ASAYİŞ - 31 Ocak 2014 Cuma 13:42

‘Sen, çocuklarımın hayallerinin katilisin’

A
A
A
‘Sen, çocuklarımın hayallerinin katilisin’

Zonguldak’ta, beş ay önce silahıyla kızını öldüren muhasebeci babaya, olayın yaşandığı evde tatbikat yaptırıldı.

Olay yerine gelen eşi, “Katil, sen kimi öldürdün?” diye haykırırken baygınlık geçirdi. Beycuma M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan Zonguldak Adliyesi’ne getirilen 53 yaşındaki Ayhan E., keşif heyeti ile birlikte olayın yaşandığı eve getirildi. Eşi Melahat E. de olay yerine geldi. Önce keşif heyeti olayın yaşandığı eve girdi, ardından Melahat E. ve küçük kızı T.N.E eve girdi. Anne ve kızı bir süre sonra ağlayarak evden ayrıldı.

Cezaevi aracının yakınına gelen anne Melahat E., 24 yıllık eşine şöyle haykırdı: “Sen kimi öldürdün de buraya göstermeye geliyorsun. Sen hangi düşmanı öldürdün? Çocuklarımın hayallerinin katilisin. Benim hayallerimin katilisin. Kimi öldürdün sen? Nasıl kıydın ona? Kendinle gurur mu duyuyorsun? Sen bu çocuk ağlarken orada nasıl dayanıyorsun? Sen nasıl yaşadın beş ay? Nasıl yaşadın? Ben seni 8 sene bekledim. Utanmaz. Tuttun bir de iftira atıyorsun. Hepsinin hesabını soracağım sana. Senin bu dünyada da öbür dünyada da yerin yok. Alçak. Pis katil. Nasıl kıydın sen benim çocuklarıma. Sen mi baktın onlara? Ben büyüttüm onları. Kapı kapı dilendim onları büyütmek için. Kim olursun sen, kim?”

MAHALLESİNE CEZAEVİ ARABASIYLA GELDİ
Cezaevi aracından çıkarılan Ayhan E., gazetecilerin sorusunu başını eğerek cevapladı. Ayhan E, gazetecilerin “Pişman mısın, bir şey söyleyecek misiniz?” sorusuna “Sonra” diye cevap verdi. Jandarmanın kolunda evine çıkarılan Ayhan E. için evin önünde de güvenlik önlemi alındı.

EVİNDE 20 DAKİKA KALDI
17 yaşındaki kızının hayatını kaybettiği eve getirilen Ayhan E., keşif heyetine olay anını anlattı. Evde tatbikat yaptırılan Ayhan E., yaklaşık 20 dakika sonra tekrar cezaevi aracına getirildi. Eşinin cezaevi aracına getirildiğini gören Melahat E., tekrar eşinin arkasından haykırarak tepki gösterdi.

EŞİNE HAYKIRIRKEN BAYILDI
Küçük kızı T.N.E.’nin yanında eşine kızı Funda’yı neden öldürdüğünü haykıran anne Melahat E., komşusunun evinin önüne getirildi. Buradan eşine tekrar bağıran Melahat E., olduğu yere yığıldı. Baygınlık geçiren Melahat E.’yi, olay yerinde güvenlik önlemi alan polisler kaldırdı. Koltuğa oturtulan Melahat E., bir süre sonra kendine geldi. Cezaevi aracı ve keşif heyeti bu sırada olay yerinden ayrıldı.

OLAY
Olay, Zonguldak’ın Tepebaşı Mahallesinde bir evde meydana geldi. Ayhan E., 10 Eylül 2013 günü akşam saatlerinde eve geldi. Babasının durumundan şüphelenen Funda E., evden çıkmak istedi. Funda E., evden çıkmak istediği sırada babasının silahından çıkan kurşunla olay yerinde hayatını kaybetti. Yapılan muayenesinde 140 promil alkollü olduğu anlaşılan Ayhan E., ‘Kasten adam öldürme’ suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Funda E. de olaydan bir gün sonra Tepebaşı Mahallesi’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. ERDEMİR Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü 2. sınıf öğrencisi olan Funda E. için sınıf arkadaşları gözyaşlarına boğuldu.
ONUR ALTINDAĞ-HAMZA DEMİR

