SAĞLIK - 07 Ocak 2021 Perşembe 14:05

Türk doktordan, ölümcül çocuk hastalığına karşı tarihi başarı

A
A
A
Türk doktordan, ölümcül çocuk hastalığına karşı tarihi başarı

Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof.

Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr.  Ahmet Oğuzhan Özen, 2017 yılında “CHAPLE Sendromu” olarak tanısını koyduğu ölümcül çocuk hastalığına kesin tedavi bularak tarihe geçti. Türk doktorun bu başarısına tıp dünyasının en saygın dergilerinden “Nature Immunology” Ocak 2021 sayısında geniş yer ayırdı.


Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr.  Ahmet Oğuzhan Özen ve ekibi, 2017 yılında dünyada ilk kez tanısını koyduğu ölümcül çocuk hastalığına kesin tedavi bularak tarihe geçti. Türk doktorun bu başarısına tıp dünyasının en saygın dergilerinden “Nature Immunology” Ocak 2021 sayısında geniş yer ayırdı. CHAPLE sendromu adı verilen hastalığa yönelik tanı ve tedavi yöntemleri geliştirilmesinde Marmara Üniversitesi araştırıcıları dünyada öncülük ediyor; bazı klinik araştırmalar dünyada sadece bu merkezde gerçekleştirilebiliyor. Türk doktorun bu başarısı Genomik Tıbbın hastalıkların tedavisinde ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu.



"2017 yılında “CHAPLE” hastalığı ismini verdik"


Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr.  Ahmet Oğuzhan Özen, "2014 yılına kadar takip ettiğimiz iki olguda nedenini bilmediğimiz ve tedavi başarısı sağlayamadığımız olgularımızın kökenini araştırmaya karar verdik. Birkaç yıl laboratuvar da çalışarak bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğunu ortaya koyduk ve 2017 yılında “CHAPLE” hastalığı ismini verdik. Yaklaşık 6 yıllık çalışmamız boyunca Amerika ve Avrupa’dan araştırmacılarla iş birliği yaptık. Marmara Üniversitesi bu araştırmalarda öncülük üstlenmiştir” diye konuştu.



Tedavi yöntemi uluslararası alanda geniş yer buldu


Hastalığa karşı bulunan tedavinin uluslararası dergilerde geniş yer aldığını belirten Ahmet Oğuzhan Özen, “Bu hastalığın tanısının koyulması ve tedavi keşfinin önemi, nadir hastalıkları çalıştığınızda daha yaygın hastalıkları anlamınızda fayda sağlıyor. Biz bu hastalıkta sistem bozuklarını bağırsak hastalığıyla ilişkilendirdik ve çok önemli bir bulguydu. Bu derece yankı uyandırmasının sebebi ölümcül olan ve kuşaklar boyunca çocukları hasta eden bir hastalığa yüzde yüz başarılı bir tedavi geliştirmiş olmamız. Bu iki nedenden dolayı uluslararası yankı buldu. En son makalemiz “Nature Immunology” Ocak 2021 sayısında geniş yer alarak çok fazla dikkat çekti” dedi.



"Çocukları sağlığına kavuşmanın mutluluğunu ifade etmek mümkün değil"


