GÜNDEM - 14 Temmuz 2025 Pazartesi 10:10

15 Temmuz şehidi babası: "Bir oğlum morgda, diğeri ameliyathanedeydi"

A
A
A

15 Temmuz gecesi iki oğluyla birlikte sokağa çıkan İhsan Ayanoğlu’nun, bir oğlu şehit, diğer oğlu gazi oldu. ’Biri morgda, diğeri ameliyathanedeydi’ diyen acılı baba, yaşadığı anları 9 yıl sonra anlattı.

15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen, o gece yaşanan acılar hala ilk günkü gibi yürekleri dağlamaya devam ediyor. Darbe girişiminin yaşandığı gece, kardeşiyle birlikte sokağa çıkan Onur Ensar Ayanoğlu, vatanı için canını feda ederken, kardeşi Oğuz Ayanoğlu ise gazi oldu. Bir oğlu şehit, bir oğlu gazi olan baba İhsan Ayanoğlu, o karanlık gecede yaşadıklarını anlattı.

15 Temmuz 2016 gecesi İstanbul’da yaşayan Ayanoğlu kardeşler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısının ardından ilk olarak Kısıklı’daki kalabalığa katıldı. Daha sonra 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne geçen kardeşler, burada darbeci askerlere karşı duran vatandaşlarla birlikte mücadele etti. Onur Ensar Ayanoğlu, yaralanan sivillere yardım etmeye çalışırken darbeci askerlerin açtığı ateş sonucu boynundan ve göğsünden vurularak ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu. O gece bacağından vurulan kardeşi Oğuz Ayanoğlu ise gazi oldu.

15 Temmuz şehidi babası:

Şehit oğlunun adının verildiği Üsküdar’daki caminin önünde konuşan acılı baba İhsan Ayanoğlu, oğlu ile telefonda konuştuktan sonra silah seslerinin duyduklarını ve yere yattıklarını ifade ederek, "Cumhurbaşkanımızın evi 150 metre yukarıdaydı. Saat 22.00 gibi iki oğlum ilk önce oraya çıktılar. Saat 12’ye çeyrek kala da, rahmetli oğlum beni aradı ve şarj cihazını istedi. Ben de şarj cihazını alıp eşimle birlikte Kısıklı’ya çıktım. Saat 00.00’da orada, canlı canlı oğlumu gördüm. Cihazı verdim, bize sarıldı. Sonrasında saat ikiye on kala civarında, köprüde olduklarını öğrendim. Ben de o sırada köprüdeydim ama onlar benden yaklaşık 150 metre öndeydiler. Kalabalıktan dolayı oraya erişemedim. Sadece bulunduğum yere vardığımda, yaklaşık 15-20 saniyelik bir silah sesi duydum. Hemen oğlumu aradım, geri dönmelerini istedim. ’Oğlum, ne olur ne olmaz, bir şey olabilir. Birbirimize sahip çıkmamız lazım. Çünkü orada hiç kimse kimseyi tanımıyor’ dedim. ‘Tamam baba’, dedi. Ama bu konuşmadan yaklaşık 8 dakika sonra öyle bir kıyamet koptu ki hepimiz yere yattık. Ne kadar süre yerde kaldım, kaç dakika geçti, hâlâ bilmiyorum. Kendime geldiğimde hemen rahmetli oğlumu aradım. Fakat telefona başkası çıktı. ’Amca, telefonun sahibi vuruldu, ben baktım telefona’ dedi. Ondan sonra küçük oğlumu aradım. Telefon iki kez çaldı ama cevap vermedi. Daha sonra arkadaşlarına ulaştım. Onlar, çocukların vurulduğunu ve hastaneye götürüldüklerini söylediler. Hemen hastaneye koştum. Vardığımda saat 02.45’ti. 27 yaşındaki büyük oğlumu morgda, 25 yaşındaki küçük oğlumu ise ameliyathanede buldum" diye konuştu.

15 Temmuz şehidi babası:

"Küçük oğlum G3 mermisi, rahmetli büyük oğlum kuledeki keskin nişancı silahıyla vuruldu"

