KÜLTÜR SANAT - 31 Ağustos 2014 Pazar 14:46

Tarihe ışık tutacak gergedan fosili

A
A
A
Tarihe ışık tutacak gergedan fosili

Çorum’da günümüzden yaklaşık 30 milyon yıl öncesine ait en büyük kara memelisi olarak bilinen dev gergedan fosili bulundu.

Hitit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tolga Çırak, Çorum-Çankırı havzası sınırları içerisinde ele geçen kılıç dişli kaplan, aslan, sırtlan, fil, zürafa, at gibi fosillerin bölgenin milyonlarca yıl önce Afrika’nın savanlarına benzer bir coğrafi yapıya sahip olduğunu gösterdiğini söyledi. 

Çorum’da günümüzden yaklaşık 30 milyon yıl öncesine ait en büyük kara memelisi olarak bilinen dev gergedan fosili bulundu. Bir çobanın ihbarı ile ortaya çıkan ve MTA uzmanlarının yaptıkları alan çalışmasında fosilin günümüzden 23 ila 33 milyon yıl önce yaşamış bir dev gergedana ait olduğunu tespit etti.

Çankırı-Çorum havzasında bulunan 6 metre omuz yüksekliğinde, kuyruğuyla birlikte 10 metre uzunluğunda ve yaklaşık 20 ton ağırlığında olan fosil bilim dünyasında büyük bir heyecan uyandırdı. “Baluchitherium” olarak adlandırılan boynuzsuz gergedan fosilinin en önemli özelliği iskeletinin hemen hemen tamamına yakınının bulunarak ortaya çıkarılması. Birleştirme çalışmaları devam eden fosil önümüzdeki günlerde Maden Tetkik Arama (MTA) Müzesi’nde sergilenecek.

Çorum’un Sungurlu ilçesinde bulunan dev gergedan fosiliyle ilgili bir açıklama yapan Antropoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tolga Çırak, Çorum-Çankırı havasında günümüzden yaklaşık 33,7 ila 23,8 milyon yıl önce Oligosen dönemde yaşamış ve yaklaşık altı metre omuz yüksekliği ve 20 tona varan ağırlığı ile dünyanın en büyük kara memelisi olan soyu tükenmiş gergedan (baluchitherium) fosilinin bulunmasının bilim dünyasında heyecana neden olduğunu söyledi.

İlk kez Pakistan’ın Belucistan Eyaleti’nde bulunması nedeniyle “Baluchitherium” diye isimlendirilen bu boynuzsuz gergedan türü şu ana kadar Çin, Moğolistan, Kafkasya, Rusya, Kazakistan, Doğu Balkanlar ve Türkiye’de ele geçirildiğini dile getiren Yar. Doç. Dr. Mustafa Tolga Çırak, “Ülkemizde MTA tarafından yürütülen kazılarda Kırıkkale, Kırşehir ve Çorum-Çankırı havzasından baluchitherium’a ait fosiller pale-ontologlar (fosil canlı bilimiyle uğraşan bilim insanları) tarafından ele geçirilmiş olmasına rağmen Çorum’da ele geçirilen bu fosil MTA yetkililerinin belirttiği gibi bulunan fosiller içerisinde en büyüğü olma özelliğinin yanı sıra tama yakın olması nedeniyle de çok önemlidir. Fosilin tamamen ortaya çıkartılmasından sonra bilim insanları bu devasa gergedan ile ilgili şüphesiz daha çok bilgiye ulaşacak ve birleştirilecek parçalarıyla birlikte MTA müzesinde sergilenecektir” dedi.

