GÜNDEM - 16 Nisan 2024 Salı 12:23

Av sezonunun son günlerinde balıkçıların yüzü güldü

A
A
A

Denizlerde 4.5 ay sürecek olan avlanma yasağı başladı. Av sezonun son günleri bereketli geçerken, büyük ve bol miktarda ağlara takılan Karadeniz somonu ve istavrit, balıkçıların yüzünü güldürdü. Karadeniz somonunun kilogramı Beylikdüzü’nde bulunan Balıkçı Kenan’da 120 liraya, istavrit ise 50 liraya kadar düştü.

Deniz canlıları popülasyonunun artması ve nesillerin korunması amacıyla konulan 4.5 aylık endüstriyel avlanma yasağı dün itibariyle başladı. Yasağın başlamasına sayılı günler kala balıkçıların ağlarına bol miktarda, Karadeniz somonu ve istavrit balığı takıldı. Bolluk sonrası Beylikdüzü’nde bulunan Balıkçı Kenan’da fiyatlar düştü. Karadeniz somonunun kilogramı 120 liradan, istavritin kilogramı ise 50 liradan vatandaşlara sunuldu.

Sezonla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türkiye Deniz Canlıları Müzesi Kurucusu Kenan Balcı, “ 10 gündür çok bereketli. Denizin suyu bazen balık olabiliyor. Bakın, 50 liraya istavrit var. Son günleri değerlendirelim, mevsimimiz çok güzel geçti. Bazı bilmeyen kardeşlerimiz, arkadaşlarımız ’mevsim iyi geçmedi’ diyebiliyor. Ama çok güzel geçti. 10 senedir balıkçı camiası çok memnun. 4’üncü ayın 15’inde avlanma yasağı başlıyor ama 9’uncu ayın 1’inde biz balıkçıların bayramı başlıyor. İstavrit 50 lira, lüfer yavrusu gibi. Karadeniz incisi somon 120 lira, uskumru 100 lira, sarpa 100 lira. Bu son günlerin bereketi. Herkes bu bereketten faydalansın” dedi.

Murat Delice - Ozan Erturan

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yüksek riskli şah damarı ve kalp operasyonunu 2. kere atlatan Sürer: “35 yıldır içtiğim sigarayı bıraktım” Yaklaşık bir yıl önce geçirdiği kalp krizi sonucu bypass olup 3 kez de stent takılan 56 yaşındaki Nazım Sürer, bir türlü sağlığına kavuşamadı. Sık sık ataklar geçiren bu yüzden normal hayatına devam edemeyen hastanın tekrar operasyona alınması ise yüksek risk barındırıyordu. Cesaretle ikinci kez bypass olmaya karar veren Sürer, girdiği başarılı operasyonla hayata yeniden tutundu. 35 yıldır sigara içen hasta, “Yaşadığım korku ve zorluklar gibi artık sigarayı da geride bıraktım” dedi. Bir yıl önce geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılan 56 yaşındaki Nazım Sürer, bypass operasyonuyla tedavi edilmişti. Tekrar kriz geçiren Sürer’in tıkanan damarları, bu defa da stent takılarak tedavi edildi. Ancak 5-6 ay içinde 3 defa stent takılan hastanın sağlık durumu bir türlü düzelmedi. Sık sık atak geçiren, yürümekte zorlanan hastanın ikinci operasyon olması ise yüksek ölüm risk barındırıyordu. 4 çocuk ve 4 de torun sahibi olan Sürer ve ailesi, umutsuzluğa düşmeden doktor araştırmaya başladı. Biruni Üniversite Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğurlucan’a başvuran hastaya süreç anlatıldı. Ardından Sürer riskli olmasına rağmen bypass olmaya karar vererek yeniden sağlığına kavuştu. “Biraz yol yürüdüğümde başım dönüyordu, düşüyordum” Süreci aktaran Sürer, “Bir yıl önce geçirdiğim kalp krizi ile hastaneye gittik. Ardından süreç zorluğum başladı. Şah damarı operasyonu ve bypass olduktan sonra taburcu oldum. Ancak bir ay sonra tekrar kriz geçirdim. Operasyonu olduğum hastaneye gittiğimde kalbimde değişen damarın tekrar tıkandığını söylediler. Tekrar müdahale edilmeye çalışıldı