RAMAZAN - 30 Mayıs 2016 Pazartesi 12:35

Oruç tutarken halsizliği önlemenin yolları

A
A
A
Oruç tutarken halsizliği önlemenin yolları

Ramazan ayının sıcak havalara denk gelmesiyle birlikte oruç tutarken artan halsizlik ve yorgunluk şikayetleri ile kiloların önüne geçmek ve vücut enerjisini korumak için iftar ve sahur vakitlerinde doğru besinlerin uygun ölçülerde tüketilmesinin büyük önem taşıdığı bildirildi. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Berna Ertuğ, Ramazan'da sağlıklı beslemenin yolunun sahurdan sonra en az üç öğünden geçtiğini söyledi.

Yeterli ve dengeli beslenmenin Ramazan ayında da sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahuru atlamamak gerektiğinin altını çizen Dyt. Berna Ertuğ, sahura kalkılmamasının ya da sadece su içip yatılmasının zararlı olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi. Berna Ertuğ, "Uzun saatler süren açlık durumu metabolizmayı olumsuz etkileyebileceği için, vücudun ihtiyacı olan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerin alınması önemlidir. Yeterli miktarda alınan vitamin ve mineraller, halsizlik ve yorgunluğu önleyerek, kişiyi gün boyu zinde tutmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı ve sahur yemeğinde süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir" dedi.

YAZ MEYVELERİ VE HURMA TÜKETİMİ
İftarda ve sahur bitimine kadar B ve C vitamini içeren gıdalar, folik asit, demir, magnezyum, potasyum, selenyum, çinko açısından zengin olan süt ve et ürünleri, turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve meyve çeşitlerinden tüketmek gerektiği bilgisini de paylaşan Dyt. Berna Ertuğ, iftar sofralarında özellikle hurmadan vazgeçilmemesi gerektiğini, lifli bir meyve olan hurmanın bol miktarda A ve C vitamini, folik asit, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, demir ve çinko içerdiği için halsizlik ve yorgunluğun giderilmesinde ve sindirim sistemi rahatsızlıklarının önlenmesinde yardımcı olduğunu kaydetti.

"SEBZE VE MEYVELERİN KABUKLARINI SOYMAYIN"
Ramazan ayı boyunca sağlıklı ve dengeli beslenme için tüketilen besinlerin çeşitliliğinin içerdikleri vitamin, mineral ve miktarlarından dolayı önemli olduğunu ve tüm sebze ve meyve gruplarından eşit miktarlarda öğünlerde alınması gerektiğine dikkat çeken Ertuğ şöyle devam etti:
"İçerdikleri vitamin ve minareler kabuklarında olduğu için, kabuklarıyla tüketilebilen sebze ve meyveler soyulmadan yenmelidir. Böylelikle Ramazan ayı boyunca günlük posa alımı da artacaktır. Ramazan'da hava sıcaklıklarının yüksek olmasıyla oruç tutan kişilerde günlük sıvı ihtiyacı daha çok artmaktadır. Susuz kalmak; kişilerde yorgunluk, deride kuruma, sıcaklık hissi ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olur. Bunun için yatmadan önce, sahurda, iftarda ve iftar sonrası yatana kadar sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Özellikle bu dönemlerde yetersiz sıvı almak genelde kabızlık sorunlarının görülmesini arttırır. İftarda çay ve kahve tüketildiği için susama hissi oluşmayabilir. Ancak iftar saatinden sahur bitimine kadar mutlaka en az 12- 15 bardak su içilmelidir."

"ORUÇ AÇILDIKTAN 15 DAKİKA SONRA ANA YEMEĞE BAŞLAYIN"
İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması gerektiğini, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Berna Ertuğ, beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine; enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinlerden bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna tercih edilmesi gerektiğinin altını çizdi. 