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası" Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten 59 yaşındaki Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kansere yönelik ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuna ilişkin konuşan 56 yaşındaki Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren 59 yaşındaki Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi 56 yaşındaki Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şuanki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5’i arasında" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı. (HK-SB-
Düzce Düzce’de Kütüphaneler Haftası’nda anlamlı açılış Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün çağrısı üzerine hayırsever iş insanı Dündar Yetişener tarafından hayata geçirilen kütüphane, Kütüphaneler Haftası’nda kapılarını öğrencilere açtı. Başkan Özlü, kütüphane yatırımlarının devam edeceğini söyledi. Başkan Faruk Özlü’nün eğitim yatırımlarına verdiği önem, iş insanlarının destekleri ile esere dönüştü. Düzce, Kütüphaneler Haftası’nda anlamlı bir açılışa sahne oldu. Başkan Özlü’nün gayretleri, iş insanı Dündar Yetişener’in destekleri ile yapımı tamamlanan Fibrobeton Kütüphanesi, iş ve siyaset dünyası başta olmak üzere kalabalık davetli topluluğunun katılım sağladığı tören ile kapılarını açtı. "Her daim yanınızdayız" Düzce Bilim Merkezi’nin alt katında hizmet verecek 470 metrekare alana sahip, 110 öğrencinin aynı anda ders çalışabileceği kütüphanenin açılışında konuşan Vali Mehmet Makas, hayırsever iş insanına ve projeye öncülük eden Başkan Özlü’ye teşekkür ederek, "Başkanımızın (Faruk Özlü) ne temel atma törenlerine ne de açılış törenlerine hız itibariyle yetişemiyoruz. Düzce halkımız adına kendisine teşekkür ediyorum. Allah var etsin. Dündar Bey’in şahsında tüm aileye, girişime teşekkür ediyoruz. Devamını bekliyoruz inşallah. Başkanımız, şehrimize değer katanları paylaşıyorlar. Çok güzel bir hareket. Yiğidi öldürüp hakkını vermek ve marifetin iltifata tabi olduğunu da belirtmek adına diyorum. Başkanım, şehre değer katanları ilan ediyorsunuz ama zatıaliniz de bu şehre büyük değer katıyor. Yapılan eserlerle katıyorsunuz, şehre kimlik kazandırmakla katıyorsunuz. Biz her daim yanınızdayız. İnşallah Düzce’mizi daha güzel yerlere taşımak adına bir ve beraber hareket edeceğiz. Gençlerimiz inşallah ‘Oku’ emri doğrultusunda bu milleti muasır medeniyet seviyesine yükseltmek adına çok daha donanımlı yetişecekler" şeklinde konuştu. "Kütüphanelerin sayısını artacak" Başkan Faruk Özlü ise, kütüphane fikrinin hayırsever iş insanı ile yapılan kısa bir görüşme sonrası geliştiğini anlatarak, "Geçen yıl Dündar Bey’in Düzce’de olduğu bir günde kendisine ziyarette bulundum. ‘Bir kütüphane yapar mısınız’ diye sordum. Sadece bu kadar söyledim. Dündar Bey, bir süre sonra geldi ve ‘Bize yer gösterin, konuşalım’ dedi. Burayı uygun gördük. Çünkü burada boş bir mekan var ve Düzce’nin kuzeyinde bir kütüphane olsun istedik. Bu açtığımız dördüncü kütüphanedir. Beşincisi de sırada. İnşallah bu yaz ayları içerisinde açacağız" dedi. Kütüphanelere verdiği önemden söz eden Faruk Özlü, "Gerçekten milletimizin en büyük düşmanı, cehalet ve fakirlik. Bunlarla mücadele etmek istiyoruz. Benim zamanımda Düzce’de bir tane kütüphane vardı, buz gibiydi. Kitaplar da soğuktu kütüphane de soğuktu, biz pek gitmezdik. Bu kütüphanelere ilk başladığımızda millet bahçesinin yanındaki kütüphanedir. Orada da çok sayıda insandan destek aldık. Çok büyük rağbet gördü. Sabiha Ulusoy Kütüphanesi çok büyük rağbet gördü. İnanın sabah 08.40’ta