DÜNYA - 08 Mart 2026 Pazar 18:35 | Son Güncelleme : 08 Mart 2026 Pazar 18:38

İran’da yağmur suyu kanallarına sızan petrol peş peşe patlamalara neden oldu

A
A
A

İran’da ABD ve İsrail’in petrol tesislerine düzenlediği saldırının ardından Shahran Bulvarı’ndan geçen yağmur suyu kanallarına sızan petrol peş peşe patlamalar neden oldu.

ABD ve İsrail, İran’ın petrol tesislerini vurması sonrası altyapıda ciddi hasar oluştu. Başkent Tahran'da ve Elburz'da dört petrol deposu ve bir petrol ürünleri taşıma merkezine düzenlenen saldırının ardından Tahran’daki Shahran Bulvarı’ndan geçen yağmur suyu kanallarına Shahran Petrol Deposu’ndan petrol sızdı. Yağmur suyu kanallarında peş peşe patlamalar yaşandı. Patlamalar, anbean kayıt altına alınırken bölgede bulunan siviller panikle kaçtı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Göçmen kuşların uğrak noktası Türkiye: 2025’te 34 bin 360 kuş halkalandı Geçen yıl 3 farklı halkalama istasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında 179 türden 34 bin 360 kuş halkalandı. Yüz yılı aşkın süredir dünya genelinde kullanılan standart bir bilimsel yöntem olan kuş halkalama çalışmaları sayesinde; kuş türlerinin göç stratejileri, konaklama ve kışlama alanları, üreme bölgeleri, yaşam süreleri ve hayatta kalma oranları hakkında önemli veriler elde ediliyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen kuş halkalama çalışmalarına ilişkin ‘Türkiye Ulusal Halkalama Çalışmaları 2025 Raporu’ hazırlanırken, rapordaki veriler İHA muhabiri tarafından derlendi. Hazırlanan raporda, Türkiye’nin kritik göç yolları üzerinde bulunan kuş popülasyonlarının korunması ve bilimsel olarak izlenmesine yönelik önemli bulgular ortaya konuldu. DKMP Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, binlerce kuşun göç stratejileri ve yaşam döngülerinin belirlenmesini sağladı. En çok halkalama Iğdır’da yapıldı Geçen yıl 3 halkalama istasyonunda toplam 179 farklı türden 34 bin 360 birey halkalandı. Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, en fazla türün gözlemlendiği ve en çok kuşun halkalandığı istasyon oldu. En fazla halkalanan türler arasında ilk beşte karabaşlı ötleğen, kızılgerdan, çıvgın, söğütbülbülü ve boz ötleğen yer aldı. Genel Müdürlük tarafından yürütülen koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında el konulan ve doğaya dönmesi uygun görülen kuşlara da halkalama işlemi uygulandı. Bu çerçevede 22 farklı türden 100 kuş, tedavi süreçlerinin ardından halkalanarak yeniden doğaya kazandırıldı. Halkalandıktan 8 yıl sonra Türkiye’de Aynı zamanda 2025 yılında 13 türden 31 kuşa ait geri bildirim verisi elde edildi. En eski geri bildirim, 2017 yılında İsrail’de halkalanan bir küçük sumruya ait oldu. Söz konusu birey, halkalandıktan yaklaşık 8 yıl sonra Türkiye’de canlı olarak gözlemlendi. Uzak mesafeden gelen bildirim En uzak mesafeden elde edilen geri bildirim ise 2024 yılında Sinop’ta halkalanan bir leyleğe ait oldu. 12 Haziran 2024 tarihinde Sinop’un Saraydüzü ilçesinde halkalanan leylek, 9 Mart 2025 tarihinde yaklaşık 7 bin 182 kilometre uzaklıktaki Güney Afrika Cumhuriyeti’nde canlı olarak gözlemlendi. Türkiye’de Iğdır Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, Ankara Eymir Kuş Halkalama İstasyonu ile Boğazkent Uygulamalı Çevre Eğitimi ve Kuş Halkalama İstasyonu’nda yürütülen bu çalışmalar; Türkiye’nin kuş bilimi ve doğa koruma alanında uluslararası düzeydeki katkılarını güçlendirirken, yerel halk ve öğrencilerde doğa bilincinin gelişmesine de katkı sağlıyor.
