GÜNDEM - 14 Şubat 2021 Pazar 10:24

Türk kaptanın imdat çağrısı

A
A
A
Türk kaptanın imdat çağrısı

Kaptanı olduğu geminin ait olduğu şirket iflas edince 18 mürettebat ile birlikte 16 aydır kuru yük taşıyan gemide mahsur kalan Türk kaptan, 'yardım edin' çağrısında bulundu.

1 yılı aşkın süredir önce Basra Körfezi açıklarında, ardından Kuveyt sınırları içerisindeki bir limanda bekletilen geminin içerisindeki 18 kişilik mürettebatın bugüne kadar dışarıya çıkmalarına izin verilmezken, 16 aydır gemide bir Azerbaycan Türkü başmühendis, bir Bangladeşli ve 16 Hintli personel ile mahsur kaldığını belirten Bursalı kaptan Yusuf Sencer Sotan, mürettebat ile birlikte dünyaya seslerini duyurabilmek için açlık grevi başlattıklarını söyledi. İhlas Haber Ajansı muhabirinin ulaştığı kaptan Sotan, "Bizi ancak sayın Cumhurbaşkanım ve Dışişleri Bakanım kurtarabilir, 1 yıldır eşimi görmüyorum, ne olur bana yardım edin, kurtarın beni" dedi.

Türk kaptanın imdat çağrısı

23 sene önce İstanbul Ortaköy Denizcilik Okulu'ndan mezun olduktan sonra zabit olarak başladığı denizcilik mesleğine kaptanlık olarak devam eden 41 yaşındaki Yusuf Sencer Sotan,

2019 yılının Ekim ayında Katarlı Aswan şirketine ait M/V Ula isimli gemide birinci kaptan olarak çalışmaya başladı. İlk seferini yapacak olan kaptan Yusuf Sencer Sotan firma yetkilileri ile anlaşıp Tringer denilen malzeme yüklü gemiyi Bangladeş'e götürmek için yola çıktı. 40 yaşına geldiği için son seferini yapıp daha sonra söküme gönderilmesi planlanan gemi hakkında fikir değiştiren firma yetkilileri kaptana Bangladeş'e değil Kuveyt'e gitmesini söyledi. 3 ay Basra Körfezi açıklarında demir atan Türk kaptan 2020 yılının Şubat ayında Kuveyt'e gitmek için yeniden hareket etti. Sotan'a Kuveyt'in Shuaiba Limanına yükü boşalttıktan sonra personel değişiminin yapılacağı bildirildi. Ancak patlak veren korona pandemisi sebebiyle Kuveyt Hükumeti ülkeye giriş çıkışları kapayınca personel değişimi iptal oldu.

Türk kaptanın imdat çağrısı

Gemide isyan çıktı, Türk kaptana saldırdılar

Personel değişimi olmayınca demirde kalmaya devam eden gemide maaşlarını alamayan 4 personel isyan çıkarıp geminin kaptanına saldırdı. İkinci kaptan ve Azerbaycan Türk'ü başmühendis ve birkaç personel ile isyanı bastıran kaptan, kendisine saldıran 4 personele kamara cezası verip Kuveytli yetkililerden yardım istedi. Ancak ilgilenen olmadı. Bunun üzerine Türk kaptan Kuveytli liman yetkilileri ile yaptığı yazışmalara Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, Uluslararası Taşımacılık Çalışanları Federasyonu ITF'yi de dahil ederek olayı uluslararası boyuta taşıdı. Gemiye gelen sahil güvenlik ekiplerinin uyarılarının ardından gemi limana yanaştırıldı. Ancak isyancı mürettebat için herhangi bir şey yapılmadı. Mayıs ayı ortalarında Kuveytli liman yetkilileri tarafından denetlenen gemi sertifika süresinin geçmiş olması ve çalışanların maaşlarının ödenmediği gerekçesiyle bağlandı. Gemiden inmek isteyenlere Haziran ayında inecekleri söylense de verilen söz yerine getirilmedi. Temmuz ayında tüm mürettebat kendi ülkelerinin Büyükelçiliklerine çağrıda bulunarak yardım istedi. Gemiye birçok kez gelip ziyaretlerde bulunan Türk Büyükelçiliği'nin defalarca yazdığı notalara bir karşılık verilmedi. Taşıdığı yükle ilgili olarak da soruşturma açılan Pasifik'te bir ada ülkesi olan Palau bayraklı geminin ait olduğu Katarlı firma Ağustos ayında iflas ettiğini açıklayıp gemiye erzak ve para gönderimini kesti. Ortada bırakılan gemi personelinin hayati ihtiyaçları Kuveyt Liman otoritesi tarafından karşılansa da gemiden ayrılmalarına izin verilmedi. Bu süre zarfında sık sık gemiye gelen uluslararası denizcilik örgütleri yaptıkları toplantıların ardından Eylül ayında geminin bayrağını düşürmesine karar verdi. Bunun üzerine 10 gün sonra ada ülkesi olan Palau geminin bayrağını iptal etti. Hiçbir ticari faaliyeti kalmamasına, hatta bayrağın kaldırılmasıyla birlikte denizde yüzen bir demir yığınına dönmesine karşın Kuveyt liman otoritesi kendi lokal kanunlarını bahane ederek personelin gemiyi terk etmesine yine izin vermedi.