Diyetisyen Ertuğ, beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için yemeklerde kurubaklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler gibi lif oranı yüksek gıdalar ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilebileceği bilgisini verdi.
Dyt. Berna Ertuğ, hazımsızlık ve gaz şikayetlerinin önlenebilmesi için ise tavsiyelerini şu şekilde sıraladı:
"İftar vaktinde aşırı yemek yemeyin, Öğününüzü 2-3 öğüne bölerek tüketin. Çok sıcak ve soğuk besin tüketiminden kaçının, besinleri yavaş yemeğe ve iyi çiğnemeye dikkat edin. Yemek sırasında asitli içecek tüketmeyin. Yemekle birlikte su tüketin. İftardan 45 dakika sonra, 30 dakika ile 1 saat arasında egzersiz yapın" 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Milli ruh okul duvarlarını aşıp gönüllere dokunuyor SAMSUN (İHA) – Samsun’da lise öğrencilerinin oluşturduğu koro, seslendirdiği türkülerle büyük beğeni topluyor. Lise öğrencileri Samsun’da örnek bir eğitim ve kültür projesiyle bir ilke daha imza attı. Samsun Atatürk Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni Ferhat Doğan’ın öncülüğünde hayata geçirilen ve Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından onaylanan proje kapsamında öğrenciler milli ve manevi değerlerle buluşup, bu değerleri başkalarıyla da buluşturuyor. Milli ve manevi değerler eğitimi kapsamında oluşturulan öğrenci korosu, toplumun farklı kesimlerine ulaşarak anlamlı konserler veriyor. Huzurevleri, şehit ve gazi aileleri dernekleri, Kıbrıs gazileri, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve emniyet güçlerine yönelik gerçekleştirilen konserlerde kadim türküler, Türk dünyasının ortak ezgileri ve marşlar seslendiriliyor. Proje, milli ruhu okul duvarlarının dışına taşıyarak gönüllere dokunuyor. Proje yalnızca bir müzik etkinliği olmanın ötesine geçiyor. Öğrenciler, sahne deneyimi kazanarak toplum önünde kendilerini ifade etme becerisi geliştirirken aynı zamanda milli ve manevi değerlere sahip çıkma konusunda güçlü bir sorumluluk bilinci ediniyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda şekillenen bu çalışma, öğrencilere okul dışı öğrenme alanları sunarak eğitimi hayatın içine taşıyor. Proje hakkında bilgi veren Ferhat Doğan, gençlerin sesinde yeniden hayat bulan bu eserlerin kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir köprü görevi gördüğünü, Samsun’dan yükselen bu anlamlı projenin Türkiye genelinde örnek teşkil edecek nitelikte bir model olarak dikkat çektiğini söyledi.
Rize Köprünün kitabesi çıktı, sırrı çözüldü Rize’de yol çalışmasıyla yeniden gün yüzüne çıkartılan kemer köprünün Osmanlıca Kitabesi ortaya çıkınca sırrı çözüldü. Rize Belediyesi tarafından Rize Merkez Cumhuriyet Caddesi’nden başlayarak Kale Mahallesi boyunca Yağlıtaş Mahallesi’ne kadar uzanacak yol çalışması başlatıldı. Başlatılan çalışma kapsamında Atatürk Caddesi’nin Kale Mahallesiyle birleştiren güzergahta bulunan ve 1940’lı yıllarda bir kısmı, 1960’lı yıllarda ise tamamı kapatılan ve ‘Çitanın köprüsü’ olarak bilinen tarihi kemer köprünün üzeri yeniden açılmaya başladı. Çalışma kapsamında Osmanlıca yazılmış kitabesi de ortaya çıkan kemer köprünün 1888 yılında Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin hayrına yapıldığı öğrenilmiş oldu. Kitabeyi okuyan Rizeli Araştırmacı-Yazar Recep Koyuncu, köprünün vasiyet üzerine yapıldığını dile getirerek "Eski Rize fotoğraflarında köprünün fotoğrafı elimizde mevcuttu fakat önceki yıllarda buranın üzerinin örtülmesi neticesinde bugün köprü gün ışığına çıktı ve kitabesini bulup okuduk. Kitabesine bakarak 1888 tarihinde yapıldığını tespit ediyoruz. O dönemde Bağdat’ta ticaretle meşgul olan Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin vefatından beş yıl sonra varisleri tarafından, babalarının yapılmış olduğu bir vasiyet uğruna, bu köprü ile adı anılsın diye imar edilmiş" dedi. Kitabede yer alan beyitleri Rize’nin meşhur şairlerinden Şakir Agâhi Efendi’nin yazdığını sözlerine ekleyen Koyuncu "Bizim için önemi daha da önemini arttıran hususlardan bir tanesi de şu; kitabenin beytini Şakir Agâhi Efendi adındaki ünlü