Ankara Ara tatil ile ilgili anket sonuçları açıklandı: Katılanların yüzde 80.5’i ‘kaldırılmasın’ diyor Türk Eğitim-Sen, ara tatil ile ilgili yaptığı anket sonuçlarını paylaştı. Buna göre ankete katılanların yüzde 80.5’i ara tatilin kaldırılmaması yönünde oy verdi. Türk Eğitim-Sen ara tatil ile ilgili Türkiye genelinde 2 bin 748 kişiyle bir anket yaptı. Birer haftalık ara tatiller üzerine katılımcıların görüşlerini belirlemek amacıyla yapılan ankette, ‘birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘hayır’ yanıtını verenler yüzde 80,5 oranında açık bir çoğunluk oluştururken, ara tatillerin kaldırılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 19,5 olduğu belirtildi. Ayrıca, anaokulu/anasınıfında görev yapan öğretmenlerin yüzde 82,9’u ara tatillerin kaldırılmasına karşı çıkarken, yüzde 17,1’i kaldırılması gerektiğini belirtti. Bunu yanı sıra ilkokulda da benzer bir tablo seyredildi. İlkokulda görev yapan öğretmenlerin yüzde 81,3’ü ara tatilin kaldırılmasına ‘hayır’, yüzde 18,7’sinin ‘evet’ yanıtını verdiği ifade edildi. Lisede de ciddi bir fark var Lise kademesinde ise dikkat çekici bir farklılık ortaya çıktığı yapılan ankette gözler önüne serildi. Lisede görev yapan öğretmenlerin yüzde 24,6’sı ara tatillerin kaldırılması gerektiğini düşünürken, yüzde 75,4’ü ise kaldırılmasına karşı çıktığı açıklandı. Bu oran, diğer kademelere kıyasla ara tatillerin kaldırılmasını savunanların en yüksek olduğu grubun lise öğretmenleri olduğunu gösterdi. Baskın görüş, ara tatillerin kaldırılmaması yönünde Türk Eğitim-Sen yapılan anket sonuçlarına göre, katılımcıların büyük çoğunluğunu ara tatillerin kaldırılmaması gerektiği yönünde olduğunu belirtti. Lise kademesinde kaldırılmasını isteyenlerin oranının diğer kademelere kıyasla biraz daha yüksek seyretmesi ise, lise düzeyinde sınav ve akademik takvim baskısının, müfredat yetiştirme kaygısının ve öğretim sürecindeki yoğunluğun ara tatil algısını daha eleştirel yönde etkileyebileceğini ifade eden Türk-Eğitim-Sen, Bakanlığa konuyla ilgili çağrıda bulundu. En büyük neden psikoloji Türk Eğitim-Sen, yapılan araştırmada ‘Birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘Hayır’ yanıtı veren katılımcıların gerekçeleri incelediğinde, en yüksek düzeyde dile getirilen gerekçenin ‘psikolojik iyi oluş halinin artması ve stresin azalması’ olduğunu belirtti. Bu ifadenin yüzde 18,4 oranında belirtilmiş olup, ‘hayır’ diyen katılımcıların yüzde 82,5’i tarafından paylaşıldığı vurgulandı. Bunu sırasıyla ‘ailelerin birlikte zaman geçirmesini sağlıyor’ (yüzde 16,7), ‘öğretmenlerin derse hazırlık sürecini olumlu etkiliyor’ (yüzde 16,5) ve ‘öğrencilerin öğrenme isteği, dikkati ve okula yönelik motivasyonunu artırıyor" (yüzde 16,2) gerekçeleri izlendiğini ifade eden Türk Eğitim-Sen, bu nedenlerin ara tatillerin hem öğrenci, hem aile, hem de öğretmen boyutunda çok yönlü olumlu etkiler oluşturduğuna işaret ettiğini belirtti. Ayrıca ‘sosyal faaliyetlere yeterli zaman ayrılıyor’ (yüzde 15,5) ve ‘okul dışı etkinliklerin öğrenme sürecini desteklemesi’ (yüzde 13,9) gerekçeleri de belirtildi. ‘Diğer’ nedenlerin ise yüzde 2,8 ile sınırlı kaldığı açıklandı. ‘Evet’ diyenlerin büyük çoğunluğu ‘tatil sonrası öğrencilerde motivasyonun azalmasına neden oluyor’ gerekçesini ortaya sundu Araştırmada ‘Birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘evet’ yanıtı veren katılımcıların görüşlerinin gerekçeleri incelendiğinde, katılımcıların en fazla belirttiği nedenler arasında ‘tatil sonrası