POLİTİKA - 21 Mart 2012 Çarşamba 14:14

HÜSEYİN ÇELİK: "BİZ SAFTİRİK BİR ÜLKE DEОİLİZ, KİMSENİN SÖZÜYLE KİMSEYE MÜDAHALE ETMEYİZ"

A
A
A
HÜSEYİN ÇELİK: "BİZ SAFTİRİK BİR ÜLKE DEОİLİZ, KİMSENİN SÖZÜYLE KİMSEYE MÜDAHALE ETMEYİZ"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Suriye konusunda Türkiye`ye "NATO`nun ikinci büyük ordusu" diyerek gaz verenler olabileceğini belirterek, "Ama biz o kadar saftirik bir ülke değiliz. Kimsenin sözüyle kimseye müdahale edecek değiliz" dedi. Çelik, Esad`ın akıbetinin ya Kaddafi gibi olacağını, ya da başka bir ülkeye kaçacağını söyledi.
Hüseyin Çelik, İstanbul Aydın Üniversitesi`nde düzenlenen "Bürokratik Cumhuriyet`ten, Demokratik Cumhuriyet`e" konulu panele konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasının başında bugün kutlanan Nevruz`a değinen Çelik, "Bugün 21 Mart ve dünyanın kuzey yarımküredeki önemli bir kısmı yeni bir hayata ilerliyor. Kış mevsimi geri kalıyor, ilkbahar geldi. Esasen Nevruz dediğimiz şey de budur. Bütün doğu coğrafyalarında Nevruz kutlanır. Kendisine Nevruz`u bayram kabul eden, baharın gelişine sevinen herkesin bayramıdır.
Ama Nevruz bir çatışma, bir başkaldırı, bir kin ve nefret günü değildir, olmamalıdır ve o hale de getirilmemelidir" diye konuştu.
Türkiye`de tek partili dönemde yasama, yürütme ve yargının tek merkezde toplandığını anlatan Hüseyin Çelik, o dönemde tüm memurların CHP`nin tabi üyesi olduklarını, her ilin valisinin de aynı zamanda CHP il başkanı olduğunu söyledi. Çelik, "1943 yılında Ağrı`nın valisi bir binayı satın alıyor. Bunu halkevi yapıyorlar. Satış sözleşmesini imzalarken Ağrı Valisi, CHP İl Başkanı diye atıyor. Demokrat Parti 1950`de iktidara geldiğinde halkevleri 2005 yılında halkevleri halk eğitim merkezlerine dönüştürüldü ve
Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlandı. 2005 yılında CHP Ağrı İl Teşkilatı mahkemeye başvurdu ve `bunu bizim il başkanımız satın aldı, dolayısıyla bu CHP`nin malıdır` diyor. Mahkeme CHP`ye verdi bunu. Biz bunu Yargıtay`da CHP`den koparıncaya kadar akla karayı seçtik" dedi.
Çelik, o dönemde sivil ve askeri bürokrasinin kendisini CHP ile özdeş kabul ettiğini ifade ederek, bu yönde gelecek eleştirilere de, "Bu söylediklerim CHP`nin aleyhinde siyasi parti propagandası gibi değerlendirebilir. Ama ben tarihi tespitlerde bulunacağım" diye açıklık getirdi.
Konuşmasında CHP`yi eleştirmeyi sürdüren Hüseyin Çelik, şunları söyledi:
"Bu yapı içinde sivil ve askeri bürokrasi var, sivil bürokrasinin içine yargıyı da dahil edebilirsiniz. Yargı da sivil bürokrasidir. Devletin partisi vardır, CHP`dir, partinin de devleti vardır o da Türkiye Cumhuriyeti`dir. Devlet partinin devletidir. Atatürk vefatından önce kendisine ait malları hazineye bağışlıyor. İsmet Paşa çıkıp bunu kürsüde okuyor. Sonra diyor ki `aklınıza gelebilir Atatürk niçin mallarını hazineye bağışlıyor da, genel başkanı olduğu CHP`ye bağışlamıyor.` `Bunu anlamayacak bir şey
yok, devlet parti demektir, parti de devlet demektir` diyor. Komünist ülkelerdeki parti anlayışı üç aşağı beş yukarı bizde de vardır."