Türk kaptanın imdat çağrısı

Açlık grevine başladılar

2020 yılı sonunda evlerine dönmelerine izin verileceği söylenen Türk kaptan ve 18 kişilik gemi mürettebatı verilen sözler yerine getirilmeyince son çare açlık grevine başladı. 7 Ocak'tan bu yana geminin birçok yerine 'yardım edin' yazılı pankartlar asıp açlık grevini sürdüren gemiciler dünyanın bu esarete sessiz kalmamasını istedi. Şirketin tamamen terk ettiği, Palau devletinin bayraktan attığı gemi ile ilgili tüm tasarruf hakkını elinde tutan Kuveyt Liman otoritesi personelin gemiden ayrılmasına müsaade etmediğini belirten Kaptan Yusuf Sencer Sotan, "Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, Uluslararası Taşımacılık Çalışanları Federasyonu ITF dahil tüm global ve yerel otoritelerin haberdar olduğu ve üzerinde çalıştığı konu ile ilgili hiç kimse Kuveyt yetkililerini ikna edip personelin gemiden ayrılmalarını sağlayamıyor" dedi.

Türk kaptanın imdat çağrısı

Mental ve psikolojik olarak artık dayanma gücünün kalmadığını belirterek, Türk Dışişleri yetkilileri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımlarıyla Türkiye’ye, ailesine ve sevdiklerine dönmek istediğini belirten Sotan, "Gemi artık bayraktan çıktı, tekneden farkı yok artık. Ne olur bizi gönderin diyoruz ama göndermiyorlar. Yerinize adam koymamız gerekir diyorlar ama koymuyorlar. Artık gemide sertifika yok. Su üzerinde duran sadece bir metal yığını ticari faaliyeti yok. 2020"nin sonunda gideceksiniz dediler ama yollamadılar. Açlık grevine başladık. Acilen Dışişleri Bakanımız ve Cumhurbaşkanımızdan beni kurtarmaları için yardım istiyorum. 7 aydır konsolosluk uğraşıyor ancak sonuç çıkaramıyoruz. Cumhurbaşkanımız buranın ilgili başkanı ile ya da Dışişleri Bakanımız buranın mevcut bakanı ile görüşürse ancak bu iş çözülür. Ailemi çok özledim ne olur bana yardım edin" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Aci ailesinin ’torun’ davasında gelişme: Ayda 2 gün görebilecekler Eyüpsultan’da 17 yaşında olan Timur Cihantimur’un neden olduğu trafik kazası sonucu hayatını kaybeden 29 yaşındaki Oğuz Murat Aci’nin annesi ve babasının, gelinleri Şükriye Aci’nin torunlarını kendilerine göstermediği iddiasıyla açtığı davanın görülmesine devam edildi. Mahkeme, davacı babaanne ve dedenin torunlarıyla her ayın 2’nci ve 4’üncü Cumartesi günleri görüşmesine karar verdi. İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 gecesi meydana gelen kazada iddiaya göre Timur Cihantimur’un kullandığı araç Oğuz Murat Aci’ye çarpması sonucu Oğuz Murat Aci hayatını kaybederken Cihantimur ile annesi Eylem Tok birlikte ABD’ye kaçmıştı. Hakkında kırmızı bülten çıkartılan anne ve oğlu, 2024 yılında Boston’da yakalanarak gözaltına alınmıştı ve ABD’de çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmışlardı. Davanın görülmesine devam edildi Öte yandan acılı baba Özer Aci, oğlunun ölümünün ardından yeni bir hukuki süreç başlatmış; gelini Şükriye Aci’ye, torunu P.E.A.’yı (3) göstermediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Olaya ilişkin davanın 3’üncü duruşması, İstanbul 2. Aile Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada davacılar Özer Aci, Pervin Aci ile tarafların avukatları hazır bulundu. Davalı Şükriye Aci ise duruşmaya katılmadı. Beyanda bulunan davacı avukatı Hacı Orhan, müvekkillerinin yaklaşık 2 yıldır torunlarını göremediğini belirterek, "Çocuklarını kaybetmiş