ÇEVRE - 08 Şubat 2026 Pazar 10:54

Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi

A
A
A
Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi

Olumsuz çevresel etkiler nedeniyle Akdeniz çanağının genelinde çok az kalan ve deniz ekosistemi için çok önemli yeri olan pina ve deniz çayırları Tuzla’da görüldü. Konuyla ilgili bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Tuzla’da muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık, çok şaşırdık" dedi.


Tuzla’da Postane Mahallesi’nde bulunan Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iskelesinden dalış yapan ekipler, Marmara Denizi’ne özgü olan Zostera marina türü deniz çayırı ve pinalar buldu. 1992’den beri tüm Akdeniz’de sayıları her geçen gün azalan pina ve deniz çayırlarının önemine vurgu yapan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Deniz çayırları sağlıklı, Tuzlalılar çok şanslılar. Burası İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi, böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans" dedi. Prof. Dr. Sarı, Tuzla’daki gönüllü dalgıçların bölgede deniz çayırı canlılığı olduğunu bildirmesi üzerine ekibiyle beraber bölgeye geldiklerini belirterek, "Muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki bir su altı canlılığı var. 25 ila 30 metrekarelik bir alan" ifadelerini kullandı.


"Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var"


Prof. Dr. Sarı, bölgede yaptıkları dalışın ardından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:


"Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle geçen yıl 2 büyük proje yürüttük. Birisi MAR-ÇAYIR, diğeri MAR-PİNA idi. Derdimiz Marmara Denizi’nin bütün kıyısal alanlarındaki deniz çayırı ve pina alanlarını tespit etmek ve bunları haritalandırmaktı. Geçen yıl Adalar dahil, bin 300 kilometrelik bütün kıyı şeritlerini tarayarak bunları tespit ettik. Bu yıl, bunların "ÇAYIR-İZ" ve "PİNA-İZ" adıyla 2 büyük proje kapsamında izlemesine başladık. Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde istasyonlarımız var. Bu istasyonlarda düzenli olarak dalıyoruz. Deniz çayırlarının sağlık durumlarını inceliyoruz. Pinalar sağlıklı mı, yeni birey katılımı var mı, karasal baskılar ne durumda? Kıyıdan ve karadan gelen baskılar zarar veriyor mu, etkisi nedir diye görmeye çalışıyoruz. Memnuniyetle söyleyebiliriz ki, Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var. 4 tür deniz çayırı bulunuyor. En yaygın olan Cymodocea nodosa dediğimiz tür. Her tarafta bulunuyor. Kıyıdan itibaren en fazla 8.5 metre derinliğe kadar. İkinci tür Zostera marina, üçüncü tür Zostera noltii ve dördüncüsü Akdeniz’in endemik türü Posidonia oceanica. O Çanakkale’ye ve Erdek Körfezi’ne yakın bölgelerde bulunuyor."


"Gönüllüler Tuzla’da deniz canlılığı olduğunu söylediler"


Prof. Dr. Sarı, Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinaların hem deniz çayırlarının var olduğunu dile getirerek, "Üzüldüğümüz şey şu, Marmara’nın kuzey kıyılarından, Silivri’den başlayıp; İzmit Körfezi’ne kadar neredeyse deniz çayırı alanı kalmadı, baskı altında. Buraları kötü kullanmışız, kirletmişiz, doldurmuşuz. Deniz çayırları zarar görmüş buralarda. Pina alanları deniz çayırına göre daha iyi ve çok az, parça parça deniz çayırı yeri kalmış. Bu bölgedeki gönüllü dalgıç arkadaşlarımız dediler ki; ‘Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinalar, hem deniz çayırı var.’ Bize bildirdiler, biz de ekibimizle beraber geldik. Daldık ve muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki çok canlı bir su altı canlılığı var. Ayrıca çok küçük bir alan olsa da deniz çayırı alanı var. 25-30 metrekarelik bir alan. Zostera marina türü burada var. Onlar da gayet sağlıklı gözüküyorlar onun için çok mutlu oldum. Arkadaşlarımızla beraber bugün bu güzellikleri gördüğümüz için çok mutluyuz. Aşağıda gördüğümüz pinalar, büyük ve yavru pinalar da var ve hepsi çok sağlıklı. Deniz çayırları da çok sağlıklı. Tuzlalılar çok şanslılar. İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi burası. Böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans. Tuzlalı yöneticilerimize, Tuzla’da yaşayan insanlarımıza bu güzelliklere sahip çıkmalarını tavsiye ederiz, aman denizinize sahip çıkın! Çünkü soluduğumuz havanın içerisindeki oksijenin yarısı denizlerden geliyor. Dünyanın dörtte üçü karalarla kaplı, bütün karalar orman olsa, şu anda soluduğumuz havanın içerisindeki oksijeni üretmeye yetmiyor. Denizdeki fitoplanktonlar üretiyor ve deniz çayırları üretiyor."


