SAĞLIK - 01 Eylül 2022 Perşembe 11:39

'Menopoz sonrası kanama rahim kanseri habercisi olabilir'

A
A
A
'Menopoz sonrası kanama rahim kanseri habercisi olabilir'

Rahim kanserinin kadınlardaki tüm kanserler arasında 4’üncü sıklıkta görüldüğünü belirten Dr. Öğr. Üyesi Emine Zeynep Yılmaz, “DSÖ verilerine göre 2018’de Türkiye’de 5 bin 463 kadın rahim kanseri tanısı almış olup, bin 51’i vefat etmiştir. Rahim kanserinin en önemli bulgusu menopoz sonrası kanamalardır. Fakat bu elbette her menopoz sonrası kanama kanserdir anlamını taşımaz. Rahim ağzı kanserinden korunmak için düzenli smear ve jinekolojik kontroller yapılmalıdır” dedi.

Medipol Üniversitesi Esenler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Emine Zeynep Yılmaz, kadınlardaki 4’üncü sıklıkta görülen rahim kanserine karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz, rahim yani endometrium kanserinin, rahim iç zarlarından kaynaklanan bir kanser türü olduğunu belirterek, “Rahim organı, rahim ağzı ve rahmin gövdesi olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Rahmin iç duvarı adet görülen, çocuğun yerleştiği bölge olarak da adlandırılabilir. Rahim kanserine tam olarak neyin sebep olduğu bilinmemekle birlikte bilinen risk faktörleri ileri yaş, genetik yatkınlık veya aile öyküsü, erken adet görme ve geç menopoza girme, hiç doğum yapmama veya obezite olarak sıralanabilir. Ancak bir kişide bu risk faktörlerinin olması kanser olacağı anlamına gelmez. Rahim kanseri kadınlardaki tüm kanserler arasında dördüncü sıklıkta görülür. Bir kadında hayatı boyunca rahim kanseri gelişme riski yaklaşık yüzde 2’dir. Genelde 50-60 yaşlarında, menopoz sonrasında ortaya çıkar. Ancak hastaların yüzde 5’i 40 yaş öncesi tanı almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2018’de Türkiye’de 5 bin 463 kadın rahim kanseri tanısı almış olup, bin 51 kadın bu hastalık nedeniyle vefat etmiştir” diye konuştu.

"İlerledikçe metastaz eğilimindedir"
Rahim kanserlerinin çoğunun adet kesildiği dönemde yani postmenapozal dönemde ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz, şöyle devam etti: "Rahim kanserinin en önemli bulgusu menopoz sonrası olan kanamalardır. Fakat bu elbette her menopoz sonrası kanama kanserdir anlamını taşımaz. Bunun haricinde adet gören kadınlarda, adet miktarında veya süresinde artma, kanlı akıntı, kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı veya kilo kaybı görülebilir. Rahim kanseri iç zar dokusunda geliştikten sonra üreme sisteminin diğer organlarına yayılma eğilimindedir. Önce komşu organlar olan rahim ağzı, tüpler ve yumurtalıklara doğru yayılır. İlerlediğinde lenfatik damarlar aracılığı ile vücudun diğer bölümlerine yayılabilir. Cerrahi yoluyla bu yayılım tespit edilir ve evrelendirme yapılır. Evrelendirme sonucunda tedavi belirlenir. Rahim kanserinde tanıda 3 yöntem kullanılabilir. Bu yöntemlerden biri endometrial biyopsidir, ince ve esnek bir pipet benzeri tüp ile rahimden doku örneklemesi yapılır. Bir diğeri rahmin içinin kamera ile incelenmesi ve biyopsi alınması işlemidir ki bu işleme de histeroskopi adı verilir. Rahmin içine kürtaj benzeri işlemlerle örnek de alınabilir. Yine tanıda ultrason, tomografi ve MR yardımcı olur. Her hastanın tedavisi farklılık göstermekte olup, tedavi kararında hastalığın evresi, yeri, hasta yaşı gibi çokça faktör etkilidir. Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavileri kullanılabilir."

Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz, her hastanın durumuna göre tedavi başarı oranının değiştiğini ifade ederek, şu bilgileri verdi: "Hastalık erken evrede bulgu verdiğinde ve tedavi edildiğinde sağ kalım oranları yüzde 90’lara yaklaşırken, ilerlemiş hastalıkta 5 yıllık sağ kalım oranları düşüş göstermektedir. Rahim ağzı kanserinden korunmak için düzenli smear ve jinekolojik kontroller yapılmalı, dengeli beslenilmeli ve egzersiz yapılmalıdır. Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durulmalıdır. Doğum kontrol ilaçları rahim kanseri riskini azaltmaktadır. Rahim kanserinde eğer çocuk istemi varsa, doğurganlığı koruyucu tedavi seçeneği olabilir ancak bu her hastaya uygun değildir. Riskleri kesin olarak bilinmelidir. Yüksek dozlu hormon tedavisi ve rahmin iç duvarının kazınması işlemi uygulanmaktadır. Hastalar yakinen izlenmeli, başarısız tedavide acil ameliyat gerektiğini bilmelidir. Tüm bu sürecin jinekolojik onkologlar tarafından izlenmesi uygundur."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Ersoy: "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahip" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin konservasyon ve restorasyon alanında dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını belirterek, "Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" dedi. Bakan Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Konservasyon Laboratuvarı’nda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek, son yıllarda yapılan yatırımların Türkiye’yi arkeoloji ve kültürel miras alanında uluslararası ölçekte güçlü bir konuma taşıdığını vurguladı. "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" Konservasyon laboratuvarlarında hem ekip hem de ekipman açısından ciddi yatırımların yapıldığını aktaran Bakan Ersoy, "Bunun somut sonucu olarak, bu merkezlerde bugüne kadar 251 binden fazla eser restore edilerek kültür hayatımıza kazandırıldı. Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" ifadelerini kullandı. "Pek çok ülkeden ekipler, eğitim almak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor" Türkiye’nin sahip olduğu teknik altyapı ve uzman insan kaynağının birçok ülke tarafından yakından takip edildiğini belirten Ersoy, "Pek çok ülkeden uzman ekipler, eğitim almak ve deneyim paylaşmak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor. Bu durum, ülkemizi arkeoloji ve kültürel mirasın korunması alanında uluslararası düzeyde ayrı bir noktaya taşıyor" açıklamalarında bulundu. Ersoy, laboratuvarların yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede de bilimsel veri ve teknik analizlerle kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Konservasyon altyapısına ilişkin bilgiler de paylaşan Bakan Ersoy, Genel Müdürlük bünyesinde 11 aktif laboratuvarın bulunduğunu ve 281 uzman personelle hizmet verildiğini söyledi. Kazılardan çıkan eserlerin, sergilenene kadar birçok bilimsel işlemden geçtiğini aktaran Ersoy, ahşap, taş, metal, bronz ve tekstil gibi farklı malzemeler için ayrı uzman ekiplerin görev yaptığını; müdahale yöntemlerinin laboratuvar analizlerine göre belirlendiğini kaydetti. Bakan Ersoy, tekstil konservasyonu çalışmalarına da değinerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki doğduğu evde sergilenen kişisel eşyalarının da bu laboratuvarda titizlikle korunduğunu hatırlattı. "Atatürk’ün ailesine ait kişisel eşyalar, Cumhuriyet Müzemizde geçici olarak sergilendikten sonra burada bakım ve onarımları yapılarak yeniden Selanik’teki Atatürk Evi’ne gönderildi" diyen Ersoy, laboratuvarların her türlü malzemeye müdahale edebilecek teknik yeterliliğe sahip olduğunu vurguladı. "256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz" Geleceğe Miras Projesi kapsamında kazı faaliyetlerinin hızla arttığını kaydeden Ersoy, "Bugün 256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz. Artan kazı bütçeleriyle, son 60 yılda yapılan çalışmaları önümüzdeki 4 yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu yoğunluk, konservasyon kapasitemizi daha da güçlendirmemizi zorunlu kılıyor" dedi. Bakan Ersoy, sahada ve laboratuvarlarda görev yapan tüm uzmanlara teşekkür ederek, Türkiye’nin kültürel mirasını bilimsel yöntemlerle koruma ve geleceğe aktarma kararlılığının artarak süreceğini ifade etti.