SAĞLIK - 31 Ocak 2021 Pazar 11:39

Cüzzam hastalığında kısa sürede bulaş riski çok düşük

A
A
A
Cüzzam hastalığında kısa sürede bulaş riski çok düşük

Dermatoloji Uzmanı Dr.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Pınar Yönter Oğuz, ülkemizde kayıtlı 544 cüzzam hastası olduğunu belirterek, bulaş riskinin oldukça düşük olduğunu ifade etti.


Beykent Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Görevlisi Pınar Yönter Oğuz, Dünya Cüzzam Haftası ve Dünya Cüzzam Günü dolayısıyla cüzzam hastalığı le ilgili önemli bilgiler aktardı. Pınar Yönter Oğuz, cüzzamın hala nasıl bulaştığının kesin olarak bilinmediğini hatırlatarak, ’’Hasta kişinin mukozal salgıları ile temas ile yayıldığı düşünülmektedir. Bu salgılar, kişi hapşırıp öksürdüğünde havada mikrodamlacıklar halinde asılı kalır ve başka birine bu yolla bulaşabileceği şeklinde açıklanır. Cüzzam bakterisi çok bulaşıcı bir mikroorganizma değildir. Ancak cüzzamlı olup da tedavi görmeyen kişiyle uzun süreli temas ile bulaş riski artar. Tarihte cüzzam hastaları bu nedenle de kimi zaman acımasız denecek ölçülerde toplumdan dışlanma ve tecrit edilmeye maruz kalmışlardır’’ dedi.


Cüzzam bakterisinin çok yavaş ürediğini belirten Oğuz, ’’Bu nedenle hastalığın kuluçka süresi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da ortalama 5 yıl olarak açıklanmıştır. Bazı vakalarda kişinin bağışıklık sistemine bağlı olarak bu süre 20-30 yıla kadar uzayabilir. Çocuklara bulaş daha kolaydır. Amerika kıtasında yaşayan bir armadillo türünün de bu bakteriyi taşıdığı ve insanlara bulaştırabildiği tespit edilmiştir ancak bu risk çok düşüktür. Cüzzam el sıkışmak, sarılmak veya cüzzamlı bir kişinin yanında otobüste veya aynı yemek masasında oturmak gibi kısa süreli temas yoluyla bulaşmaz. Cüzzamlı hamile anneler bunu doğmamış bebeklerine geçiremezler. Cüzzam, cinsel temasla da bulaşmaz. Bulaş için daha uzun süreli temas gerekir’’ diye konuştu.



Belirtileri nelerdir


Cüzzam hastalığının belirtilerine de değinen Oğuz, hastalığın en yaygın olarak deri, sinir hücreleri ve mukoza zarlarında ortaya çıktığını söyleyerek şöyle devam etti:


’’Ciltte görülebilen belirti ve semptomlar arasında renksiz, uyuşmuş lekeler ile ayak tabanında ülserler; kalın, sert ya da kuru cilt dokusu, deri altında bakteri içeren nodüller yani düğüm şeklinde büyümeler, yüzde ve kulakta ağrısız morumsu şişlikler ve saç ve kaş kaybı sayılabilir. Cüzzamın sinirlere verdiği hasardan dolayı görülen belirtiler arasında ciltte etkilenen bölgelerde uyuşma, kas zayıflığı ya da özellikle el ve ayakta felç, sinir hücrelerinde kalınlaşma ve yüz sinirleri etkilendiğinde körlüğe yol açabilen göz hastalıkları vardır. Deride ortaya çıkan lezyonlar ile sinir sistemindeki hasar dokunma, sıcaklık veya ağrı algılamada azalma ile sonuçlanır. Bu da hastaların acı hissini algılayamadıkları deri alanlarında kolayca yanma, travma gibi hasar yaralanmaları çıkmasına sebep olur. Cüzzamın tedavi edilmemesi durumunda bu belirti ve semptomlar ilerleyerek daha ağır bir hal alır. Gelişen komplikasyonlar arasında en önemlileri körlük veya glokom, yüzde bozulma (kalıcı şişkinlik, yumrular, topaklar), erkeklerde iktidarsızlık ve kısırlık, böbrek yetmezliği, uzuvlarda kalıcı hasarlar, burun kanamasına ve kronik tıkanık buruna sebep olabilecek burun içerisinde kalıcı hasardır.’’