öğrencilerde motivasyonun azalmasına neden oluyor’ ve ‘okula dönüş sürecinde uyum sağlamada zorluklar oluyor’ ifadelerinin öne çıktığı belirtildi. Her iki gerekçe ara tatiller kaldırılmalıdır diyenlerin yüzde 23,4’ünü oluşturduğu açıklandı. Bu durum, ara tatillerin özellikle öğrencilerin psikolojik ve davranışsal uyumu üzerinden eleştirildiğini gösterdiği ifade edildi. "Raporun en dikkat çekici sonucu, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun ara tatillerin kaldırılmasına karşı olmasıdır" Anket sonuçlarını değerlendiren Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, ara tatillerin öğretmenler tarafından yalnızca bir dinlenme arası olmadığını belirterek, "Milli Eğitim Bakanlığı birer haftalık ara tatillerin kaldırılması konusunu gündemine almıştır. Konuya ilişkin en sağlıklı değerlendirmenin öğretmenler tarafından yapılacağı açıktır; zira öğretmenler eğitim sahasının doğrudan ve yansıtıcı unsurudur. Türk Eğitim-Sen olarak bu çerçevede yüz yüze bir anket çalışması düzenleyerek, öğretmenlerin ara tatillere yönelik bakış açısını tespit ettik. Buna göre raporun en dikkat çekici sonucu, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun ara tatillerin kaldırılmasına karşı olmasıdır. ‘Ara tatiller kaldırılmalı mı?’ sorusuna verilen yanıtlarda ‘hayır’ diyenlerin yüzde 80,5 oranında açık ara önde olduğu, ‘Evet’ diyenlerin ise sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu durum, ara tatillerin öğretmenler tarafından yalnızca bir dinlenme arası değil; eğitim sürecini destekleyen, öğretmen ve öğrencinin yeniden toparlanmasını sağlayan bir ara dönem olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Gerekçeler incelendiğinde, kaldırılmasını isteyenler tatil sonrası motivasyon düşüşü ve uyum sorunlarını vurgularken; ara tatillerin kaldırılmasına karşı çıkanların gerekçeleri daha çok öğrencinin ve öğretmenin psikolojik olarak rahatlaması, stresin azalması, öğrenme motivasyonunun yeniden yükselmesi, aile içi etkileşimin artması ve öğretmenin derslere hazırlık sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi etrafında yoğunlaşmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Rapor, geniş katılımlı yapısıyla sahadan güçlü bir geri bildirim sunmakta" Ara tatilin hem öğretmenler, hem öğrenciler hem de veliler için var olması gerektiğini ifade eden Geylan, "Bu tablo, ara tatilin yalnızca ‘dinlenme’ değil; öğrenci-öğretmen-aile üçgeninde eğitim sürecini yeniden düzenleyen ve sürdürülebilir kılan bir denge aralığı olarak görüldüğünü göstermektedir. Özellikle psikolojik iyilik hali vurgusu, son yıllarda eğitim ortamlarında sıkça tartışılan tükenmişlik, kaygı, davranış problemleri ve iş yükü gibi başlıklarda ara tatilin dolaylı bir destek işlevi üstlendiğini düşündürmektedir. Genel olarak rapor, geniş katılımlı yapısıyla sahadan güçlü bir geri bildirim sunmakta; karar süreçlerinde öğretmen görüşlerinin ve kademeler arası farklılıkların dikkate alınmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle raporun ortaya koyduğu tablo, karar süreçlerinde öğretmenlerin geniş çoğunluğunun eğilimlerini dikkate alan ve ara tatilin niteliğini artırmaya dönük tamamlayıcı adımları önceleyen bir yaklaşımın daha gerçekçi ve uygulanabilir olacağına işaret etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sahadan yansıyan bu güçlü sese kulak vermesini; eğitim politikalarını belirlerken öğretmenlerin görüş ve değerlendirmelerini esas almasını bekliyor ve talep ediyoruz" cümlelerine yer verdi.