Prof. Dr.  Ahmet Oğuzhan Özen konuşmasının devamında, “Hastalığın bir dram olduğunu bahsedebiliriz, bu hastalık bir toplum sorunu, bağırsak hastalıkları erken ve doğru teşhis almadığında maalesef ölümle sonuçlanabiliyor. Bunun aksine doğru teşhis konulduğunda bu çocukların normal fonksiyonel bir birey haline çevirebiliyoruz. Biz yıllarını hastanelerde geçiren ve çocuklarını kaybeden ailelerin çocuklarına doğru teşhis ve tedavi ile normal sağlığına kavuşturmuş oluyoruz, bunun mutluluğunu anlatmam mümkün değil” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Dr. Öğretim Üyesi Yağmur: "Oruç, bireyin kendini inşasıdır" Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Temel İslami Bilimler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Oğuzhan Şemseddin Yağmur, Ramazan ayının kutsiyetinden oruç ibadetinin tarihi gelişimine kadar pek çok konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bu mübarek ayın "kendini inşa süreci" olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Yağmur, İslam’daki oruç ibadetinin özgünlüğü ve toplumsal yansımaları üzerine önemli açıklamalar yaptı. İbadetlerin tarihi sürekliliğine ve İslamiyet’teki orucun özgün yapısına değinen Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, orucun insanlık tarihi boyunca var olduğunu hatırlattı. Kur’an’daki ilgili ayete atıfta bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Ayet, ‘Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı’ der. Burada iki vurgu vardır. Bir, farz kılınması; ikincisi, öncekilere de farz kılındığı. Dolayısıyla oruç, insanlık tarihi boyunca olan bir şey. Dünya tarihinde orucun bulunmadığı hiçbir inanç sistemi yok diyebiliriz ama bu, farklı farklı tezahür etmiş. Hristiyanlara baktığınız zaman 40 günlük perhiz orucu; Yahudilere baktığınız zaman özellikle Yom Kippur’da tuttukları kefaret ve tövbe orucu karşımıza çıkıyor. İslam’ın getirdiği oruçta iki temel unsur var. Birincisi, bir dini hafıza oluşturuyor. Geçmişten beri gelen oruçlar kefaretti, bağışlanmaydı ama İslam’daki oruç sadece bunlar değil. Evet, nefis terbiyesi var, bir fakirin açlık durumunu anlamak var ama İslam’da oruç, bir bireyin kendisini inşa etmesine yöneliktir" dedi. "Toplumun Ramazan’a ilgisi artıyor" Günümüz bilgi çağında toplumsal gözlemlerini paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, dijitalleşmenin etkisiyle oluşan algının aksine, toplumun Ramazan’a olan ilgisinin memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Geçmişte bu kadar çok bilgi ağına sahip değildik. Türkiye’nin neresinde ne olduğunu görmüyorduk. Şu anda her şeyden haberdar olduğumuz için gelişmeleri gözlemleyebiliyoruz. Dizilerde oruca yer verilmesi, okullarda ve camilerde bu sene gerçekleştirilen etkinlikler, Ramazan’a olan ilginin arttığını gösteriyor" diye konuştu. "Oruç tutanlar iyi örnek olmalı" Ramazan ayının ruhunun daha iyi kavranabilmesi için tavsiyelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, ibadetin ahlaki boyutla bütünleşmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Gençlerin bu ayı daha iyi idrak edebilmesi için oruç tutanların iyi örnek olması lazım. Oruç tutan, tuttuğu oruçla beraber ahlakını ve davranışını daha da güzelleştirirse, iyi örnek olursa, oruç tutmayanlarla olan diyaloğunu ve ilgisini artırırsa inanıyorum ki ondan etkilenenler de oruç tutacaktır" dedi.
İstanbul İş Bankası, KGF Tarım Kefalet Destek Programı ile çiftçilere çözüm sunuyor Tarım alanında verimlilik artışına ve sürdürülebilir üretime katkı sağlamayı amaçlayan Türkiye İş Bankası, çiftçilerin finansal ihtiyaçlarına yönelik çözümlerini, Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle hayata geçirilen Tarım Kefalet Destek Programı ile daha da genişletiyor. Tarımı stratejik sektörlerden biri olarak gören İş Bankası, bu yaklaşımla teknoloji, finans ve tarımı buluşturarak çiftçileri tüm üretim süreçleri boyunca destekliyor. Son olarak finansal anlamda üreticileri desteklemek üzere Kredi Garanti Fonu (KGF) iş birliğine giden banka, Tarım Kefalet Destek Programı’nı hizmete sundu. Yapılan açıklamaya göre, üreticilere finansmana kolay erişim imkânı sunarken sektör için sürdürülebilir bir finans modeli oluşturan KGF Tarım Kefalet Destek Programı ile tarımda verimliliğin artışına; modern, sürdürülebilir üretim tekniklerinin yaygınlaşmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. Programdan, tarım (bitkisel üretim ve hayvancılık) sektöründe faaliyet gösteren üreticiler yararlanabilecek olup tohumdan gübreye, traktörden tarım makine ekipman ve tarımsal arazi alımlarına kadar tüm finansman ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir. "Ülkemizin tarımsal kalkınmasını desteklemeye devam edeceğiz" İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, programın, sektörün finansman ihtiyacını karşılayabilecek ve ülkemizdeki sürdürülebilir tarım üretimini güçlendirecek kritik bir rol üstleneceğini belirterek şöyle konuştu: "Tarım hem dünyada hem de ülkemizde hayati öneme sahip. Bu nedenle gıda güvenliğini ve kırsal kalkınmayı sağlamaya yönelik her çaba çok kıymetli. KGF iş birliğiyle uygulamaya sunduğumuz Tarım Kefalet Destek Programının, tarım üreticilerinin finansmana erişimi için önemli bir hamle olduğuna inanıyoruz. Bu program ile çiftçilerimizi desteklerken; ülkemiz tarımının sürdürülebilir gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Ülkemizin dört bir yanında açtığımız tarım ihtisas şubelerimizle, çiftçilere yönelik zirai okuryazarlık eğitimlerimizle, teknolojik ve finansal çözümlerimizle ülkemizin tarımsal kalkınmasını desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz."