POLİTİKA - 08 Ocak 2026 Perşembe 20:44 | Son Güncelleme : 09 Ocak 2026 Cuma 08:57

Öztürkler’den Zelenskiy’e tepki: 'Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü tartışma noktasındadır'

A
A
A
Öztürkler’den Zelenskiy’e tepki: 'Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü tartışma noktasındadır'

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin KKTC'yi yok saydığı Kıbrıs ile alakalı küstah açıklamalarına tepki göstererek, "Unutmaması gerekir ki şu anda Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü tartışma noktasındadır" dedi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Avrupa Birliği’ne (AB) tek taraflı üyeliği, AB dönem başkanlığı süreci, Kıbrıs meselesi ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin son açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Öztürkler, GKRY’nin AB’ye alınmasının başlı başına büyük bir hata olduğunu vurgulayarak, "En önemli hata ilk başta yapıldı. Güney Kıbrıs'ın tek taraflı olarak Avrupa Birliği'ne alınması zamanında zaten hataydı. Her zamanki gibi Kıbrıslı Türkler cezalandırılarak Güney ödüllendirilmişti" dedi.

"Annan Planı’nda ‘evet’ diyen taraf cezalandırıldı"
Annan Planı sürecine değinen Öztürkler, "Buna baktığımızda işte Annan Planı sürecinde görmüştük. Bir taraf ‘evet’ deyip bir taraf ‘hayır’ demişti ama ödüllendirilen taraf Güney Kıbrıs oldu. Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne alınması, Avrupa Birliği'nin bir şımarık çocuğu gibi davranması, adanın tek sahibiyiz şeklinde hareket etmesi ve Kıbrıs Türk halkını hep azınlık olarak görme yaklaşımları devam etti" dedi.

"AB dönem başkanlığı Güney Kıbrıs’a geçti, kabul edilemez görüntüler yaşandı"

GKRY’nin AB dönem başkanlığını devralmasına değinen Öztürkler, açılış törenlerinde sergilenen tutumlara tepki göstererek, "Avrupa Birliği'ne girdikten sonra Avrupa Birliği'nin prosedürü gereği de Avrupa Birliği dönem başkanlığı resmen Güney Kıbrıs'a geçti. Dün de açılışları vardı. Açılış törenlerini gerçekleştirdiler. Burada yine çok hoş olmayan görüntülerle karşı karşıya kaldık. Ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik işgalci yaklaşımlar sergilendi" dedi.

Öztürkler, törenlerde kullanılan görsellerin algı operasyonu içerdiğini belirterek, "Özellikle orada yayınlanan materyallerde de bunları gördük. 1974’ü yansıtarak farklı algı operasyonlarına devam ediyorlar. Ama dünya 1960’ta, 1963’te yaşananları, Kıbrıs Türk halkına neler yaşattıklarını, Mehmetçik’le Mücahit’in kahramanca mücadelesini çok iyi biliyor" dedi.

"Unutmaması gerekir ki şu anda Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü tartışma noktasındadır"

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Kıbrıs ile alakalı küstah açıklamalarına da değinen Öztürkler, "Unutmaması gerekir ki şu anda Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü tartışma noktasındadır ve Ukrayna’ya en büyük desteği ana vatan Türkiye Cumhuriyeti vermiştir" dedi.

Öztürkler, "20 Temmuz 1974’te Türk askeri adaya gelmiş, hem Kıbrıslı Türklere hem de Kıbrıslı Rumlara barış getirmiştir. Bunun çok iyi bilinmesi gerekir. Zelenskiy’e 15 Temmuz 1974 Yunan darbesini hatırlatmak gerekirdi" dedi.

"Güney Kıbrıs tek taraflı anlatımlarla hareket ediyor"

Avrupa Birliği’nin yaklaşımını da eleştiren Öztürkler, "Avrupa Birliği yalnızca Güney Kıbrıs’ı muhatap aldığı için Güney Kıbrıs’ın anlattıklarıyla hareket ediyor. Dün yaşananlar da bunun bir yansımasıdır" dedi.

