SAĞLIK - 11 Nisan 2025 Cuma 12:08

11 Nisan Dünya Parkinson Günü: "Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün"

A
A
A
11 Nisan Dünya Parkinson Günü: "Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün"

Parkinson hastalığı hakkında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl 11 Nisan Dünya Parkinson Günü olarak kutlanıyor. Aynı zamanda 11 Nisan, hastalığı ilk tanımlayan doktor olarak bilinen ve hastalığa ismini veren James Parkinson’un da doğum günü. Bugüne özel açıklamalarda bulunan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığını ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün" dedi.



"Parkinson çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalık"


Parkinson hastalığının çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalık olduğunu söyleyen Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığı aslında çok eski çağlardan beri bilinen bir hastalıktır. Ancak tıp literatürüne girişi, 1800’lü yıllarda James Parkinson tarafından olmuştur. Bugünün anlamı da, bir Parkinson hastasının yetiştirdiği lalelere onun adının verilmesi ve daha sonraki yıllarda o kırmızı lalenin sembol olarak kabul edilip, bugünün farkındalık günü ilan edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Hepimiz bu nedenle bugüne katılıyoruz. Parkinson hastalığı, başlangıçta bir hareket sistemi hastalığı olarak tanımlanmıştır. Ancak ilerleyen yıllarda, yalnızca hareket sistemiyle sınırlı olmadığı, birçok sistemi etkilediği görülmüştür. Motor bulguların yanı sıra, "non-motor bulgular" dediğimiz, hareket sistemi dışında kalan belirtiler de ortaya çıkmaktadır. Hastalığın temelinde, "nigrostriatal hücreler" olarak adlandırılan hücrelerin ölümü ve buna bağlı olarak dopamin yetersizliği yer almaktadır. Sonrasında ise, istenmeyen bazı proteinlerin yalnızca merkezi sinir sisteminde değil, bağırsaklardan cilde kadar vücudun birçok yerinde biriktiği görülmüştür." şeklinde konuştu.



"Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün"


Hastalığın neden oluştuğunu halen tam olarak bilinmediğini belirten Bakıcı, " Parkinson hastalığının neden oluştuğunu halen tam olarak bilmiyoruz. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol oynadığını düşünüyoruz. Genetik nedenler, toplam vakaların yaklaşık %10-15’ini oluşturur. En sık karşılaştığımız grup ise, 60 yaş sonrası ortaya çıkan ve "sporadik" dediğimiz, genetik olmayan vakalardır. Genetik kökenli formların bir kısmı "otozomal dominant" dediğimiz, yani tek bir gen mutasyonuyla ortaya çıkan türlerdir. Diğer kısmı ise "otozomal resesif" dediğimiz, hem anneden hem babadan geçen genlerin birleşmesiyle ortaya çıkan formlardır. Bunların dışında, bazı genlerin hastalığa yatkınlık oluşturduğunu da biliyoruz. Çevresel faktörler arasında ise özellikle metal toksisitesi, tarım ilaçları ve çeşitli toksik ajanların etkili olduğunu düşünüyoruz. Tüm bu etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir tablo söz konusudur. Henüz nedenini tam olarak bilemediğimiz için, hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedaviye ulaşmış değiliz. Ancak bu, Parkinson hastalığını yönetemeyeceğimiz anlamına gelmiyor." ifadelerini kullandı.



"Parkinson, artık daha kolay tanınıyor"


Parkinson hastalığının bulguları ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Figen Bakıcı, "Parkinson hastalığında genellikle ilk dikkat çeken bulgular, asimetrik bir şekilde, yani vücudun bir tarafında başlayan hareket yavaşlığı, kas sertliği ve ağrılardır. Bunlara otururken ya da dinlenme hâlindeyken ortaya çıkan titreme eklenir. Hastalar yürürken bu titremenin arttığı da gözlemlenir. Normalde yürüyen bir kişinin her iki kolu da belli bir ritimle sallanır. Ancak Parkinson hastalarında bu kol sallanmasının belirgin şekilde azaldığı görülür. Yürüyüş genellikle küçük adımlarla, ayaklarını sürüyerek olur. Dönüş hareketlerinde ise hastaların tereddüt ettiği, dönmekte zorlandığı fark edilir. Bazı hastalar ise yürürken aniden öne doğru fırlayabilir. Bu durumun tıpta özel isimleri vardır ve nörologlar bu belirtileri çok iyi tanır. Günümüzde nöroloji eğitimi oldukça gelişmiş durumda olduğu için, Parkinson hastalığının tanınmaması gibi bir durum söz konusu değildir" sözlerini kullandı.



11 Nisan Dünya Parkinson Günü: "Hastalığı ortadan kaldıracak tedavi yok ama yönetmek mümkün"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Yozgat Binlerce yıllık Roma Hamamı, ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bulunan ve halk arasında ‘Kral Kızı Hamamı’ olarak da bilinen 2 bin yıllık Roma Hamamı yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor. Roma İmparatorluğu döneminde, yaklaşık 2 bin yıl önce inşa edildiği değerlendirilen hamam, Anadolu’da antik çağlardan günümüze kadar işlevini koruyarak ulaşan nadir yapılar arasında yer alıyor. Termal su kaynağı üzerine kurulan yapı, hem mimarisi hem de sürekli akan sıcak suyuyla dikkat çekiyor. Sarıkaya Belediyesi’nde Roma Hamamı’nın Sorumlu Şefi olarak görev yapan Rasim Şahin günlük ortalama 50 ile 200 arası ziyaretçi geldiğini belirtti. Şahin, okul gezisi için öğrencileri sıklıkla ağırlayan Roma Hamamı’na en son gelen ziyaretçilerin Fransız turistler olduğunu söyledi. Şahin, "Bisiklet ile dünya turuna çıkan iki tane Fransız arkadaş geldi. Burayla alakalı fikirlerini beyan ettiler. Buraya gelen ziyaretçilerin yorumları güzel. Karşılama, ağırlama, çay kahve ikramımız, fotoğraf çekimi olsun gerekli ilgi alakayı gösteriyoruz. Roma Hamamı’nı ziyarete gelen vatandaşlarımız için ören yerini ziyaretleri bittikten sonra rahatça oturup kahve içebilecekleri bir alanı bize sunan Sarıkaya Belediye Başkanı Osman Gözan’ın katkılarıyla tahsis edilmiştir. Ayrıca hediyelik eşya bölümümüz de mevcut" dedi. Yıl boyunca yerli turistlerin yanı sıra yurt dışından da gelen ziyaretçileri ağırlayan Sarıkaya Roma Hamamı, Yozgat’ın kültürel mirasının en önemli simgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
İstanbul Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: "Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz" Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Son iki yıldan bu yanda da soykırım suçu işleyen bir örgüt var karşımızda. Maalesef barış anlaşmasının da gerekleri yerine getirilmedi. Biz Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz" dedi. İstanbul’da "Sinmiyoruz, susmuyoruz Filistin’i unutmuyoruz" sloganıyla yeni yılın ilk sabahında Galata Köprüsü’nde düzenlenen mitinge binlerce vatandaş akın etti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’da mitinge katılanlar arasında yerini aldı. Miting alanında konuşan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Bugün İstanbul’dan tarihi bir çağrı yapıyoruz. Yılın ilk gününde Filistin’de, Gazze’de zulmün sona ermesi adına çok önemli bir buluşmayı İstanbullular gerçekleştiriyor. Galata Köprüsü’nün üstünde muhteşem bir kalabalık var. İnsan hakları çağrısı yapıyorlar adalet çağrısı yapıyorlar. Maalesef 7 Ekim 2023’den bu yana 70 bini aşkın Filistin’li şehit edildi. Bunun yüzde 50’den fazlası kadın ve çocuklardan oluşuyor. Dünyanın gözü önünde soykırım suçu işlendi. Soykırım suçunu işleyenlerle ilgili olarak uluslararası hukuk maalesef işletilemedi. Uluslararası adalet divanın aldığı tedbir kararları icra edilemedi. Uluslararası ceza mahkemesinde açılan soruşturma ilerletilemedi. Batılı ülkeler İsrail’e destek çıktılar. İnsan haklarının ve adaletin savunucusu olmadılar. Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep Filistin davasını savunduk. Bu son iki yılın problemi değil bu bir asrı aşan bir sorun. Dünyanın kanayan yarası. uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletlerin bütün kararları bugüne kadar hep yok saydı. Uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymayan onları takmayan bir devlet var. Son iki yıldan bu yanda da soykırım suçu işleyen bir örgüt var karşımızda. Maalesef barış anlaşmasının da gerekleri yerine getirilmedi. Hala orada çocuk ve kadın katliamı devam ediyor. Biz Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Buz gibi bir hava var ama İstanbullular akın akın Galata’ya geldiler. Burada bir millet ittifakının olduğunu hep beraber görüyoruz. Milletimiz duyarlılığını gösterdi. Milli İrade platformu da öncelik etti. Herkes burada top yekun Filistin’le ilgili olarak insanlığın vicdanının sesi oldu" dedi.
Yozgat Saraykent Yılan Boynu Tepesi, keşfedilmeyi bekliyor Yozgat’ın Saraykent ilçesinde yer alan ve Tunç Çağı’ndan Roma dönemine kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Yılan Boynu Tepesi, hem arkeolojik zenginliği hem de doğal manzarasıyla dikkat çekiyor. Yozgat’ın doğusunda yer alan ve tarihi ipek yolu güzergahındaki stratejik konumuyla bilinen Saraykent ilçesi, önemli bir kültür mirasını taşıyor. İlçenin Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi sınırları içerisinde bulunan Yılan Boynu Tepesi, bölgenin binlerce yıllık tarihini yüzeyindeki kalıntılarla gösteriyor. İlçe merkezinin yaklaşık 50 metre kuzeyinde, doğal kayalık bir alan üzerinde yükselen Yılan Boynu Tepesi, yaklaşık 250 metre çapındaki yerleşim alanıyla ilgi çekiyor. Yüzey araştırmalarında elde edilen seramik buluntular; tepenin Erken ve Orta Tunç Çağı, Demir Çağı ve Roma dönemlerinde aktif bir yerleşim yeri olarak kullanıldığına işaret ediyor. Dik yamaçları ve stratejik konumuyla antik çağlarda bir savunma veya gözetleme noktası olarak kullanıldığı tahmin edilen bölge, doğa yürüyüşü ve kültür turizmi meraklıları için ideal bir durak noktası oluşturuyor. İlçe sakinlerinden Tahsin Doğan ilk yerleşim alanının Yılan Boynu Tepesi eteklerinin olduğunu söyledi. Doğan, "Eskiler tepe başlarında yaşıyordu, biliyorsunuz. Orada bir uygarlık yaşamış. Sonraki kuşaklar tepenin eteklerine geçmiş. İlk önce bizim ailelerimiz ve ağaların aileleri yerleşmiş. Mezarlardan, arazi tutmalardan belli. Kitap yazmıştım, orada bahsettim. O tepede Göcenler isimli bir aile kalmış. 1530’lu yıllarda Yılanlı Hüyük diye geçiyor. Osmanlı’da Kanuni dönemi sonrası ekinlik arazilere yerleşmişler" diyerek tarihi sürece değindi.