TEKNOLOJİ - 07 Kasım 2014 Cuma 16:12

Şarj sorunu yaşayanlara öneriler

A
A
A
Şarj sorunu yaşayanlara  öneriler

Akıllı telefonların en büyük sorunlarından biri olan şarj süresini uzatmak için telefonları şarjdayken kullanmamak gerektiği belirtildi.

Teknolojinin en büyük nimetlerinden akıllı telefonların kullanıcılarının en büyük sorunu, şarjlarının kısa sürede bitmesi oluyor. Batarya sürelerini uzatmak için dikkat edilmesi gereken en önemli konu şarjda iken telefonu kullanmamak ve şarj yüzde 100’ü gösterdikten 15 dakika sonra telefonu şarjdan çıkararak kullanmak olarak gösteriliyor. Öte yandan yan sanayi ürünleri yerine orijinal şarj cihazlarını kullanmak da bataryanın ömrünü olumlu yönde etkiliyor. Ayrıca, telefonu gece şarja takıp sabah almak da tavsiye edilmiyor.

“GECE BOYUNCA ŞARJDA BIRAKMAYIN”

Batarya kullanım süresini uzatmanın doğru şarj etmekten geçtiğini ifade eden Oğuzhan Koçamer, şöyle konuştu: “Orijinal şarj aleti kullanılması, şarjdayken telefonun kurcalanmaması gerekiyor. Telefon şarjdayken telefonla oynamak bataryanın ömrünü azaltıyor. Ortalama telefonun şarj süresi var. O süreden sonra telefonu kullanmak daha uygun olur. Tam yüzde 100 şarj olduktan sonra bir 15 dakika daha şarjda olması gerekir. Diğer şekilde şarjdan alırsanız daha kısa sürede şarjı bitmeye başlar. Bir 15 dakika daha beklerseniz tam anlamıyla şarj olmuş olur. Akıllı bir telefonun gece boyunca şarjda olursa kendini otomatikman kapatıyor. Orijinal adaptörler kendini kapatıyor. Şarj olmayı kesiyor. Ama belli bir saatten sonra yüzde 99 olabilir. Tekrar çalışmaya başlıyor. Bu da batarya ömrünü etkiliyor.”

“ORİJİNAL BATARYA KULLANIN”

Şarj süreleri kullanıcıların telefonu nasıl kullandığına bağlı olarak da değişkenlik gösterdiğini belirten Hüseyin Çelik şunları söyledi: “Cihazlardan kullanılan bataryaların yedek bataryalarını güvenilir yerden batarya almak gerekiyor. Orijinal olduğuna çok dikkat edilmeli, yan sanayi ve ucuz ürünler makinaya zarar verir. Bunlar telefona da zarar verir ve neticesinde yangın çıkabilir.”

“YAKINDA PRİZİN YANINDA YATACAĞIZ”

Kullanıcılar ise akıllı telefonlarını şarja takıp çıkarmaktan bıktıklarını dile getirerek şunları söyledi: “Telefon şarjı çabuk bitiyor. Telefonu günde iki kere şarja takıyoruz. Şarjdayken de kullanıyoruz. Ondan dolayı da bitiriyor olabilir. Sıkıntılı bir durum yaşıyoruz. Neredeyse prizin yanında uzanıp yatacağız. Nasıl şarj edeceğimizi bilmiyoruz.” 