"Silahlanma ve İsrail’le yapılan anlaşmalar dikkatle izlenmeli"

Bölgesel güvenlik konularına dikkat çeken Öztürkler, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanması, İsrail’le yaptığı anlaşmalar, Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs arasındaki askeri iş birlikleri çok dikkatli incelenmelidir. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlüğünün ve adadaki Türk askerinin varlığının ne kadar önemli olduğu çok iyi bilinmelidir" dedi.

Öztürkler, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bilmesi gereken şudur. Muhatap Kıbrıs Türk halkıdır. Kıbrıs Türk halkının egemenliğine ve egemen eşitliğine saygı duyması gerekir. Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak gördükçe bir noktaya varılamaz" ifadelerini kullandı.

"Türkiye dış ilişkilerini kendi stratejisine göre yürütür"

Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası gücüne vurgu yapan Öztürkler, "Anavatan Türkiye Cumhuriyeti çok güçlü bir devlettir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu ilişkilerde belirleyici olması mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti dış ilişkilerini kendi stratejisine göre yürütür" dedi.

Öztürkler, "Kıbrıs Türk halkı sürdürülebilir bir anlaşmayı hak ediyor. Ancak Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak gören, egemenliğine ve eşitliğine saygı göstermeyen bir anlaşmanın altına imza atması da beklenmemelidir. Güney Kıbrıs Avrupa Birliği dönem başkanlığını almış olabilir ama bizim yanımızda dağ gibi bir ana vatanımız vardır" ifadelerini kullandı.

"Avrupa Birliği, Kıbrıs Türk halkına verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmemiştir"

KKTC Başbakanı Ünal Üstel de GKRY’nin AB Konseyi Dönem Başkanlığına tepki gösterdi. Üstel, GKRY’nin "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla AB Konseyi Dönem Başkanlığını üstlenmesini eleştirerek, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Kıbrıs Türk halkının iradesi ve Kıbrıs’ta yaşanan tarihsel gerçekler yok sayılarak, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ sıfatıyla Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanlığını üstlenmesi, Kıbrıs meselesinde onlarca yıldır süregelen adaletsizliğin ve çifte standardın en güncel tezahürüdür" dedi.

Üstel, 1963 yılında yaşanan gelişmelere işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının devlet yapılarından dışlandığını vurguladı. Üstel, "1963 yılında Rum liderliğinin, ortaklık devletinin temelini oluşturan Anayasa’yı tek taraflı biçimde değiştirme girişimleri ve bu doğrultuda Rum paramiliter unsurlar ile EOKA geçmişi bulunan silahlı gruplar eliyle Kıbrıs Türk halkına karşı başlatılan saldırılar sonucunda, Kıbrıs Türkleri can güvenliği ortadan kaldırılarak devletin kurumsal yapılarından fiilen dışlanmış, eşit kurucu ortaklık hakları gasp edilmiştir. Bu süreç, Kıbrıs Türk halkının uzun yıllara yayılan ağır bir haksızlığa maruz bırakılmasının başlangıcı olmuştur" dedi.

2004 Annan Planı sürecine de değinen Üstel, Kıbrıs Türk halkının iradesinin karşılıksız bırakıldığını ifade ederek, "2004 yılında Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkının açık biçimde ‘evet’ demesine rağmen, Rum tarafının ‘hayır’ oyu ödüllendirilmiş, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği’ne üye yapılırken, Kıbrıs Türk halkı ambargo ve izolasyonlarla cezalandırılmıştır. Avrupa Birliği, Kıbrıs Türk halkına verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmemiştir" dedi.
Üstel, "Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği, eşit uluslararası statüsü ve güvenliği tartışma konusu yapılamaz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, anavatan Türkiye ile tam bir dayanışma içinde, kararlılıkla yoluna devam edecektir. Kıbrıs Türk halkının devletiyle, iradesiyle ve onuruyla var olma hakkı asla göz ardı edilemez" ifadelerini kullandı.