"MAHMUT ESAT BOZKURT MİLİTAN ANLAYIŞLA YARGIYI ŞEKİLLENDİRMİŞTİR"
Tek partili dönemde Türk yargısını şekillendiren kişinin eski adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt olduğunu anlatan Çelik, "Mahmut Esat Bozkurt militan yargı anlayışıyla yargıyı şekillendirmiştir ve hakimlere sürekli söylediği şey `sizin asli göreviniz rejimi korumaktır, gerisi teferruattır.` Irkçı bir anlayışla Türk yargısını şekillendirmiştir. Onun meşhur bir sözü vardır; `bu memleketin efendisi Türk`tür, öz Türk olmayanların bir hakkı vardır o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.` Bu insan bizim yargımızı
şekillendirmiştir. Ne yazık ki bugün de adına törenler düzenleniyor, ödüller veriliyor, parklara ismi veriliyor" diye konuştu.
Çelik, 1960 darbesiyle birlikte Türk siyasi tarihine yeni bir geleneğin yerleştiğini ifade ederek, "Halk ister sizi 400 milletvekiliyle, ister 300 milletvekiliyle iktidar yapsın, bürokratik cumhuriyet halkın iradesinin önüne takozlar koyuyor. TBMM yasama faaliyeti mi yapar, çıkardığınız her kanunu Anayasa Mahkemesi iptal eder. İdari işlem mi yaparsınız? Danıştay bunu iptal eder. Peki, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi nasıl şekillendirilmiş? Bürokratik Cumhuriyeti yaşatacak şekilde şekillendirilmiş" şeklinde
konuştu.
Hüseyin Çelik, Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde Gazi Orduevi`nde katıldığı bir resepsiyonda Danıştay Başkanı ile aralarında geçen bir diyaloğa da değinerek, "Kendisine dedim ki `Sayın Başkan, sizin adamlar haber alsa Hüseyin Çelik Kızılay`da yürüyor diye, sizinkiler yürütmeyi değil yürümeyi durdurma kararı alıyor.` Halkın iradesine dayanan meşru hükümeti çalıştırmamaya dayalı bir irade" dedi.
Yerindelik denetiminden dolayı sadece 10 yıllık AK Parti iktidarı döneminde bu ülkenin zararının 600 milyar dolar olduğunu anlatan Çelik, "Biz bir yılda 30 milyar dolarlık yatırım yapıyoruz. Türkiye`de eğitim, sağlık bütün her şeyi dahil edin bizim yapabildiğimiz bir yıllık kamu yatırımı 30 milyar dolardır. 600 milyar dolarlık kaybımız sadece yerindelik denetiminden dolayıdır. Bu memleketin nelerle karşı karşıya kaldığının tipik bir göstergesidir" diye konuştu.
Çelik, AK Parti iktidarı öncesinde yargının bağımsız değil, bakımsız olduğunu ifade ederek, "Biz bakımını yaptık, fiziki gerekliliklerini yerine getirdik. Şimdi sıra bağımsızlığına geldi. Ama bu konuda sıkıntılar çıkabilir" dedi.
"ESAD`IN AKIBETİ KADDAFİ GİBİ OLACAK"
Panelde konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Hüseyin Çelik, Suriye`deki olaylarla ilgili bir soru üzerine, "Türkiye`ye `NATO`nun ikinci büyük ordusu` diyerek gaz verenler olabilir. Ama biz o kadar saftirik bir ülke değiliz. Kimsenin sözüyle kimseye müdahale edecek değiliz" diye konuştu.
Çelik, Başbakan Erdoğan`ın "bıçak artık kemiğe dayandı" cümlesinin müdahale olarak algılandığını ancak bunun askeri bir müdahale anlamına gelmediğini, her zaman için yumuşak gücün, katı güçten etkili olduğunu söyledi. Çelik, "Siz yanı başınızdaki komşunuzun evinde yangın çıksa `bana ne` diyebilir misiniz, diyemezsiniz. Beşar Esad da kendi evinde yangın çıkardı. Biz de yanı başımızda olan bir şeye `bana ne` diyemeyiz. Esad`ın sadece muhalif halkı değil, kendi görevlendirdiği kamu görevlileri de
muhaliflerden kaçarak bize sığınıyorlar. Biz onlara da yardım ediyoruz. Bizim kendi halkına silah kullanan bir Beşar Esad`la sorunumuz var. Ama bizim Suriye halkıyla herhangi bir sorunumuz yok. Ben artık Esad`ın çok fazla dayanabileceğini düşünmüyorum. Esad`ın akıbeti ya Kaddafi gibi olacak, ya da başka bir ülkeye kaçacak. Ama keşke bunu başta yapsaydı. Sayın Başbakanımız kaç kere aradı ve uyardı, Dışişleri Bakanı`nı gönderdi. Sayın Davutoğlu gitti uyardı. Ama Esad bizi de, dünyayı da oyaladı. Suriye
meselesi bize çok büyük sıkıntıyı çıkarmayacaktır ama sıkıntıları olmaya da başlamıştır. Şu an için 17 bin sığınmacı var. Esad`ın destekçisi kalmadı" şeklinde konuştu.
