EKONOMİ - 12 Mayıs 2021 Çarşamba 14:12

Gemi inşada 326 patent başvurusu yapıldı

A
A
A
Gemi inşada 326 patent başvurusu yapıldı

Türkiye özel maksatlı gemi inşa endüstrisinde ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Özellikle LNG, hibrit ve akülü gemilere yönelimin arttığını dile getiren Adres Patent Genel Müdürü Cumhur Akbulut, 1972 ile 2021’in ilk çeyreği arasında gemi inşa alanında toplamda 328 patent başvurusunun yapıldığını söyledi.

Çevresel hassasiyetlerin giderek artış trendinde olması birçok sektörde kartların yeniden dağıtılmasına neden oldu. Bu sektörlerin arasında yer alan gemi inşa, Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (İMO) koymuş olduğu çevresel kurallara adapte olarak farklı bir yöne doğru yelken açtı. Adres Patent Genel Müdürü Cumhur Akbulut, 2009 krizinden sonra Türkiye’de gemi inşa süreçlerinin özel maksatlı gemi odaklı ilerlediğine dikkat çekerek, “Sektördeki patent sayıları 2009 ve sonrasında artış gösterse de belirli bir ivme yakalanamamış. Türk Patent ve Marka Kurumu’nun verilerine göre, 2009’dan 2021’in ilk üç aylık dönemine kadar baktığımızda sektörde 168 patent başvurusu yapılmış. Genel olarak ise 1972 ve 2021’in ilk üç aylık döneminde toplamda 328 patent başvurusu gerçekleşmiş” dedi.

En fazla pay Güney Kore ve Çin’e ait
Türkiye’nin 2020 yılında dünya ticaretinden aldığı payın yüzde 1’in üzerine çıktığını kaydeden Akbulut, “Aynı dönemde kilogram başına ihracat değerimiz 1.02 dolar düzeyindeydi. Bu yıl ki ihracat rakamları ilk dört ay için kilogram başına ihracat değeri 1.24 dolara ulaştı. Hedef 2021 yılı sonunda dünya ticaretinde payımızı yüzde 1,5’in de üzerine taşımak” dedi. Tekstil ve gıda gibi sektörlerde ihracatta kilogram başı ortalamayı arttırmak için nitelikli üretimin yapılması gerektiğini kaydeden Akbulut, “Otomotiv ve özel maksatlı gemi inşa sanayisinde bu üretimleri görmek mümkün. Otomotivin ortalama kilogram başı ihracat değeri 10,37 dolarken bu rakam gemi inşada 40 dolar seviyelerinde” diye konuştu.

Akbulut, gemi inşa sanayisinde ticarileşme ve patent çalışmalarında da belli bir mesafenin kat edildiğini söyledi. Gemi inşa konusunda Çin’in yüzde 52’likpay ile birinci sırada olduğunu Güney Kore’nin ise yüzde 29’la ikinci sırada yer aldığını dile getiren Akbulut, “Kore ve Çin dünya genelindeki patent başvurularında ortalama yüzde 81’lik paya sahip. Bu ülkeleri Amerika, Japonya, Avrupa-EPO başvuruları, Rusya ve Avustralya takip ediyor” ifadelerini kullandı. Akbulut, en çok patent başvurusu yapan firmaların başında Daewoo Shipbuilding & Marine Engineering, Samsung ve Hyundai’nin geldiğine dikkat çekti.