"Bu bölgede artık deniz çayırı var"


Deniz çayırlarının deniz ekosistemi için önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, "Bir metrekare deniz çayırı alanı bir günde 10 litreden fazla oksijen üretir. Deniz canlılarına üreme, beslenme, barınma, saklanma alanı oluşturur. En önemlisi karbonu tutar. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbon tutar deniz çayırları. Neden karbon tutmanın altını çiziyoruz; ’İklim değişikliği’ dediğimiz büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Atmosferdeki artan karbondioksit yüzünden sürekli dünya ısınıyor. İşte bu karbondioksiti absorbe edecek bitkisel organizmalara ihtiyacımız var. Deniz çayırıyla kaplı bir alan düşünün, hemen yanında olmayan bir alan düşünün olmayan alana göre 40 kat daha fazla canlılık barındırıyor. Eğer kıyısal alanda deniz çayırı varsa erezyonu önlüyor. Bu yönüyle saymakla bitiremeyeceğimiz kadar deniz ekosistemine katkısı var. Biz tüm bunları dikkate alarak Marmara’nın tamamında deniz çayırlarının korunmasını istiyoruz. Pinaların korunması istiyoruz. Deniz çayırları plajlarda bulunduğunda insanlar istemiyorlar, ayağımıza değiyor diyorlar ve korkuyorlar. Çimle kaplı bir alan görsek ayakkabılarımızı çıkarıp çıplak ayakla basmak isteriz. Eğer plajımızda deniz çayırı varsa plajı berraklaştırır. Deniz çayırından kaygımız varsa deniz ayakkabısı giyelim ve çayırlar ayağımıza değmesin. Marmara’nın kuzey kıyılarını dikkate aldığımızda çok az yerde, bu bölgede artık deniz çayırı var. Karşıda Adalar’ın etrafı tamamen deniz çayırı ama burada karasal baskılar yüzünden çok az kalmış. Tuzla’da şu anda küçük de olsa bir alan var. Burayı genişletmemiz, büyütmemiz var olanı korumamız lazım. Onun için bugün çok mutluyum. Burada bulunan tür nesli tehlike altında olan bir tür değil ama deniz çayırının neslinin tehlike altında olması gerekmiyor önemli olması için. O kadar kıymetli bir tür ki bu, bunu korumamız lazım" şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kolu ve bacağı kopan hastalar 10 saatte aynı anda ameliyat edildi Antalya’da 10 kişinin hayatını kaybettiği otobüs kazasında kolu ve bacağı kopan hastalar aynı anda 10 saat süren ameliyatla opere edildiler. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından yapılan operasyon sonrası hastalar yoğun bakımdan çıkıp, serviste tedavilerine devam ediliyor. Antalya’nın Döşemealtı ilçesi yakınlarında yolcu otobüsünün virajda bariyerlere çarpıp devrildiği kazada 10 kişi öldü, 25 kişi yaralandı. Kazada yaralanan bir gencin kolu, başka birinin ise bacağı koptu. Jandarma olay yerinde kol ve bacak aradı. 2 yaralı aynı anda Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde yüz, rahim ve kol naklinde Türkiye’nin ilki olan Prof. Dr. Ömer Özkan ve Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın ekibi tarafından ameliyat edildi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesine getirilen yaralılar arasında Yavuz Selim Yiğit, Neziha Kutlu, Firdevs Sarı, Sedef Sarı ve Abdou Nazirou Gninkougui tedavi altına alındı. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından kolu kopan ve bacağı kopan hastalar aynı anda yürütülen operasyonlarla birlikte kopan uzuvları yerlerine opere ettiler. "Kötü bir haberle hepimiz çok ciddi sarsıldık" Yapılan operasyonlara ilişkin açıklamalarda bulunan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Tabii olay herkesi dehşete düşürdü. Aslına bakarsanız pazar sabahı güzel bir güne uyanmışken kötü bir haberle hepimiz çok ciddi sarsıldık. Çünkü çok yüksek oranda kayıplar oldu. Bu korkunç kazada tam Antalya’ya yoluna dönüşünde bir kaza olmuş bildiğimiz kadarıyla oradan bize 