ancak başarılı olunamadı. Başka hastaneye sevk edildim. Orada da damara stent taktılar ancak krizlerim ve ataklarım bitmedi. Ağrılarım kesilmedi. Ardından doktor araştırmaya başladık. Murat hocaya geldim ve yaşadıklarımı anlattım. O da bana süreci tek tek aktardı. Kesin çözümün bypass ameliyatı ile olacağını söyledi. Bypassa karar verdiğimizi söyledik. Ameliyatımı oldum ve çok şükür sağlıklı şekilde hastaneden çıktım” dedi. Süreç boyunca yaşadığı sıkıntıları anlatan Sürer, “Sürekli göğüs ağrım, ataklarım vardı. Baygınlık geçiriyordum. Biraz yol yürüdüğümde başım dönüyordu, düşüyordum. Kendimi kaybediyordum. Birdenbire vücudumdaki bütün fonksiyonlar duruyordu. Yani normal hayatıma devam edemiyordum” şeklinde konuştu. “Yoğun bakım ekibiyle halı saha maçı yapacağız” “Doktorlar ikinci operasyon için yüzde 50’nin üstünde risk olduğunu söyledi” diyen Sürer, sözlerine şöyle devam etti: “Çok umutsuzluğa düştüğüm oldu. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Ameliyat olalı 15 gün oldu. Ama onun rahatlığı bile bende var. Nefesimde, yürürken, yatıp kalkarken, yiyip içerken bunun farkını anlayabiliyorum. Hastalığım olmadan önce ben çok fazla yürüyüş yapardım. Yürümeyi çok severim, çok da özledim. Normalde günlük 5-6 kilometre yol yürürdüm. Artık bol bol yürüyeceğim. Burada da yoğun bakım ekibiyle sözleştik, halı saha maçı yapacağız. İyileşeyim, yaralarım iyi olsun, Murat hocam da müsaade ettiğinde hemen halı sahadayım. Yaklaşık 35 yıldır sigara içiyordum. İlk tedavi aşamamda stent olduğum zamanlarda da içmiştim. Ama artık bıraktım. Çocuklarıma ve eşime söz verdim” açıklaması yaptı. “Hasta, bir haftada taburcu oldu” Prof. Dr. Murat Uğurlucan, “Nazım Bey bize geldiğinde hem şah damarlarından operasyon geçirmiş hem de kalp damarlarına bypass yapılmıştı. Maalesef bunlara rağmen kalp damarı, yaklaşık 5-6 ay sonra tıkanmış. Bu süreç içerisinde de 3 kere stent takma işlemi yapılmış. Ancak stentlerde de darlık olmuştu. Hasta bu yüzden endişeliydi, korkuyordu. Bir yıl sonra bize geldi. Bize geldiğinde ameliyat olduğu şah damarında çok ciddi darlık vardı. Stentleri de daralmıştı. Yapılacak tedavi seçenekleri arasında ise yeniden stentleme ya da bypass vardı. Bunların hepsini kendisiyle konuştuk. Ameliyatı tercih etti. Biz de Nazım Beye tekrar şah damar ve bypass ameliyatı yaptık. Süreç sorunsuz geçti, hasta bir hafta içinde taburcu oldu. Şimdi ise gayet sağlıklı, kontrollerine geliyor” açıklaması yaptı. “Stentlerin üstü üste tıkanma nedeni ‘sigara’” Hastaya takılan stentlerin üst üste tıkanmasının nedenlerini anlatan Prof. Dr. Uğurlucan, “Nazım Bey kendine iyi bakmamıştı. Hem ameliyattan önce hem de sonra sigara içmeye devam etti. Neyse ki şimdi içmiyor. Sigara, bu hastalıkta çok büyük risk faktörüdür. Bu tür ameliyatlardan sonra yiyip içtiklerinize dikkat etmeniz gerekir. Spor yapılmalı ve sigaradan uzak durulmalıdır. İlaçlar düzenli kullanılmalıdır. Nazım Bey bunları biraz aksattı” şeklinde konuştu. Tedavi süreci aşamalı şekilde yapıldı Kalp operasyonları zaten risklidir. Ancak ikinci ya da üçüncü operasyonlar daha da yüksek riskler bulundurur. İkinci ameliyatlar ilkinden daha risklidir. Ancak imkânsız değildir. Tedavi sürecimizi ise aşamalı yaptık. Önce şah damarındaki darlığı tedavi ettik. Şah damarındaki darlıkları, hastanemizde hastaları uyutmadan lokal anesteziyle yapıyoruz. Bu