TEKNOLOJİ - 18 Ekim 2014 Cumartesi 17:00

Bilim Tüneli geleceğin bilim insanlarına ilham verecek

A
A
A
Bilim Tüneli geleceğin bilim insanlarına ilham verecek

Max Planck Bilim Tüneli’nin açılışına katılan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Davut Kavranoğlu, öğrenciler tarafından üretilen teknik cihazlar hakkında bilgi aldı.

Merkezi Almanya’da bulunan ve bilimsel araştırmalara sağladığı katkıyla tanınan Max Planck Topluluğu’nun bilim ve teknolojinin geleceği nasıl değiştireceğini gösteren dünyaca ünlü Bilim Tüneli Sergisi, ‘Türk-Alman Araştırma, Eğitim ve İnovasyon Yılı’ kapsamında İstanbul’a geldi. Güneş sisteminin en küçük detaylarından nano teknolojilere, beynin sırlarla dolu dünyasından geleceğin ilaç tasarımlarına, insan yaşamına, öğrenme ve sosyal sistemlerin füzyon teknolojisine kadar pek çok alanda geleceğin dünyası hakkında ipuçları veren Bilim Tüneli Sergisi’nin açılışı düzenlenen törenle gerçekleşti. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Davut Kavranoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen törende, Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumu Başkanı Enver Yücel, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın, Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl ve Max Planck Bilim Tüneli Proje Direktörü Dr. Peter M. Steiner de hazır bulundu. Davut Kavranoğlu ve beraberindeki heyet Bahçeşehir Koleji Fen ve Teknoloji Lisesi öğrencilerinin bilim istasyonlarını gezerek öğrenciler tarafından üretilen robot ve uçak gibi cihazlar hakkında bilgi aldı.

ALMANYA’YA BİLİM ATEŞESİ ATANACAK
Türkiye’nin ilk kez Almanya’ya bilim ateşesi atayacağını söyleyen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Davut Kavranoğlu, “Bilimsel bilgiyi ve bu alandaki deneyimlerimizi paylaşmak ve bunu sanayinin hizmetine sunmak amacıyla başlattığımız Türk-Alman Bilim Yılı etkinlikleri Türkiye ve Almanya ilişkilerine yeni bir zenginlik kattı. Bu işbirliği, Avrupa Birliği ile olan ilişkimize de geliştirecek. Yakın zamanda Almanya’ya atayacağımız bilim ateşesi, bilim ve teknoloji alanındaki ilişkilerimizin gelişmesine katkı sağlayacak. Bilim Tüneli de bilimin güzelliklerini ve ihtişamını laboratuvarların dışına çıkarıp toplumda yaygın olarak gençlere ve bilim insanlarına göstermeyi amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Nobel Ödülü’ne sahip olan bilim insanları yetiştirmeyi amaçladıklarını belirten Davut Kavranoğlu, “Bilim her dil, din, ırk ve inanç grubundan insanın bir araya gelmesi ve birlikte üstün başarılara imza atmasını sağlayan bir konudur. Fizikte, kimyada ve biyolojide Nobel Ödülü’ne sahip olan bilim insanları yetiştirmek istiyoruz. Ancak eski Türkiye’den devraldıklarımızla bu ödülü alacak bilim insanları yetiştirmeyi bekleyemeyiz. Bu nedenle bazı reformlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bilim her türlü kültürel bariyerleri aşan önemli bir konudur ve dünya barışı, refahı ve kalkınması için çok önemli bir araçtır” diye konuştu.

“EKONOMİNİN KALDIRACI BİLİMDİR”
Türkiye’nin bilim ve teknoloji üretmesi için gençlere kaliteli eğitim sunulması gerektiğini söyleyen Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumu Başkanı Enver Yücel, “Dünyanın en önemli bilim sergilerinden birini Türkiye’ye getirmiş olmaktan dolayı mutluyuz. Türk-Alman Araştırma, Eğitim ve İnovasyon Yılı’nda bilime desteğimizi sürdüreceğiz. Türkiye 2023 vizyonu kapsamında insanımızın daha mutlu olmasını ve refaha kavuşmasını hedefliyor. Bunun için ekonomi açısından önemli bir yol almamız gerekir. Hedef 2023’te dünyanın en iyi 10 ekonomisi içinde bulunmak. Başarmamız gereken en önemli konu ekonomi ve eğitimi bir arada konuşmaktır. Ülke olarak maalesef ekonomi ile eğitimi ayrı tutuyoruz. Ekonominin kaldıracı bilimdir. Artık Türkiye, bilim ve teknoloji üretmeli. Bunun için de kaliteli eğitimi gençlerimize sunmalıyız” dedi.