5 tane yaralı geldi, 3’ünün durum ağırdı. Bir tanesi genel cerrahi, ikisi de plastik cerrahi ekibimiz tarafından tedavi edildi. Bir bayan hasta 27 yaşında. Sedef Sarı, 21 yaşında da yine Yavuz Selim isminde kolu kopan bir hastayı biz devraldık. Hızlıca ameliyata aldık. Bunlar tabi majör travmalar, büyük travmalar" dedi. 2 vakayı 2 odada aynı anda ameliyat ettik Rektör Özkan, "Hemen bulamamışlar kol ve bacağı, daha sonra insanların aklına geliyor ve uygun şartlar altında getirildiği için biz kolu ve bacağı yerine dikebildik açıkçası. Uzun süren bir ameliyattı. Dün 2 ekip çalıştık. 2 ekip aynı anda 2 odada yan yana o 2 vakayı aldık. Allah’a şükürler olsun ki şu anda durumları gayet iyi ama tabi hep ifade ediyoruz. Mikro cerrahide bu böyledir. Bir hafta 10 günlük süre sıkıntılı damarlarla tekrar tıkanma olabiliyor. Keza bunlar büyük yaralanmalar, büyük organ doku kopmaları, bundan da elbette hayati riski devam ediyor. Şu anda birkaç gün bizim için hayati risk açısından da önem arz ediyor, kol ve bacağını takip açısından da önem arz ediyor" şeklinde konuştu. Organ kayıplarında kritik zaman 4-5 saat Organ kayıplarının yaşandığı vakalarda parçaların doğru şekilde ulaştırılması gerektiğini ifade eden Rektör Özkan, "Elbette tabii burada en önemli olan şey parçaların doğru şekilde bize ulaştırılması. Burada en önemli olan şey bir vakit kaybetmemek. Hani orada burada vakit kaybettiğiniz zaman biz çok zorlanıyoruz. Çünkü 4-5 saatten sonra o organları dikmek. Zarar veriyor dikilmemesi gerekiyor. Çok kritik bir zaman bu 4-5 saat. 4-5 saatte sonra siz ameliyata da yeni başlamış oluyorsunuz. Bunlar çok ciddi zaman kayıpları. O anlamda bir, çok hızlı gelmesi gerekiyor. İki de buzla direkt temas etmeyecek şekilde bunlar ıslak bir spanca temiz spanç sarılacak ve yanlarında direkt temas etmeyeceği şekilde buz olacak. Serin bir ortamla gelmeleri gerekiyor. Tabi direkt buza temas etmemeli, suya koymamaları bazen esef ya da suyun içinde gelebiliyor. Bunlar da olmaması gerekiyor. Bize doğru şartlarda geldi dokular o anlamda da hem hasta hem biz tabi işimiz kolaylaştı hastalar açısından ve bizim açımızdan" dedi. Türkiye’nin ilk yüz naklisi Uğur Acar’ın akrabası Ameliyat edilen Yavuz Selim’in Türkiye’nin ilk yüz naklisi Uğur Acar’ın akrabası olduğunu ifade eden Rektör Özkan, "O da dışarıda bekliyordu. Ameliyat sonrası onlarla karşılaştık. Her 3 ailenin de yakınları tabi büyük bir merakla bizim çıkışımızı bekliyorlardı. O kadar çok insanın gözlerindeki o dehşeti ve sizden aman dilenmesini görmek hakikaten zor bir süreç doktor açısından da öyle iyi haberleri verdik bütün ailelere. Evet Uğur da onlardan bir tanesiydi. Hatta bir hasta yine bu kolunu transfer ettiğimiz hasta, replant ettiğimiz hastanın da yine yıllar önce başka bir yakınının yine kolunu aynı şekilde kopmuştu ve biz replante etmiştik. Ondan sonra hani o da değişik bir tabi rastlantı oldu açıkçası. Evet, ilginç bir tesadüf gerçekten tabii. Zor bir süreç" ifadelerini kullandı. "Yıllar önce kolunu ameliyat ettiğimiz hastanın yakını" Diğer hastanın durumunu da anlatan Rektör Özkan, "Vedat Sarı’ydı hastamız onun da yine bir kolu kopmuştu. Yıllar çok yıllarca ben asistandım o zaman. Onun kolunu Ömer hocayla beraber yine repland etmiştik. Aynı şekilde o arayınca tabi ilginç bir tesadüf oldu. 2 hasta da çok zor hastalardı açıkçası. Ama umuyorum başarılı geçti ameliyatları ama dediğimiz gibi şu bir hafta on günlük süreç kıymetli ama eğer her şey yolunda giderse tabii hastaların çok ciddi bir kazanımları olacak" dedi. "Tedaviye katılan herkese teşekkür ediyorum" Bunların komplike ameliyatlar olduğunu belirten Özkan, "Kolay