SAĞLIK - 29 Mart 2018 Perşembe 13:26

Türkiye’de 2017 yılında 23 bin aile çocuklarına aşı yaptırmadı

A
A
A
Türkiye’de 2017 yılında 23 bin aile çocuklarına aşı yaptırmadı

KLİMİK Derneği Başkanı Prof.

KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, 2017 Yyılında 23 bin ailenini çocuğuna aşı yaptırmadığını belirterek, "Bu artış devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda büyük salgınlar kaçınılmaz olacaktır" dedi.


Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nce (KLİMİK) bu yıl 19’ncusu gerçekleştirilecek kongrede , enfeksiyon hastalıklarında en güncel gelişmeler gözden geçirildi. Kırım kongo kanamalı ateşi, aşılar, hepatit, diyabetik ayak, antibiyotik direnci ;HIV, batı nil ateşi, tüberküloz, herpes virüsü ele alınan başlıklar arasında yer alıyor.


KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, çocuklara aşı yapmayan ailelerin oranının her geçen yıl arttığını belirterek, "Son yıllarda ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların, doğaya dönme veya organik yaşam adı altında bilimsel olmayan bir takım moda akımların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Bu nedenle son zamanlarda ülkemizde çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı tehlikeli bir şekilde artmaktadır: 2014’te bin 370, 2015’te 5 bin 091, 2016’da 11 bin 470 , 2017’de 23 bini geçmiştir. Bu artış devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda büyük salgınlar kaçınılmaz olacaktır. “Aşı olmaya gerek yok, aşılar hastalıkların doğal seyrini bozar, vücuda zarar verir. Bunun yerine hasta olmak daha iyidir” gibi bir takım söylemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Eğitimli diyebileceğimiz insanlar arasında bile taraftar bulabiliyor. Bu iddiayı dile getirenlerin çoğunun iyi niyetli olmadıklarını, dikkat çekip meşhur olarak kendilerine bir çıkar sağladıklarını çok açık görüyoruz. İyi niyetli olanların ise bilim ve tarih bilgisinden yoksun olduklarını söyleyebiliriz" dedi.


"Aşılar bulunmadan önce bugün nadir gördüğümüz pek çok hastalık büyük salgınlarda çok sayıda kişinin ölümüne, sakat kalmasına sebep oluyordu" diyen Prof. Dr. Alpay Azap, "Bu kişiler örneğin büyük ozanımız Aşık Veysel’in çiçek hastalığından dolayı görme yeteneğini kaybettiğini bilmiyorlar. Çocuk felci nedeniyle pek çok çocuğun sakat kaldığını bilmiyorlar.Aşı karşıtlarının bilmedikleri önemli bir konu da aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir. Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalkar. Biz buna sürü bağışıklığı diyoruz. Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının yüzde 80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun yüzde 90’ının aşılanması gerekir. Bu nedenle aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar. Aşılanma oranlarının düşmesi ciddi salgınları da beraber getirir. Örneğin eski Sovyetler Birliği’nde 1989’da 839 difteri vakası varken, aşılamanın durmasıyla 1994’te 50 bin olgu ve bin 700 ölüm gözlenmiştir. Aşılamayı bırakırsak hastalıklar ölümlerle geri gelecektir" şeklinde konuştu.



