluyorlar. Sonuç olarak bu tür iddialar doğru değildir” dedi.

"Müdahale alımı yapan kurum piyasaya aynı sezonda fındık sürmemeli"

Serbest piyasada fındık fiyatının düşmesinde etkili olan nedenleri de sıralayan FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Bayraktar, “Avrupalı alıcıların yaptığı kara propagandanın fındık fiyatlarının serbest piyasa da düşmesinin kısmet etkisi vardır ama temel anlamda müdahale alımları yapan kurumun fındığı piyasaya sürüp sürmemesinden kaynaklıdır. Şöyle ki müdahale alımına kurum müdahale alımı yaptığı sene içerisinde fındığı tekrar piyasaya süreceğini söylüyor. Dolayısıyla pazarda piyasayı oluşturan aktörlerin 3-5 ay sonra fındık bulamama gibi bir derdi olmuyor. Maalesef böyle olunca da ürünün piyasaya daha hızlı indiği süreçte daha ucuza alma gibi bir çaba içerisine giriyor. Eğer piyasadan ucuz fiyata istediği kadar fındık alamazsa biliyor ki sezonun ikinci yarısında ya da ortasında müdahale kurumundan fındık alma şansı var. Bu durum serbest piyasada fiyatların düşmesinde ciddi bir etkendir. Müdahale kurumunun sezon içerisinde aldığı ürünü tekrar aynı yolla piyasaya süreceğini söylemesi ciddi bir etken. Bir de suçlamak için değil, tespit için söylüyorum ki 2009 yılından beri devlet kendi tekelindeki fındığı yurt dışındaki bir firmaya bıraktı. Onlar istediği gibi fiyat belirliyor. Bakın devlet fiyatı 17 liradan açıkladı, piyasa 15,5 liradan açıldı ama üç günde fındık fiyatı 13,5 liraya düştü. Bunu arz, taleple, pazara çok fındık inmesiyle açıklamak, izah etmek, irtibatlandırmak çok doğru değildir” diye konuştu.

Ahmet Bilge
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Sessiz tehlike: "Osteoporoz" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun, özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde yaygınlaştığını belirterek, hastalığın genellikle belirti vermeden ilerlediğini ve bu yüzden ’sessiz hastalık’ olarak tanımlandığını söyledi. Kemik yoğunluğunun azalmasıyla birlikte kemiklerin kırılgan hale gelmesine yol açan osteoporozun, uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ifade eden BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, hastaların genelinin ilk kırık yaşanana kadar hastalığının farkında olmadığını söyleyerek, "Özellikle 50 yaş üzeri kadınlarda görülen ani boy kısalması, kamburlaşma ya da sırtta oluşan sürekli ağrılar, osteoporozun ilk sinyalleri olabilir. Ancak çoğu zaman bu belirtiler yaşlılığa bağlanarak göz ardı edilir. Oysa erken dönemde yapılacak kemik yoğunluğu ölçümleri, hastalığın ilerlemesini durdurmak için çok değerlidir" ifadelerini kullandı. Osteoporozun en büyük riskinin kemik kırıkları olduğuna dikkat çeken Dr. Akpınar, "Kalça, omurga ve bilek kırıkları, osteoporozun en yaygın ve en ciddi sonuçlarıdır. Bu tür kırıklar yaşlı bireylerin hareket kabiliyetini kısıtlar, bağımsızlığını kaybetmesine hatta yatağa bağımlı hale gelmesine neden olabilir. Bazı durumlarda kırıklar yaşamı tehdit edecek komplikasyonlara yol açabilir" diye konuştu. Bu nedenle özellikle risk grubunda olan kadınların, menopoz sonrası düzenli olarak kemik taramalarını yaptırması gerektiğini belirtti. Osteoporozun önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Merve Dede Akpınar, şu önerilerde bulundu: "Yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, düzenli fiziksel aktivite, sigara ve alkol gibi kemik sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak çok önemlidir. Yük taşıyan egzersizler, yürüyüş, pilates veya dans gibi aktiviteler kemik yoğunluğunu korumada etkilidir. Ayrıca bazı kronik hastalıklar ve uzun süreli kortizon kullanımı da osteoporoz riskini artırabilir, bu nedenle bu tür durumlarda hekim kontrolü daha da önem kazanır." "Osteoporoz sadece yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir" diyen Dr. Akpınar, sözlerini şöyle tamamladı: "Her kemik ağrısı yaşlılıktan kaynaklanmaz. Osteoporozla ilgili belirtiler fark edildiğinde geç kalmadan doktora başvurmak gerekir. Erken tanı ve düzenli takip ile osteoporozun ilerlemesi yavaşlatılabilir, kırık riski önemli ölçüde azaltılabilir. Sağlıklı ve aktif bir yaşlılık için kemik sağlığımızı ciddiye almalıyız. Kemiklerinizi ihmal etmeyin, sessizce gelen bu tehlikeye karşı harekete geçin."