Gökçe Örnekal

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İletişim Başkanı Duran’dan yapay zekada insani değerler vurgusu Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Yapay zeka, gazetecilikte faydalanılması gereken büyük bir imkandır ama asla ve asla özne değildir, özne olmamalıdır" dedi. Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği "Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler" paneli, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Panelde konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, dijitalleşme ve yapay zekaya yönelik yaklaşımlarda insanı ve insani değerleri merkeze alan bir anlayışın benimsenmesi gerektiğini belirtti. Milli ve insani değerlerin önemine de vurgu yapan Duran, "Dijital teknolojilerin kullandığı dil, söylem ve anlatılara karşı, gazetecilerimiz medeniyet anlayışımızdan, köklü tarihimizden ve değer dünyamızdan beslenmelidir" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "İnsanı ve insani değerleri yüceltmeyen hiçbir gelişmenin kıymeti yoktur" sözünü hatırlatan Duran, bu yaklaşımın dijital dönüşüm ve yapay zeka politikalarında temel bir prensip olarak benimsendiğini kaydetti. Duran, "İletişim Başkanlığı olarak dijitalleşme ve yapay zeka gibi iletişim teknolojilerine de bu perspektiften yaklaşıyoruz. Sunduğu imkanlar ve ortaya çıkardığı risklerle birlikte önemli bir stratejik sorumluluk alanı olarak değerlendiriyoruz" dedi. Yapay zeka teknolojileri ile gazetecilik arasındaki ilişkiyi değerlendiren Duran, "Öncelikle, yapay zeka, gazetecilikte faydalanılması gereken büyük bir imkandır ama asla ve asla özne değildir, özne olmamalıdır. Sorumluluk alacak, karar verecek, etik ve estetik analizler ışığında haberi ya da bilgiyi oluşturacak mercii her zaman gazetecidir. Gazetecinin bağımsızlığı, mesleki etik ve ilkelere yaklaşımı ile kamu yararı gibi hususlar, hiçbir algoritmaya bırakılamaz" şeklinde konuştu. Burhanettin Duran, yapay zeka teknolojileri ve dijital medya kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Duran, "Yapay zeka teknolojilerinin, dijital ortamda bulunan verilerle beslendiğini ancak bu verilerin saklı amaçlar doğrultusunda işlenerek, filtrelenerek önümüze konduğunu unutmamak gerekir. Medya kuruluşlarımızın ve basın mensuplarının, bu bilinçle hareket etmesi ve gerçek bilgiyi kamuoyuna ulaştırma misyonundan biran bile sapmaması büyük önem taşıyor. Dijital teknolojilerin kullandığı dil, söylem ve anlatılara karşı, gazetecilerimiz medeniyet anlayışımızdan, köklü tarihimizden ve değer dünyamızdan beslenmelidir. Yine bu bağlamda yerli ve milli dil, söylem ve anlatı inşa etmenin çabası içinde olmalıdır. Ben, özümüze dönmemiz; özümüzden hareketle dilimiz, anlatılarımız ve söylemlerimiz üzerinde daha çok düşünmemiz ve tartışmamız gerektiğine inanıyorum" sözlerini ifade etti.
Karabük Milletvekili Şahin’den ‘bölge hastanesi’ açıklaması AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin, kamuoyunda gündeme getirilen "bölge hastanesi" tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, böyle bir hedefin şu an için devletin ve Sağlık Bakanlığı’nın gündeminde yer almadığını söyledi. Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yalnızca Karabük’e değil, çevre illere de hizmet verdiğini belirten Şahin, "Hastanemiz yıllar içerisinde öyle bir hale gelmiş ki Bartın’dan, Kastamonu’dan, Çankırı’dan, Zonguldak’tan hasta geliyor. Nüfusumuz 250-255 bin arasında. İl ve ilçelerdeki hastanelerimiz sadece Karabük halkına hizmet ediyor olsa hekim sayısı ve poliklinik yoğunluğu açısından sıkıntı yaşamayız. 