Aşılar her sene 2-3 milyon kişinin hayatını kurtarıyor


Aşıların birçok hastalığı önlediğini ifade eden Alpay Azap, "Aşılama oranları artırılabilse her yıl 1,5 milyon insanın daha hayatı kurtulabilir. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan 2015 yılında her gün 5 yaş altı 16 bin çocuk öldü. Günde 16 bin çocuktan bahsediyoruz. 2000-2016 yıllarında sadece kızamık aşılaması sayesinde 20.4 milyon ölüm engellendi. Hepatit B aşısı karaciğer kanserinden, HPV aşısı rahim ağzı ve genital kanserden korur. Çünkü bu virüsler kansere neden olurlar. Düşük-orta gelir düzeyine sahip ülkelerdeki kanserlerin yüzde 25’i aşıyla önlenebilir. Aşılar aynı zamanda antibiyotik kullanımını azaltarak antibiyotik direncinin yayılmasını engeller. Bildiğiniz gibi antibiyotik direnci de çağımızın önemli bir sorunu ve antibiyotiğe dirençli bakteriler nedeniyle çok sayıda insan hayatını kaybediyor 2050 yılında bu sayının yılda 10 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Antibiyotik direncinin yayılmasının en önemli nedeni ise antibiyotiklerin çok miktarda ve kullanımıdır. Aşı olan bireyler enfekte olmayacağı için antibiyotik kullanmaya da gerek kalmaz. Dolayısıyla aşılar antibiyotik direncini de önler diyebiliriz. Örneğin dünyada tüm çocuklara pnömokok aşısı yapılsa antibiyotik kullanımında her yıl 11 milyon (günlük doz) azalma sağlanır. Aşılar antibiyotik direncini bu sayede önler" diye konuştu.



"Aşılar güvenlidir"


Aşıların güvenli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alpay Azap, sözlerini şöyle sürdürdü: "Lisanslı bir aşı, kullanım için onay almadan önce çok sayıda deneme aşaması boyunca titizlikle test edilir ve piyasaya çıktıktan sonra düzenli olarak yeniden değerlendirilir. Bilim adamları ayrıca, bir aşının olumsuz bir etkiye neden olabileceğine dair olası bir durum için çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri sürekli olarak takip ederler. Çoğu aşı reaksiyonları, genellikle lokal ağrı veya hafif ateş gibi geçicidir reaksiyonlardır. Nadiren ciddi bir yan etki bildirilmesi durumunda bilimsel kurullar tarafından hemen ciddiyetle araştırılmaktadır. Ancak şu da bilinmelidir ki tıpta bir yöntemin güvenli olup olmadığına karar verirken o yöntem uygulanmadığında neler olacağına da bakılır. Elbette aşılanma çok nadir (kabaca yüz binde bir ile milyonda bir arasında bir olasılıkla) ciddi yan etkiye neden olabilir. Ancak aşılanmamak çok daha tehlikeli ve zararlıdır. Zaman zaman şöyle şeyler de duyuyoruz; “Aşıyla vücuda çok antijen veriliyor. Bu kadar antijen çok zararlı. Bağışıklık sistemini mahvediyor”. Oysa hastalıkların kendisi vücuda aşılardan çok daha fazla antijen girmesine neden olur: Basit bir nezlede bile vücut 4-10 antijenle karşılaşır. Duyduğumuz bir diğer iddia da şu; “Aşılarla ilgili çok yan etki var ama aşı firmaları bunların bilinmesine engel oluyor”. Bu iddia da tamamen asılsızdır. Aşılar toplum sağlığını ilgilendiren ürünler olduğu için aşı uygulamaları bağımsız bilimsel kuruluşlar (Dünya Sağlık Örgütü, Uzmanlık Dernekleri, Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi) ve ulusal sağlık otoriteleri tarafından günü gününe izlenmektedir. Tüm dünyada çok titiz çalışan aşı yan etkisi takip sistemleri vardır ve aşılar yan etki açısından ilaçlardan çok daha yakın takip edilir. En ufak bir şüphe oluştuğunda bağımsız bilim insanlarından oluşan komisyonlar kurularak araştırılır, bilimsel ortamlarda şeffaf bir şekilde paylaşılır, tartışılır ve sonuçlar tüm hekimlere ve sağlık çalışanlarına duyurulur."


Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hast. Der. Yön. Kurulu Üyesi ve KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Önder Ergönül, yaptığı konuşmada, Türkiye, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ile 15 yıl önce tanıştı. İlk tanı 2002’de konulmuştu. Artık ülkemiz bu hastalık konusunda yayınları ve çalışmalar ile dünyanın en deneyimli ülkesi. Kongrede KLİMİK Derneği olarak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi oturumu yapacağız. Rusya ve İran’dan misafirlerimiz var. Bu hastalığın dünyada en çok görüldüğü ülke Türkiye, İran ve Rusya. Üç ülke deneyimlerini paylaşacak" dedi.



Türkiye’de kırım kongodan 500 kişi hayatını kaybetti


Kırım Kongo hastalığı ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Prof.Dr. Önder Ergönül, "Mart ayı ile birlikte bu hastalık için riskli bir döneme giriyoruz. Kırım Kongo gerçek bir hastalık ülkemiz için. 15 yılda, 10 binin üzerinde kişide görüldü ve 500 kişi hayatını kaybetti. Bu dünyadaki en yüksek rakam. Bu vakaların tümünün laboratuvar tanısı kesinleşmiştir ve böyle bir kayıt sistemi hiçbir ülkede yok. Bir yandan vaka sayıları azalmaya başladı, en yüksek olduğu yıllar 2012-2013 idi, sonra tüm salgınlarda olduğu gibi tepe noktasına ulaştı ve inmeye başladı. Tüm salgınlar bir çan eğrisi yaparlar yani bir tepe noktası olur, sonra tepe noktasından aşağı iniş başladı. Vaka sayısı geçen sene 340 civarı biz bunu bu arada tahmin edebiliyoruz" dedi.


Hastaların hastaneye geç başvurması ölüm oranını artırdı


Ergönül, "Türkiye’de hastalık artık öğrenildi, hekimler de vatandaşlar da bilmiyordu. Halkımız doktora geç başvuruyordu. Geç başvuran kişilerde ölüm oranı doğal olarak çok yüksek oluyor. Tedavi olamayacakken başvuruyor , hastalık süresi toplam 10 gün. Erken başvurursanız tedavi olma imkanı var. İlk üç gün içinde bir ilaç almak gerekiyor. Erken dönemde ilaç alan hastalarda ölüm oranı çok daha düşük. Bilincin artması ile artık kanama aşamasında yani geç gelen vak’alar azaldı" diye konuştu.



Kırım Kongonun en sık görüldüğü bölgelerde sağlık merkezleri açıldı


Hastalık nedeniyle birçok bölgede sağlık merkezlerini açıldığını ifade eden Prof.Dr. Önder Ergönül, "Hastalık ilk görülmeye başladığında hastalar Ankara’ya geliyordu. Sonra Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gitmeye başladılar. Ama artık bölgelerde merkezler oluşmaya başladı. Çorum Hitit Üniversitesi , Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi’nde artık bu hastalara tedavi yapan merkezler var" şeklinde konuştu.



Ölümlerin bir nedeni de ilaç tartışması


Prof.Dr. Önder Ergönül, şunları söyledi: "Vak’aların en çok görüldüğü 2007, 2013 ,2014, 2015 yılında en çok ölümler oldu. O yıllarda bir ilaç tartışması oldu. Hastalarda kullanılsın mı , kullanılmasın mı şeklinde. Biz kullanılmasından yanaydık. Gereksiz yere vakit kaybedildi. Bazı hekimler ilaca inatla karşı durdular. Ölen sağlık çalışanları oldu. İlaç kullanımı olsaydı kaybedilmeyeceklerdi. Bunu bilimsel çalışmalar sonrasında net söyleyebiliyoruz. O dönemde meslektaşlarımız yanlış yönlendirildi. İlaca çok değişik kişisel, politik, sosyal nedenlerle karşı gelindi. Türkiye dışında karşı gelen olmadı tüm dünyada. Ruslar , İranlılar ilacı kullandılar. Bu nedenle ölüm oranları çok daha düşük. Ama ülkemizde bir kesim buna ısrarla karşı çıktı. Rakamlara bakılacak olursa bu bölgesel olarak da görülecektir, incelenmesi gerekir. Kimi zaman ilacın etkili olmadığı iddia edildi. Oysa ilacın etkili olduğunu gösteren yayınlarımız vardı. O dönem belli bölgelerin incelenmesini talep ediyoruz, kayıtlar incelenirse bu açığa çıkacaktır. İlacın erken verilmesi durumunda koruyuculuğu var, 2003 ve 2013 yıllarında yayınlamıştık. Dünyada ilacı erken dönemde alan sağlık çalışanlarından bir tek ölüm vak’ası yok. Tüm dünyada toplam 175 sağlık çalışanını izledik, bu dönemde ribavirin alan sağlık çalışanlarında bir tek ölüm vak’ası yok."