Kürt sorunuyla ilgili bir öğrencinin sorusuna da yanıt veren Çelik, "Biz açılımlar yapıyoruz ama bu açılımları PKK ve BDP memnun olsun diye değil, demokrasi için yapıyoruz. Ama kimse kusura bakmasın aynı zamanda da terörle mücadelemiz devam edecek. Silaha karşı mücadele silahla olur. Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz. Biz bin bir umutlarla, vaatlerle dağa çıkartılanların da ölmesini istemiyoruz" dedi.
"PROTESTO HAKTIR AMA TERÖR ORTAMI YARATILARAK PROTESTO YAPILMAZ"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, izinsiz Nevruz kutlamalarında çıkan olaylarla ilgili bir soruya da, "Nevruz`u önemseyen, kutlayan herkesin Nevruz`unu kutluyorum. Ama BDP Genel Başkanı çıkıyor `Nevruz bizim için sadece bir gün değil, mücadelenin adıdır` diyor. Abdullah Öcalan`ın özgürlüğünü ilan edeceği gün olarak algılıyorlar. Sen polise taş atacaksın, ortalığı yakıp yıkacaksın, aklına estiği gün yapacağım diyeceksin, sonra da `bize mani oluyorlar` diyeceksin. Yok böyle bir şey. Protesto
haktır ama terör ortamı yaratılarak protesto yapılmaz. Resmi bayramlaşmayı istemiyorlar, `biz 16-18`inde yapalım` diyorlar. Yakın zamanda İstanbul`da toprağa gömülü 13 kilo bomba bulundu. Bir provokasyon duyumu alınmışsa o toplantıdaki katılacak insanların güvenliğinden de kamu sorumludur, biz sorumluyuz. Ben polisin kimseyi dövmesini istemem. Orantısız güç kullanılmasına kesinlikle karşıyım. Böyle bir durum olduğunda ben İçişleri Bakanı`nı göreve çağıran bir insanım. Başkasının özgürlüklerine engel
çıkarttığında senin de özgürlüğün biter" şeklinde karşılık verdi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Muğla Valisi Akbıyık, Köyceğiz’de incelemelerde bulundu Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık Köyceğiz’de bir dizi incelemelerde bulunarak vatandaşları ziyaret etti. Vali Akbıyık, ilk olarak Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesi Yeniçiftlik Mahallesi’ndeki evinde vefat eden Jandarma Uzman Çavuş Kamil Keskin’in Köyceğiz Toparlar Mahallesi’ndeki baba evine taziye ziyaretinde bulundu. Ardından Vali Akbıyık, il genelinde etkili olan aşırı yağışlardan Köyceğiz’de etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunmak amacıyla Kavakarası Mahallesi’ne geçti. Burada aşırı yağışlar nedeniyle zarar gören seraları inceledi. İncelemelerin ardından açıklamalarda bulunan Vali Dr. İdris Akbıyık, yaşanan olumsuzluktan etkilenen üreticilere geçmiş olsun dileklerini ileterek, devletin tüm imkanlarıyla vatandaşların yanında olduğunu ifade etti. Daha sonra Vali Akbıyık, Köyceğiz Mahalle Muhtarı Arıkan Daşkın ve mahalle sakinleriyle bir araya geldi. Köyceğiz mahallesi sakinleriyle hasbihal eden Vali Akbıyık, vatandaşların ihtiyaç talep ve önerilerini dinledi. Akabinde Vali Akbıyık, Köyceğiz Kaymakamı Mert Kumcu ile birlikte Köyceğiz Gölü kıyısında faaliyet gösteren esnafları ziyaret etti. Aşırı yağışlar nedeniyle zarar gören işyerlerinde incelemelerde bulunan Vali Akbıyık, esnaflarla hasbihal ederek hayırlı işler ve bereketli bol kazanç temennisinde bulundu. Heyet, yenilenen Köyceğiz Su Sporları ve Kamp Eğitim Merkezi’ne geçti. Köyceğiz Su Sporları ve Kamp Eğitim Merkezi Tesis Amiri Gözde Aydemir’den bilgi alan Vali Akbıyık, yenilenen eğitim merkezinde incelemelerde bulunurken, antrenman yapan sporculara başarılar diledi. Vali Dr. İdris Akbıyık son olarak Köyceğiz Kaymakamlığını ziyaret etti. Köyceğiz Kaymakamı Mert Kumcu’dan İlçede yapılan çalışmalar hakkında bilgi alan Vali Akbıyık, yapılması planlanan altyapı ve üstyapı projeleri hakkında istişarelerde bulundu. Vali Akbıyık, öğrencilerle düzenlenen iftar programından sonra ilçeden ayrıldı.