2024 yılı verilerine göre 1 milyon 100 bin poliklinik hizmeti verilmiş" dedi. Bölge hastanesi konusunun gerçeği yansıtmadığını ifade eden Şahin, "Ortada olmayan bir şey üzerinden siyaset yapılmaz. Benim kontrolümün dışında oluşmuş bir gündemle ilgili ne yapabilirim? Muhataplarımıza sorduğumuzda bu konuda söylenen bir şey yok. Çünkü Sağlık Bakanlığının şu anki gündemi yeni yatırımlar değil, ihalesi yapılmış ve inşaatı devam eden projelerin tamamlanmasıdır" diye konuştu. Sağlık Bakanlığı’nın önceliğinin deprem bölgesi ve yarım kalan yatırımlar olduğunu vurgulayan Şahin, "Deprem bölgesindeki işlerin büyük bir kısmı bitti ama hala yapılacak işler var. Diğer illerde de benzer durumlar söz konusu. Bakanlık şu anda bu sürece odaklanmış vaziyette" ifadelerini kullandı. Karabük için somut ve gerçekçi hedefin ek hastane binası olduğunu dile getiren Şahin, "Bizim hedef tahtamızda sağlık açısından görünen 150 yataklı ek binamız. Benim gördüğüm hedef o. Devletimiz bir kere bir hizmeti getirecekse bunun hesabını, kitabını yapar. Hangi zaman ve zeminde bunu yapacağını hesaplar ve buna göre bunu olgunlaştırıp hayata geçirir. Ben hedef tahtasında bölge hastanesi gibi bir hedef görmüyorum. Görmediğim bir hedef için ben niye uğraşayım? Niye çaba sarf edeyim? Niye siyaseten bu konuyla alakalı cebelleşeyim. Ben gördüğüm hedefe ateş ederim ama yarın öbür gün devletimiz o hedef tahtasına bölge hastanesi de koyarsa ben o hedefi vurmak için arkadaşlarımla beraber elimde ne imkan varsa ortaya koyarım. Hangi kapıyı aşındırmam gerekiyorsa aşındırdım ama hedef tahtasında böyle bir şey yok. Benim için şu an görünen hedef ve çaba sarf etmem gerektiğini düşündüğüm hedef 150-200 yataklı ek hastane binamız"" şeklinde konuştu.
İstanbul Tüpraş, CDP’de sektörünün global liderleri arasında yer aldı Tüpraş, iklim değişikliğiyle mücadele, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve şeffaf raporlama alanlarındaki güçlü performansıyla dünyanın en saygın çevresel raporlama platformlarından Carbon Disclosure Project’in (CDP) değerlendirmesinde sektöründeki en yüksek kategoride yer aldı. Türkiye’nin önde gelen enerji şirketlerinden Tüpraş, dünyanın en önemli çevresel raporlama platformlarından CDP’nin 2025 yılı İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarında sektöründe önemli bir başarı elde ederek çifte A- ile derecelendirildi. Şirket, CDP’nin 22 binden fazla şirketi kapsayan küresel değerlendirmesinde elde ettiği bu sonuçla petrol ve gaz sektörünün en üst kategorisinde sıralandı. Yapılan açıklamaya göre, CDP değerlendirmelerinde, şirketin, sürdürülebilirlik yaklaşımının stratejik bütünlüğü, çevre politikalarına yönelik duruşu, iklim ve su yönetimi dahil olmak üzere risk ve fırsatları kapsayan proaktif yaklaşımı ve değer zinciri boyunca etkin şekilde yapılandırılmış kurumsal yönetim modeli dikkate alındı. CDP’nin şeffaflık, risk yönetimi ve hedef belirleme kriterlerinde elde edilen yüksek skorlar, şirketin sürdürülebilirlik vizyonunun Stratejik Dönüşüm Planı ile tam uyum içinde uygulamaya yansıdığını da gösteriyor. 