Eğitime ayrılan payın, son 10 yılda olduğu gibi savunmaya ayrılandan daha yüksek olması gerektiğini belirten Enver Yücel, “Geçmişten itibaren eğitime daha büyük yatırımlar yapsaydık bugün ülke olarak başka bir yerde olurduk. Bugün, Türk Telekom’un değerinin 9 milyar dolar, Tüpraş’ın ve Türk Hava Yolları’nın 4 milyar dolar ve Petrol Ofisi’nin 1 milyar dolar olduğu söyleniyor. Toplamı 18 milyar dolar. Ancak hepimizin kullandığı Whatsapp’ın değeri ise 19 milyar dolar. Dolasıyla teknoloji üretmemiz şart. Fen ve matematik alanında verdiğimiz eğitimleri geliştirmemiz lazım. Eğitime ayrılan pay, son 10 yılda olduğu gibi savunmaya ayrılandan daha yüksek olmalı” şeklinde konuştu.

Konuşmalarından ardından, katılımcılar Bilim Tüneli Sergisi’nin gezdi. Sergi, 15 Ocak tarihine kadar Mall Of İstanbul’da ziyaretçilerini ağırlayacak.

BİLİM TÜNELİ SERGİSİ
Max Planck Topluluğu tarafından dünyaya sunulan Bilim Tüneli Sergisi, son araştırma ve buluşları yakından görme fırsatı veriyor. 18 ülkede 10 milyon ziyaretçinin gezdiği sergi, kişiselleştirilmiş ziyaretçi deneyimleri ve multimedya gösterileriyle zengin bir içerik sunuyor. Çoklu dokunuş teknolojisi ile gerçek ve sanal dünyayı bir araya getiren sergi, ziyaretçilerine bugünün basit araştırmaları ile yarının gerçeklerini kavrama imkânı da sağlıyor.