Bolu Oğlunun acısına yüreği dayanamayan anne son yolculuğuna uğurlandı Bolu’da evinde asılı halde cansız bedeni bulunan 16 yaşındaki çocuğun annesi, oğlunun kabri başında geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlanan kadın oğlunun mezarının yanıbaşına defnedildi. Bolu’da 14 Şubat’ta kendisini doğalgaz borusuna asarak intihar eden 16 yaşındaki Efe Kerem Konuk, ailesi tarafından evde ölü olarak bulundu. Efe Kerem’in cenazesi, sevenlerinin gözyaşları arasında Kılıçarslan Mezarlığı’nda toprağa verildi. Evladının intiharı ile yıkılan anne Mine Konuk, oğlunun Kılıçarslan Mezarlığı’ndaki kabrini ziyaret ettiği esnada fenalaştı. Oğlunun mezarı başında fenalaşan acılı anne, kalp krizi geçirdi. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesini yaptığı Mine Konuk, Bolu’daki tedavisinin ardından durumunun ciddiyeti nedeniyle Ankara’ya sevk edildi. Ankara’daki hastanede yoğun bakım ünitesine alınan anne Mine Konuk’tan acı haber geldi. Evlat acısına yüreği daha fazla dayanamayan talihsiz kadın, doktorların tüm müdahalelerine rağmen günlerdir sürdürdüğü yaşam mücadelesini kaybederek hayatını kaybetti. Oğlunun yanına defnedildi Hayatını kaybeden anne Mine Konuk, Kalıcı Konutlar Camiinde öğleyin kılınan cenaze namazının ardından, oğlu Kerem Konuk’un mezarının yanına gözyaşlarıyla defnedildi. Cenaze namazına Bolu Valisi Abdulaziz Aydın, STK temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katılım sağladı.
Mardin 28 Şubatta başörtüsü yasağı nedeni ile Kıbrıs’a gidip üniversite okudu, bugün üniversitede ders veriyor 28 Şubat sürecinde uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle üniversite eğitimini Kuzey Kıbrıs’ta sürdürmek zorunda kalan öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, yıllar sonra Türkiye’de üniversite kürsüsünde ders vermenin mutluluğunu yaşıyor. O dönem disiplin cezası aldığını, sınavlara başörtülü girmenin yasaklandığını belirten akademisyen Bedir, sürecin milyonlarca kadını psikolojik ve sosyal açıdan etkilediğini söyledi. Mardin Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümü doktor öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını İHA muhabirine anlattı. Başörtüsü yasağıyla ilk olarak ortaokulun sonu ile lise yıllarının başında karşılaştığını belirten Bedir, imam hatip lisesinde eğitim gördüğü dönemde de Türkiye’nin birçok yerinde başörtüsü yasağının uygulandığını ifade etti. Milli güvenlik derslerinde başörtülü olarak derse ve sınavlara girmenin yasak olduğunu dile getiren Bedir, yasağa karşı çıkan öğrencilerin disiplin cezalarıyla karşı karşıya kaldığını, kendisinin de bu süreçte disiplin cezası aldığını söyledi. "Birçok kadın kampüse başını açarak ya da perukla girmek zorunda kaldı" Üniversite sınavı ve üniversite döneminde de yasakların devam ettiğini aktaran Bedir, ’’Üniversitelerde de birçok kadın kapıdan içeri