2050 yılına kadar karbon nötr lider enerji şirketi olma hedefiyle uyguladığı Stratejik Dönüşüm Planı kapsamında Tüpraş, rafineri operasyonlarında enerji ve su verimliliği projeleri hayata geçirirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına da ivme kazandırıyor. Tüpraş Genel Müdürü İbrahim Yelmenoğlu, şirketin elde ettiği skora ilişkin olarak şunları söyledi: "CDP’nin hem İklim Değişikliği hem de Su Güvenliği programlarında gösterdiğimiz başarılı performans, sürdürülebilirliği iş yapış şeklimizin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğimizin ve taahhütlerimize olan bağlılığımızın güçlü bir göstergesi. Sektörümüz açısından ayrıştırıcı olan bu sonuç "Enerjimiz Geleceğe" diyerek sürdürülebilirlik yaklaşımımızı tüm ekosisteme yaygınlaştırma kararlılığımızın da altını çiziyor. Stratejik Dönüşüm Planımızdaki hedeflerimize ulaşmak için enerji ve su verimliliğinden, sürdürülebilir yakıt üretimine; döngüsel ekonomiden, yenilenebilir enerjiye, çok sayıda yatırımı eş zamanlı hayata geçiriyoruz. Düşük karbon ekonomisine geçişi destekleyen şeffaflık, sorumlu kaynak kullanımı, 2035 yılına kadar 8,3 milyar doları bulacak yatırımlarımız ve uzun vadeli değer oluşturma anlayışımızla ilerlemeyi sürdüreceğiz." Açıklamaya göre, Tüpraş Stratejik Dönüşüm Planı doğrultusunda çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim konularına yönelik çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası diğer sürdürülebilirlik endekslerinde de sektöründe üst sıralarda yer alıyor. Şirket, FTSE4Good ve LSEG (Refinitiv) sürdürülebilirlik endekslerinde sektörünün en yüksek yüzde 10’luk diliminde, S&P Dow Jones, Sustainalytics endekslerinde ise sektöründe ilk 10’da yer alıyor.
Ankara Odak grup toplantılarında tarihi şehirler ve kültürel miras masaya yatırıldı Odak grup toplantıları serisinin bu ayki toplantısı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Sevilay Tuncer’in başkanlığında AK Parti İstanbul İl Başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda, şehirlerin tarihi alanları ve bu alanların kentsel yaşam üzerindeki çok boyutlu etkileri kapsamlı şekilde ele alındı. Yerel yöneticiler, alanında uzman akademisyenler, şehir plancıları, mimarlar ve kültürel miras uzmanlarının katılım sağladığı toplantının ana gündemini; tarihi alanların şehir kimliği, tarihsel süreklilik, kültürel değerler ve ekonomik yapı üzerindeki yansımaları oluşturdu. Katılımcılar, tarihi dokunun korunmasının yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, aynı zamanda sürdürülebilir şehir politikalarının temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekti. Toplantı kapsamında, dünya genelinde, Türkiye’de ve İstanbul özelinde yürütülen iyi uygulama örnekleri değerlendirildi. Tarihi şehir merkezlerinde uygulanan koruma, yenileme ve alan yönetimi modelleri karşılaştırmalı olarak ele alınırken, bu modellerin sosyal yaşam, turizm ve yerel ekonomi üzerindeki etkileri tartışıldı. Özellikle İstanbul Tarihi Yarımada üzerinde yürütülen çalışmalar toplantının odak noktalarından biri oldu. Tarihi Yarımada’da alan yönetimi süreçleri, kültürel varlıkların korunması, ulaşım politikaları, yaya ve araç dengesi, turizm potansiyeli ve yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik uygulamalar uzman görüşleri doğrultusunda masaya yatırıldı. Tarihi alanlarda koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının önemi vurgulandı. Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, tarihi şehir alanlarının planlanmasında bütüncül, disiplinler arası ve katılımcı bir yaklaşımın gerekliliği öne çıktı. Kültürel mirasın korunmasının, şehirlerin özgün kimliğini güçlendirdiği ve ekonomik kalkınmaya katkı sunduğu ifade edildi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Tuncer, odak grup toplantılarının, çevre ve şehircilik politikalarına yön verecek nitelikte önerilerin geliştirilmesine katkı sağlamaya devam edeceğini belirtilirken, bu tür istişarelerin önümüzdeki süreçte de farklı temalarla sürdürüleceğinin altını çizdi.