olan müvekkillerim torunlarını göremiyor. Davalı taraf 13 tanık getirerek süreci uzatmaya çalışıyor. Çocuk psikiyatristine ilişkin ara karardan dönülmesini talep ediyoruz" dedi. Davalı avukatı ise çocuk psikiyatristinin de bulunduğu bir heyetten yeni bir rapor alınması talebini yeniledi. "Ben çocuk hemşiresiyim, torunumla yıllarca ilgilendim" Duruşmada söz alan davacı babaanne Pervin Aci, "Ben çocuk hemşiresiyim. Çocukla nasıl ilgilenmem gerektiğini biliyorum. Aynı zamanda ebeyim. Gelinim ve torunumla yıllarca ilgilendim" dedi. Duruşmada tanık sıfatıyla beyanda bulunan S.K., Şükriye Aci’nin kuzeni olduğunu belirterek, davacı tarafın istedikleri zaman torunlarını görebildiğini iddia ederek "Anne hiçbir zaman karşı çıkmadı. Kazadan sonra da torunlarıyla görüştüler, hiçbir sıkıntı olmadı" dedi. Bir diğer tanık A.U. ise, "Torunlarıyla görüştüklerini görmedim ancak Şükriye’nin evine sık sık gittim, denk gelmedim. Davacı aile çocuğu görmek için uygun ortama sahipti. Çocuğu göstermediğimiz yönündeki iddialar doğru değil" diye konuştu. "Yalancı şahitlik yapıyorlar" Tanık beyanlarının ardından söz alan davacı avukatı Hacı Orhan, "Tanıklar bile davalının ‘çocuğumu göstermek istemiyorum’ dediğini bilmiyor. Olayla ilgili bilgileri yok. Bu ifade dilekçede yer alıyor. Müvekkillerim 2 yıldır torunlarını görememektedir. Çocuk psikiyatrisinden rapor alınması talebinden dönülmelidir. Tanıklar, yalancı şahitlik yapmaktadır" dedi. Davalı avukat ise, "13 tanık bildirmemizin nedeni, tanıkların hepsinin duruşmalara gelemeyecek olmasıydı. Biz, çocuk psikiyatri talebimizi tekrar ediyoruz" diye konuştu. Çocuğun babaanne ve dedesiyle ilişki kurma kararı Ara kararını açıklayan mahkeme, davacı ailenin çocukla her ayın 2. ve 4. cumartesi günleri saat 13.00 ile 17.00 arasında kişisel ilişki kurmasına hükmederek, gelecek celsede davalı tarafın iki tanığının dinlenmesine karar verdi. Mahkeme ayrıca, İstanbul Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü’ne yazı yazılarak küçük çocukla görüşme yapılmasını ve buna ilişkin rapor hazırlanmasına hükmederek, duruşmayı erteledi. "Doğru eninde sonunda yolunu buluyor" Duruşma sonrası açıklama yapan Özer Aci, "Torunumu görme davasının 3’üncü davası. Bir ara karar çıktı, sevinçliyiz. Her ayın 2’nci ve 4’üncü günü Cumartesileri 5 saat çocuğumuzla bir arada olacağız. Sevinçliyiz. Bu bir başlangıç. Doğru eninde sonunda yolunu buluyor" dedi. "Adalete güveniyorum" Acılı anne Pervin Aci ise, "2 yalancı şahit, 1 avukat. Çocuğumun geleceği hakkında konuştular ama beceremediler. Allah razı olsun hakime hanımdan. Çok teşekkür ederim adalete, iyi ki var. Adalete güveniyorum" diye konuşut. "Mahkeme şimdilik ayda 2 gün dede ve babaannenin torunlarını görmesine müsade etti" Davacı avukatı Hacı Orhan, "Geciken bir adalet de olsa 2 sene sonra müvekkillerimiz ölen çocuklarının tesellisini torunlarında bulmak için mahkemeye başvurdular. Bu tesellileri sonuç buldu. Mahkeme ayın 2’nci ve 4’üncü cumartesi günleri, şimdilik ayda 2 gün dede ve babaannenin torunlarını görmesine müsade etti. Bunla ilgili karar verdi. Müvekkillerimiz mutlular, 2 yıldır torunlarını göremiyorlar. Evlat acısıyla yanıyorlardı. Torunları bu hasretlerine su serpecek, buna inanıyoruz" diye konuştu.