girerken ya başını açmak zorunda kalıyordu ya da peruk takarak farklı şekillerde içeri giriyordu. Ben bunu yaşamadım çünkü başörtüsü yasağı olmayan Kıbrıs’ta bir üniversiteye gittim. Özellikle bunu tercih ettim. Ancak Türkiye’ye kongre ya da kütüphane araştırması için geldiğimizde yine aynı uygulamalarla karşılaşıyorduk. Bu süreç kitlesel olarak milyonlarca insanı, milyonlarca kadını etkiledi" dedi. 28 Şubat sürecinin yalnızca başörtüsü yasağıyla sınırlı olmadığını dile getiren Bedir, ’’Ara verdiğim bir dönem de oldu. 28 Şubat sadece başörtüsü yasağıyla sınırlı değildi, katsayı problemi de vardı. Meslek liseleri katsayı sorunu yaşıyor, puanları kırılıyordu. Dolayısıyla istediğim üniversiteyi ve bölümü kazanabilmek için bir süre ara vermek durumunda kaldım. Daha doğrusu kazanamadım. Çünkü Türkiye’de bir üniversiteyi kazanabilmek için derece yapmanız gerekiyordu ve buna rağmen istediğiniz bölümü kazanmak her zaman mümkün olmuyordu. Bu süreç sadece bana değil birçok kadına psikolojik olarak da ağır geldi. Özellikle kadınlara vurgu yapıyorum çünkü başörtüsü yasağı çok kitlesel bir uygulamaydı. Birçok insanda korku, kaygı, depresif belirtiler, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ve sosyal fobi gibi birçok şey yaşattı. Ben de bunları yaşadım, kendimde tespit ettiğim sorunlardı" diye konuştu. "Dört kız kardeş aynı süreci yaşadı" Dört kız kardeş olduklarını ve hepsinin aynı süreci deneyimlediğini belirten Bedir, ’’Ailemiz bu konuda destekleyiciydi. Ablalarımdan biri yurt dışına gitti, bir kısmı okulu bıraktı, ben ise Kıbrıs’ta okudum. Ailem beni destekledi. Ancak özellikle akademik çalışmalarımdan ve "28 Şubat’ın Psikolojik Etkileri" kitabından da hareketle şunu söyleyebilirim ki birçok kadın destekleyici bir tavırla karşılaşmadı, ailesiyle çatışmalar yaşamak zorunda kaldı. Aile bunu kabul etse bile çok büyük bir üzüntü ve çok ciddi kayıplar vardı ortada. Yani dolayısıyla aile kısmına bakacak olursak gerçekten zorlayıcı deneyimler yaşadıklarını söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. Her 28 Şubat döneminde o günlerin acısının yeniden hatırlandığını dile getiren Bedir, "Her 28 Şubat geldiğinde o dönemi yaşayan birçok insan aynı acıyı yaşıyor. Ancak bugün öğrencilerimle çok rahat bir şekilde ders yapabiliyorum. İdeolojik bir ayrışma yok, onların bana karşı bir tavrı yok. Bu çok mutluluk verici. Her ideolojiden, her fikirden, her dini görüşten insanın bir arada bulunabilmesi ve böyle bir sorun yaşanmaması gerçekten çok kıymetli. Bu süreç elbette birçok şeyi değiştirdi. Kişisel olarak baktığımda ise beni daha güçlü hale getirdiğini söyleyebilirim. Ama üzen yoran yılların kaybına neden olan tarafları da var. Fakat 28 Şubat aynı zamanda bir mücadele. Dolayısıyla arzularıyla eksiler ile bizi değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü söyleyebilirim" dedi.
