KÜLTÜR SANAT - 25 Temmuz 2021 Pazar 09:31

Trak dönemine ait tarih yok olma tehlikesi yaşıyor

A
A
A
Trak dönemine ait tarih yok olma tehlikesi yaşıyor

Edirne’nin Lalapaşa ilçesine bağlı Sinanköy’de yerli ve yabancı turistler tarafından keşfedilmeyi bekleyen tarihi kale, manastır, kilise ve mağaralar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu için köy sakinleri konumuyla Trak dönemine ait en eski yerleşkelerden biri olan böyle tarihi yerlerin korunmasını ve turizme kazandırılmasını istiyor.

Trakya Üniversitesi Trakoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, Sinanköy’de 2004 yılında kazı çalışmalarına başladıklarını ve tarihi mağaraların koyun alanı olarak kullanıldığını söyledi ve Sinanköy’deki mağaralarda Osmanlı dönemine ait su şebekesinin bulunduğunu ve Osmanlı döneminden önce de su şebekesinin devam ettiğini söyledi.

"Çok ağır tahribatlarla karşı karşıya"

Tarihi bölgenin çok ağır tahribatlar ile karşı karşıya olduğunu ve buranın konumlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Engin Beksaç, gereken önlemler alınır ise Sinanköy’ün dünya çapında turizm merkezi olabileceğini aktardı.

"2011 yılı itibariyle kazı çalışmalarına başladık"

Sinanköy'ün şu anda Trakya üzerinde en önemli arkeolojik alanlarından biri olduğunu açıklayan Prof. Dr. Beksaç, "Biz 2004 yılında çalışmaya başladık, ilk başladığımız yıllarda burası koyun alanı olarak kullanılmaktaydı ve alt üst edilmiş durumdaydı. Daha sonra çalışmalarımızı genişlettik ve 2011 yılı itibariyle kazı çalışmalarına başladık. Edirne Müzesi ile birlikte çalışmalarını yaptık. Önemli sonuçlar elde ettik. Sinanköy erken bir Trak kültür kült alanı, dini bir tapınak alanın üzerinde kurulmuş bir genç Roma, erken ortaçağ yerleşmesi olarak karşımıza çıkıyor. Eski kayıtlardaki adı probalon kenti olarak belirginleşebiliyor" dedi.

"Trakya ve Balkanlar açısından çok önemli bir arkeolojik alan"

Bölgenin bir metropolitlik merkezi olduğunu anımsatan Prof. Dr. Beksaç, "Edirne merkezden sonra bölgenin en eski yerleşim alanı. Burada karşımıza çıkan çok enteresan veriler oldu. Yapmış olduğumuz kazılar ve bize görülen kale duvarları dışında bir dış kale daha olduğunu gösterdi.

Bunların da daha az ziyade ahşap tahkimattı surların olduğu bizim palisat dediğimiz şekilde bir koruma mahsuru olduğunu gördük. Şu anda kalan yerlerde aşağıda bir manastır kalıntısı var, yukarda ise bir kale bulunuyor. Kalenin içinde ise, daha sonraki çalışmalarımızda biz bir kelken kilise kalıntısı bulduk. Yaklaşık olarak 1500 yıllık bir kilise de yukarda durmaktadır. Genellikle Sinanköy’ü M.S. 500’lerden itibaren yoğun bir biçimli isken gördüğünü görebiliyoruz.

Çok sayıda duvar ve resim kalıntılarını görebildik. Çok sayıda parçalara rastladık. Aşağıda bir Plütonyum’un mevcut olduğunu tahmin ediyoruz, daha sonra burası Krepon olarak kullanılmış ve kısacası çok geniş alana yayılan önemli bir isken bölgesi ile karşı karşıyayız. Önceki dönem bir tapının malı iken daha sonra bir kale şekline getirilmiş ve güçlü bir Roma, genç Roma ve Bizans yerleşmesi olarak gün yüzüne çıkmıştır. Bizim burada yapmış olduğumuz kazılarda Edirne’nin Osmanlı öncesinde de su dağıtım şebekesine sahip olduğunu gördük.

Oradaki kazıda karşımıza bir su dağıtım şebekesinin kalıntıları çıktı. Yani esasında Sinanköy çok ilginç bir yer. İki yıla yakın bir süredir biz kazıya devam edemedik, yani bu sene de çok net değil, salgın hastalığı ve yeteri kadar desteğin fazlasıyla gelmemesi nedeniyle kazıya şu anda ara vermiş durumdayız. Kısmet olursa ileriki yıllarda devam etmek istiyoruz.

Çünkü hem Trakya hem de Balkanlar açısında çok önemli bir arkeolojik alan. Bu kadar temiz bir Trak ve ortaçağ döneminin yerleşmesi Trak dönemi üzerinden bakarsak günümüzdeki şartlarla bulmak çok zor, bu bakımdan Sinanköy çok farklı bir yer.