Buluşçularda ilk sırada ABD var
Genel anlamda denizcilikle ilgili yapılan patent başvurularının 2007’den bu yana artış gösterdiğini ifade eden Akbulut, “Buluşçuları ülkelerine göre sıraladığımızda ilk sırada Amerika, ardından Güney Kore, Çin, İngiltere, Fransa, Norveç, Japonya, Almanya, Kanada, Hollanda geliyor. Denizcilik anlamında genelleştirilen patent başvurularında ise Amerika ve Güney Kore’nin pazara hakim olduğu görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Uzmanı uyardı: "Sinsi ilerliyor, kalıcı görme kaybına yol açabiliyor" Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirten uzmanlar, düzenli göz muayenesinin erken teşhis için büyük önem taşıdığını vurguluyor. Göz içerisindeki sıvı basıncının artması sonucu göz sinirinin zarar görebileceğini belirten Medicana Sivas Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ayşe Kaplan, "Glokom, göz içi sıvısının yeterli şekilde dışarı boşaltılamaması sonucu göz içi basıncının yükselmesiyle ortaya çıkar. Bu basınç artışı zamanla görmeyi sağlayan göz siniri hücrelerinde hasara neden olur. Tedavi edilmediğinde ise geri dönüşü olmayan görme kaybı gelişebilir. Glokom halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir ve tespit edilen her 10 hastadan yaklaşık birinde körlüğe kadar ilerleyebilen ciddi sonuçlar doğurabilir" dedi. Glokomun en önemli tehlikesi Glokomun çoğu zaman sinsi şekilde ilerlediğine dikkat çeken Op. Dr. Ayşe Kaplan, "Glokom çoğu hastada belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerler. Bazı hastalarda baş ağrısı, görme alanında daralma, göz çevresinde ağrı veya ışıkların etrafında renkli halkalar görme gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak hastalığın büyük bölümünde kişiler görme kaybı oluşana kadar herhangi bir belirti fark etmeyebilir" dedi. Bu kişiler daha fazla risk altında Op. Dr. Ayşe Kaplan, bazı kişilerin glokom açısından daha yüksek risk grubunda yer aldığını belirterek,"40 yaş üzerindeki bireyler, ailesinde glokom bulunan kişiler, diyabet hastaları, hipertansiyon veya hipotansiyonu olanlar, yüksek miyopisi bulunan kişiler, damar hastalığı olanlar, uzun süreli kortizon kullanan bireyler, glokom açısından daha dikkatli olmalı, özellikle aile öyküsü olan bireylerde hastalığın daha sık görüyoruz. 40 yaşına kadar üç yılda bir, 40 yaşından sonra ise iki yılda bir düzenli göz muayenesi yaptırılmasını öneriyoruz. Genetik risk taşıyan, diyabet veya hipertansiyon gibi hastalıkları bulunan kişilerin ise yılda en az bir kez göz kontrolünden geçmeleri büyük önem taşıyor" dedi. Glokom tedavisinde farklı yöntemlerin uygulanabildiğini belirten Op. Dr. Ayşe Kaplan, tedavi seçenekleri hakkında, "Glokom tedavisinde ilaç tedavisi, lazer uygulamaları ve cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Hastalığın evresine ve hastanın durumuna göre tedavi planı belirlenir. İlaç tedavisinde düzenli kullanım tedavinin başarısı açısından son derece önemlidir. Gerekli durumlarda lazer veya cerrahi yöntemler de başarılı sonuçlar verebilmektedir. Özellikle geç tanı konulan veya ilaç kullanımının yeterli olmadığı durumlarda cerrahi yöntemlerin etkili bir seçenektir" dedi.
Mersin 50-70 yaş arasında tarama, kolon kanserini önleyebilir Kolorektal kanserin dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirten Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Enver Reyhan, erken tanı ve tarama testlerinin önemine dikkat çekerek, "Kanser erken evrede saptandığında tedavi çok daha başarılı olur ve hastaların yaşam süresi uzar. Erken evrede yakalanan kolorektal kanserlerde tamamen tedavi mümkün olabilir. 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkeklerde iki yılda bir gaitada gizli kan testi yapılması ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir" dedi. VM Medical Park Mersin Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Enver Reyhan, kolorektal kanserin (kolon kanseri) kalın bağırsak ve rektumda görülen bir kanser türü olduğunu söyleyerek, "Kolorektal kanser, kolon dediğimiz kalın bağırsak ile rektum dediğimiz kolonun devamı ve alt kısmında gelişen bir kanser türüdür. Dünyada en sık tanı konulan kanserler arasında yer almaktadır. Ülkemizde de oldukça yaygın görülmektedir" diye konuştu. Son yıllarda erken tanı ve etkili tedavi yöntemleri sayesinde ölüm oranlarında azalma gözlendiğini ifade eden Prof. Dr. Reyhan, "Bu kadar sık görülmesine rağmen son yıllarda erken tanı ve etkili tedavi yöntemleri sayesinde ölüm oranlarında azalma gözlenmektedir" şeklinde