HABER: BANU EZBER
KAMERA: HÜSEYİN ÇAKMAK 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul El Bebek Gül Bebek Derneği’nden RSV İçin toplumsal farkındalık çalışması El Bebek Gül Bebek Derneği, Respiratuvar Sinsityal Virüs’ün (RSV) yalnızca bebekleri değil, ailelerin de tüm yaşam dengesini etkileyen çok boyutlu sonuçları olduğunu gösteren kapsamlı araştırmasını paylaştı. El Bebek Gül Bebek Derneği, RSV sürecinin ebeveynler üzerindeki duygusal, sosyal ve ekonomik etkilerini tüm boyutlarıyla ortaya koymak amacıyla kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma, RSV’nin yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aile sistemini, çalışma hayatını ve ruh sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösterdi. Araştırma bulgularını "RSV’yi Tanı" başlığıyla düzenlenen basın toplantısında paylaşan El Bebek Gül Bebek Derneği Başkanı Uzman Psikolog İlknur Okay, RSV konusunda bilgiye zamanında ulaşamamanın süreci daha yıpratıcı hale getirdiğini vurguladı. Ailelerin gerçek yaşam hikâyelerinin de paylaşıldığı toplantıda, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca, RSV’nin çocuk sağlığı üzerindeki kritik etkilerini güncel bilimsel verilerle ele alırken, Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise RSV’nin sağlık sistemleri üzerindeki yükünü değerlendirdi. Ailelerin yaşadıkları ilk kez bu kapsamda ölçüldü Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. RSV sürecinde bir bebeğin nefes almakta zorlandığı her an, ebeveynler için hayatın adeta durduğu bir döneme dönüşüyor. O dönemlerde ailelerin sosyal yaşamları askıya alınıyor, günlük rutinler yerini derin bir endişeye, belirsizliğe ve sürekli tetikte olma haline bırakıyor. Türkiye’de bebeklerin büyük çoğunluğu, yaşamlarının ilk iki yılında RSV kaynaklı bronşiolit ve zatürre gibi ciddi solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşı karşıya kalıyor. Ancak, uzmanlar RSV’nin yalnızca tıbbi bir sorun olmadığının fark edilmesi için uyarıyor. Bu süreç, ailelerin sosyal yaşamlarını, iş hayatlarını, psikolojik dayanıklılıklarını ve ekonomik dengelerini derinden etkileyen çok katmanlı bir yük oluşturuyor. Araştırma, RSV’ye yönelik toplumsal farkındalığın hâlen istenilen düzeyde olmamasının, ailelerin bu zorlu süreçte kendilerini çoğu zaman yalnız ve desteksiz hissetmelerine neden olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. "RSV, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir" Uzman Psikolog İlknur Okay ise araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "RSV 0-2 yaş bebeklerde çok sık görülmesine, ayaktan tedavi ve hastane yatışına kadar giden bir süreç olmasına rağmen, 1061 anne-baba ve hamilelerle Türkiye genelinde yaptığımız araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 87’sinin bu virüsü daha önce hiç duymadığını tespit ettik. Ayrıca, çocuğu olan ailelerin yüzde 90’ı doğum sonrası hastaneden taburcu olurken veya rutin kontroller sırasında, doktor veya hemşirelerinden RSV konusunda bilgi alamadıklarını belirttiler. Bu sonuç, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir." "RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebeklerin hastalığıdır" RSV’nin aslında ne olduğunu ve kimlere bulaştığını aktaran Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca şu değerlendirmeyi yaptı: "RSV, çoğu zaman basit bir nezle gibi başlıyor ancak, özellikle ilk iki günden sonra hızla bronşit ve zatürreye ilerleyerek küçük bebeklerde ciddi solunum sıkıntısına yol açabiliyor. En çarpıcı gerçek ise, RSV sebebiyle hastaneye yatırılan bebeklerin büyük bölümünün zamanında doğmuş ve daha önce tamamen sağlıklı çocuklar olmasıdır. Bu nedenle RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebekleri etkileyebilen bir virüs olarak ele alınmalıdır." "RSV’nin yükü iyi yönetilirse, önlenebilir" RSV’nin sağlık sistemine etkisini değerlendiren Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise sözlerine şöyle devam etti: "RSV, sadece bir virüs değil, aynı zamanda sağlık sistemleri açısından iyi yönetilmesi gereken hastalık yükü olarak değerlendirilmelidir. Her yıl yüz binin üzerinde hastane yatışına ve giderek artan yoğun bakım ihtiyacına yol açan bu yük, doğru ve zamanında önleyici yaklaşımlarla büyük ölçüde azaltılabilir. Ancak gerekli adımlar atılmadığı sürece, bu tablo ne yazık ki her yıl tekrar etmektedir." Dernek, RSV konusunda erken farkındalığın artması, ailelerin doğru bilgiye zamanında ulaşabilmesi ve önleyici yaklaşımların güçlenmesi için kamu kurumları, sağlık profesyonelleri ve tüm paydaşlarla birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekiyor.