Rizeli şair yazmış. Kitabenin net tarihi 20 Zilhicce sene 1305, miladi olarak 28 Ağustos 1888 yılına tekabül etmekte. Son kısmında tarih düşürme gerçekleşmiş ve Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin himmetinin devam edebilmesi için varisleri tarafından yaptırılmış olan bir köprüdür" ifadelerini kullandı. Çıtanın Köprüsü olarak bilinen köprünün tapu kayıtlarına göre asıl adının Çıtağan Köprüsü olduğunu kaydeden Koyuncu "1583 tarihli Tapu Tahrir defterindeki belgelere göre burada mevcut bir köprü zaten vardı. Fakat zaman içerisinde yıkılmasından sonra bu şahsın adının anılması için yerine bu köprü yapılmış ve kayıtlarda köprünün ismi Çitağan Köprüsü olarak geçmektedir" dedi. Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin kumaş ticaretiyle uğraştığı ve mezarının hayatını kaybettiği Bağdat’ta olduğunu dile getiren Koyuncu "Zırhzade Hacı İzzet Efendi o dönemde Rize’de bir esnaf ve Bağdat’tan bizim İhtisas Kütüphanesi arşivimizdeki belgelere göre kumaş ticaretiyle uğraşan, Tatoğlu isimli aileyle beraber kumaş ticareti yapan bir esnaf. Kitabede yazdığına göre öğrendiğimiz Bağdat’ta zaten vefat ediyor kendisi. Mutlaka bir ticari alışveriş için Bağdat’a gitmiş ve orada vefat etmiş. Mezarı Rize’de değil yani" dedi.
Gümüşhane "Aromatör" ile iletişimde yeni dönem: Tat ve koku transferi hedefleniyor Gümüşhane Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Oktay Yıldız tarafından geliştirilen "Aromatör" isimli cihaz, tat ve kokunun dijital ortamda iletilmesini hedefliyor. Rektör Prof. Dr. Oktay Yıldız tarafından geliştirilen "Aromatör" adlı teknoloji, tat ve koku bileşenlerini dijital ortamlar üzerinden farklı mekânlara aktarabilen multidisipliner bir sistem olarak dikkat çekiyor. Yazılım, makine öğrenmesi ve kimyasal süreçlerin birlikte çalıştığı sistem, duyusal iletişim teknolojisine yeni bir yaklaşım sunuyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Öğr. Gör. Dr. Kerim Sönmez’in de katkı sunduğu "Aromatör" teknolojisinin özellikle sinema, dijital içerik platformları ve mobil iletişim alanlarında kullanılmasıyla birlikte, kullanıcıların yalnızca görsel ve işitsel değil aynı zamanda koku ve tat deneyimi de yaşayabileceği öngörülüyor. Ulusal ve uluslararası patent süreçlerinden geçen buluşun fikri mülkiyet kapsamında koruma altına alındığı ve ekonomik değere dönüştürülmesinin amaçlandığı ifade edildi. Bu kapsamda yerli teknoloji ekosisteminin güçlendirilmesi ve benzer yüksek teknoloji ürünlerinin ticarileşmesinin önünün açılması hedefleniyor. "Aromatör" ile iletişimde yeni dönem başlıklı çalışmaya ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Oktay Yıldız, ses ve görüntü gibi iletişim araçlarının gelişimine paralel olarak tat ve kokunun da dijital ortamlar arasında transfer edilmesini hedeflediklerini söyledi. "Ses ve görüntü gibi tat ve kokuyu da iletmeyi hedefliyoruz" Çalışmayla birlikte ses ve görüntü gibi iletişim araçlarını geliştirerek tat ve kokuyu da dijital ortamlar arasında transfer etmeyi hedeflediklerini ifade eden Prof. Dr. Oktay Yıldız, "Eskiden iletişim yalnızca yazı diliyle sağlanıyordu. Daha sonra ses iletişime dâhil oldu ve telefonla iletişim kurabildik. Ardından görüntü eklendi. Bizim çalışmamızda ise temel olarak aromanın bir ortamdan başka bir ortama iletilmesi ya da başka bir ortamda yeniden oluşturulması hedeflenmektedir. Bu kapsamda patent başvurumuzu önce ulusal düzeyde Türk Patent ve Marka Kurumu’na yaptık. Daha sonra uluslararası patent başvurusunu da Avrupa Patent Ofisi’ne gerçekleştirdik. Çalışmalarımız devam ederken bir ek patent başvurusu daha yaptık ve son aşamada tasarım tesciliyle bu süreci destekledik. Şu anda başvuruların bir kısmı tescillenmiş, bir kısmının ise süreçleri devam etmektedir. Bu ürün bir yazılım, bir makine ve arka planda çalışan kimyasal bir mekanizmayı bir araya getirmektedir. Yani multidisipliner bir patentten söz ediyoruz. Temel hedefimiz, tat ve koku bileşenlerinin, yani aroma bileşenlerinin bir ortamdan başka bir ortama aktarılmasıdır. Bugün bir kokunun ya da tadın başka bir ortama aktarılması ütopik görünebilir. Ancak bu sistemde kimyasal mekanizma, yazılım ve makine öğrenmesi birlikte çalışarak bu aktarımı mümkün kılmayı hedeflemektedir" dedi. "Sistem mobil cihazlara da entegre edilebilecek" "Aromatör" cihazının hangi alanlarda kullanılabileceğine dair de bilgiler veren Prof. Dr. Oktay Yıldız, "Aromanın iki temel bileşeni vardır: koku ve tat. Biz de bu patentte hem koku hem de tat bileşenlerinin bir ortamdan başka bir ortama iletilmesini hedefledik. Yapılan ulusal ve uluslararası patent araştırmaları, bu ürünün yenilikçi olduğunu ortaya koydu. Patent süreçleri uzun ve titiz ilerleyen süreçlerdir. Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu bu alanda oldukça nitelikli ve dünyadaki iyi örneklerden biridir. Bugün bu teknoloji ütopik görünebilir. Ancak telefonun ilk icat edildiği dönemlerde de benzer şekilde sorgulanmıştı. Günümüzde ise hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Aromatör için de benzer bir gelişim öngörülmektedir. Gelecekte sinema salonlarında izlenen bir sahnede kahve içen bir çiftin kahve aromasını, bir çikolata çeşmesinden akan çikolatanın kokusunu ya da tropik bir meyvenin tadını hissedebilmek mümkün olabilir. Ayrıca bu teknoloji için bir ek patent daha yapılmış olup, sistemin mobil cihazlara entegre edilmesi de hedeflenmektedir. İlerleyen süreçte daha küçük boyutlara indirgenerek telefonlara entegre edilmesi ve farklı coğrafyalardaki insanların birbirlerinin bulunduğu ortamın tat ve kokusunu deneyimleyebilmesi amaçlanmaktadır. Önemli olan bu patentlerin alınması değil, bunların ticari bir emtiaya dönüştürülerek ekonomide kullanılabilmesidir. Dünyada patentlerin ticarileşme oranlarının düşük olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bizim de bu patentler için hedefimiz, birkaç yıl içerisinde ticarileşmelerinin sağlanmasıdır. Benim 24’ün üzerinde patentim bulunuyor. Ayrıca patent ve patent başvuru süreçleri devam eden çalışmalarımız da var. Bu patentler arasında ticari prototipleri üretilmiş olanlar da mevcut, hâlihazırda endüstride kullanılanlar da bulunuyor. Henüz ticari aşamaya geçmemiş olanlar da var. Ancak özellikle bu patent için arzumuz, gayemiz ve umudumuz; ticarileşme süreçlerinin daha hızlı ilerlemesidir" diye konuştu.
Bitlis Van Gölü’nde nesli tehlike altındaki Dikkuyruk görüntülendi Bitlis’in Adilcevaz, Ahlat ve Tatvan sınırları içinde bulunan Van Gölü havzasında nesli tehlike altında bulunan dikkuyruk kuşu görüntülendi. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesli tehlike altında olarak sınıflandırılan Dikkuyruk türü Van Gölü havzasında görüntülendi. Göl çevresinde gözlem yapan doğa fotoğrafçıları tarafından fark edilen dikkuyruk, bir süre su yüzeyinde görüntülendi. Anadolu Sualtı Araştırmaları ve Sporları Derneği Temsilcisi ve doğa gözlemcisi Dr. Cihan Önen dikkuyruğun yaşam alanlarının korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, sulak alanların kirletilmemesi ve insan kaynaklı rahatsızlıkların en aza indirilmesi gerektiğini belirtti. Van Gölü’nün, göçmen kuşlar için önemli bir durak noktası olduğunu ifade eden Önen, bu tür gözlemlerin doğanın korunmasına yönelik farkındalığı artırdığını vurguladı. Dr. Cihan Önen, Van Gölü Havzası’nın pek çok kuş türüne ev sahipliği yaptığını belirterek, şunları söyledi. "Geçen haftalarda flamingolar havzaya gelerek bölgeyi renklendirdi. Nesli tehlike altındaki Dikkuyruk türünün bölgede gözlemlenmesi, havzanın biyolojik önemini ve zenginliğini bir kez daha ortaya koymaktadır. IUCN tarafından "Nesli Tehlike Altında (Endangered)" kategorisinde yer alan bu kuşlar için Van Gölü, binlerce kuş türüne ev sahipliği yapan önemli habitatlar arasında yer almaktadır. Hem su yüzeyindeki hem de su altındaki kirlilik kuşları tehdit ediyor. Besin zinciri ve sulak alanların korunmasında büyük önem taşıyor. Bu türlerin korunmasında sivil toplum örgütleri ile toplumun iş birliği yapması, sulak alanların korunması ve yerel halkın bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve sağlıklı doğa alanlarının gelecek nesillere aktarılması, tüm toplumun ortak sorumluluğudur" dedi.