konuştu. "Erkeklerde daha sık görülüyor" Kolorektal kanserin erkeklerde kadınlara göre daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Reyhan, "Kolorektal kanser 40 yaşından önce nadir görülür. Ancak 40 ile 50 yaş arasında görülme sıklığı belirgin şekilde artmaya başlar ve yaş ilerledikçe risk giderek yükselir" açıklamasında bulundu. Genetik faktörlerin de risk oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Reyhan, "Kalıtsal yatkınlık varsa risk artmaktadır. Ancak bu kanserlerin büyük çoğunluğu ailesel değil, bireysel olarak ortaya çıkmaktadır. Birinci derece yakınlarında kanser veya kansere dönüşebilen polip bulunan kişilerde risk daha yüksektir" diye konuştu. "Beslenme ve yaşam tarzı etkili" Beslenme ve yaşam tarzının hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Reyhan, "Kırmızı ve işlenmiş et tüketimi, obezite, metabolik sendrom, hareketsiz yaşam tarzı, D vitamini eksikliği, uzun süreli iltihabi bağırsak hastalıkları, sigara ve alkol kullanımı kolorektal kanser açısından önemli risk faktörleri arasında yer alıyor" dedi. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının koruyucu olabileceğini belirten Reyhan, "Düzenli egzersiz yapılması, lif açısından zengin beslenme ve taze sebze meyve tüketiminin artırılması bu kanser türüne karşı koruyucu rol oynayabilir" dedi. "Bağırsak alışkanlıklarındaki değişime dikkat" Kolorektal kanserlerin bazen ileri evreye kadar belirti vermeyebileceğini belirten Prof. Dr. Reyhan, şu bilgileri paylaştı: "Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, bazen ishal bazen kabızlık görülmesi ve dışkıda kanama erken belirtiler arasında yer alabilir. Karın ağrısı ve şişkinlik de sık görülen şikayetlerdir. Kanser kalın bağırsağın farklı bölümlerinde farklı belirtilerle ortaya çıkabilir. Kalın bağırsağın sol tarafındaki kanserler bağırsak tıkanıklığı ile sağ tarafındaki kanserler ise çoğunlukla gizli kanama ile ortaya çıkabilir. Rektumun alt kısmındaki kanserlerde sık tuvalete gitme isteği görülebilir. Hastalık bazen kilo kaybı, iştahsızlık ve kansızlık gibi genel belirtilerle de ortaya çıkabilir. Kolorektal kanser bazı hastalarda belirti vermeden de ilerleyebilir. Bu nedenle tarama testleri büyük önem taşımaktadır." "Dışkıda kan görülmesi önemsenmeli" Dışkıda kan görülmesinin önemli bir belirti olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Reyhan, "Dışkıda kan görülmesi kolorektal kanser açısından önemli bir bulgudur. Her zaman kanser anlamına gelmeyebilir ancak mutlaka araştırılması gerekir. Kanama hemoroid, divertikül veya anal fissür gibi başka hastalıklardan kaynaklanabilir. Kanamanın sebebini ortaya koymak için kolonoskopi gibi tetkiklerin yapılması gerekir" dedi. "Tarama testleri hayat kurtarıyor" Erken tanının tedavide başarıyı artırdığını ifade eden Prof. Dr. Reyhan, "Kanser erken evrede saptandığında tedavi çok daha başarılı olur ve hastaların yaşam süresi uzar. Erken evrede yakalanan kolorektal kanserlerde tedaviyle tamamen iyileşme mümkün olabilir. 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkeklerde iki yılda bir gaitada gizli kan testi yapılması ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde bu taramalar daha erken yaşta başlanabilir. Gaitada gizli kan testi birçok sağlık kuruluşunda yapılabilir. Bu test hastanelerin yanı sıra KETEM ve Aile Sağlığı Merkezlerinde de yapılabilmektedir" ifadelerini kullandı. "Kolonoskopi korkulacak bir işlem değil" Kolonoskopinin günümüzde daha konforlu bir şekilde yapılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Reyhan, şu bilgileri paylaştı: "Gelişmiş cihazlar sayesinde kolonoskopi işlemi sedoanaljezi dediğimiz yöntemle hastalar uyutularak yapılabilmektedir. Bu nedenle hastalar işlem sırasında ağrı hissetmemektedir. Kolonoskopi aynı zamanda kanser gelişimini önleyebilir. Kolonoskopi sırasında kansere dönüşebilecek polipler erken dönemde tespit edilerek çıkarılabilir. Bu da kanser gelişimini önlemede önemli bir avantaj sağlar." "Sağlıklı yaşam kanser riskini azaltıyor" Kolorektal kanserden korunmanın mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Reyhan, "Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, taze sebze ve meyve tüketimini artırmak, işlenmiş kırmızı et tüketimini azaltmak, sigara ve alkolden uzak durmak bu kanser türüne karşı korunmada önemli rol oynar. Kolorektal kanser erken tanı ile önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu nedenle belirtiler önemsenmeli ve tarama testleri ihmal edilmemelidir" şeklinde konuştu.