Muğla Çin’in online seyahat temsilcileri Marmaris’te turizmciler ile bir araya geldi Çin ve Uzak Doğu pazarının önde gelen online seyahat platformu temsilcileri, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliğiyle Muğla’nın Marmaris ilçesinde turizm sektörü temsilcileriyle bir araya geldi. Çin pazarına yönelik tanıtım ve pazarlama çalışmaları kapsamında düzenlenen programının Marmaris ayağı, sektörün önemli isimlerini aynı masada buluşturdu. İçmeler Mahallesi’ndeki bir otelde gerçekleştirilen toplantıya Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Belediye Başkanı Acar Ünlü, Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Toprak, Marmaris Ticaret Odası Başkanı S. Mutlu Ayhan, GETOB Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Aygün, TGA Yönetim Kurulu Üyesi Oya Narin ile çok sayıda otelci ve turizm profesyoneli katıldı. Artan FIT (Free Independent Traveler) eğilimi ve online seyahat platformlarına olan ilginin büyümesi doğrultusunda düzenlenen workshopta, Türkiye’nin Çin pazarındaki tanıtım gücünün artırılması, hedef pazarlara erişimin kolaylaştırılması ve Marmaris’in uluslararası görünürlüğünün yükseltilmesi hedeflendi. ‘Hedef, Çinli turisti Marmaris’e çekmek’ Toplantıda özellikle Çin ve Uzak Doğu’dan Türkiye’ye yönelik turist hareketliliğinin artırılması, bölgeye doğrudan uçuş imkanlarının geliştirilmesi, dijital turizm çalışmaları ve Marmaris’in alternatif turizm potansiyeli ele alındı. Katılımcılar ayrıca bölgenin doğal güzellikleri, konaklama kapasitesi ve destinasyon çeşitliliği hakkında görüş alışverişinde bulundu. Toplantıda konuşan Oya Narin, Marmaris’in turizm geleceğine büyük bir inançla baktıklarını belirterek, "Marmaris çok özel ve eşsiz bir destinasyon. Kamu kurumları, yerel yönetimler, turizm sektörü ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte önemli çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle Çin pazarından gelecek misafirlerin bölgemize ciddi katkı sağlayacağına inanıyoruz. Turizm dünyada hızla büyüyen bir sektör. Bu nedenle hizmet kalitemizi ve tanıtım çalışmalarımızı sürekli geliştirmeliyiz" dedi. Yetkililer, Marmaris’in Çin pazarı açısından önemli bir destinasyon haline geldiğini vurgulayarak, Uzak Doğu turizminden daha fazla pay alınabilmesi için ortak tanıtım ve iş birliği projelerinin devam edeceğini ifade etti. Düzenlenen workshop, Marmaris’in uluslararası turizm arenasındaki konumunu güçlendirecek önemli adımlardan biri olarak değerlendirildi.
Manisa Başkan Aydın’dan yerel medya için kritik uyarı: Manisa Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen Manisa Medya Akademisi kapsamında düzenlenen medya söyleşilerinde, dijitalleşen medya dünyasında yerel gazeteciliğin geleceği, dezenformasyonla mücadele ve yeni nesil habercilik anlayışı masaya yatırıldı. Programda konuşan Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın, dezenformasyonu "yaydan çıktıktan sonra geri dönüşü olmayan zehirli oka" benzetirken, yetkililer yerel medyanın dijital dönüşüme ayak uydurmasının artık zorunlu hale geldiğine dikkat çekti. Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programa Manisalı gazeteciler ve medya temsilcileri katıldı. Programda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel "Dezenformasyon ve Algı Yönetimi Kapsamında Haber Yansımaları" başlıklı söyleşi gerçekleştirirken, Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez ise "Yerel Gazetecilik ve Şehir" konusunda değerlendirmelerde bulundu. Programın açılış konuşmasını yapan Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın, Manisa Medya Akademisi’nin geçtiğimiz yıl kasım ayında gelişen dijital medya sektörüne uyum sağlamak amacıyla başlatıldığını söyledi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi ve İletişim Fakültesi’nin katkılarıyla yapay zeka, sosyal medya haberciliği, haber yazım teknikleri ve hukuksal haklar gibi farklı alanlarda eğitimler düzenlediklerini belirten Aydın, eğitimlerin ardından katılımcılara sertifika verildiğini ifade etti. Proje kapsamında gazetecilere drone ehliyeti desteği de sağladıklarını kaydeden Aydın, "Bugün drone ehliyeti maliyet açısından yüksek rakamlara ulaşmış durumda. Biz de eğitimlere katılan 25 arkadaşımıza bu imkanı ücretsiz olarak sunduk" dedi. Dezenformasyonun günümüzde ciddi bir sorun haline geldiğini vurgulayan Aydın, "Ben dezenformasyonu zehirli bir oka benzetiyorum. Yaydan çıktıktan sonra geri dönüşü olmayan yalan ya da bilinçli şekilde üretilmiş yanlış haberler toplum üzerinde ciddi etkiler oluşturuyor. Özellikle sosyal medya çağında yanlış bilgiler doğru haberlere göre çok daha hızlı yayılıyor" diye konuştu. Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez ise yerel gazeteciliğin şehir hafızası açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Gazeteciliğin yalnızca kurum bültenlerinden ibaret olmadığını ifade eden Başeğmez, "Bir şehir medyada yer aldığı kadar vardır. Şehri ne kadar anlatırsanız o kadar görünür hale gelir. Yerel gazetecilik sahada yapılır. Genç gazetecilerin yeniden sokağa dönmesi gerekiyor" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel de konuşmasında dezenformasyonun medya üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dijitalleşmeyle birlikte gazeteciliğin büyük bir dönüşüm yaşadığını belirten Yüksel, sosyal medya kullanımının bilgi kirliliğini artırdığını ifade etti. Yerel medyanın ekonomik sorunlarına da değinen Yüksel, dijital dönüşüme uyum sağlanmasının artık zorunlu hale geldiğini belirterek mobil habercilik, video içerik üretimi ve interaktif yayıncılığın ön plana çıktığını söyledi. Yerel medyanın yeni nesil habercilik anlayışına yönelmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, Manisa basınının tarım, çevre, sanayi dönüşümü, istihdam ve deprem haberciliği alanlarında daha fazla içerik üretmesi gerektiğini kaydetti. Program sonunda konuşmacılar, yerel basının toplum açısından kritik bir görev üstlendiğini belirterek gazetecilerin yanında olmaya devam edeceklerini ifade etti. Söyleşinin ardından Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın tarafından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel, Basın İlan Kurumu İzmir Bölge Müdürü Osman Başeğmez, Türk Kızılay Manisa Şube Başkanı Öner Gürsel ve Proje Danışmanı Tolga Yıldız’a katkılarından dolayı plaket takdim edildi.
İstanbul Oyuncu İnci Türkay’dan, anneliğe dair samimi söyleşi Medicana Çamlıca Hastanesi, Anneler Günü kapsamında "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi: Adı Anne, Sesi İçinde" programını gerçekleştirdi. Sanat, eğitim, sağlık ve medya dünyasından önemli isimleri bir araya getiren etkinlikte oyuncu İnci Türkay, anneliğin görünmeyen yönlerine değindi. Medicana Sağlık Grubu tarafından yıl boyunca sürdürülen "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi kapsamında gerçekleştirilen programda; toplum içinde halen konuşulması ertelenen, tabu olarak görülen ve çoğu zaman sessizce taşınan kadın meselelerine dikkat çekildi. Televizyon ve Youtube programcısı Asuman Uğur moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide, annelerin yaşadığı görünmez duygusal yüklerin konuşulabildiği güvenli ve güçlü bir paylaşım alanı oluşturulması hedeflendi. Program velilerin halk oyunları gösterisiyle renklendi Halk oyunları ekibinin sahnelediği dans performansıyla başlayan program, katılımcılardan büyük beğeni topladı. Renkli ve duygu dolu anların yaşandığı gösteri, Anneler Günü’nün birlik ve dayanışma ruhunu yansıttı. Gösterinin ardından programın açılış konuşmaları, eğitimci Mustafa Türkel ile Medicana Çamlıca Hastanesi Genel Müdürü Dr. Osman Kara tarafından yapıldı. Sözlerine Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntıyla başlayan Türkel; "Büyük başarılar kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. Dünya üzerinde gördüğünüz her güzel şey annenin eseridir. Bu sözler eşliğinde ben de tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum" dedi. Anne olmak; sadece bir rol değil, aynı zamanda sabrın, şefkatin ve şartsız sevginin en güçlü ifadesidir diyen Dr. Osman Kara, "Bir annenin sesi, çoğu zaman bir çocuğun hayata tutunma biçimini, güven duygusunu ve geleceğini şekillendirir. Biz de bugün, bu eşsiz bağın gücünü birlikte hissetmek ve anlamlandırmak için buradayız" dedi. İnci Türkay anneliğin görünmeyen yönlerine dikkat çekti Oyuncu İnci Türkay söyleşide anneliğin duygusal yönlerine dikkat çekerken, kadınların hayat içerisindeki görünmez emeğine ve toplumsal beklentilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu: "Oğlumla ilişkimi her şeyden önce sevgi dolu bir ilişki olarak tanımlayabilirim. Ve tabii hemen arkasından gelen bir güven duygusu var. Bu iki temel başlık altında çok güzel gelişen ve dönüşen bir ilişkimiz var. Oğlum bana çok şey öğretti, ben de ona bir şeyler verebildiysem ne mutlu bana. Onun hem rehberi oldum hem zaman zaman arkadaşı oldum ama ben ebeveynlik ve arkadaşlık ilişkisini çok karıştırmamaktan yanayım. Ne olursa olsun çocuğunuz sizin rehber olduğunuzu bilmeli. Onun üzerinde bir güç olduğunuzu bilmesi lazım. Ama her şeyin üstünde de çok sevmek lazım." Türkay, annelik sürecinde zorlandığı noktalara da şu sözlerle değindi: "Biz hepimiz çocuklarımızı korumak istiyoruz, hepimiz helikopter anneyiz maalesef. Ama bir noktadan sonra anlıyorsunuz ki, müdahale edemeyeceğiniz durumlar var. Siz onu ne kadar el bebek gül bebek yetiştirmeye çalışsanız da, dışarı çıktığı zaman koruyamıyorsunuz. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey yine güven oldu. Çocuğa güven verirseniz içiniz biraz daha rahat ediyor ve değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabullenme süreci başlıyor. Biz bir de yurt dışına taşındığımız ve oğlum orada yetiştiği için ekstra zorluklar yaşadık. Ama çok çabuk adapte oldu. Ben bütün çocuklarımızda bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Adaptasyon sürecinin ve farkındalığın. Biliyorsunuz çocuklarla çalışıyorum. Hep farkındalık üzerinde duruyorum. Oğlumda da hep buna dikkat ettim. Duyduğumuzun, gördüğümüzün, işittiğimizin, yediğimizin, kokladığımızın farkında olmak çok kıymetli. Bu noktalarda farkında bireyler yetiştirdiğiniz zaman o dönemeçleri daha kolay, daha güvenli dönebiliyorsunuz." "Düş işleri bakanı olmak isterdim" Hükümette bir görev alsam, sanırım düş işleri bakanı