MİHRAP DÜZÖZ-SİNAN YENİÇERİ
İZMİR 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Akıncı: "Bakliyat, Anadolu’nun kadim mirası ve sürdürülebilir üretimin temelidir" Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, bakliyatın hem Anadolu’nun binlerce yıllık tarım geleneğinin temel ürünlerinden biri olduğunu hem de günümüzde sürdürülebilir üretimin vazgeçilmez unsurları arasında yer aldığını söyledi. Türkiye’de yıllık bakliyat üretiminin 1 milyon tonun üzerinde gerçekleştiğini belirten Akıncı, bu rakamın sektörün ülke tarımı içindeki stratejik konumunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. Bakliyatın yalnızca bir tarım ürünü değil, aynı zamanda Anadolu’nun üretim kültürünün önemli bir parçası olduğunu dile getiren Akıncı, "Bakliyat; yüzyıllardır bu topraklarda hem sofraların hem de üretim hayatının temel taşlarından biri olmuştur. Anadolu’nun bereketli topraklarında şekillenen bu ürün grubu, bugün de sağlıklı beslenmenin ve sürdürülebilir tarımın en güçlü temsilcileri arasında yer almaktadır" dedi. Toprak sağlığını koruyan, az su tüketen ve doğal azot özelliğiyle tarımsal üretime önemli katkı sağlayan bakliyatın, iklim değişikliği ve gıda güvenliği açısından stratejik bir ürün grubu olduğuna dikkat çeken Akıncı, küresel eğilimlerin de bu önemi doğruladığını ifade etti. Akıncı, "OECD-FAO Tarımsal Görünüm 2025-2034 raporuna göre, önümüzdeki 10 yılda dünya bakliyat üretiminin yüzde 25 artarak 126 milyon tona, küresel ticaret hacminin ise 23 milyon tona çıkması bekleniyor. Aynı dönemde kişi başı bakliyat tüketiminin de yüzde 15 artışla 8,6 kilograma ulaşacağı öngörülüyor. Bu veriler, bakliyatın geleceğin gıda sistemlerinde çok daha kritik bir rol üstleneceğini açıkça göstermektedir" dedi. Akıncı, açıklamasının sonunda üretimden ticarete kadar sektörün her halkasında emeği bulunan tüm paydaşların Dünya Bakliyat Günü’nü kutladı.
İzmir Ramazana hazırlıksız yakalanmayın Ramazan ayı; öğün saatlerinin değişmesi, uzun süreli açlık ve uyku düzenindeki farklılaşmalar nedeniyle vücutta önemli fizyolojik adaptasyonlar gerektiren özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’den Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan ayının daha sağlıklı ve dengeli geçirilebilmesi için beslenme ve yaşam tarzı düzenlemelerinin en az 2-3 hafta öncesinden planlanması gerektiğine dikkat çekti. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Bilimsel çalışmalar, metabolizmasını hazırlamadan oruç tutmaya başlayan bireylerde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi problemleri, baş ağrısı, halsizlik ve performans düşüşünün daha sık görülebildiğini ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı. Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan öncesi hazırlığın metabolizmanın açlık süresine uyum sağlaması açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. "Ramazan ayı yalnızca öğün saatlerinin değiştiği bir dönem değil; aynı zamanda vücudun enerji kullanım biçiminin yeniden düzenlendiği fizyolojik bir adaptasyon sürecidir" diyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Bu sürece hazırlıksız girildiğinde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi sorunları, gün içinde belirgin halsizlik ve dikkat azalması gibi etkiler daha sık görülebilir. Oysa beslenme düzeninde yapılacak küçük ama planlı değişiklikler sayesinde metabolizma uzun süreli açlığa daha rahat uyum sağlayabilir ve bireyler Ramazan ayını çok daha konforlu geçirebilir" ifadelerini kullandı. Gün içinde sık atıştırmaya alışkın bireylerde Ramazan ile birlikte ani öğün değişiklikleri metabolik stresi artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, düzensiz beslenmenin insülin duyarlılığını olumsuz etkileyerek açlık-tokluk mekanizmasını bozabileceğini belirtti. Öğün düzenlemesi, metabolik adaptasyonu kolaylaştırır Uzm. Dyt. Mısra Aydın, öğün planlamasının Ramazan öncesi dönemin en önemli adımlarından biri olduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: "Gün boyunca kontrolsüz atıştırmak yerine ana öğünleri yapılandırmak, metabolizmanın ritmini düzenler. Öğün sayısını kademeli olarak azaltmak, geç saatlerde ağır ve yağlı yemeklerden kaçınmak ve akşam yemeklerini daha erken saatlere çekmek sindirim sisteminin yükünü hafifletir. Bu sayede Ramazan’da iftar sonrası sık karşılaşılan şişkinlik, mide yanması ve hazımsızlık gibi sorunların önüne geçmek mümkün olabilir." Uzun süreli açlık dönemlerinde kan şekerinin dengede kalmasının, hem fiziksel hem de zihinsel performans açısından büyük önem taşıdığına değinen Uzm. Dr. Mısra Aydın, düşük ve orta glisemik indeksli besinlerin, daha uzun süre tokluk sağlayarak ani açlık ataklarının önlenmesine yardımcı olduğuna dikkat çekti. Şeker ve un tüketimine dikkat edilmeli Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan öncesi beslenmede tam tahıllar, kuru baklagiller, sebzeler, yeterli protein ve sağlıklı yağ kaynaklarının önceliklendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Rafine şeker ve beyaz un içeren besinlerin aşırı tüketimi kan şekerinde ani yükselme ve düşüşlere neden olabilir. Bu dalgalanmalar gün içinde yorgunluk, sinirlilik ve konsantrasyon güçlüğü olarak kendini