Türleri nelerdir


Cüzzamı sınıflandırmak için birkaç sistem olduğunu belirten Oğuz, ilk sistemin tüberküloit cüzzam, lepramatöz cüzzam ve sınırda cüzzam adı verilen üç farklı türden oluştuğunu söyledi. Oğuz türleri şöyle sıraladı:


Tüberküloid Cüzzam: Bireyin bağışıklık tepkisi iyi ve etkindir. Bu tür enfeksiyonu olan bir birey yalnızca birkaç lezyon sergiler. Hastalık belirti ve semptomları hafif seyreder ve bulaşıcılık oranı da hafiftir.


Lepromatöz Cüzzam: Bireyin bağışıklık tepkisi zayıftır. Bu tip cüzzam ayrıca cildi, sinirleri ve diğer organları da etkiler. Hastalığın bu türü daha bulaşıcıdır.


Sınırda Cüzzam: Hem tüberküloit hem de lepramatöz cüzzamın klinik özellikleri gözlemlenir. Uzmanlar bu tipi, diğer iki tip arasında bir sınırda kabul ederler.


Cüzzam sınıflandırılmasında kullanılan ikinci sistemin ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından kullanılan sınıflandırma sistemi olduğunu bildiren Oğuz, ’’Buna göre ilk kategorinin adı az basilli lepradır. Burada vücutta beş ya da daha az lezyon görülür ve ciltten alınan örneklerde bakteri tespit edilemez. İkinci kategorinin ise çok basilli lepradır. Burada, daha fazla lezyon görülür ve ciltten alınan örneklerde bakteri tespit edilebilmektedir’’ ifadelerini kullandı.



Tedavisi ve vaka sayıları


Dermatoloji Uzmanı Dr. Pınar Yöntem Oğuz, cüzzam hastalığının tedavisine ve vaka sayılarına ilişkin de önemli açıklamalarda bulunarak, ’’Kişide hastalığın belirti ve semptomlarını araştırmak için önce bir fizik muayene gerekir. Doktor gerekli gördüğü takdirde küçük bir deri veya siniri çıkarıp test için laboratuvara gönderilen bir biyopsi çalışması gerçekleştirebilir. Cüzzamın türünün belirlenmesi için doktor tarafından bir lepromin cilt testi de yapılabilir. Bu cilt testinde normalde cüzzam oluşumuna neden olan bakteriler, etkisiz hale getirilerek çok az miktarda cilde, tipik olarak üst ön kola enjekte edilir. Tüberküloit veya sınırda tüberküloit cüzzamlı olan bireyler, enjeksiyon bölgesinde bu enjeksiyona karşı pozitif bir tepki gösterirler. Cüzzam kendiliğinden geçen bir hastalık değildir, ancak çoklu ilaç tedavileri ile uzun sürede tedavi edilebilir. Tedavi edilmediği sürece zaman içinde daha ağırlaşır ve tedavisi daha ağır bir hal alır. Son aşamalarında ortaya çıkan hasarların geri döndürülmesi mümkün olmayabilir."