olurdum diyen İnci Türkay, "Hep onu söylerler bana, o kadar çok hayallerle yürüyen bir insanım ki hayal kurup peşinden koşmak ve sonunda gerçek olabildiklerini görmek. Zaten hep söylüyoruz, gerçek sihir sevgidir. Peşinden koşmak ve hayal etmektir" diye konuştu. İnci Türkay, Sihirli Annem dizisinin ve büyük bir hayran kitlesi olan Betüş karakterinin annelik rolü üzerindeki etkilerini ise şu sözlerle açıkladı: "Anne olduktan sonra Betüş’e bakışım değişti. Ben çocukları hep çok sevdim ve onlara çok inandım. Onların enerjisiyle beslendim ve onlardan öğrendim. Bu yüzden anne olmaya da çok hazırdım. Ama tabii Betüş’ün sihirleri olduğu için o her şeyi doğru yapabiliyor ama ben bir insanım ve hata yapabiliyorum. Bazen bazı şeyleri toparlamaya çalıştıkça batırabiliyorum, düzeltmeye çalıştıkça bozuyorum. Tabii sabrı, fedakârlığı Betüş’ten öğrendim. Betüş çok sevgi doluydu ve her şeyi çözüyordu. İnci de aynı şekilde. İnci de Betüş’e çok şey öğretmiş olabilir. Sihirli Annem projesi bir ekip işi, hepsi de çok güzel karakterler. Aile kavramını, aile içindeki sevgiyi ve güveni çok güzel anlattığını düşünüyorum. Ve kilit bir kelime var bence, samimiyet. Halen devam eden ve gördüğümüz ilgiye, sevgiye çok seviniyorum. Sihirli Annem filminin ikincisi Periler Okulu 15 Mayıs’ta vizyona giriyor. Bir sihirler okulunda iyi ve kötü karakterler var. İyiler ve kötülerin çatışması arasında hayattaki gibi bir drama var ve sonunda tabii ki iyilik kazanıyor. Çok eğlenceli, aksiyon ve macera dolu bir proje oldu. Hepinizi sinemalara bekliyoruz." Ayfer Batı eğitim ve annelik ilişkisini değerlendirdi Eğitimci Ayfer Batı konuşmasında annelerin çocuk gelişimindeki rolüne, eğitim süreçlerinde annenin etkisine ve kadınların sosyal yaşam içerisindeki çoklu sorumluluklarına şu sözlerle değindi: "Annelik her zaman çocuğunuzla birlikte büyüyen bir süreç aslında. Ailelerin ve eğitimcilerin bir çocuğun hayatındaki en temel sorumluluğu, onların büyüyebilmesi için onlara güvenli alan açmak olmalı. Alan açmak, yanlarında durmak, çıkarsız bir iletişimle hayatlarının bir parçası olmak çok yeterli diye düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın en çok da beklentisiz bir güvene ihtiyacı var. Yani bir başarısı beklentisi değil. Ebeveyninin, öğretmenlerinin her daim yanında olduğunu bilmek bence en değerli şey onlar için." Annelik ve eğitimcilik rolleri arasında kendi çocuğuna karşı olan yaklaşımlarına da değinen Ayfer Batı; "Anneliğin de eğitimciliğin de insan olarak aynı niteliklere ihtiyacı var bence. Bir insanın dünyasında karşı tarafı anlayabilme kapasitesine, onu dinleme kapasitesine, empati kurma kapasitesine ihtiyaç var. Ama ben hayata yaptırımlar ve mecburiyetler üzerinden bakmıyorum. İnsanın büyüme evresi zaten sancılı ve kendi içinde ilerleyen bir evre. Bu evredeki duruşumuz da her zaman aynı duruş değil. Onu bir denge içinde tutarak ilerletmeye çalışıyorum" dedi. "Büyüyünce değil bugün neyi hayal ettiklerini sormalıyız" Farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirebilmenin önemine de değinen Ayfer Batı, bir çocuğa uzaktan da bakabilmek gerektiğini söyledi ve ekledi: "Çocuğu anlamaya çalışmanız ve ona göre yönlendirmeniz gerekiyor. Biz Türkiye’de çocuklara bir şey söylediğinizde yapacaklarını umut eden bir ülkeyiz hala. Çok seviyoruz sürekli onu yapma, bunu yap, şöyle yapma, bunu yeme demeyi. Bizim yemek saatlerimiz