ÇEVRE - 28 Ağustos 2015 Cuma 14:30

Hopa’nın ardından ‘aşırı yağış’ yorumu

A
A
A
Hopa’nın ardından ‘aşırı yağış’ yorumu

Hopa’da yaşanan sel ve heyelan olaylarında aşırı yağışların etkisi tartışılıyor. Uzmanlar, Avrupa’da en şiddetli yağış potansiyeline sahip ilk üç yerden biri olan Doğu Karadeniz’in yağış rejimine bakıldığında yağışların ‘aşırı’ olmadığını, değişen iklim koşullarına ve bölgenin özelliklerine göre yaşam koşullarının oluşturulmamasının her yıl ölümlere yol açtığını belirtiyor.

Artvin’in Hopa ilçesinde yaşanan sel ve heyelan olaylarını değerlendiren Meteoroloji Mühendisi Hüseyin Öztel, yağışların artık her Ağustos Eylül ayında şiddetlendiğini ve bölgede çok sayıda insanın sel ya da heyelan sebebiyle hayatını kaybettiğini söyledi. Öztel, yerleşim ve yatırım planlarında bölgenin topoğrafik özelliklerine bu aşırı yağışlar göz önünde bulundurularak dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.


SEL, NASIL BAŞLADI?
Hopa’da selin nasıl başlandığını aktaran Öztel, “ Doğu Karadeniz'in deniz suyu sıcaklığı, neredeyse Akdeniz'in deniz suyu sıcaklığına erişti. Bu sıcaklık serin hava dalgasıyla karşılaştığında yağış başladı. Karadeniz'in cephesel yağışı durmadı, bunun nedeni ise stratosferde üst seviyede kuvvetli bir rüzgar olmamasıydı. Cephesel yağışların özelliği dağlardan gelmesi, eğimli araziyle buluşan yağış dere yataklarına doğru hızlanıyor, bu da suyu hızlandırdı. Ankara Meteoroloji Merkezi'nden alınan istatistiklere göre 6 saatte 187 kilogram yağış düştü, burada 25 günde yağan yağışın 6 saatte yağdığını görüyoruz” dedi.


“20 YIL ÖNCE DE AYNI YAĞIŞLAR OLUYORDU”
Bölgede en son bu büyüklükte olan yağışı hatırlatan Hüseyin Öztel, “21 Temmuz 1988’de Trabzon'da yaşanan seli hatırlayabiliriz, 64 vatandaşın hayatını kaybetmişti. Her yıl sel ve heyelan olayları yaşanıyor ancak istatistiklere baktığımızda 2005-2010 arasında ölümler azalsa da yıllar arasında rakamların birbirinden farklılaştığını görüyoruz. Ölüm sayısı ve yıllara baktığımızda küresel iklim değişikliğinin bu sonuçta etkili olmadığı ortaya çıkıyor. Yağışların ise bölgenin durumuna bakarak olağan olduğunu söyleyebiliriz. 20 yıl öncesinde de aynı yağışlar oluyordu ancak, böyle sonuçlar ortaya çıkmıyordu” ifadelerine yer verdi.
İklim değişikliğinin etkilerine değinen Öztel, “İklim değişikliği sıcaklığı artıyor, artan sıcaklık ise buharlaşmaya, neme neden olması da yağışları artırıyor” dedi. Selin bu yıkıcı etkisini ortaya çıkaran nedenleri sıralayan Öztel, “Yolların değiştirilmesi, menfezler, yapılaşmalar selin nedenleri arasında sayılabilir. Menfezlerin özellikle açık olması lazım, su kendi yolundan akar, bu değişmez” diye konuştu.


YAĞIŞLAR DEVAM EDECEK
Yağışların Doğu Karadeniz'de 4-5 gün daha yağışlar süreceğini söyleyen Öztel, heyelan tehlikesine karşı uyardı: “Toprak yeterli suyu aldığı için yüzeyde su orada kalacak ve toprağı süpürecek, HES için ağaçlar sökülmemiş olsaydı bunu yavaşlatabilirdi. Ülke genelinde ise deniz kıyısındaki bütün bölgelerde potansiyel olarak da Marmara, G. Ege, Muğla, Antalya'da Eylül ayında yoğun yağış bekleniyor”.