sayede hastaların bilişsel durumlarını, nörolojik hareketlerini takip edebiliyoruz. Herhangi bir problemle karşılaşmadık. Bu işlemi bitirdikten sonra göğüs ağrıları devam ettiği için yaklaşık iki gün sonra bu sefer kalp ameliyatına aldık. Kalp ameliyatında da göğsünü yeniden açtık. Gerekli damarlarına bypasslarını yaptık” dedi. “İkinci operasyonlarda dokular yapışık olduğu için kalp yaralanmaları olabilir” İkinci kalp ameliyatlarındaki riskleri sıralayan Prof. Dr. Uğurlucan şunları söyledi: “İkinci açılışlarda dokular çok yapışık olabiliyor. Bu zaten vücudun bir iyileşme sürecidir. İyileşirken vücut, o dokuları sınırlamak için yapışıklıklar yapıyor ve eski haline getirmeye çalışıyor. Ancak bu mümkün olmuyor. O yüzden ikinci açılışlarda her zaman ameliyatın travmasına bağlı olarak damar yaralanmaları, kalp yaralanmaları olabilir. Esas risk budur.” “Altın standart tedavi: Hastaların ameliyat edilmesidir” Stent taktırmak yerine bypass olmanın öneminden de bahseden Prof. Dr. Uğurlucan, “Kalp ve damar hastalıklarında özellikle şah damar hastalıklarında altın standart tedavi, hastaların ameliyat edilmesidir. Aynı şekilde kalp ameliyatlarında da hala teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bypass ameliyatları güncelliğini ve güvenilirliğini korumakta. Stentler bypasslar gibi uzun ömürlü olmayabiliyor” diyerek sözlerini sonlandırdı. (NŞ-
İstanbul “D vitamini eksikliği vertigoya yol açabilir” Vertigonun başka hastalıkların habercisi olabileceğine değinen Uzman Odyolog Hande Çalışkan, “Vertigo, bazen vücuttaki başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Örneğin, zehirlenme durumlarında, hormonal değişikliklerde (gebelikte), demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği gibi durumlarda da vertigo ortaya çıkabilir. Ayrıca, D vitamini eksikliği de vertigo semptomlarına yol açabilir” dedi. Vertigo, günlük yaşamın en sıradan anlarında bile karşınıza çıkabiliyor. Yatakta dönerken, kalkarken, hatta sıradan bir telefon kullanırken bile baş dönmesi yaşayanların sayısı hiç de az değil. Hasta hikâyelerinde sıkça karşılaşılan bu durumun vertigo belirtilerini taşıyanların kliniklere başvurmasına neden olduğunu ifade eden Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nden Uzman Odyolog Hande Çalışkan, açıklamalarda bulundu. Uzman Odyolog Çalışkan, “Baş dönmesi şikâyetleri; hastanın ayakta durabileceği, kusmadan kalabileceği, hissettiklerini konuşarak anlatabileceği seviyede ise ilk basamak Acil değil, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniği olmalıdır” diye konuştu. “Bir hastalık değil, bulgudur” Vertigonun tanımını yapan Odyolog Çalışkan, "Halk arasında vertigo bir hastalık olarak tanınır. Halbuki, aslında bir hastalık değil, semptom ya da bulgudur. Vertigo; baş dönmesi demektir. Baş dönmesi bir hastalık değildir. Yaygın olarak hastalık anlamında kullanılan vertigo, aslında iç kulaktaki denge yapısında bulunan çeşitli organizmaların hareketiyle olan ’kulak kristallerinin oynaması’ durumudur. Vertigo çeşitleri arasında en yaygın olanı da bu olduğu için her türlü vertigo şikâyeti, pozisyonel vertigo hastalığı zannedilmektedir” diye konuştu. “Etraf dönüyormuş hissi belirtiler arasında” Vertigoda görülebilecek belirtilere değinen Odyolog Çalışkan, “Etraf dönüyormuş hissi, kişinin hareket ediyormuş hissi, gördüğü nesnelerin hareket