"Devletimiz, milletimiz var olsun" diyen baba Ayanoğlu, "Rabbim, bir daha böylesine ağır bir imtihanla bizi sınamasın. Eğer sınarsa da kazananlardan eylesin. Elhamdülillah, o gece biz kazandık. Eğer 15 Temmuz’da, bu ülkenin hamuruna, mayasına benim bir birey olarak, bir fert olarak katkım olduysa; bilenlere kanım da, canım da helal olsun, hoş olsun. Ama bilmeyenlere, ne bu dünyada ne de ahiret âleminde, zinhar hakkımı helal etmiyorum. Çanakkale ruhu neyse 15 Temmuz gecesi de aynıydı. O, yaşanmadan anlatılmaz; onu tarif etmek zor. Yaşamak lazım. Ben birebir yaşadım, çocuklarım birebir yaşadı. Benim çocuklarım, yerde yatan yaralıyı kurtarmak için koştuklarında, bu alçaklar tarafından tarandılar. Küçük oğlumu G3 mermisiyle vurdular. Rahmetli büyük oğlumu ise kuledeki bir keskin nişancı, sniper silahıyla vurdu. Yani düşman bile düşmana savaş meydanında yaralıyı almasına müsaade eder. Ama bunlar, yaralıya bile yaklaşılmasın diye taradı. Yaralıyı bile aldırmamanın peşine düştüler. Allah ıslah etsin bunları. Eğer bedelini sahada, meydanda ödemeyi göze alanlar varsa buyursunlar, denesinler" şeklinde konuştu.