NEDEN HER YIL SEL VE HEYELAN ÖLÜMLERE YOL AÇIYOR?
27 Ağustos 2010 yılında Rize Gündoğdu’da meydana gelen heyelanda 12 kişi öldü. Meteoroloji Trabzon Bölge Müdür Vekili Erol Aydın, Rize'de o gün toplam yağışın 166.2 kilogram olduğu bilgisini verdi. Bir aylık yağışın bir günde düştüğü yağışın benzeri yine Rize’de 14 Kasım 1996’da da yaşanmıştı, metrekareye 178.7 kilogram yağış düşmüştü.
TMMOB Yönetim Kurulu Üyeleri’nin hazırladığı raporda, sel sonrasında yara sarma politikası olarak TOKİ tarafından ağır hasar gören konut ve işyeri sahiplerine konut ve işyerleri yapılacağı bilgisini vermişti. Türkiye’nin de katıldığı Kobe Konferansı (Japonya, 2005) kararlarının hatırlatıldığı raporda, Hyogo Eylem Planı (2005-2015) kapsamında uluslararası düzeyde belirlenmiş temel politikalara uygun doğal afetler politikası uygulanmadığı raporda yer almıştı. 2010 yılından bu yana heyelan ve sel olaylarında 40’tan fazla kişi öldü.

BÜŞRA AKMAN

 

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Milli Eğitim Bakanı Tekin’den Aydın’da ’Demokrasi ve Însan’ dersi Bir dizi program ve etkinlik için Aydın’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Adnan Menderes Demokrasi Müzesi’nde düzenlenen özel programda Aydın’daki bir grup öğrenciye ‘Demokrasi ve İnsan’ konulu ders verdi. Yıllar sonra öğrencilerin karşısına geçip ders veren Bakan Tekin, yaklaşık 1 saatlik gecikme ile başladığı programına öğrencilerden helallik isteyerek başladı. Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından organize edilen programda Adnan Menderes Anadolu İmam Hatip Lisesi, Aydın Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Aydın Fen Lisesi ve Yüksel Yalova Güzel Sanatlar Lisesi’nden seçilen öğrenciler ‘Demokrasi ve İnsan Dersi’ni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in anlatımı ile dinledi. Dersine; yasama, yürütme ve yargı sistemini anlatarak başlayan Bakan Tekin, Türkiye’de demokrasinin 1878’de başladığını ancak Adnan Menderes Dönemi’nde yaşananların demokrasiyle bağdaşmadığını belirterek, "Bizde demokrasi tartışması bize bu konuda akıl verenlerden çok önce 1878 de başlamıştır" dedi. "Nisan ayını Milli Egemenlik ve Demokrasi Ayı ilan ettik" Demokrasi ve milli egemenlik tarihi bakımından Nisan ayını önemsediklerini ve bu nedenle bu ayı ‘Milli Egemenlik ve Demokrasi Ayı’ ilan ettiklerini kaydeden Bakan Tekin, Demokrasi Müzesi’nde verdiği dersinde demokrasi şehidi Aydınlı Başvekil Adnan Menderes’in siyasi hayatı ve o dönemde yaşananlardan bazı kesitlere yer verdi. Adnan Menderes’in içinde siyasete başladığı CHP’nin takip ettiği politikayı, ülke çıkarları adına beğenmeyerek Celal Bayar ile Demokrat Parti’yi kurduğunu belirten Tekin, Türkiye’de birden fazla siyasi partinin katıldığı ilk seçimde açık oy kullanılıp gizli sayım yapılan günleri anlattı. 27 Mayıs 1960’da halkın iradesi yok sayılarak yapılan darbeden de kısaca söz eden Bakan Tekin, millet iradesi ve demokrasinin önemine değindi. Dersin sonunda Bakan Tekin, öğrencilerin sorularını cevapladı. Türkiye’deki eğitim sistemi ülkemizin dünyadaki durumu hakkında da bilgiler veren Tekin, artık beceri odaklı bir eğitime odaklanıldığını kaydetti. "350 bin sınıftan 750 bin sınıfa geldik" Türkiye’nin 2002 yılındaki sınıf sayısının 350 bin civarında, öğretmen sayısının 500 bin civarında olduğunu geride kalan süreçte bu sınıfların yaklaşık 150 binin deprem veya çeşitli nedenlerle yok olduğunu belirten Tekin, "Bugün gelinen noktada 750 bin sınıf 1 milyon 250 bin öğretmen ile eğitim devam ediyor" dedi. Bakan Tekin, "Eskiden bilgiyi erişmek için tek enstrüman okul idi. O zaman bizim sistem bunun üzerine kurulu idi. Artık bilgi vermek değil beceri temelli bilginin hayata dönüştürüldüğü bir sistem önem kazandı. Beceri odaklı eğitim müfredatına geçtik. Türkiye’de 75 bin okulumuz var. Kararları alırken aldığımız kararın yan etkilerini de düşünerek alıyoruz" dedi. Program sonunda Bakan Tekin’e Yüksel Yalova Güzel Sanatlar Lisesi öğretmeni tarafından anlık olarak çizilen bir portre hediye edildi.