halindeymiş gibi netlikten uzaklaşmış, flu ve karıncalanmış görmek, yer ayağının altından kayıyor zannetmek, birileri onu itiyormuş gibi veya çekiyormuş gibi hissetmek, yolda yürürken düz ilerleyemeyip yalpalamak/sendelemek vertigonun belirtileri arasında sayılabilir” dedi. “Stres vertigo sebebi olabilir” Vertigonun nedenlerinden bahseden Odyolog Çalışkan, “İç kulaktaki kristallerin oynaması nedeniyle pozisyonel vertigo oluşur. Ani baş hareketleri, hareketli görsel uyaranlara maruz kalma, uzun süreli bilgisayar kullanımı veya masa başında yanlış postürlerde uzun süre oturma, stres, korku, uykusuzluk ve bazen de hiçbir açık sebep olmaksızın durup dururken meydana gelebilir. Vertigo şikâyetinin süresi vertigoya neden olan hastalığa, hastanın yaşına, ek hastalıklarına, kronik durumlarına, kan değerlerine, stres-kaygı seviyesine, uyku düzenine, yorgunluktan korunma yeteneğine, uyarılara dikkat etme yeteneğine ve tetikleyici etkenlerden korunma yeteneğine bağlı olarak değişiklik gösterir” açıklamasında bulundu. “Vertigo ataklarında yapılması gerekenler” Vertigo atağı anında yapılması gereken 2 önlem olduğunu söyleyen Odyolog Çalışkan, şu bilgileri paylaştı: “Birinci yapılacak hareket tutunmaktır. Bulunduğunuz yer ev olur dışarısı olur hareket halinde, yatarken veya ayakta olun fark etmez. İlk yapmanız gereken sabit bir yere tutunup kendinizi güvene almanızdır. Çünkü biz uzmanların en korktuğu durum baş dönmesi/vertigo değil, hastaların baş dönmesi yüzünden düşüp başlarını bir yere vurmaları veya bedenlerine kırık, çıkık, yaralanma gibi zarar vermeleridir. İkinci yapılacak hareket ise gözlerinizi kocaman açıp karşıdaki sabit herhangi bir noktaya/nesneye bakmaktır. Gözlerinizi başınız dönerken asla kapatmamalısınız. Gözleri kapatmak, başta kendimizi güvende gibi ve rahatsızlığımız geçecek gibi hissettirse de, baş dönmesinin seviyesini hem artırır hem de baş dönmesine maruz kalınan süreyi uzatır. Karşımızdaki sabit nesneye odaklanmak, etrafın hareket etmediği sinyallerini beyne göndermemize yardımcı olur.” “Başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir” Vertigonun başka hastalıkların habercisi olabileceğine değinen Çalışkan, “Vertigo, genellikle iç kulaktaki denge organlarının dengesizliği sonucunda ortaya çıkan bir semptomdur. Ancak bazen vertigo, vücuttaki başka sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Örneğin, zehirlenme durumlarında, hormonal değişikliklerde (gebelikte), demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği gibi durumlarda da vertigo ortaya çıkabilir. Ayrıca, D vitamini eksikliği de vertigo semptomlarına yol açabilir. Bu yüzden vertigo yaşayan kişilerin semptomlarını ciddiye alması ve ihmal etmemesi önemlidir. Vertigonun altında yatan sebebin belirlenebilmesi için uzman bir doktor tarafından detaylı bir muayene yapılması, gerekli değerlendirme ve tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Böylece vertigonun nedeni tespit edilerek uygun tedavi yöntemleri uygulanabilir ve hastalığın ilerlemesi önlenebilir” ifadelerini kullandı. “Kafeini azaltmak önemli” Vertigoya iyi gelen durumlardan bahseden Uzman Odyolog Çalışkan, “Kafeinin baş dönmesini tetiklediğine dair çok fazla akademik yayın mevcuttur, bu sebeple kafeini olabildiğince azaltmak iyi gelir. Kafeinden kastımız sadece kahve ve türevleri değildir. İçeriğinde