Onur Erden

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çankırı Çankırı’nın tescilli lezzeti damak çatlatıyor Çankırı’nın coğrafi işaretli "yumurta tatlısı", kenti ziyaret eden vatandaşların vaz geçilmezi arasında yer alıyor. Binlerce yıllık bir kültür birikimi bulunan Çankırı, yöresel yemekleriyle de dikkat çekiyor. Çankırı’nın çok sayıdaki coğrafi işaretli yemekleri arasında yer alan "yumurta tatlısı", lezzetiyle hayran bırakıyor. Lezzeti yüz yıldan fazla süredir evlerde yapılan "yumurta tatlısı", restoranlarda da yapılıyor. 2017 yılında coğrafi işaret belgesi alarak lezzetini Türkiye ve tüm dünyada tescilleyen "yumurta tatlısı", Çankırı’ya gelen turistlerin en çok tercih ettiği yemekler arasında yer alıyor. 20 adet yumurtanın un, şeker ve tuz ile birleştirilerek hazırlanan "yumurta tatlısı", şehrin vazgeçilmez lezzeti olarak yer alıyor. "Tatlımız çok yumurtalı olmasına rağmen hafif bir tatlıdır ve asla yumurta kokmaz" Yumurta tatlısının yumurta tadı vermediğini söyleyen Aşçı Gülay Pilinç, "Yumurta tatlısı coğrafi işaret almış Çankırı’nın yöresel bir tatlısıdır. Yumurta tatlısı özellikle özel günlerde yapılır. 20 yumurtanın beyazı ve sarısı ayrılıyor, daha sonra beyazına az tuz, şeker atılarak çırpılıyor. İyice çırptıktan sonra kabı ters çevirdiğimizde yumurtalar akmayacak kıvama gelene kadar çırpılmış olması gerekiyor. Diğer sarısını ise ayırdığımız kasede tahta kaşık ile çırparak yumurta akına birleştiriyoruz. Sonrasında da 20 yumurtanın yarısı kadar da yemek kaşığı ile un ekliyoruz. Örnek vermek gerekirse 10 yemek kaşığına yakın un. Tüm malzemeleri yavaş yavaş söndürmeden karıştırarak önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında pişiriyoruz. Tatlımız çok yumurtalı olmasına rağmen hafif bir tatlıdır ve asla yumurta kokmaz. Mideye de rahatsızlık vermez. Yemeklerden sonra, özel günlerde, bayram, düğün gibi özel günlerde de tüketilen geleneksel bir tatlıdır. Şehrimizi ziyaret eden turistlerden de yoğun ilgi görmektedir" diye konuştu.
Şırnak Şırnak’ta kadınlar ’Berivan bebek’ ile ailelerini geçindiriyor Şırnak’ın İdil ilçesinde kadınlar el emeği göz nuru yaptıkları Berivan bebekleri ülkenin dört bir noktasına satarak aile bütçesine katkı sağlıyor. İdil ilçesinde kadınlar, hikayesi bin 800 yıla dayanan Berivan bebek yapımı için gecelerini gündüzlerine katıyor. Keçi ve koyun yününden yapılan yöresel elbiseli bebeklere vatandaşlar da yoğun ilgi gösteriyor. Onlarca kadın yaptıkları el emeği göz nuru bebekleri yapıp satışını gerçekleştiriyor. Tanesi 2 bin 500 liradan satılan Berivan bebekler Türkiye’nin dört bir noktasına gönderiliyor. Çalışmalar hakkında konuşan Rabia Yılmaz, ’’Bunun hikayesi İdil’de geçiyor. Cemil İpekçi gelip tanıtımını yaptı, ancak fazla etkili olmadı. Ama şimdi Halk Eğitim ve Aile Destek Merkezi yeniden gün yüzüne çıkardı. Hikayesi çok acıklı her yerde bir bebek temsili var bizimki ise hikayesi acıklı. Bu yöreye ait elbiseler ve pamukla bu bebekleri yapıyoruz’’ dedi. İdil Halk Eğitim Merkezi Müdürü Mehmet Salih Baran ise ’’80 kursumuz var. İki Aile Destek Merkezi 1 ÇATOM ve köy yaşam merkezlerimiz var. 6 bin kursiyerimiz oluyor. Yaptıkları çalışmalar sayesinde hem aile bütçelerine katkı sağlıyorlar hem de unutulmaya yüz tutmuş yeni ürünleri yapıyorlar. Binlerce kadın boş vakitlerini burada değerlendiriyor, iş kurup çalışıyorlar’’ diye konuştu.
Ardahan Bülbülan Yaylası’nda evler kara gömüldü Kışın yoğun kar ve fırtınanın etkisiyle tamamı karla kaplanan Ardahan’ın 2 bin 581 rakımlı Bülbülan Yaylası’ndaki ev ve iş yerleri nisan ayında hala kara gömülü. Ardahan-Artvin sınırındaki yüksek rakımlı Bülbülan Yaylası’nda etkili olan yoğun kar yağışı, yayla evlerini adeta yuttu. Zorlu kış şartlarına rağmen bölgede oluşan manzaralar ise görenleri hayran bıraktı. Ardahan-Artvin arasındaki yaklaşık 2 bin 581 rakımlı Bülbülan Yaylası, nisan ayında metreleri aşan kar kalınlığıyla dikkati çekiyor. Kışın yoğun kar ve tipinin etkisiyle tamamı karla kaplanan Ardahan’ın 2 bin 581 rakımlı Bülbülan Yaylası’ndaki ev ve iş yerleri nisan ayında kara gömülü. Ardahan ile Artvin’in Ardanuç ilçesi sınırında yer alan ve yazın yaylacıların kullandığı yaklaşık 300 haneli, 2 bin 581 rakımlı Bülbülan Yaylası’ndaki evlerin kara gömüldüğü görüldü. Kış boyunca yağan kar nedeniyle görünmez hale gelen Bülbülan Yaylası’nda kar kalınlığı yer yer 3 metreyi buluyor. 2 bin 581 yüksek rakımlı Bülbülan Yaylası’nda evler kar altında kalınca kartpostallık görüntüler ortaya çıktı. Yaklaşık 4 ay boyunca kar ve tipi nedeniyle kapalı bulunan Ardahan-Ardanuç kara yolunun 2 bin 581 rakımlı Bülbülan Geçidi’nde karla mücadele sona erdi. Yol ulaşıma açılırken Bülbülan Yaylası’nda kar kalınlığı tek katlı evlerin çatılarına kadar ulaştı ve evlerin kara gömüldüğü görüldü. Şu anda bin 581 rakımlı Bülbülan Yaylası’nda bulunduklarını söyleyen Ünsal Akbulut, "Buranın o kadar harika bir doğal coğrafi yaşantısı şekli var ki, insanlar buraya gelmek için can atıyor. Bülbülan bu bölgenin nefesi, can damarı. Kışın ayrı bir güzel, yazın ayrı bir güzel. Yazın burası yemyeşil oluyor ve bu baraka tarzındaki evler yayla olarak kullanılıyor. Ayrıca burada iş yerleri de bulunmakta. Ve bu iş yerlerinde kuzu çevirme, sac kebap, cağ kebap yapılıyor ve enfes oluyor. Neden? Çünkü bu bölgede, bu el değmemiş coğrafyada beslenen kuzuların etinden yapılmakta. Bu gölgeye ülkemizin çeşitli yerlerinde ve tüm dünyadan insanlar geliyor. Burayı herkese tavsiye ederim. Çünkü Ardahan’ın en güzel yerlerinden bir tanesi de burasıdır. İşte kar var, Ardahan’da kış var öldük bittik gibi düşünceler çok yanlış. Asla öyle bir şey yok, herkes keyfini alıyor. Ardahan’ın coğrafi güzelliğinin yani kışının ayrı güzelliğini, yazının ayrı güzelliğini insanlar farklı farklı mevsimlerde tatmak istiyor" dedi. Bülbülan Yaylası’nda karın oluşturduğu bu eşsiz manzara, kışın tüm zorluklarına rağmen doğanın sunduğu etkileyici güzelliğini bir kez daha gözler önüne serdi.