DÜNYA - 13 Aralık 2025 Cumartesi 16:16 | Son Güncelleme : 13 Aralık 2025 Cumartesi 16:21

Tayland, Trump'ın ateşkes açıklamasına rağmen Kamboçya'yı F-16'larla vurdu

A
A
A

Tayland ordusu, ABD Başkanı Donald Trump'ın ateşkes sağlandığı yönündeki açıklamasına rağmen Kamboçya'ya F-16 savaş uçaklarıyla saldırı gerçekleştirdi. Tayland Başbakanı Anutin Charnvirakul, ülkesine yönelik taciz ve tehditler sona erene kadar askeri operasyonların devam edeceğini belirtti. Kamboçya ise Tayland'ın Sisaket eyaletini BM-21 roketleriyle hedef aldı.

Tayland-Kamboçya sınırında çatışmalar 6'ncı günde devam ediyor. Tayland ordusu, ABD Başkanı Donald Trump'ın ateşkes sağlandığı yönündeki açıklamasından saatler sonra F-16 savaş uçaklarıyla Kamboçya'yı vurdu. Tayland ordusuna ait F-16 savaş uçakları sabah saatlerinde Kamboçya'nın Pursat eyaletine bağlı Thma Da bölgesinde askeri üs olarak kullanıldığı iddia edilen otel ve bir otoyol köprüsü dahil olmak üzere çeşitli hedeflere saldırı gerçekleştirdi. Kamboçya Enformasyon Bakanı Neth Pheaktra yaptığı açıklamada, Tayland'ı "sivil altyapıya yönelik askeri eylemleri derhal durdurmaya" çağırdığını ifade etti. Pheaktra, "Tayland güçleri saldırılarını Kamboçyalı sivilleri ve yerleşim yerlerini hedef alacak şekilde genişletti, sivil altyapıyı tahrip ediyor" dedi.

"Taciz ve tehditler bitince kadar askeri operasyonlar devam edecek"

Tayland Başbakanı Anutin Charnvirakul ise yaptığı açıklamada, "Bu, bir kaza değil. Şuna açıklık getirmek istiyorum. Tayland, topraklarımıza ve halkımıza yönelik taciz ve tehditler ortadan kalkana kadar askeri operasyonlarına devam edecektir. Bu sabahki eylemlerimiz (saldırılar) zaten her şeyi anlattı" ifadelerine yer verdi. Charnvirakul'un açıklaması, Tayland savaş uçaklarının Kamboçya sınırındaki hedefleri vurmasının ardından geldi.

Tayland, Trump'ın ateşkes açıklamasına rağmen Kamboçya'yı F-16'larla vurdu

"Kamboçya, sivil bölgeleri hedef aldı"

Tayland Kraliyet Ordusu (RTA) tarafından yapılan açıklamada, Kamboçya'nın Tayland'ın Sisaket eyaletindeki sivil bölgeleri BM-21 roketleriyle hedef aldığı bildirildi. Saldırının, bölge halkının hava saldırısı uyarılarını duyduktan hemen sonra sığınaklara koştuğu sırada gerçekleştirildiği belirtildi. Kamboçya ordusunun eylemlerinin şiddetle kınandığı ifade edilen açıklamada, olayın Kamboçya'nın askeri operasyonlarla ilgisi olmayan sivil bölgeleri hedef almak için silah kullandığının açık bir kanıtı olduğu vurgulandı.

Çatışmalarda can kaybı 29'a yükseldi, 700 binden fazla kişi tahliye edildi

Tayland makamları, çatışmalarda şu ana kadar en az 15 asker ve 3 sivilin hayatını kaybettiğini, 190 kişinin ise yaralandığını duyurdu. Kamboçya yönetimi ise 11 sivilin hayatını kaybettiğini ve 76 kişinin yaralandığını açıkladı. Kamboçyalı yetkililer, askeri personel kayıplarına ilişkin henüz resmi bir veri paylaşmadı.
Çatışmaların patlak verdiği pazartesi gününden bu yana iki ülkenin sınır eyaletlerinde yaşayan 700 binden fazla kişinin güvenli bölgelere tahliye edildiği kaydedildi.

Kamboçya'dan sınır geçişlerini durdurma çağrısı

Kamboçya Senato Başkanı Hun Sen, çatışmalar nedeniyle iki ülke arasındaki tüm sınır geçişlerinin geçici olarak askıya alınması çağrısında bulundu. Hun Sen, yaptığı açıklamada, Tayland ordusunun Kamboçya topraklarında sivil bölgelere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini öne sürerek sivillerin güvenliğinin ciddi risk altında olduğunu belirtti. Vatandaşların kullandığı otoyollar, köprüler, okullar ve tapınakların ağır silahlar ve hava saldırılarıyla hedef alındığını iddia eden Hun Sen, bu şartlar altında her iki ülke vatandaşlarının karşılıklı sınır geçişlerinin durdurulması gerektiğini ifade etti.

Tayland, Trump'ın ateşkes açıklamasına rağmen Kamboçya'yı F-16'larla vurdu

Trump, anlaşmaya varıldığını duyurmuştu

ABD Başkanı Donald Trump, Tayland Başbakanı Anutin Charnvirakul ve Kamboçya Başbakanı Hun Manet ile yaptığı telefon görüşmelerinin ardından tarafların "tüm çatışmaları durdurma" konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuştu. Ancak her iki ülke lideri de Trump ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından gün içinde yaptıkları açıklamalarda ateşkese yönelik net bir duyuru yapmadı.

Kaan Çolak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Hürmüz krizi yerli kaynakların önemini yeniden hatırlattı İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla küresel enerji piyasalarında sert dalgalanma yaşanırken, petrol fiyatları hızla yükseldi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik hattaki kesinti, enerji arz güvenliğinin önemini yeniden ortaya koydu. YEKÜD Başkanı Fatma Elif Yağlı, "Yaşanan olağandışı gelişmeler, yerli kömür kullanımının teşvikiyle üretimde süreklilik sağlamanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi" dedi. Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim sonrası İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel enerji piyasalarında arz şoku oluşturdu. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği kritik geçiş hattında yaşanan aksama, petrol fiyatlarının kısa sürede sert şekilde yükselmesine neden oldu. Uzmanlara göre, tanker trafiğinin durmasıyla birlikte günlük milyonlarca varillik petrol akışı kesintiye uğrarken, piyasalarda belirsizlik ve fiyat baskısı hızla arttı. Yaşanan gelişmeler, enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için yerli kaynakların maksimum kapasitede kullanılabilmesinin; yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve jeopolitik bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Küresel enerji sistemi alarm veriyor Yerli Kömür Kaynaklı Elektrik Üreticileri Derneği (YEKÜD) Başkanı Fatma Elif Yağlı, yaşanan gelişmelerin enerji politikalarına dair önemli bir gerçekliği net şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Yağlı, sözlerine şöyle devam etti: "Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, enerji arz güvenliğinin teorik bir kavram olmadığını; küresel ölçekte anlık krizlerle doğrudan sınanan bir gerçeklik olduğunu bir kez daha gösterdi. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bir hattın devre dışı kalması, tüm ülkeler için ciddi bir kırılganlık oluşturuyor." "Yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, zorunluluk" Özellikle enerji tarafında iş birliği yaptığımız ülkelerin savaşta olduğu dikkate alındığında, ülkemiz açısından en kritik başlığın yerli ve sürekli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Yağlı, "Bugün geldiğimiz noktada, yerli enerji kaynaklarına dayalı üretim bir tercih değil, açık bir zorunluluk. Dışa bağımlı enerji yapısı, ne kadar süreceği belli olmayan bu tür krizlerde maliyet artışı ve arz riski olarak doğrudan karşımıza çıkıyor. Yerli kömürden elektrik üretimi, bu anlamda Türkiye’nin enerji sisteminde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güvence işlevi görüyor. Son 6 ay içerisinde Enerji Bakanlığı tarafından bu alana verilen teşviklerin katkısı stratejik bir hamle oldu" diye konuştu. Baz yük olmadan sistem ayakta kalamaz Enerji sistemlerinin sürekliliği açısından baz yük kapasitesinin kritik rolüne dikkat çeken Yağlı, "Enerji sistemleri yalnızca üretim kapasitesiyle değil, süreklilik ve denge ile ayakta kalır. Baz yük santralleri; yani kesintisiz ve öngörülebilir üretim olmadan, sistemin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sadece yenilenebilir kaynaklara dayalı bir yapı, mevcut teknolojik koşullarda arz güvenliğini tek başına sağlayamaz. Bu nedenle baz yük kapasitesinin korunması, enerji politikalarının temel unsurlarından biri olmalıdır. Son dönemde, yerli kömür santrallerinin tuttuğu kapasite karşılığında ödenen bedelin kaldırılmasına ilişkin getirilen yeni düzenlemenin gözden geçirilmesinde fayda görüyoruz" açıklamasında bulundu. "Enerji dönüşümü dengeli ve gerçekçi olmalı" Yağlı, enerji dönüşümünün ancak dengeli bir modelle ilerleyebileceğini vurguladı: "Enerji dönüşümünü bir ‘ya hep ya hiç’ yaklaşımıyla değil, dengeli ve gerçekçi bir geçiş süreci olarak ele almak gerekiyor. Bu süreçte baz yük tesislerimizi korurken; yenilenebilir enerji yatırımlarını da kararlılıkla artırmak zorundayız. Rüzgâr ve güneş enerjisi başta olmak üzere tüm alternatif kaynaklar, sistemin tamamlayıcı unsurları olarak büyümeye devam etmeli." "Krizler, doğru politikaların testidir" Türkiye’nin enerji geleceğinin, yerli kaynaklar ile yenilenebilir yatırımların birlikte ve dengeli şekilde ilerlediği bir model üzerine kurulması gerektiğini hatırlatan Yağlı, "Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, aslında tüm ülkeler için bir stres testi niteliğinde. Böyle dönemlerde ayakta kalan sistemler, yerli kaynaklarını etkin kullanan, dengeli üretim yapısına sahip ve arz güvenliğini önceliklendiren sistemlerdir" ifadelerini kullandı.
Erzurum Kızılay’dan üniversite öğrencilerine "Anne Eli" iftar sofrası Erzurum’da Kızılay Kadın Kolları tarafından üniversite öğrencilerine yönelik anlamlı bir iftar programı düzenlendi. "Anne Eli İftar Programı" kapsamında Erzurum’da öğrenim gören üniversite öğrencileri, Kızılay ailesinin sıcaklığıyla bir araya geldi. Türk Kızılay Erzurum Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, yönetim kurulu üyeleri ve gönüllülerle birlikte hazırlanan iftar programında, öğrencilere adeta anne eli değmiş lezzetler sunuldu. Öğrenciler için hazırlanan iftar menüsü, yalnızca bir yemek buluşması değil; sevginin, şefkatin ve dayanışmanın paylaşıldığı anlamlı bir sofraya dönüştü. Anne eli değmiş bir iftar sofrası Programla ilgili açıklama yapan Türk Kızılay Erzurum Kadın Kolları Başkanı Esra Kaplan, Erzurum’da eğitim gören gençlerin kendilerini yalnız hissetmemeleri için böyle bir program düzenlediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Üniversite öğrencilerimiz ailelerinden uzakta eğitim hayatlarını sürdürüyor. Biz de Kızılay ailesi olarak onlara anne eli değmiş bir iftar sofrası hazırlamak istedik. Amacımız sadece soframızı değil, sevgimizi ve şefkatimizi de paylaşmak; onların burada yalnız olmadıklarını hissettirmek." "Ramazan paylaşmak demektir" Türk Kızılay Erzurum İl Başkanı Hüseyin Bekmez ise yaptığı açıklamada Ramazan ayının dayanışma ve paylaşma ruhuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Ramazan ayı; birlik, beraberlik ve paylaşma ayıdır. Erzurum Kızılay ailesi olarak öğrencilerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Bu tür etkinliklerle gençlerimizle gönül bağımızı güçlendirmeyi ve Ramazan’ın bereketini birlikte yaşamayı amaçlıyoruz." Samimi bir atmosferde gerçekleşen iftar programında öğrenciler, kendileri için hazırlanan sofrada hem iftarlarını açtı hem de Kızılay gönüllüleriyle sohbet ederek sıcak bir aile ortamı yaşadı.