Yılda 1 milyon kişi Hepatit B’den hayatını kaybediyor


KLİMİK Derneği Genel Sekreteri Doç.Dr. Süda Tekin ise , Hepatit B, hepatit C ve hepatit D virüslerinin kronik karaciğer hastalığı, siroz ve karaciğer kanserine yol açtığını belirterek, "Global olarak Hepatit B ve Hepatit C, ülkemiz dahil tüm dünyada karaciğer sirozu ve kanserinin yüzde 50’sinden fazlasından sorumludur. Amerika’da karaciğer nakli gereken hastaların yaklaşık yüzde 40’ından Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli olan hastaların nakil nedenlerinin yüzde 61’inin hepatit B veya C bağlı olduğu bildirilmiştir. Dünya nüfusunun 3’te birinin (yaklaşık 2 milyar kişi) hepatit B virüsü ile karşılaşmış olduğu, yaklaşık 400 milyon kişide kronik hepatit B enfeksiyonu geliştiği ve yılda yaklaşık 1 milyon kişinin bu enfeksiyon nedeniyle kaybedildiği tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bölgesel ve yaşa bağlı farklar olsa da genel anlamda görülme sıklığı yüzde 2.7- 5.3 arasındadır. Risk gruplarında görülme sıklığı daha yüksektir. Hepatit C virüsü ile dünyada 130-210 milyon kişi enfekte olmuştur. Ülkemizde genel sıklık yüzde 0.5-1 arasındadır, ancak ileri yaşlarda enfeksiyonun görülme sıklığı artmaktadır" dedi.



