SAĞLIK - 27 Mayıs 2017 Cumartesi 12:59

Uyku apnesi, ölüm riskini artırıyor

A
A
A
Uyku apnesi, ölüm riskini artırıyor

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Bahadır Baykal, uyku apnesinin ölüm riskini artıran bir sorun olduğunu söyledi.

Günümüzde hipertansiyon hastalarında uyku apnesinin tedavi edilmesinin oldukça önemli olduğunu kaydeden Op.Dr.Bahadır Baykal, “Bu hastaların yıllarca tansiyon ilaçlarına neden cevap vermedikleri , uyku apnesinin tek başına hipertansiyon nedeni olduğunun anlaşılmasıyla birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Ülkemizde hipertansiyonu olan hastalar araştırılırken uyku apnesi ile ilişkisi mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece uyku apnesi tedavisi ile insanlar boş yere tansiyon ilacı almaktan kurtulabilirler veya aldıkları ilaç miktarını düşürebilirler” diye konuştu.

Op.Dr.Bahadır Baykal, dünyada on binlerce kişi üzerinde hipertansiyon araştırmaları yapıldığını, tansiyon hastalarından yüzde 34 ünün iki hipertansiyon ilacı almasına rağmen tansiyonlarının kontrol altına alınamadığının tespit edildiğini anlatarak, “Hipertansiyon hastalarının yüzde 15’i ilaçla kontrol altına alınamayan dirençli hipertansiyon hastasıdır. Dirençli hipertansiyon hastalarının ise büyük bir kısmı aynı zamanda uyku apnesi hastadır. Uyku apnesini tedavi etmek bu hastaların boş yere ilaç almalarını önlemeye yetecektir. Üzülerek görüyorum ki, hipertansiyonla ilgilenen değerli uzmanlar bu noktaya gereken önemi vermemektedir. Oysa uyku apnesinden şüphelendikleri ve tedaviye yanıt alamadıkları hipertansiyon hastalarına uyku tetkiki yaptırsalar asıl nedeni ortaya koyacaklar.

Horlama ve uyku apneli hasta grubuyla yoğun ilgilenen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; bana gelen hastaların bir kısmı bir şekilde uyku apneli hastaların hipertansiyona meyilli olduklarını öğrenip kendileri uzman tavsiyesi olmadan başvurmaktadır” dedi.

“Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, uykuda solunum durması hastalığı yani uyku apnesi, şişmanlık, alkol ve sigara gibi diğer faktörlerden bağımsız olarak tansiyon yüksekliğine yol açar” diyen Op.Dr.Bahadır Baykal, “Öyle ki bu hastalardaki hipertansiyon saatteki soluk durma sayısı ile doğru orantılıdır.Uykuda anlık nefes durmasına bağlı gelişen kanda oksijen azalması, hipertansiyon ve kalp-damar kontrol mekanizmalarını direk olarak etkiler. İlaca cevap vermeyen hipertansiyon hastaları büyük olasılıkla uyku apnesi hastasıdır.
Aslında uyku apnesi sadece hipertansiyon değil aynı zamanda kalp fonksiyon bozukluğu ve enfarktüs nedeni olarak da kabul edilmektedir.Uykuda solunum durması olunca kişide nefes alma çabası artar. Bir süre sonra Akciğer genişler, kalp ve büyük damarlar etrafındaki basıncı etkiler, ayrıca beynin oksijensiz kalması da hipertansiyon gelişiminde rol oynar.

Tedavisi yapılmamış uyku apne hastalığında ölüm riski normal bireylere göre yüzde 300 artmaktadır. Kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riski ise daha yüksektir. Bu hastalarda yaygın damar hastalıkları da olduğu için beyin kanaması riski de önemli ölçüde artar.

Boyun şah damarları bizler için oldukça önemlidir. Bu damarın yapısındaki olumsuz değişiklikler beyin kanaması ve felç riskini artırır. Yapılan bazı çalışmalar şiddetli horlayanlarda şah damarındaki tıkanıklığın normal bireylere göre 10 kat fazla olduğunu göstermiştir. Ağır derecede uyku apnesi olanlarda ani damar tıkanması veya beyin felci geçirme ihtimali 4 kat artmaktadır.