önünde sıra var. İnşallah Düzce’nin başka bölgelerinde de planlamalarımız var. Bu kütüphanelerin sayısını arttıracağız" şeklinde konuştu. Kütüphaneye verdiği destekten ötürü İş İnsanı Dündar Yetişener’e teşekkür eden Başkan Özlü, "İş adamlarımızın Dündar Bey’i örnek almalarını diliyorum. Hiç kimse ‘Biz Faruk Bey’e karşı çıktık. Bundan yılar’ demesin. Asla ve kat’a yılmayacağım. İnsanlara, ‘Bir kütüphane yapar mısın, bir okul yapar mısın, bir kreş yapar mısın’ diye söylemeye devam edeceğim. Güzel bir eser olduğu kanaatindeyim. Şehrimize hayırlı uğurlu olsun. Dündar Bey, tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Allah razı olsun" ifadelerini kullandı. "Meyvelerini 10 sene sonra alacağız" AK Parti MKYK Üyesi ve Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’de, Başkan Faruk Özlü’nün projelerinden takdirle söz ederek, "Başkanım çok güzel işler yaptınız. İçme suyu şebekesi yatırımı 45 milyon Euro’luk çok büyük bir iş, ama toprağın altında. Okullar yapılmasına öncülük ettiniz. Ama ben her zaman söylüyorum kütüphanelerin yeri ayrı. On sene sonrasında bunun meyvelerini alacağız. Başkanımızın, ‘Düzce’mize Değer Katanlar’ çağrısını ben de buradan yineliyorum. İstiyoruz ki; Düzce’mizde üreten Düzce’mizde kazanan herkes taş taş üstüne koysunlar ve buralarda adları, imzaları olsun" dedi. "Kütüphane kültürü canlanıyor" AK Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk, kütüphane kültürünün yeniden canlandırılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Açtığımız kütüphanelerin bazen önünden geçiyoruz. O çocukları o kütüphane sırasında görünce gerçekten çok heyecanlanıyorum. Bir dönem kütüphane kültürü kaybolmuştu. Yeniden kütüphane kültürü kazandırılmasına yaptığınız katkı için Düzce’nin geleceği adına ben şükranlarımı sunuyorum" şeklinde konuştu. "Düzce için çok önemli ve anlamlı bir yatırım" CHP Düzce Milletvekili Talih Özcan ise, kütüphanenin sadece bir okuma alanı olmadığını belirterek, "Burada eğitime, öğretime, geleceğe, gençliğe güzel bir eser var" dedi. İş insanı Dündar Yetişener ise konuşmasında, "Değerli başkanım, var olun. Ayağınıza taş değmesin. İnşallah 40. kütüphaneyi de hep beraber açarız. Hayırlı uğurlu olsun. Evlatlarımız burada ne kadar ilim, ışık, irfan alırlarsa bu ülkemizin büyümesine fayda sağlayacak teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Açılış konuşmalarının ardından Başkan Özlü tarafından Dündar Yetişener’e kütüphane yapımında verdiği destekten dolayı teşekkür plaketi takdim edildi. Yapılan dua ile birlikte kurdele kesilerek kütüphanenin açılışı gerçekleştirildi. (ALI-
Konya Araç sahiplerine kaza sonrası değer kaybı uyarısı: "Telefonla arayanlara itimat etmeyin" Trafik kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulunan uzmanlar, sürücülerin süreci bilinçli yönetmesi gerektiğini belirterek, özellikle kazadan sonra telefonla ulaşan kişilere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Her gün binlerce aracın karıştığı kazalardan sonra meydana gelen değer kayıplarının önüne geçmek adına yeni düzenlemelerle birlikte değer kaybı birçok kritere göre belirlenecek. Oto Ekspertiz Uzmanı Şenol Uysal, kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulundu. Uysal, "Araçların karışmış olduğu kazalarda önce trafik raporu tutulur. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu trafik bilirkişi raporları hazırlanır. Daha sonra araçların değer kaybını öğrenmek için daha önce araçlarda boya var mı, yok mu, önceden bir hasarı var mıydı, yok muydu gibi noktalara göre değerlendirilir. Mesela boyasız, hatasız, boyasız bir arabada kaza yaptığında iki parçası değiştiğinde, şaselerinde herhangi bir işlem olduğunda, hava yastığının açmış olmasıyla değer kaybının niteliği fiyatı değişir. İki değişenin arabada mesela 1 milyonluk bir araçta, 100 bin ile 150 bin lira değer kaybı olursa hava yastığının açmasında bu değer kaybı 200-250 bine çıkar. Şaselerin de işlem olmasıyla birlikte 300 bini bile bulur. Bu şekilde mesela 300 bin lira zarar ediyorsa, aracını 700 bin liraya satmak zorunda kalır. Ama bu aracı yaptıracak kişi, hava yastığını, şaselerini değişen parçalarını yaptırmak için bir 200 bin liraya kadar harcayabilir. Toplam değer kaybı ise 500 bin lira olacak. Yani 1 milyonluk bir aracı yaklaşık 500 bin liraya düşecek. Küçük bir kazada bile hava yastığını açmasında, şaselerin, airbaglerin işlemli olmasında zarar büyür. Bu zararı sürücülerden sigorta şirketlerinden veya belli yerlerden tahsil edilecek" dedi. "Araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini kontrol edebiliriz" Kazaya karışan aracın daha önceki işlemlerinin ekspertiz tarafından tespit edilebileceğine değinen Şenol Uysal, "Kazaya karışan araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini önce boya olup olmadığını biz o kazalı parçaların üzerinde kontrol edebiliriz. Mesela çamurluk ezildi ama daha önce boyanmış mı, boyanmamış mı, değişmiş mi, değişmemiş mi kontrol edebiliriz. Şasenin kazadan etkilendiğini yeni mi veya daha önce olduğunu da söyleyebiliriz. Bu şekilde durum değer tespiti yapılır. Böylelikle en uygun şekilde işlemler yapılır" şeklinde konuştu. "Tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım" Kaza sonrası dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Uysal, "Kazadan sonra bir sürü bilinmeyen kişi, telefonla arıyor kazaya karıştığında ‘biz yardımcı olalım, biz size işte değer kaybınızı alırız’ gibi, kesinlikle onlara itimat etmesinler. Kendi avukatlarıyla görüşsünler. Herhangi bir özel avukatla görüşsünler. Avukat onlara ne yapacağını, ne yapması gerektiğini söyleyecek. Vatandaşın düzgün ekspertizlere gitmesi lazım. O ekspertizlerde aracın önceki durumu ve şu andaki durumunu tespit ettirmeleri lazım. Bunlar tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım bunlara da bu şekilde zararını tazmin edebilir. Yani aracın hasar kaydı oluşuyor, hasar kaydı girilecek, bunlar büyük değer kayıpları. Parça değişimi, şase işlemi, hava yastığındaki patlamalar ve değişimi, arabanın boyasız bir arabanın değişen parçalarının olması bunlar hepsi değer kaybına ekleniyor. Bunlar tek tek takip edilmeli" diye konuştu.
İstanbul Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü İstanbul Arel Üniversitesi ve Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen "Bağımlılık Sempozyumu", geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Dijitalleşen dünyada kumar, teknoloji ve madde bağımlılığını ele alan uzmanlar, ‘toplumsal farkındalık’ çağrısında bulundu. Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin, bağımlılığın gelişim sürecine dikkat çekerek, empati vurgusu yaptı. Şahin, "Hiç kimse bir sabah uyandığında bağımlı olmayı seçmez. Bu bir süreçtir" diyerek, doğru dinleme ve empatinin iyileştirici gücüne değindi. Geleceğin psikologlarına seslenen Şahin, beklenen toplumsal değişimin bizzat onların ellerinde yükseleceğini belirtti. "Bağımlılığa kaptırdığımız her genç, kaybedilmiş bir vatan toprağıdır" Yeşilay Büyükçekmece Şube Başkanı Recep Çalışkan, bağımlılıkla mücadeleyi bir vatan savunması olarak nitelendirdi. Çalışkan, Yeşilay’ın sağlıklı nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda bilimsel