kafein olan her şeyden sakınmalıyız. Yeşil çay da hastaların ataklarının en çok tetikleyen besinler başında yer alır. Tuz tüketimini azaltmak da vertigonun tetiklenmesini önlemede önemli rol oynar. Yiyeceklerin içerisinde olabilir ancak üzerine ek tuz serpmekten kaçınmak, turşu gibi tuzu yoğun besinleri tercih etmemek faydalı olacaktır. Tansiyon ve şeker gibi metabolizmamızı doğrudan etkileyen değerleri aniden düşürecek veya yükseltecek her türlü yiyecek-içecek ve aktiviteden kaçınmak gereklidir. Stres, yorgunluk ve uykusuzluktan da kaçınmamız, vertigoyla baş etme sürecinde olumlu etki yapacaktır” dedi. “Vertigonun tedavi yolları” Uzman Odyolog Çalışkan, vertigonun tedavi yollarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Vertigo tedavisinin kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazı durumlarda vücudun kendi denge onarım sistemlerinin işe yarayabilir ancak bu süreçte yaşanan hissiyat devam edebilir. Bu durumlarda hasta, kompansasyon sürecindedir, tedavi manevraları veya özel egzersizlerle desteklenmelidir. Pozisyonel vertigo için doğrudan bir ilaç tedavisi yoktur, betahistin gibi ilaçlar semptomları azaltmak amacıyla kullanılır. İlaç kullanılıyorsa, doğru teşhis için ilaçların bırakılması gerekir.”
Muş Dolu ile birlikte yağan cismin gizemi çözüldü Muş’ta dolu ile birlikte yağan ve erimeyen cisimler üzerinde yapılan ilk incelemede, cismin hava akımıyla birlikte atmosfere karışan plastik olduğu belirlendi.Muş’ta yoğun dolu yağışı sırasında yere düşen ve erimeyen cisimler, birçok vatandaşın dikkatini çekmişti. Dolu taneleri arasında bulunan ve sıradan dolu tanelerinden farklı olan bu cisimler, toplandıktan sonra incelenmek üzere laboratuvarlara gönderilmişti. Laboratuvarda yapılan ilk analizler sonucunda, bu cisimlerin kimyasal bileşimleri ve yapıları belirlendi. Cisimlerin doğal bir meteorolojik olayla ilişkili olmadığı tespit edildi. Uzmanlar, bu durumun atmosferik şartlarla taşınan endüstriyel atıkların dolu yağışı sırasında yere inmiş olabileceğini belirtti.MAUN Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi İskender Dölek, yapılan incelemeler sonucunda bu maddenin poliüretan olduğunu belirterek, “Muş’ta 3 gün önce dolu yağışıyla birlikte yeryüzüne ulaşan, cadde ve sokakları kapatan, niteliği, içeriği bilinmeyen beyaz madde halkta endişeye neden olmuştu. MAUN laboratuvarlarında yapılan inceleme ile malzemenin kökenin poliuretan bir malzeme olduğu anlaşıldı. Plastik ham maddesi olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Muhtemelen bölgede veya bölgenin yakınında bulunan, madde kuruyup da hava akımları ile birlikte atmosfere karıştı. Hava akımları da birlikte bulunduğu yerden kilometrelerce uzağa taşındı. Geçmişte de benzer bulunduğu yerden kilometrelerce uzağa taşınan malzemeler, hatta halk arasında ‘toprak yağdı, çamur yağdı veya gökyüzünden kurbağa yağdı’ gibi ifade edilen olaylarda benzer bir nitelik gösterir. En azından endişe edecek bir durum olmadığını ifade etmek mümkün” dedi.Laboratuvarda yaptığı ilk çalışmaları açıklayan Doç. Dr. Adem Korkmaz ise, “Geçtiğimiz günlerde dolu yağışı ile beraber bir takım cisimlerin düşmesi üzerine yapmış olduğumuz ilk incelemelerde bunların plastik olduğu görülmektedir. Daha ileriki teknik analizlerle bunların daha detaylı araştırılmasıyla tam olarak tespit edilebilir” ifadelerini kullandı.