bile var. Kimse acıktın mı diye sormaz, yemek hazır gel der. Çocukların bizim kurduğumuz düzene uyum sağlamalarını bekliyoruz. Bir düzene uyum sağlamalarını isterken de aslında bir yandan farkındalıklarını azaltıyoruz. Kendilerine yönelme fırsatını azaltıyoruz. Ve bu konuda biraz sabra ihtiyacımız var aslında. Onların da, farkındalıkları oluşurken hata yapmaya ihtiyaçları var. Hata yaparken tabii büyük hatalar yapmalarına müsaade etmeyecek kadar onları koruyoruz ve güvende tutuyoruz ama hata yapmalarını biraz gözlemlememiz lazım. Başarılı olamadıklarında duygularını yaşamaya izin verip ne hissediyorsun diye sormamız lazım. Bir de sormayı en çok ihmal ettiğimiz şey şu: Sen bugün ne hayal ediyorsun? Büyüyünce kelimesi var bizde ve çok tehlikeli. Büyüyünce değil bugün neyi hayal ettiklerini sormamız gerek. Veya biz seninle birlikte ne yapabiliriz? diye sormamız lazım. İşte o zaman birey olma ve farkındalık yolculuğu başlıyor." Ebeveynlerin çocuklarından beklentilerine de değinen Ayfer Batı şu sözlerin altını çizdi: "Sektörde olduğum için yıllar içerisinde birçok anne baba ile karşılaştım. Çocuklara çok fazla beklenti yükleniyor. Bir şey olmalarını çok fazla istiyoruz. Bizden bağımsız bir hayatı sürdürülebilme ihtimallerini bir an önce almalarını istiyoruz ellerine. Bir şeyi başarmalarını bu yüzden çok istiyoruz ve inanılmaz bir yük bu çocuklar için. Ben kendi çocuğum için söyleyecek olursam ona tek bir şey söyledim, ben senin kendin olmanı istiyorum. Eninde sonunda iyi bir şey yapabileceğini biliyorum ama tek bir şey benim için kıymetli. İyi insan olmak. Çünkü iyi insan olmanın içerisinde toplamda her şey var. O konuştuğumuz farkındalık da var, başka insanlar için faydalı şeyler yapıp katkı sağlamak da var, empati de var, yardım edebilmek de var." "Kendimizi çocuğumuzun gözüyle de görebilmeliyiz" Kendi annelik yolculuğunu samimi sözlerle anlatan Medicana Çamlıca Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ofluoğlu yaşadığı süreci şöyle değerlendirdi: "Tıp fakültesini bitirdikten sonra evlendim ve ikiz bebeklerim oldu. Mesleğime ve evliliğime yeni alışırken kızlarımın doğumu benim için bambaşka bir süreçti. Eşimin bu süreçte büyük desteğini gördüm. Kızlarımla ben neredeyse birlikte büyüdük diyebilirim. Hem ihtisas yapıp hem de annelik rolünü yürütmeye çalıştım. Hekimlikle anneliğin birleşmesi komplike bir süreçti benim için. Kendi çocuklarım da olduğu için takip ettiğim çocuk hastalarıma yaklaşımım da çok daha farklı olmaya başladı. O çocukların anneleriyle olan iletişimim değişti. Onların tecrübelerinden faydalandığım da çok oldu. Annelik bence öğrenilen bir şey. Doğuştan gelen annelik duyguları her zaman var ama yıllar içerisinde büyük mesafeler kat ettiğime inanıyorum anneliğimde. Anneler olarak bizim de farkındalığımızın yüksek olması çok önemli. Bir hata yapıyor bile olsak, kendimizi çocuğun gözüyle görmeye çalışmak çok önemli." "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi devam edecek Medicana Sağlık Grubu’nun sosyal farkındalık odağında hayata geçirdiği "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi; toplumda konuşulmayan, ertelenen veya görünmez bırakılan konuları gündeme taşımaya devam edecek. Kadınların yaşadığı psikolojik, sosyal ve duygusal süreçlere dikkat çeken program serisiyle; toplumsal farkındalık oluşturulması ve dayanışma kültürünün güçlendirilmesi amaçlanıyor.