temelli bir strateji yürüttüklerini ifade ederek, uzman psikolog kadroları ve modern rehabilitasyon alanlarıyla her türlü bağımlılığa karşı mücadeleye hazır olduklarını vurguladı. "Neredeyse kazandım" illüzyonu tuzağa çekiyor Sempozyumun ilk oturumunda kumar bağımlılığının nörolojik boyutlarını mercek altına alan Dr. Öğretim Üyesi Eren Murat Dinçer, kumarın beyindeki dopamin yollarını madde bağımlılığıyla aynı mekanizma üzerinden uyardığını vurguladı. Kumarı "beyindeki haz merkezi ile karar verme mekanizması arasındaki dengenin bozulması" olarak tanımlayan Dinçer, bireyleri bu tehlikeli döngüde hapseden üç temel bilişsel yanılgıya dikkat çekti. Belirsizliğin oluşturduğu adrenalinle kontrolün kaybedilmesine neden olan "neredeyse kazandım" illüzyonu, geçmişteki kayıpların gelecekteki şansı artıracağına dair bilimsel temeli olmayan "kumarbaz yanılgısı" ve kaybedileni geri alma umuduyla kontrolsüz risklerin alındığı "telafi tuzağı", bağımlılık sürecini tetikleyen en kritik risk faktörleri olarak açıklandı. ‘Kaybettikçe kazanma sıram geliyor’ düşüncesi yaygın Klinik Psikolog Fatihcan Öncü, kumarın tarihsel serüveninden günümüzün dijital dünyasına uzanan bir köprü kurdu. 17’nci yüzyılda resmileşen kumarın bugün bir "teknoloji pandemisi" halini aldığını belirten Öncü, "Kaybettikçe kazanma sıram geliyor" düşüncesinin bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bir safsata olduğunu hatırlattı. "Madde kullanımı yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" İkinci oturumda söz alan Psikiyatrist Prof. Dr. Defne Tamar Görol ise, madde bağımlılığının psikolojik arka planına dair sarsıcı bir tespitte bulunarak, "Madde kullanımı zamana yayılmış bir intihardır" dedi. Klinik gözlemlerin madde kullanımını "yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" olarak tanımladığını belirten Görol, tedavi sürecinde bireyin kendine zarar verme ve kendini cezalandırma mekanizmalarının mutlaka analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kurtuluşun anahtarı ‘Hayır’ demeyi öğrenmek Bağımlılıkla mücadelede önleyici iradenin önemine değinen Prof. Dr. Duran Çakmak, toplumsal bilincin en temel adımının bireylerin "hayır" demeyi öğrenmesi olduğunu ifade etti. Çakmak, tedaviden önce bağımlılık geliştiren davranışın oluşmasını engellemenin kritik olduğunu belirtti. Sempozyumda farklı bağımlılıklar da ele alındı Sempozyumun son oturumunda bağımlılığın farklı yüzleri ele alındı. Klinik Psikolog Özge Dayıoğlu, romantik ilişkilerde sıkça rastlanan "eş bağımlılık" kavramına değinerek, partnerine aşırı odaklanma ve ayrılık korkusuyla şekillenen bu durumun kişiyi bir duygusal hapse sürüklediğini, sağlıklı bir ilişkinin ancak özsaygı ve bireyselliğin korunmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Davranışsal bağımlılıkların nörolojik etkilerine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Kızılkurt, pornografinin beynin ödül sistemini sürekli uyardığını ve tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla bir "tolerans" ve "aşerme" süreci oluşturduğu konusunda kritik uyarılarda bulundu. Kumar bağımlılığının psikolojik döngüsünü özetleyen Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz ise, oluşturulan heyecan ve risk alma güdüsünün bireyi kayıplarını görmezden gelmeye iterek sistemin içinde tutsak ettiğini ifade etti. Uzmanların ortak vurgusu, bu sinsi döngülerin fark edilmesinin iyileşme sürecindeki hayati önemi oldu. Sempozyum, modern çağın getirdiği bu yeni nesil bağımlılıklara karşı akademik iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği mesajıyla sona erdi.