Diyarbakır ’’Kontrolsüz teknoloji kullanımı çocukların gelişimi üzerinde derin etki bırakıyor’’ Maya Okulları Rehberlik Koordinatörü Duygu Kervan Alver, kontrolsüz teknoloji kullanımının çocukların gelişimi üzerindeki derin etki bıraktığını söyledi. Maya Okulları Rehberlik Koordinatörü Duygu Kervan Alver, çocuklarda teknoloji kullanımı ile ilgili uyarılarda bulundu. Tabletlerin "susturucu", telefonların ise "dijital emzik" olarak kullanıldığı bu yeni çağda, kontrolsüz teknoloji kullanımının çocukların gelişimi üzerinde derin etki bıraktığını belirten Alver, ‘’Velilerden en çok duyduğunuz şikayet ‘çocuğum odaklanamıyor’ oluyor. Maalesef son yıllarda en zorlandığımız konu çocuklarımızın herhangi bir işe odaklanamıyor oluşu. Ekrandaki o saniyelik geçişlere, aşırı renkli ve hızlı uyarana alışan beyin, sınıftaki öğretmenin sesini veya kağıt üzerindeki bir problemi "sıkıcı" buluyor. Çocuk aslında tembel değil, beyni o kadar yüksek dopaminle beslenmiş ki, normal hayatın temposu ona çok yavaş geliyor. Sınıfta oturan ama zihni hala en son izlediği videonun hızında olan bir nesilden bahsediyoruz. Bu durum akademik başarıdan ziyade, ‘zihinsel bir gürültüye’ yol açıyor. Ekran, çocuğa istediği her şeyi anında veriyor. Gerçek hayat ise sabır gerektirir. Biz yetişkinler, sırf o an ağlamasın ya da yemeğini yesin diye ekranı bir rüşvet olarak kullandığımızda, çocuğun duygusal regülasyon becerisini elinden alıyoruz. Değer bilen bir çocuk yetiştirmek istiyorsak, ona ‘hayır’ denildiğinde bununla baş etmeyi öğretmeliyiz. Çocuk, sınırda güvende hisseder; sınırsızlık ise kaygıya neden olur’’ dedi. ’’Oyun, çocuğun hayata hazırlık provasıdır’’ Oyunun, çocuğun hayata hazırlık provası olduğunu belirten Alver, ’’Ancak kontrolsüz teknoloji, çocuğu yalnız bir tüketiciye dönüştürüyor. Akranıyla çatışma çözmeyi, paylaşmayı, yenilmeyi bilmiyorlar. Çünkü ekranda yenilince ‘tekrar başlat’ tuşu var ama arkadaşlıkta o tuş yok. Sosyal ipuçlarını okuyamayan, empatiden uzak ve en ufak bir sorunda fiziksel şiddete veya içine kapanıklığa başvuran bir nesil yetişiyor. Günümüz çocuklarının en büyük kaybı ‘can sıkıntısı’ Çünkü beceri, can sıkıntısının hemen arkasında bekler. Çocuk sıkıldığında bir oyun kurgular, bir nesneye anlam yükler, hayal kurar. Hazır paketlenmiş eğlence sunan ekranlar ise zihinsel kasları tembelleştiriyor. Kendi kendine oyun kuramayan, elindeki bir oyuncakla 10 dakika vakit geçiremeyen, sürekli dışarıdan bir uyarana ihtiyaç duyan bir nesil, özgün düşünme kabiliyetini de kaybediyor. Eve girildiği an telefonlar ortak bir kutuya bırakılmalı. Çocuk, ebeveyninin yüzünü ekranda değil, karşısında görmeli. Çocuğun ‘sıkıldım’ feryadına hemen tabletle yanıt vermeyin. Bırakın sıkılsın, o boşlukta bir resim yapmaya veya kitap karıştırmaya yönelecektir. ‘Birazdan kapat’ demek yerine kum saati veya zamanlayıcı kullanın. Çocuk sürenin somut olarak bittiğini görsün. Akşam yemeği masası ve uykudan önceki son bir saat asla ekrana dokunulmamalı. Kaliteli uyku, ertesi günün okul başarısı ve hırçınlığın azalması için şarttır. Geleceğin ‘değer bilen’ çocuklarını yetiştirmek için onlara bir ekran değil, bölünmemiş bir ‘an’ ve kaliteli bir zaman dilimi borçluyuz’’ diye konuştu.