Uyku apneli hastalar pıhtılaşma mekanizması bozulduğu için felç riski açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken hasta grubudur.

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Uyku apnesi kişinin yaşam kalitesini bozan ve beklenen ömrü \%25 oranında kısaltan bir hastalıktır.Tüm sistemler gibi kalp-damar sistemi de yakından izlenmeli,hipertansiyonlu uyku apne li hastaların tedavi edilmesiyle birlikte kan basıncının önemli ölçüde düştüğü unutulmamalıdır.Öyle ki; bazı hastalar tamamen ilacı bırakırken bazıları da ilaç miktarını azaltır” şeklinde konuştu. 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Ersoy: "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahip" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin konservasyon ve restorasyon alanında dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını belirterek, "Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" dedi. Bakan Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Konservasyon Laboratuvarı’nda yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek, son yıllarda yapılan yatırımların Türkiye’yi arkeoloji ve kültürel miras alanında uluslararası ölçekte güçlü bir konuma taşıdığını vurguladı. "Ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" Konservasyon laboratuvarlarında hem ekip hem de ekipman açısından ciddi yatırımların yapıldığını aktaran Bakan Ersoy, "Bunun somut sonucu olarak, bu merkezlerde bugüne kadar 251 binden fazla eser restore edilerek kültür hayatımıza kazandırıldı. Bugün ülkemiz, dünyadaki sayılı büyük ve hızlı üretim kapasitesine sahip konservasyon merkezlerinden birine sahiptir" ifadelerini kullandı. "Pek çok ülkeden ekipler, eğitim almak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor" Türkiye’nin sahip olduğu teknik altyapı ve uzman insan kaynağının birçok ülke tarafından yakından takip edildiğini belirten Ersoy, "Pek çok ülkeden uzman ekipler, eğitim almak ve deneyim paylaşmak için laboratuvarlarımızı tercih ediyor. Bu durum, ülkemizi arkeoloji ve kültürel mirasın korunması alanında uluslararası düzeyde ayrı bir noktaya taşıyor" açıklamalarında bulundu. Ersoy, laboratuvarların yalnızca restorasyon çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede de bilimsel veri ve teknik analizlerle kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Konservasyon altyapısına ilişkin bilgiler de paylaşan Bakan Ersoy, Genel Müdürlük bünyesinde 11 aktif laboratuvarın bulunduğunu ve 281 uzman personelle hizmet verildiğini söyledi. Kazılardan çıkan eserlerin, sergilenene kadar birçok bilimsel işlemden geçtiğini aktaran Ersoy, ahşap, taş, metal, bronz ve tekstil gibi farklı malzemeler için ayrı uzman ekiplerin görev yaptığını; müdahale yöntemlerinin laboratuvar analizlerine göre belirlendiğini kaydetti. Bakan Ersoy, tekstil konservasyonu çalışmalarına da değinerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki doğduğu evde sergilenen kişisel eşyalarının da bu laboratuvarda titizlikle korunduğunu hatırlattı. "Atatürk’ün ailesine ait kişisel eşyalar, Cumhuriyet Müzemizde geçici olarak sergilendikten sonra burada bakım ve onarımları yapılarak yeniden Selanik’teki Atatürk Evi’ne gönderildi" diyen Ersoy, laboratuvarların her türlü malzemeye müdahale edebilecek teknik yeterliliğe sahip olduğunu vurguladı. "256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz" Geleceğe Miras Projesi kapsamında kazı faaliyetlerinin hızla arttığını kaydeden Ersoy, "Bugün 256 noktada kazı çalışması yürütüyoruz. Artan kazı bütçeleriyle, son 60 yılda yapılan çalışmaları önümüzdeki 4 yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu yoğunluk, konservasyon kapasitemizi daha da güçlendirmemizi zorunlu kılıyor" dedi. Bakan Ersoy, sahada ve laboratuvarlarda görev yapan tüm uzmanlara teşekkür ederek, Türkiye’nin kültürel mirasını bilimsel yöntemlerle koruma ve geleceğe aktarma kararlılığının artarak süreceğini ifade etti.