Hatay Çilek bahçesi selle birlikte su altında kaldı Hatay’ın Yayladağı ilçesinde etkili olan yağışla birlikte yollar göle dönerken çilek bahçelerinin sular altında kaldığı anlar kameraya yansıdı. Sel suların çekilmesinin ardından dere kenarına yakın çilek bahçeleri zarar gördü. Meteorolojinin şiddetli yağış uyarısında bulunduğu Yayladağı ilçesinde geçtiğimiz hafta sonunda yağışla birlikte sel etkili olurken yollar adeta göle döndü. Şiddetli yağışla birlikte yolların göle döndüğü, evleri ve bahçeleri su bastığı anlar ile vatandaşların selden kaçma anları kameraya yansıdı. Giderlerin açılmasıyla kent merkezindeki sular çekildi ve geriye selden zarar gören alanlar kaldı. Suların çekilmesinin ardından dere kenarlarına yakın çilek bahçeleri büyük oranda zarar gördü. İlkbaharla birlikte hasada hazırlanan çiftçiler, maddi kayba uğradıklarını söylediler. "Yağmur dindikten sonra sular çekildiğinden asıl manzarayla karşılaştık" Hasat yapma planı yaptığı 7 dönümlük çilek bahçesinin selle birlikte zarar gördüğünü ifade eden çiftçi Malik Kahya, "Burası bizim Yayladağı’ndaki 7 dönümlük tarlamız. Kış aylarında ekmeye başladık ve Nisan ayında verim alıp hasat yapacaktık ama fırtına ve selle birlikte mahvetti. İleride çöplük alanı var. Selle birlikte çöpler de dereye aktı. Tarlanın bir dönümlük yerinde ciddi bir hasar var. Hasar olarak yaklaşık 100 ila 200 bin TL zarar var. Buraya emek verdik. Meyvede olan zarar önemli değil telafi ederiz ama deredeki çöpler sorun teşkil ediyor. Çöpler doğaya büyük zarar vermiş. Ektiğimiz tarla 7 dönümün 1,5 dönümünde ciddi hasar mevcut. Oradan meyve toplayıp toplayamayacağımız belli değil. Biz evdeydik ve yağmur yağmaya başladı. Yağmurdan dolayı dışarıya çıkacak durumumuz yoktu. Yağmur dindikten sonra gelip baktığımızda dışarıda sanki kıyamet kopuyordu. Sular çekildiğinden sonra asıl manzarayla karşılaştık" dedi. "Önceden görülmemiş bir sele kapıldık ve çileklerimiz selde mahsur kaldı" Dere kenarlarındaki çilek tarlalarının zarar gördüğünü ifade eden çiftçi Hüseyin Yücedağ, "Bu yaşıma kadar ilk defa böyle bir felaketle karşılaştım. Yayladağı için asrın felaketi diyebiliriz. Önceden görülmemiş bir sele kapıldık. Çileklerimiz selde mahsur kaldı. Bayağı bir malzemelerimiz gitti. Dere kenarındaki çilek tarlalarının 3’te 1’i kullanılamaz hale geldi. Yaklaşık 1 ay bazı bakımları yaptıktan sonra hasada başlayacaktık böyle bir sel felaketi olunca zarar gördü. Sel zamanında ben evdeydim. Yağmur da kuvvetlenince gidip baktığımda 10 ila 15 dakika içinde sel felaketini yaşadık" ifadelerini kullandı.
Antalya AntSanat 21. sayısıyla yayında Muratpaşa Belediyesi’nin iki aylık kültür-sanat dergisi AntSanat, 21. sayısında edebiyattan tiyatroya, Yörük kültüründen iklim krizine uzanan dosyaları ve usta isimlere saygı yazılarıyla okuyucunun karşısına çıkıyor. Muratpaşa Belediyesi’nin iki aylık e-dergi formatında yayımladığı kültür-sanat dergisi AntSanat, 21. sayısıyla okuyucuyla buluştu. Beşinci yayın yılını geride bırakan dergi, edebiyat, sahne sanatları, kent kültürü ve iklim krizi gibi başlıklarda zengin ve çok katmanlı bir içerik sunuyor. Yeni sayıda, yakın dönemde yaşamını yitiren iki önemli sanat insanı için kaleme alınan yazılar öne çıkıyor. Yazar Yavuz Ali Sakarya’nın Antalya’nın dağlarına, ovalarına, insanına aşk derecesinde tutkun yazı ve düşünce insanı Giray Ercenk anısına yazdığı "Giray Ercenk’e Veda" başlıklı metni dikkat çekerken; usta tiyatrocu Haldun Dormen ise Gazanfer Eryüksel’in kaleme aldığı "Yıldız Seçen Yönetmen: Haldun Dormen" yazısıyla anılıyor. Derginin 21. sayısında Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın bu yıl 17 Ocak’ta 8.’si düzenlenen Yörük Çalıştayı’nda yaptığı ve geniş yankı uyandıran konuşması da yer alıyor. "Kara Çadır Neye İtiraz Eder?" başlıklı metin, Yörük kültürü üzerinden toplumsal hafıza, direnç ve kimlik kavramlarını tartışmaya açan güçlü bir çerçeve sunuyor. Sayıda ayrıca Muratpaşa Belediyesi tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen +0,5 Akdeniz’in Geleceği Çalıştayı’nın çıktıları ele alınıyor. "Güneşi, Rüzgarı ve Dalgaları Paylaşmak" temasıyla gerçekleştirilen çalıştay, Hülya Arslanbay Özyol’un kaleminden "Akdeniz’in Geleceği İçin ‘Yeşil’ Yol Haritası" başlıklı kapsamlı bir değerlendirmeyle dergide yer buluyor. Çalıştayda konuşmacı olarak yer alan akademisyenlerin iklim krizine ilişkin bilimsel analizleri de sayının dikkat çeken içerikleri arasında bulunuyor. Pıngıdık geleneği Dergide ayrıca Demet Çiftçi’nin kaleme aldığı "Gökbük’te Zamanın Dışında Bir Gece: Pıngıdık–Ateşin, Paylaşmanın ve Beraberliğin Oyunu" başlıklı yazı da yer alıyor. Yazı Finike’nin Gökbük Mahallesi’nde kuşaktan kuşağa aktarılan Pıngıdık geleneğini mercek altına alıyor. Ateş etrafında doğaçlama unsurlar ve karşılıklı atışmalarla oynanan bu geleneksel oyun, topluluk hafızasını canlı tutan, mizah ve dayanışma üzerinden birlik duygusunu pekiştiren bir kültürel ifade biçimi olarak ele alınıyor.