İstanbul "Uzun süren burun tıkanıklığı nazal polip belirtisi olabilir" Burun tıkanıklığının çoğu zaman basit bir nezle ya da alerji olarak düşünüldüğünü dile getiren Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çokkeser, "Ancak uzun süredir devam eden, hiç tam açılmayan bir burun ve beraberinde koku kaybı varsa bunun nedeni nazal polip olabilir. Nazal polip; burun ve sinüslerin iç yüzeyinin uzun süre şiş kalması sonucu oluşan, yumuşak yapıda ve ağrısız doku büyümeleridir" dedi. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çokkeser, uzun süredir devam eden burun tıkanıklığı ve koku kaybının nazal polip belirtisi olabileceğini belirterek, hastalığın tanı ve tedavisine ilişkin uyarılarda bulundu. Burun tıkanıklığının çoğu zaman basit bir nezle ya da alerji olarak düşünüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Çokkeser, "Ancak uzun süredir devam eden, hiç tam açılmayan bir burun ve beraberinde koku kaybı varsa bunun nedeni nazal polip olabilir. Nazal polip; burun ve sinüslerin iç yüzeyinin uzun süre şiş kalması sonucu oluşan, yumuşak yapıda ve ağrısız doku büyümeleridir. Kanser değildir. Ancak hava yolunu daraltarak ve sinüslerin doğal boşalmasını engelleyerek yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir" diye konuştu. Burnum hiç açılmıyor şikâyetinin arkasında ne var? Nazal polipli hastaların en sık "Burnum hiç açılmıyor, koku alamıyorum, genzim sürekli dolu" şikâyetiyle başvurduğunu ifade eden Prof. Dr. Çokkeser, bunun nedenini burun iç yüzeyinde uzun süredir devam eden şişliğe bağladı. Prof. Dr. Çokkeser, "Bu şişlik zamanla yumuşak dokuların oluşmasına neden olur ve hava geçişi zorlaşır. Sonuçta kişi sürekli tıkalı hisseder" şeklinde konuştu. "Nazal polip bir mikrop hastalığı değil" Nazal polibin burun içinde oluşan bir enfeksiyon olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Çokkeser, "Sorunun temelinde bağışıklık sisteminin burun dokusuna karşı geliştirdiği aşırı hassasiyet vardır. Alerji, astım, aspirin hassasiyeti, kronik sinüzit, sigara dumanı ve hava kirliliği bu süreci tetikleyebilir. Ancak bu durum mikrobik bir hastalık olmadığı için antibiyotik tedavisi çoğu zaman kalıcı çözüm sağlamaz" ifadelerini kullandı. "Koku kaybı en kritik uyarı" Sürekli burun tıkanıklığının nazal polibin en yaygın belirtisi olduğunu belirten Prof. Dr. Çokkeser, "En dikkat edilmesi gereken bulgu koku duyusunun azalması ya da tamamen kaybolmasıdır. Bunun yanında geniz akıntısı, başta dolgunluk hissi, ağızdan nefes alma, horlama ve sık sinüzit atakları görülebilir. Özellikle koku duyusunun geri gelmemesi, durumun değerlendirilmesi gerektiğini gösterir" dedi. "İlaç yetmezse cerrahi gündeme geliyor" Tedavide ilk adımın ilaç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çokkeser, "Burun içine uygulanan spreyler şişliği azaltmayı hedefler. Ancak ilaçlara rağmen burun tıkanıklığı devam ediyorsa, koku geri gelmiyorsa, sinüsler tamamen kapanmışsa ya da sık sinüzit atakları yaşanıyorsa ameliyat planlanabilir" açıklamasında bulundu. "Amaç sadece polipi almak değil, nefesi rahatlatmak" Ameliyatın günümüzde burun içinden, kapalı yöntemle yapıldığını belirten Prof. Dr. Çokkeser, "Dışarıdan kesi olmaz. Amaç yalnızca polip dokusunu temizlemek değil, sinüslerin doğal hava dolaşımını yeniden sağlamaktır. İşlem genellikle kısa sürer, ağrı azdır ve hastalar çoğu zaman aynı gün ya da bir gece sonra taburcu edilir" dedi. "Ameliyat sonrası süreç de tedavide kritik önem taşır" Nazal polibin kronik bir durum olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çokkeser, "Sorun sadece burundaki doku değildir, altta yatan hassasiyet devam edebilir. Bu nedenle ameliyat sonrası düzenli sprey kullanımı, burun yıkama ve doktor kontrolleri tedavinin önemli bir parçasıdır. En başarılı sonuç, ameliyatla tıkanıklığın giderilmesi ve ilaç tedavisiyle hastalığın kontrol altında tutulmasıyla elde edilir" diyerek sözlerini noktaladı.