FOSİL GÖÇ YOLLARININ TESPİTİ AÇISINDAN ÖNEMLİ

Soyu tükenen en büyük kara memelisi olan baluchitherium fosilinin Anadolu’da Çorum ve çevre illerde bulunmasının bu canlının göç yollarının tespiti açısından önemli olduğunu vurgulayan Yar. Doç. Dr. Çırak, “Asya-Anadolu ile Avrupa arasında kara köprüsünün oluştuğu göçlerde Çorum ili önemli bir kavşak noktasında yer almaktadır. Çorum-Çankırı havzası sınırları içerisinde ele geçen kılıç dişli kaplan, aslan, sırtlan, fil, zürafa, at gibi fosiller bu bölgenin milyonlarca yıl önce Afrika’nın savanlarına benzer bir coğrafi yapıya sahip olduğunu göstermektedir. İleriki yıllarda yapılacak paleontolojik kazılar sonucunda bölgemizin geçmişi hakkında çok daha fazla bilgiye sahip olacağımız kesindir. Doğa tarihimiz açısından eşsiz konumda olan bölgemizin zenginliklerini sergilemek için, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Reha Metin Alkan’ın destekleriyle Hitit Üniversitesi Merkez Laboratuvarı bünyesinde doğa tarihi müzesi kurulmak üzere yer tashih edilmiş olup, gerek Antropoloji bölümü öğrencilerimizin gerekse bölge halkının istifadesine sunulmak üzere yakın dönem içinde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır” diye konuştu. 

M. MUTTALİP YALÇIN

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Ersoy: "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahip" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin konservasyon ve restorasyon alanında dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını belirterek, "Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" dedi. Bakan Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Konservasyon Laboratuvarı’nda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek, son yıllarda yapılan yatırımların Türkiye’yi arkeoloji ve kültürel miras alanında uluslararası ölçekte güçlü bir konuma taşıdığını vurguladı. "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" Konservasyon laboratuvarlarında hem ekip hem de ekipman açısından ciddi yatırımların yapıldığını aktaran Bakan Ersoy, "Bunun somut sonucu olarak, bu merkezlerde bugüne kadar 251 binden fazla eser restore edilerek kültür hayatımıza kazandırıldı. Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" ifadelerini kullandı. "Pek çok ülkeden ekipler, eğitim almak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor" Türkiye’nin sahip olduğu teknik altyapı ve uzman insan kaynağının birçok ülke tarafından yakından takip edildiğini belirten Ersoy, "Pek çok ülkeden uzman ekipler, eğitim almak ve deneyim paylaşmak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor. Bu durum, ülkemizi arkeoloji ve kültürel mirasın korunması alanında uluslararası düzeyde ayrı bir noktaya taşıyor" açıklamalarında bulundu. Ersoy, laboratuvarların yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede de bilimsel veri ve teknik analizlerle kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Konservasyon altyapısına ilişkin bilgiler de paylaşan Bakan Ersoy, Genel Müdürlük bünyesinde 11 aktif laboratuvarın bulunduğunu ve 281 uzman personelle hizmet verildiğini söyledi. Kazılardan çıkan eserlerin, sergilenene kadar birçok bilimsel işlemden geçtiğini aktaran Ersoy, ahşap, taş, metal, bronz ve tekstil gibi farklı malzemeler için ayrı uzman ekiplerin görev yaptığını; müdahale yöntemlerinin laboratuvar analizlerine göre belirlendiğini kaydetti. Bakan Ersoy, tekstil konservasyonu çalışmalarına da değinerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki doğduğu evde sergilenen kişisel eşyalarının da bu laboratuvarda titizlikle korunduğunu hatırlattı. "Atatürk’ün ailesine ait kişisel eşyalar, Cumhuriyet Müzemizde geçici olarak sergilendikten sonra burada bakım ve onarımları yapılarak yeniden Selanik’teki Atatürk Evi’ne gönderildi" diyen Ersoy, laboratuvarların her türlü malzemeye müdahale edebilecek teknik yeterliliğe sahip olduğunu vurguladı. "256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz" Geleceğe Miras Projesi kapsamında kazı faaliyetlerinin hızla arttığını kaydeden Ersoy, "Bugün 256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz. Artan kazı bütçeleriyle, son 60 yılda yapılan çalışmaları önümüzdeki 4 yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu yoğunluk, konservasyon kapasitemizi daha da güçlendirmemizi zorunlu kılıyor" dedi. Bakan Ersoy, sahada ve laboratuvarlarda görev yapan tüm uzmanlara teşekkür ederek, Türkiye’nin kültürel mirasını bilimsel yöntemlerle koruma ve geleceğe aktarma kararlılığının artarak süreceğini ifade etti.