Yeni Hepatit C ilaçları ile Türkiye’de yaklaşık 13 bin hasta tedavi alıyor


Doç.Dr. Süda Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kronik hepatit C tedavisinde kullanılan yeni ilaçlar, ülkemizde 18 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan ve 07.10.2016 tarihinde güncellenen Sağlık Uygulama Tebliği doğrultusunda geri ödeme kapsamına alındı. Yaklaşık 100 bin liraya mal olan ilaçların geri ödeme kapsamına alınması ile birçok hastaya tedavi verme olanağı elde ettik. Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi alan hasta sayısı ile ilgili resmi olarak açıklanan net bir sayı olmamakla beraber, yaklaşık 12.000-13.000 civarında hastanın tedavi aldığı tahmin edilmektedir. Bu sayı önümüzdeki günlerde daha da artacaktır. Tedavi verdiğimiz hastalarda başarı oranı çok yüksek. Mevcut yasa gereği tüm kronik hepatit C hastaları yeni tedavi seçeneklerini kullanamıyor. Ülkemizde tedavi verilen hasta sayısı çok düşüktür. Tedavi verilmesi beklenen hasta sayısının yaklaşık 60 bin civarında olduğu ön görülüyordu, ancak bu rakamın çok gerisinde kalınmıştır. Testi pozitif olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’u hepatit C hastası olduğunu biliyor. Halkın bilgilendirilmesi, HCV riski yüksek olan özel hasta gruplarına ulaşılması, hepatit ilaçlarının tüm ülke genelinde ulaşılabilir olmasının sağlanması, yasa gereği tedavi veremeyen tüm branş hekimlerine yönelik kısıtlamanın ortadan kaldırılması ve en önemlisi viral hepatitlerin önlenmesine, kontrolüne ve elimasyonuna yönelik Sağlık Bakanlığı düzeyinde ulusal eylem planının zaman kaybetmeden yürürlüğe konulması gerekmektedir. Ancak bu şartlar sağlandığında HCV enfeksiyonun tamamen ortadan kalkması gündeme gelebilir."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Depremzede besici devlet desteğiyle hayata tutundu Gaziantep’te 6 Şubat 2023’teki depremde ahırlarının yıkılması sonucu yaklaşık 300 küçükbaşı telef olan Kadir Aslan, devlet desteğiyle hayvancılık yapmaya devam ediyor. Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Gaziantep’te 7 bin 545 adet küçükbaş ve 499 adet büyükbaş hayvan da telef oldu. Depremin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayvanları telef olan besicilere küçükbaş ve büyükbaş hayvan desteğinin yanı sıra branda ve çadır verildi. Depremlerin en çok etkilediği İslahiye ilçesinin kırsal Kozdere Mahallesi’nde yaşayan Kadir Aslan’ın yaklaşık 300 küçükbaş hayvanı ağıllarının yıkılması sonucu telef oldu. Hayvanları telef olduğu için çok zor günler geçiren Kadir Aslan, depremin ardından Tarım ve Orman Bakanlığının depremzedeler için verdiği desteğe başvurdu. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 6 Şubat 2023’teki depremlerin ardından hibe edilen 300 küçükbaş hayvan ile yeniden besiciliğe başlayan Aslan, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kendisine gönderilen 300 hayvan sayesinde hayvan sayısını yeni doğumlarla 3 yılda 800’e çıkardı. Eşi Sultan Aslan ve çocukları ile birlikte kendi imkanları ile yaptığı çiftlikte devletin de verdiği hayvan desteğiyle hayata tutunan ve küçükbaş hayvancılığa devam eden Aslan, besicilikten elde ettiği gelirle geçimini sağlıyor. Depremin ardından hayvanlarına sahip çıkmak için doğup büyüdüğü şehri terk etmeyen ve aldığı 300 hayvan desteğiyle hayvancılığa devam eden Aslan ailesi yaşadığı zorlukları dayanışmayla aştı. Depremlere İslahiye ilçesinin kırsal Ağabey Mahallesi’nde yakalandıklarını söyleyen Aslan, depremden sonra maddi ve manevi olarak büyük hasar aldıklarını söyledi. Devletin desteğiyle hayata yeniden bağlandıklarını belirten Aslan, "O gece sabaha karşı bir gürültü sesine uyandık ve baktık ki deprem