ameliyatlar değil. Çünkü bu keskin temiz bir kesi değil koparak yerinden çıkmış. Hem kol hem bacak için söylüyorum bunu. Tabii bunlar çok teknik detaylar ama alıcı damarlarda sıkıntı oluyor. Bu anlamda çok ciddi tabi. Ekibi zorladı. Komplike ameliyatlardı ama dediğim gibi inşallah sonucu bir hafta on gün sonra yine size pozitif bir şekilde veririz. Bu tür ameliyatlarda dakikanın önemi var. Öyle olunca 2 hastada aynı anda ameliyata başlandı. Neredeyse aynı anda ameliyatları da sonlandırdık. Aynı hızla gitti. İkisi de yan yana 2 odada multi travma hastası bunlar. Bu anlamda ekibimiz de çok tabi tecrübeli. Bütün ekibe çok teşekkür ediyorum. Katkısı olan herkese buraya gelmesini sağlayan, organları yine ekstra getiren dokuları yine burada tedavi eden, tedaviye katılan herkese teşekkür ediyorum. Bir insanın hayatına katkı sunmak bizim işimizin en kıymetli, en maneviyatı yüksek tarafı elbette" dedi. "Keşke ayağını kurtardığımıza sevinebilseydi" Bir hastanın kenilerine ’çocuğum ne oldu’ diye sorduğunu anlatan Özkan, "Tabi ona öyle bir haber gidecek. Maalesef çocuğunu kaybetti, o vahim kazada. Keşke ayağını kurtardığımıza sevinebilseydi. Gerçekten çok insanın içini ezen, içini burkan bir olay. Allah sabır versin onlara da. Allah kimseye göstermesin. Çocuğum nerede diye tam uyutulurken soruyordu tabi bu kaza hemen bize gelmedi. Önce Antalya Şehir Hastanesinden bize geldi bu hastalar. O anlamda biz hangi hastanede nerede olduğunu bilmediğimiz için biz de çok vakıf değildik açıkçası çocuğun akıbetine. Ancak daha sonra biz ameliyattayken gelen haber maalesef bütün ekibi çok üzdü. Çocuğu kaybetmişiz. Allah ailesine sabır versin çok, çok zor bir süreç" şeklinde konuştu. Kopan kol ve bacak aynı anda ameliyat edildiler Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ise, "Buraya 5 hastamız geldi. Geldikleri gün itibarıyla 3 tanesi ameliyat edildi. 2 tanesi bizim bölümümüz tarafından ameliyat edildi. Genel durumları tabi orta ağır. Elimizden geldiğince kolu kopan hastamızı ve bacağı kopan hastamızı aynı anda ikisini beraber, ekibimizle beraber ameliyat ettik. Şu anda genel durumları iyi yakın takip ediyoruz. İnşallah güzel bir sonuç alırız" dedi. "Ameliyatlar 10 saat sürdü" Ameliyatların 8 ila 10 saat arasında sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Ömer Özkan, "Şu an için sağlık durumları tabii orta" şeklinde konuştu. Kazadan sonra jandarma tarafından uzuvların bulunup getirildiği sorusuna Özkan, "Tabi o kısmı ben de yeni öğreniyorum. Maalesef öyle olduğu için de tabi biraz kirli. O biraz enfeksiyon riski getiriyor inşallah o kısmı da atlatırız. Organların taşınma eğitiminin verilmesi gerekir. Basit de olsa okullara veya genel toplum kamu spotu açısından bunları da bildirmekte fayda var. Bu da önemli bir konu oldukça" şeklinde konuştu.
İstanbul Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı Lozan’da 30 Ocak 1923’te imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı. Etkinlik, 103 yıl önce, Yunanistan’dan gönderilen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yer olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşti 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi’nin 103’üncü yıl dönümü, Büyükçekmece’de düzenlenen anlamlı etkinlerle anıldı. Yunanistan’dan gelen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yerlerden biri olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşen temsili karaya çıkış töreninde duygu yüklü anlar yaşanırken, göç yollarında hayatını kaybedenler için denize karanfil bırakıldı. Türk Yunan Nüfus Mübadelesinin 103’üncü yıldönümü anma etkinlikleri her yıl olduğu gibi bu yıl da, 103 