Kütahya Kütahya Şehir Hastanesi’nde anne karnındaki bebeğe kan nakli yapıldı Kütahya Şehir Hastanesi, tıp dünyasında ileri düzey uzmanlık gerektiren önemli bir uygulamaya imza attı. Perinatoloji Uzmanı Fatih Akkuş, anne karnındaki bebeğe doğrudan kan nakli yapılmasını sağlayan intrauterin fetal kan transfüzyonu işlemini başarıyla gerçekleştirerek Kütahya’da bir ilki hayata geçirdi. Gerçekleştirilen işlemde dikkat çeken bir detay da yaşandı. Anne karnındaki bebeğe toplam üç kez kan nakli yapıldığı, son nakilde kullanılan kanın ise operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Fatih Akkuş tarafından Türk Kızılay’a bağışlandığı öğrenildi. Anne karnında hayat kurtaran müdahale Halk arasında "anne karnında kan nakli" olarak bilinen intrauterin fetal kan transfüzyonu, bebekte ciddi kansızlık (anemi) tespit edilmesi halinde uygulanan hayati bir tedavi yöntemi olarak biliniyor. İşlem, ultrason eşliğinde anne karnından ince bir iğne yardımıyla bebeğin göbek kordonuna girilerek gerçekleştiriliyor. Önce bebeğin kan değerleri ölçülüyor, ardından eksik olan miktar kontrollü şekilde naklediliyor. Lokal anestezi altında ve steril şartlarda yapılan müdahale yaklaşık 30-45 dakika sürüyor. "Ekip çalışmasının başarısı" Sürecin bir ekip çalışmasıyla başarıyla yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Fatih Akkuş, Kütahya Şehir Hastanesi Kan Merkezi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Türk Kızılayı çalışanlarına desteklerinden dolayı teşekkür etti. Gerçekleştirilen bu operasyonla birlikte, Kütahya ve çevre illerde riskli gebelik yaşayan anne adaylarının bu ileri düzey tedavi için başka şehirlere sevk edilmesine gerek kalmayacağı ifade edildi.
Ankara Adalet Bakanlığı’ndan 81 il başsavcılığına yasa dışı bahis yazısı Adalet Bakanlığı, "Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı" kapsamında 171 Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılığına resmi yazı gönderdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yasa dışı bahis ve sanal kumarla mücadelede yeni bir süreci başlattığı bildirildi. Bakan Gürlek’in 11 Şubat 2026’da göreve başlamasının ardından, 16 Şubat’ta Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Bakan adına 171 Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılığına "GÜNLÜDÜR" ibareli yazı gönderildiği doğrulandı. Bakan Gürlek, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "Yasa dışı bahis ve sanal kumarla mücadelemiz sonuna kadar devam edecek" ifadelerini kullanarak 81 il başsavcılığına özel yazı gönderildiğini duyurmuştu. 6 ayda bir zorunlu toplantı Cumhurbaşkanlığı’nın 31 Ekim 2025 tarihli, "Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı" doğrultusunda gönderilen talimatta; yasa dışı bahis ve kumar suçlarına ilişkin soruşturmalarda etkinliğin artırılması, uygulamada karşılaşılan sorunların tespiti ve çözümü ile kolluk ve adli birimler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi hedeflendi. Bu kapsamda her ağır ceza merkezinde, bilişim suçları alanında görevli cumhuriyet savcılarının katılımıyla emniyet ve jandarma birimleriyle birlikte en geç 6 ayda bir "Bilgilendirme ve Koordinasyon Toplantısı" yapılması talimatı verildi. İlk toplantının ise bir ay içinde gerçekleştirilmesi istendi. Para trafiği ve dijital deliller masada Toplantılarda özellikle; dijital materyallerin incelenmesi, delil toplama süreçleri, malvarlığına el koyma ve tedbir uygulamaları, istinaf ve temyiz kararları ve kurumlar arası bilgi paylaşımı başlıklarının ele alınacağı belirtildi. Toplantı sonuçlarının ise raporlanarak Adalet Bakanlığına gönderilmesi de zorunlu tutuldu. Suç gelirlerine odaklı mücadele Bakanlık kaynakları, yurt dışı merkezli bahis siteleri, kiralanan banka hesapları ve panel sistemleri üzerinden yürütülen yasa dışı bahis faaliyetlerine karşı kapsamlı bir çalışma başlatıldığını ifade etti. Ankara kulislerinde söz konusu adım, yasa dışı bahisle mücadelede, "Türkiye genelinde eş zamanlı ve kurumsal bir seferberlik" olarak değerlendiriliyor.