oluyor. Hayvanlarımızın hepsi ağılın altında kaldı ve telef oldu. Canlı kalan hayvanlarımızda bağırıyordu. Depremden iki gün sonra İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tespit için geldiler. Telef olan hayvanlarımızı enkazın altından çıkardılar. Devletimiz sağ olsun bize telef olan hayvanlarımızın yerine hayvan verdi. Allah devletimizden razı olsun. İyi ki devletimiz var. Geçimimiz hayvancılıktan geliyor. Devlet sağ olsun bize hayvanlarımızı geri verdi. Eğer devlet bize bu desteği vermeseydi, belki bugünlere gelemezdik" dedi. Depremin etkilerine rağmen hayvancılığı sürdürdüğünü belirten Aslan, "Devletin verdiği destekle 3 yıl içinde hayvan sayımız daha da arttı. Devletin verdiği destekle hayvancılığa tekrar devam ettik. Ailece de hayvancılığı seviyoruz. Hayvancılık bize deden ve babadan gelen bir meslek olduğu için hayvancılığı terk edemeyiz. Mesleğimizi severek yapıyoruz. Hayvanları çok seviyoruz" diye konuştu.
Ankara TZOB Başkanı Bayraktar: "Ocak ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 278,1 ile havuçta görüldü" Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ocak ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 278,1 ile havuçta görüldüğünü söyledi. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ocak ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla girdi maliyetlerinde yaşanan değişimleri değerlendirdi. Ocak ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 278,1 ile havuçta görüldüğünü aktaran Bayraktar, "Havuçtaki fiyat farkını yüzde 275,8 ile maydanoz, yüzde 229,8 ile pırasa, yüzde 225,7 ile marul takip etti. Havuç ve maydanoz 3,8 kat, pırasa ve marul 3,3 kat fazlaya satıldı. Üreticide 10 lira 50 kuruş olan havuç markette 39 lira 70 kuruşa, 5 lira 57 kuruş olan maydanoz 20 lira 92 kuruşa, 13 lira 53 kuruş olan pırasa 44 lira 64 kuruşa, 10 lira 87 kuruş olan marul 35 lira 39 kuruşa satıldı. Ocak ayında fiyatı en fazla artan ürün hem üretici hem de markette kabak olurken, fiyatı en fazla düşen ürün markette kuru fasulye, üreticide ise pırasa oldu" açıklamasında bulundu. "Ocak ayında markette 41 ürünün 33’ünde fiyat artışı, 7’sinde ise fiyat azalışı görüldü" Market fiyatlarında yaşanan değişimi de değerlendiren Bayraktar, "Ocak ayında markette 41 ürünün 33’ünde fiyat artışı, 7’sinde ise fiyat azalışı görüldü. Bir üründe ise fiyat değişimi görülmedi. Ocak ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 67,2 ile kabak oldu. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 54,1 ile sivribiber, yüzde 48,5 ile patlıcan, yüzde 41,7 ile salatalık takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 14,6 ile kuru fasulye oldu. Kuru fasulyedeki fiyat düşüşünü yüzde 9,4 ile pırasa, yüzde 5,7 ile portakal, yüzde 5 ile patates izledi" ifadelerini kullandı. "Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 11 ile pırasada görüldü" Ocak ayında üreticide 33 ürünün 19’unda fiyat artışı olduğunu belirten Bayraktar, 6 üründe fiyat düşüşü görüldüğünü, 8 üründe ise fiyat değişikliğinin olmadığını ifade etti. Bayraktar, "Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 11 ile pırasada görüldü. Pırasadaki fiyat düşüşünü yüzde 7 ile yumurta, yüzde 4,4 ile karnabahar, yüzde 2,3 ile zeytinyağı izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 179,2 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 119,7 ile sivribiber, yüzde 118,8 ile salatalık, yüzde 100,5 ile patlıcan takip etti" diye konuştu. "Kabak, sivri biber, salatalık, patlıcan ve domateste arz azaldı ve fiyatlar yükseldi" Üretici fiyat değişimlerinin nedenlerine değinen Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Seralarda güzlük sezon bitti ve