yıl önce Yunanistan’dan gönderilen mübadillerin karaya ilk ayak bastıkları yer olan Mimar Sinan İskelesi’nde gerçekleşti. Anma etkinliklerine, Büyükçekmece Kaymakamı Ali İkram Tuna, Büyükçekmece Belediye Başkanvekili Hakan Çebi, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, CHP Büyükçekmece İlçe Başkanı Halis Çiçekçi, Rum Patrikhanesi Silivri Metropoliti Maksimos Vgenopoulos, Büyük Mübadele Derneği Başkanı Sabit Semiz, Tepecik Trakya Rumeli Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Olcay Özcan, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yanı sıra, çok sayıda davetli katıldı. Mübadele kuruluşlarının ortak bildirisi okundu Büyükçekmece Belediyesi, Büyük Mübadele Derneği, Tepecik Trakya Rumeli Kültür ve Dayanışma Derneği, Trakya ve Balkanlar Dayanışma ve Kültür Derneği iş birliğinde gerçekleşen törende; Atatürk Anıtı’na çelenk takdimi, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Mübadele kuruluşlarının ortak bildirisi okundu. Ortak bildiride, "Bundan tam 103 yıl önce, 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile milyonlarca insan, asırlardır ‘’memleketim’’ dediği topraklardan koparıldı. Bugün bizler, mübadil kuruluşları olarak; bu büyük ve zorunlu ayrılığın mirasçıları sıfatıyla bir aradayız. Savaşın karanlığında, göç yollarında ve Ege’nin soğuk sularında yitirdiğimiz atalarımızı saygıyla, rahmetle ve hiç eksilmeyen bir hüzünle anıyoruz. Atalarımızın doğduğu topraklara, tüten bacalarına, bıraktıkları ibadethanelere ve mezarlara yaptığımız her ziyaret; vicdanımıza, hafızamıza ve özlemlerimize yapılan kutsal bir yolculuktur. Gittiğimiz yüzlerce yerleşim yerinde inşa ettiğimiz dostluk ve barış köprüleri, iki halkın kalıcı huzurunun teminatıdır. Mübadelenin 103. yılında, denizlere bıraktığımız karanfiller sadece yitirdiğimiz canlar için değil, aynı zamanda sınırların insanları ayırmadığı, emperyalist planların can almadığı bir dünya özlemi içindir. Atalarımızın hüzünlü hikayesinden aldığımız dersle bir kez daha haykırıyoruz" ifadeleri kullanıldı. Gülcemal Mübadele Kültür Evi açıldı Anma programında, mübadele döneminde atalarının giydiği geleneksel kıyafetleri giyen genç mübadiller, izleyicilere göçü denizden teknelerle gelerek canlandırdı. Törenin sonunda mübadele döneminde zorunlu göçe tabi tutulan mübadilleri Yunanistan’dan İstanbul ve İzmir’e taşıyan "Gülcemal" adlı geminin ismini taşıyan Gülcemal Mübadele Kültür Evi’nin açılışı gerçekleştirildi. Kültür evi, mübadillerin yaşam öykülerinin ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasını amaçlayan bir merkez olarak faaliyet gösterecek. "Mübadelenin öğrettiği değerleri, gelecek kuşaklara aktarmalıyız" Büyükçekmece Belediye Başkanvekili Hakan Çebi, mübadelenin öğrettiği dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü gelecek kuşaklara aktarmanın önemli olduğunu belirterek, "Bugün burada tarihin en hüzünlü ve en büyük zorunlu yolculuklarından biri olan Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin geride bıraktığı acıları ve hatıraları saygıyla anmak için bir araya geldik. 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan "Türk ve Rum Nüfusun Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol" ile yüz binlerce insan, doğup büyüdükleri topraklardan koparılarak bilinmeze doğru yola çıkmak zorunda bırakıldı. Bu yalnızca bir yer değiştirme değil, geçmişi geride bırakıp, derin acılar ve büyük belirsizlikler içinde yeni bir hayat kurma mücadelesiydi. Mübadil büyüklerimiz, geldikleri bu topraklarda tüm yokluklara ve zorluklara rağmen çalışkanlıkları, sabırları ve dayanışmalarıyla hayata tutunmuş; kısa sürede bu ülkenin toplumsal