Oğuz, tedavi yöntemlerine ek olarak ayrıca, "DSÖ, 1995 yılında tüm cüzzam türlerini iyileştirmek için bir çoklu ilaç tedavisi geliştirmiştir. Bu ilacı dünya çapında ücretsiz olarak temin etmek mümkündür. Son 20 yılda dünya çapında yaklaşık 16 milyon cüzzam hastası bu sayede iyileşmiştir. Buna ek olarak bazı antibiyotikler cüzzamı ve cüzzama neden olan bakterileri öldürerek tedavi edebilir. Birçok vakada antibiyotiklerden birden fazlası aynı anda kullanılmak üzere reçete edilir" şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Didim’de cenazelerin hastane morgunda karıştığı iddiası Aydın’ın Didim ilçesinde aynı gün hayatını kaybeden Alman ve Türk vatandaşların cenazeleri iddiaya göre, hastane morgunda karıştı. Alman ailenin fark etmesiyle olay gün yüzüne çıkarken savcılık tarafından soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, olay, 31 Aralık 2025 Çarşamba günü meydana geldi. Didim Devlet Hastanesi’nde aynı gün kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Alman vatandaşı Derahaea Mana Heffmann (81) ile Türk vatandaşı Fikriye Tuna’nın (76) cenazeleri morga kaldırıldı. Ancak iddiaya göre, burada cenazeler karıştı. İlk olarak Fikriye Tuna’nın yakınları hastaneye gelerek cenazeyi teslim aldı. Gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından Tuna’nın cenazesi mezarlığa götürülerek toprağa verildi. Bir süre sonra Alman vatandaşı Derahaea Mana Heffmann’ın ailesi cenazeyi almak üzere hastaneye başvurdu. Morgda bulunan cenazenin kendilerine ait olmadığını fark eden aile, durumu hastane yetkililerine bildirdi. Yapılan incelemede cenazelerin karıştığı kesinleşti. Bunun üzerine Alman aile hastane yönetimi hakkında şikayetçi oldu. Olayın ortaya çıkmasının ardından hastane yetkilileri Türk aileyle irtibata geçti. Yanlış cenazenin defnedildiği bilgisi verilerek mezarın yeniden açılması gerektiği ifade edildi. Fikriye Tuna’nın ailesinin onayıyla mezar açıldı, cenazeler doğru ailelere teslim edildi. Yaşanan olayın ardından Didim Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı öğrenildi.
Kayseri Büyükşehir kütüphaneleri 2025 yılında 2 milyon ziyaretçiyi ağırladı Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin kütüphanelerinde, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın okuyan ve okutan şehir Kayseri vizyonu ile bugüne kadar milyonlarca ziyaretçi sayısına ulaşılırken, 2025 yılında ise kütüphaneler 2 milyona yakın kitapseveri misafir etti. Hayata geçirdiği proje ve gerçekleştirdiği uygulamalarla Kayseri’yi öğrenci dostu şehir haline getiren Başkan Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi; eğitime yönelik ücretsiz olan çeşitli kursları ile diğer taraftan eğitim öğretime dair destekleri ile kentteki gençler ve öğrenciler başta olmak üzere tüm vatandaşlara katkısını sürdürüyor. Büyükşehir’in 15 kütüphanesi ile gençlerin, vatandaşların donanımlı olmasına katkı sağladığı kentte, Büyükşehir’in kütüphanelerinden 2025 yılında toplam 346 bin 215 kitap ödünç alınırken, toplam üye sayısı ise 378 bin 649 oldu. Büyükşehir Belediyesi’ne ait kütüphanelerde toplam basılı kitap sayısı 214 bin 893 olurken, toplam kişi kapasitesi ise 6 bin 450 kişi şeklinde oldu. 2 milyona yakın ziyaretçi Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki kütüphanelere gerçekleşen 2025 yılındaki ziyaretçi miktarı ise toplam 1 milyon 893 bin 821 oldu. 2025 yılında Mevlana Kütüphanesi hizmete başlarken, Altınoluk Kütüphanesi ise açılışa gün sayıyor. Kütüphanelerde, 2020-2025 yılları arasındaki toplam ziyaretçi sayısı ise 10 milyon 534 bin 233’e ulaşırken, söz konusu süreçte ise Kayseri’ye 10 kütüphane kazandırıldı. Büyükşehirde, Bebek Kütüphanesi Projesi’nin hayata geçirilmesi ile çocuk kütüphanelerinin sayısının arttırılması da planlanıyor. Büyükşehir Belediyesi kütüphanelerinde, ücretsiz internet ve bilgisayar hizmeti veren bilgisayar odaları, üye olan herkese ücretsiz fotokopi, şubelerinde sabah ve öğle saatlerinde öğrencilere ücretsiz çay, çorba hizmeti ve diğer tüm imkânlar sağlanıyor. Kütüphanelerde ayrıca; üyelik kartı sistemi, öğrencilerin kontrolünü ve güvenliğini sağlayabilmek için turnikeli geçiş sistemi, emanet dolapları, tv izleme üniteleri, sesli çalışma alanları, satranç köşesi, öğrencilerin yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılamak için otomatlar bulunuyor.