baharlık sezon için dikimler yapıldı. Bu geçiş döneminde yeni dikilen ürünler henüz hasat olgunluğuna gelmediğinden kabak, sivri biber, salatalık, patlıcan ve domateste arz azaldı ve fiyatlar yükseldi. Bu ürün grubunda arzı azaltan bir diğer husus da havaların soğuk olması nedeniyle birim alandan alınan verimin düşmesidir. Ocak ayının son haftasında Antalya başta olmak üzere Mersin ve Muğla gibi kıyı şeridindeki illerimizde meydana gelen aşırı yağışlar, fırtına, hortum ve dolu afetleri de bu ürün grubundaki fiyatların yükselmesine neden olan bir başka etken oldu. Talebin azalması karnabahar ve pırasa fiyatlarının gerilemesine neden oldu. Yumurta fiyatları, iç piyasadaki arz fazlası ve sofralık yumurta ihracatında devam eden kısıtlamalar nedeniyle geriledi." Bayraktar gıda fiyatlarında yaşanan değişimlere ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Ziraat Odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre; Ocak ayında, Aralık ayına göre amonyum nitrat gübresi yüzde 6,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 1,1, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 1, üre gübresi yüzde 0,8 oranında artış gösterdi. Buna karşın DAP gübresi yüzde 0,5 oranında düştü. Geçen yılın Ocak ayına göre son bir yılda 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 39,9, üre gübresi yüzde 38,2, Diamonyum Fosfat (DAP) gübresi yüzde 35,7, amonyum nitrat gübresi yüzde 28,7, amonyum sülfat gübresi yüzde 26,4 oranında arttı. Ocak ayında Aralık ayına göre besi yemi yüzde 5,6, süt yemi yüzde 4,2, son bir yılda besi yemi yüzde 33,1, süt yemi yüzde 30 oranında arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 12,8 oranında artarken tarım ilacı fiyatları yüzde 35,9 oranında arttı. Ocak ayında mazot fiyatı aylık olarak yüzde 7,7 oranında artarken, yıllık yüzde 21,8 oranında arttı."
Antalya Yağış sonrası bozulan yollar onarılıyor Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Müdürlüğü, Fen İşleri Daire Başkanlığı ile Yol Yapım, Bakım ve Onarım ekipleri kent genelinde aşırı yağışlar nedeniyle bozulan yollarda bakım ve onarım çalışması yürütüyor. Ekipler, içme suyu altyapı çalışmaları kapsamında açılan hatlarda, yoğun yağışların ardından oluşan bozulmalara hızla müdahale ederken, vatandaşların günlük yaşamının olumsuz etkilenmemesi amacıyla öncelikle geçici dolgu çalışmaları yapılırken, uygun teknik şartların oluşmasının ardından kalıcı asfalt kaplamalar yapılacak. Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Müdürlüğü İçme Suyu Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında; içme suyu hatlarının yenilenmesi ve bakım-onarım faaliyetleri sonrasında açılan yol kesimlerinde, yağışların etkisiyle meydana gelen bozulmalar tespit edilerek hızla onarılıyor. Ekipler, asfalt öncesi zeminin oturması ve gerekli teknik şartların sağlanması amacıyla öncelikle geçici dolgu uygulamalarını gerçekleştiriyor; dolgu sürecinin tamamlanmasının ardından ise program dahilinde kalıcı asfalt çalışmaları hayata geçirilecek. Konyaaltı’nda aşamalı yol onarımı Konyaaltı ilçesinde başlatılan içme suyu altyapı çalışmalarının ardından, içme suyu hatlarının geçtiği güzergâhlarda dolgu işlemleri tamamlandı. Belediye Caddesi, Atatürk Caddesi, Gazi Mustafa Kemal Caddesi ile Gürsu 304 Sokak’ta yürütülen çalışmalar kapsamında, açılan hatlar geçici dolgu ile kapatılarak ulaşım güvenliği sağlandı. Teknik şartların oluşmasının ardından bu bölgelerde program dâhilinde kalıcı asfalt çalışmaları gerçekleştirilecek. Kardeş Kentler Caddesi - havaalanı güzergâhına sıcak asfalt Aksu ilçesinde bulunan Lara Caddesi ile Kardeş Kentler Caddesi’nin havaalanı gidiş güzergâhı, olumsuz hava şartlarından