Aynı açıdan turizm açısından da baktığımız zaman burada farklılığını da görmemiz mümkün olabiliyor. Sinanköy’ün konumlanması lazım, çok ağır tahribatla karşı karşıya, bu tahribatların korunmaya geçilmesi ve daha çok kazılarımızın sürdürülmesi gerekiyor. Bunun karşılığı olarak da çok iyi bir turizm kültür desteği geleceğini ve dünya çapında turizm merkezi olacağına bizler de inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

"Turizm açısından umut vaat ediyor"

Sinanköy Muhtarı Alaaddin Akdağ ise, “Trak dönemine ait ve Traklar'dan başlamış olan ve yukarıda bulunan kalemiz, daha eski dönemlerde ise burada kilise olarak kullanılmıştır.

Hayvan yemliği yapılmış olanlar var. Sadece bununla ibaret değil yani, burada bir yürüyüş yolu olabilir, bir parkur olabilir, insanlar bu mağaraları tanıyıp görebilir burada olduğu gibi yukarıda da birçok mağaramız var ve birçok kale kalıntıları mevcut, turizm açısından Edirne'ye yirmi kilometre yakınlıktayız. Burası suyun, ağaçlığın olduğu ve kahvaltı yerleri olaraktan kullanılabilir. Turizm açısından bir umut vaat edebilir" dedi.

Mehmet Basmacı - Şener Urfa
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası" Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kanser sonrası ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuyla ilgili Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şu anki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5 arasında görülüyor" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı.
Mersin Tarsus Gelecek Spor Kulübü dört branşta başarı elde etti Tarsus Gelecek Spor Kulübü, atletizm, boks, güreş ve halter branşlarında elde ettiği derecelerle dikkat çekti. Farklı yaş gruplarında gelen başarılar, kulübün çok branşlı spor altyapısının güçlendiğini ortaya koydu. Mersin’de düzenlenen Büyük Kadın ve Erkekler Mersin Boks Şampiyonasında kulüp sporcuları önemli dereceler elde etti. Abuzer Topaloğlu, +90 kilogram kategorisinde Mersin şampiyonu olurken, Hatice Kübra Göçer 54 kilogramda il birincisi oldu. Göçer, Kocaeli Darıca’da düzenlenen Türkiye Boks Şampiyonası’nda ise 54 kilogram kategorisinde Türkiye üçüncülüğü elde etti. Mersin’de gerçekleştirilen Okullar Arası Genç A ve Genç B Puanlı Atletizm İl Birinciliği yarışmalarında kulüp sporcuları birçok kategoride derece aldı. Ayşegül Korkmaz 800 ve 1500 metrede il birincisi olarak Türkiye Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. Gizem Keskin 200 ve 400 metrede il birincisi olurken, Elizan Ecem Öz 200 ve 400 metrede il ikincisi oldu. Melek Naz Yaşar 200 metrede il ikincisi, 400 metrede il üçüncüsü olarak Türkiye Şampiyonası vizesi aldı. Yarışmalarda ayrıca Mısra Çelik 1500 metrede il ikincisi, Çağla Taze Fidan 1500 metrede il üçüncüsü ve 800 metrede il dördüncüsü, Nilay Aydın ise 100 ve 200 metrede il üçüncüsü olarak takım başarısına katkı sundu. Sivas’ta 26-29 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen Küçükler Grup Türkiye Serbest Güreş Şampiyonası’nda 41 kilogramda Melik Enes Göçen ve 52 kilogramda Furkan Özman beşinci oldu. Aynı tarihlerde yapılan Küçükler Grup Grekoromen Türkiye Şampiyonası’nda 34 kilogramda Mustafa Uzun Türkiye beşinciliği elde etti. Kayseri’de düzenlenen U15 Gruplar Güreş Türkiye Şampiyonası’nda ise 41 kilogramda Mustafa Turgut Türkiye üçüncüsü olarak kürsüye çıktı. Ordu’nun Ünye ilçesinde düzenlenen Okul Sporları Genç Kızlar Türkiye Halter Şampiyonası’nda Reyhan Opçin 48 kilogram kategorisinde koparmada 53 kilogram, silkmede 63 kilogram ve toplamda 116 kilogram kaldırarak Türkiye ikincisi oldu. Alisa Davarcı ise +77 kilogram kategorisinde toplam 144 kilogramla Türkiye sekizinciliği elde etti. Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, elde edilen başarıların disiplinli çalışmanın sonucu olduğunu belirterek sporcuları ve antrenörleri tebrik etti. Boltaç, sporcuların Tarsus’u ulusal arenada başarıyla temsil ettiğini ifade ederek, emeği geçenlere teşekkür etti.