gösterebilir. Dengeli bir makro besin dağılımı ise hem tokluk süresini uzatır hem de metabolik dengeyi destekler" diye konuştu. Yoğun çay ve kahve tüketimi olan bireylerde oruç tutarken görülen baş ağrısı ve halsizlik şikâyetlerinin önemli bir bölümünün kafein yoksunluğu ile ilişkilendirildiğini söyleyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, kafeinin ani kesilmesinin yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceğini de ifade etti. Bu noktada kafein tüketiminin kademeli azaltımının önemine dikkat çeken Uzm. Dyt. Mısra Aydın, şöyle konuştu: "Oruç tutmaya başlamadan hemen önce kafeini tamamen kesmek yerine tüketimi aşamalı olarak azaltmak, vücudun bu değişime daha rahat uyum sağlamasına yardımcı olur. Aynı yaklaşım ilave şeker tüketimi için de geçerlidir. Tatlı isteğini dengelemek ve enerji dalgalanmalarını önlemek adına daha doğal ve kompleks karbonhidrat kaynaklarına yönelmek adaptasyon sürecini kolaylaştırır." Su tüketimi alışkanlığa dönüştürülmeli Sıvı tüketiminin iftar ve sahur arasına sıkışmasının dehidratasyon riskini artırabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yetersiz su alımı baş ağrısı, kabızlık, kas krampları ve performans düşüşü ile ilişkilendiriliyor. Bu yüzden düzenli su içmek, alışkanlık haline gelmeli. Çünkü gün içine yayılan yeterli sıvı tüketimi yalnızca fiziksel dayanıklılığı değil, aynı zamanda zihinsel performansı da destekler. Susamayı beklemeden su içmek, Ramazan döneminde de oluşabilecek sıvı açığını yönetmeyi kolaylaştırır ve genel sağlık durumunun korunmasına katkı sağlar. Ayrıca lif yönünden zengin beslenme ve probiyotik tüketimi sindirim sisteminin Ramazan sürecine adaptasyonunu kolaylaştırıyor. Güncel çalışmalar, sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, inflamasyon kontrolü ve metabolik denge üzerinde belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Sebze, meyve, tam tahıllar ve yoğurt gibi fermente besinlerin düzenli tüketilmesi bağırsak hareketlerini destekler ve sindirim konforunu artırır. Güçlü bir mikrobiyota yalnızca sindirim sağlığı için değil, genel metabolik denge için de önemli bir temel oluşturur" dedi. Kronik hastalıkları olanlar dikkat Bazı kronik hastalıklara sahip bireylerin mutlaka uzman kontrolünden geçmesi gerektiğini hatırlatan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Diyabetli bireylerde uzun süreli açlık hipoglisemi ve hiperglisemi riskini artırabilir. Bu nedenle beslenme planı hekim ve diyetisyen kontrolünde oluşturulmalı, kan şekeri takibi aksatılmamalıdır. Hipertansiyon ve kalp-damar hastalarında ise yetersiz sıvı alımı tansiyon dengesini bozabilir; tuz tüketimi sınırlandırılmalı ve iftar sonrası aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır" diye konuştu. Tiroid hastalarının da ilaç saatlerinin değişebileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "İlaç kullanımı ve beslenme düzeni mutlaka uzman kontrolünde planlanmalıdır" dedi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, oruca hazırlanmanın yalnızca aç kalmaya alışmak anlamına gelmediğini belirterek, "Bu dönem; bilimsel temelli beslenme, yeterli sıvı alımı, düzenli uyku ve bireysel sağlık durumunu gözeten bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir. Ramazan öncesinde yapılacak bilinçli ve planlı değişiklikler, sürecin daha sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde geçirilmesine yardımcı olur" ifadelerini kullandı.
Bursa Kestel Belediyesi’nden miniklere sıcak karşılama: "Hoş geldin bebek" Kestel Belediyesi, "Hoş Geldin Bebek" çalışmasıyla hayata gözlerini yeni açan miniklerin ailelerine özel bebek çantaları ulaştırıyor. Çantalar, bebeklerin ilk günlerinde ihtiyaç duyabileceği temel ürünleri içerirken, Kestel’de doğan her çocuk adına "Geleceğini Nefes Kampanyası" kapsamında yapılan fidan bağışıyla geleceğe anlamlı bir katkı sağlıyor. Belediye Başkanı Ferhat Erol öncülüğünde hizmetlerini sürdüren Kestel Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışını vatandaşın hayatına dokunan çalışmalarla sürdürmeye devam ediyor. Ailelerin en özel ve unutulmaz anlarında yanlarında olmayı amaçlayan belediye, bu anlamlı uygulamayla yeni başlangıçlara destek veriyor. Miniklere ilk gün hediyesi Kestel Belediyesi tarafından hayata geçirilen "Hoş Geldin Bebek" uygulaması kapsamında yeni doğan bebeklerin ailelerine, bebek bezi, ıslak mendil, biberon ve emzik gibi temel ihtiyaç ürünlerinin yer aldığı özel çantalar ulaştırılıyor. Ayrıca Kestel’de doğan her çocuk adına fidan bağışında bulunularak hem doğaya katkı sağlanıyor hem de çocukların geleceği için kalıcı bir hatıra bırakılıyor. Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, "Bir çocuğun dünyaya gözlerini açtığı ilk anda yalnız olmadığını hissettirmek istiyoruz. Kestel’de doğan her bebeğimiz, Kestelli hemşehrilerimizin ve bizim de evladımızdır. Ailelerimizin sevincine ortak oluyor, ilk ihtiyaçlarını karşılayan bu hediyelerle onların yanında olduğumuzu hissettiriyoruz" dedi. "Hoş Geldin Bebek" çalışmasından yararlanmak isteyen Kestelli vatandaşların, bebeğin kimlik fotokopisi ve ikametgâh belgesi ile birlikte Kestel Belediyesi Sosyal İşler Birimi’ne başvurarak bu anlamlı destekten faydalanabilecek.