Mardin 28 Şubatta başörtüsü yasağı nedeni ile Kıbrıs’a gidip üniversite okudu, bugün üniversitede ders veriyor 28 Şubat sürecinde uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle üniversite eğitimini Kuzey Kıbrıs’ta sürdürmek zorunda kalan öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, yıllar sonra Türkiye’de üniversite kürsüsünde ders vermenin mutluluğunu yaşıyor. O dönem disiplin cezası aldığını, sınavlara başörtülü girmenin yasaklandığını belirten akademisyen Bedir, sürecin milyonlarca kadını psikolojik ve sosyal açıdan etkilediğini söyledi. Mardin Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümü doktor öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını İHA muhabirine anlattı. Başörtüsü yasağıyla ilk olarak ortaokulun sonu ile lise yıllarının başında karşılaştığını belirten Bedir, imam hatip lisesinde eğitim gördüğü dönemde de Türkiye’nin birçok yerinde başörtüsü yasağının uygulandığını ifade etti. Milli güvenlik derslerinde başörtülü olarak derse ve sınavlara girmenin yasak olduğunu dile getiren Bedir, yasağa karşı çıkan öğrencilerin disiplin cezalarıyla karşı karşıya kaldığını, kendisinin de bu süreçte disiplin cezası aldığını söyledi. "Birçok kadın kampüse başını açarak ya da perukla girmek zorunda kaldı" Üniversite sınavı ve üniversite döneminde de yasakların devam ettiğini aktaran Bedir, ’’Üniversitelerde de birçok kadın kapıdan içeri girerken ya başını açmak zorunda kalıyordu ya da peruk takarak farklı şekillerde içeri giriyordu. Ben bunu yaşamadım çünkü başörtüsü yasağı olmayan Kıbrıs’ta bir üniversiteye gittim. Özellikle bunu tercih ettim. Ancak Türkiye’ye kongre ya da kütüphane araştırması için geldiğimizde yine aynı uygulamalarla karşılaşıyorduk. Bu süreç kitlesel olarak milyonlarca insanı, milyonlarca kadını etkiledi" dedi. 28 Şubat sürecinin yalnızca başörtüsü yasağıyla sınırlı olmadığını dile getiren Bedir, ’’Ara verdiğim bir dönem de oldu. 28 Şubat sadece başörtüsü yasağıyla sınırlı değildi, katsayı problemi de vardı. Meslek liseleri katsayı sorunu yaşıyor, puanları kırılıyordu. Dolayısıyla istediğim üniversiteyi ve bölümü kazanabilmek için bir süre ara vermek durumunda kaldım. Daha doğrusu kazanamadım. Çünkü Türkiye’de bir üniversiteyi kazanabilmek için derece yapmanız gerekiyordu ve buna rağmen istediğiniz bölümü kazanmak her zaman mümkün olmuyordu. Bu süreç sadece bana değil birçok kadına psikolojik olarak da ağır geldi. Özellikle kadınlara vurgu yapıyorum çünkü başörtüsü yasağı çok kitlesel bir uygulamaydı. Birçok insanda korku, kaygı, depresif belirtiler, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ve sosyal fobi gibi birçok şey yaşattı. Ben de bunları yaşadım, kendimde tespit ettiğim sorunlardı" diye konuştu. "Dört kız kardeş aynı süreci yaşadı" Dört kız kardeş olduklarını ve hepsinin aynı süreci deneyimlediğini belirten Bedir, ’’Ailemiz bu konuda destekleyiciydi. Ablalarımdan biri yurt dışına gitti, bir kısmı okulu bıraktı, ben ise Kıbrıs’ta okudum. Ailem beni destekledi. Ancak özellikle akademik çalışmalarımdan ve "28 Şubat’ın Psikolojik Etkileri" kitabından da hareketle şunu söyleyebilirim ki birçok kadın destekleyici bir tavırla karşılaşmadı, ailesiyle çatışmalar yaşamak zorunda kaldı. Bazen ailesiyle çatışmalar yaşamak zorunda kaldı. Aile bunu kabul etse bile çok büyük bir üzüntü ve çok ciddi kayıplar vardı ortada. Yani dolayısıyla aile kısmına bakacak olursak gerçekten zorlayıcı deneyimler yaşadıklarını söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. Her 28 Şubat döneminde o günlerin acısının yeniden hatırlandığını dile getiren Bedir, "Her 28 Şubat geldiğinde o dönemi yaşayan birçok insan aynı acıyı yaşıyor. Ancak bugün öğrencilerimle çok rahat bir şekilde ders yapabiliyorum. İdeolojik bir ayrışma yok, onların bana karşı bir tavrı yok. Bu çok mutluluk verici. Her ideolojiden, her fikirden, her dini görüşten insanın bir arada bulunabilmesi ve böyle bir sorun yaşanmaması gerçekten çok kıymetli. Bu süreç elbette birçok şeyi değiştirdi. Kişisel olarak baktığımda ise beni daha güçlü hale getirdiğini söyleyebilirim. Ama üzen yoran yılların kaybına neden olan tarafları da var. Fakat 28 Şubat aynı zamanda bir mücadele. Dolayısıyla arzularıyla eksiler ile bizi değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü söyleyebilirim" dedi.