ve kültürel dokusunun ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir. Bugün sahip olduğumuz kültürel zenginlik ve birlikte yaşama kültürü, onların emeğinin ve direncinin en somut mirasıdır. Bizlere düşen görev; bu acı dolu tarihsel süreci unutmamak, mübadelenin öğrettiği dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü gelecek kuşaklara doğru ve eksiksiz biçimde aktarmaktır. Bu vesileyle; göç yollarının çetin koşullarında yaşamını yitiren tüm mübadil büyüklerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, hatıralarını yaşatan hayattaki çınarlarımıza sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum" şeklinde konuştu. "İki Memleketli Şarkılar" konseri duygulandırdı Anma etkinliklerine Atatürk Kültür Merkezi’ndeki programla devam edildi. Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’nin tarihsel süreci ve göç yollarında yaşanan zorluklarının anlatıldığı belgeselin ardından günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yapıldı. Yapılan konuşmaların ardından Yunanistan Volos Müzik Okulu Korosu sahne aldı. 60 kişiden oluşan Koronun "İki Memleketli Şarkılar" isimli konseri salonu dolduran yüzlerce mübadil torununa duygu dolu anlar yaşattı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren anma etkinlikleri bu yıl da ilgi çok yoğun oldu.
Karaman İmamın sahibi gelir alır diye bıraktığı çantayı kaşla göz arasında çaldı Karaman’da bankta unutulan çanta, cami imamı tarafından sahibi gelir düşüncesiyle bir iş yerinin klima fanı üzerine bırakıldıktan sonra kimliği belirsiz bir kişi tarafından çalındı. Hırsızlık anı ise güvenlik kameralarına yansıdı. Olay, sabah saatlerinde Yunus Emre Caddesi Tabakhane Geçidi üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Yunus Emre Camii imamı İbrahim K., yatsı namazı sonrası cami yakınındaki bankın üzerinde unutulmuş kadın çantasını fark etti. Çantanın sahibinin geri dönebileceğini düşünen imam çantayı banktan alarak cami yakınında bulunan bir iş yerinin önündeki klima fanının üzerine bıraktı. Sabah saatlerinde cadde üzerinden geçen kimliği belirsiz bir şahıs, klima fanı üzerindeki çantayı gördü. Dakikalarca çevreyi kontrol eden ve kimsenin olmadığını gören şüpheli, çantayı alarak olay yerinden hızla uzaklaştı. Çantasını unuttuğu yerde bulamayan C.Ç. isimli kadın ise durumu polis ekiplerine bildirerek şikayetçi oldu. Çantanın içerisinde, C.Ç.’nin engelli çocuğu için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yeni çektiği bir miktar para bulunduğu öğrenildi. Olayla ilgili konuşan esnaf Onur Tunçtürk, "Yunus Emre Camisinin imamı, yatsı namazı çıkışında cami yakınlarındaki bir bankın üzerinde bir çanta buluyor. Çantayı, sahibi gelir düşüncesiyle bir esnafın dükkanının önüne bırakıyor. Sabah saatlerinde ise bir kişi çevreyi kontrol ettikten sonra çantayı alarak uzaklaşıyor. Şahsın kamerayı fark etmediğini düşünüyoruz. Güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğimizde olayı net bir şekilde gördük. Duyduğuma göre çantanın içerisinde yaklaşık 9 bin lira para bulunuyormuş. Çanta daha sonra ilerideki Kuğulu Park’ta bulundu ancak içindeki para yoktu. Ayrıca çantanın sahibinin engelli bir çocuğu olduğu ve paranın engelli maaşı olduğunu duyduk" dedi. O anlar kamerada Şüpheli şahıs tarafından çantanın alındığı anlar ise güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, şüphelinin bir süre çevreyi gözlemlediği, ardından klima fanı üzerindeki çantayı alarak bölgeden hızla uzaklaştığı görülüyor. Polis ekipleri, güvenlik kamerası görüntülerini inceleyerek şüphelinin kimliğini tespit etmek ve yakalamak için çalışma başlattı. Olayla ilgili tahkikat sürüyor.