etkilendi. Lara Caddesi’nde bakım ve onarım çalışmaları kapsamında Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri tarafından asfalt yenilemesi yapılırken, turizm açısından büyük önem taşıyan havaalanı güzergâhına ise sıcak asfalt serimi gerçekleştirildi. Gümüşkavak ve Beldibi yolları açıldı Alanya ve çevresinde etkili olan şiddetli yağış beraberinde heyelan ve toprak kaymalarını da yol açtı. Ulaşımda herhangi bir sorun yaşanmaması için teyakkuz halinde olan Büyükşehir ekipleri, sorunların yaşandığı bölgelerde çalışma yaparak yolları güvenli hale getiriyor. Gümüşkavak ve Beldibi Mahallesi grup yollarında yaşanan toprak kayması ve heyelan sonrası Antalya Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım, Bakım ve Onarım Dairesi Alanya ekipleri bölgeye gönderdiği iş makineleriyle kısa sürede yolları açtı. Gümüşkavak’da taş ve toprakla tıkanan şarampol ve yol temizliği gerçekleştirildi. Dim Grup Yolu ve Bucak Mahallesi yolunda heyelan nedeniyle yola düşen kaya, taş ve toprak iş makineleriyle temizlenerek yol trafiğe açıldı. Diğer yandan toprakla dolan şarampoller ise kepçe yardımıyla temizlenerek yol güvenli hale getirildi.
Antalya TZOB Genel Başkanı Bayraktar: "Doğal afetler tarım sektörünü her geçen yıl daha fazla etkilemektedir" Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Manavgat’ta meydana gelen hortumdan zarar gören tarım alanları ve seralarda incelemelerde bulundu. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, hortumdan zarar gören sera ve tarım arazilerinde incelemelerde bulunarak üreticilerin sorun ve taleplerini dinledi. İncelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Hortumun tarımsal üretimde ciddi kayıplara yol açtığını, Manavgat’ta yaklaşık 390 dönüm sera alanının zarar gördüğünü belirten Bayraktar "390 dönüm seranın yanında 10 dönüm zeytin ve avokado bahçesi de afetten etkilendi. Afetten 48 çiftçimiz zarar gördü. Bu alanların 248 dönümü sigortalı, 142 dönümü ise sigortasız. Domates, biber, patlıcan, kabak, salatalık, çilek, karpuz fideleri ile birlikte muz, avokado ve zeytin ürünlerinde ciddi hasar var. Doğal afetler tarım sektörünü her geçen yıl daha fazla etkilemektedir. Afetler artarak devam ediyor. TARSİM’i Türkiye genelinde daha fazla çiftçiye ulaştırmamız, daha geniş alanlarda etkin hale getirmemiz gerekiyor" diye konuştu. Sigortası olmayan üreticilerin de desteklenmesi gerektiğini belirten Bayraktar "2025 yılında 65 ilde yaşanan don felaketinin ardından sigorta kapsamı dışında kalan üreticilere yardımlar yapıldı. Aynı desteğin Manavgat’taki hortum, sel ve dolu afetlerinden etkilenen üreticiler için de sağlanmasını talep ediyoruz" dedi. Üreticilerin en önemli sorunlarından bir tanesinin de krediye erişimde yaşadığı sorunlar olduğunu belirten Bayraktar, "Üreticilerimiz kredi alma yönündeki engellerin kaldırılmasını istiyor. Yaptığımız tespitleri Ankara’da ilgili bakanlıklarımızla paylaşacağız. İnşallah 2026 yılı, 2025 yılı gibi afetlerle anılmaz. Çiftçilerimize tekrar geçmiş olsun" dedi. İncelemelerin ardından Manavgat Ziraat Odasına ait Doğançam Mahallesi’nde bulunan Zeytinyağı Fabrikasına gelen Bayraktar, fabrikada incelemelerde bulundu ve Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin’den fabrika hakkında ayrıntılı bilgi aldı. Ziraat Odalarının üreticilerin hayatını kolaylaştırmak için çalışmalarda bulunduğuna dikkat çeken Bayraktar "Manavgat Ziraat Odamız bu konuda en önde gelen odalarımızdan bir tanesidir. Taşağıl’da bulunan fabrikanın ardından burada yeni bir zeytinyağı fabrikası açarak üreticilerimize yarar sağlamıştır. Ben başta başkanımız Rasim Metin olmak üzere yönetim kurulu ve meclis üyelerimizi kutluyorum" dedi.