KÜLTÜR SANAT - 20 Ocak 2025 Pazartesi 10:20

Bin 500 yıllık Bizans dönemi sarnıcı harabeye döndü: Kemerleri garaj kapısı gibi kapatıldı

A
A
A

Fatih’te Erken Bizans Dönemi’nde bir altyapı olarak inşa edilen ancak zamanla su sarnıcı olarak da kullanılan yapının son hali tepkiye neden oldu. Bin 500 yıllık yapının kemerleri garaj kapısını andıran demirlerle kapatılırken sarnıç hakkında konuşan Tarihçi Hayri Fehmi Yılmaz, “Bir vakitler üzerinde görkemli bir anıt taşıyormuş. İstanbul’un hoş hatıralarından biri. Ne yazık ki çok üzücü. Yerleşim alanının içinde terk edilmiş, metruk yapıya dönüşmüş” dedi.

Fatih Fodlacı Sokak üzerinde yer alan bin 500 yıllık sarnıcın içler acısı hali tepkilere neden oldu. Erken Bizans Dönemi’nde altyapı olarak inşa edilen yapı, zamanla su sarnıcına dönüştü. İnşa edildiği dönemde önemli bir yapının altına yaptırılan sarnıcın son hali ise görenleri şaşkına çevirdi. Binaların arasında bulunan sarnıcın kemerleri garaj kapısı gibi demirlerle kapatıldı. Kötü kokunun yayıldığı sarnıç metruk hale gelirken, kültür mirası olarak günümüze kadar ayakta kalan su sarnıçlarından olan yapının bakımsız hali dikkat çekti. Restorasyon çalışmasının ardından topluma kazandırılması beklenen tarihi yapı havadan görüntülendi.

Bin 500 yıllık Bizans dönemi sarnıcı harabeye döndü: Kemerleri garaj kapısı gibi kapatıldı

“İçerisindeki hidrolik sıva, yapının bir dönem sarnıç olarak kullanıldığını gösteriyor”

Binaların arasında kalan sarnıç hakkında bilgi veren Tarihçi Hayri Fehmi Yılmaz, “İstanbul birçok tepenin üzerinde gelişmiş bir şehir. Birçok bölgesinde de eğimli yamaçlar var. Bunların üzerinde yapılaşabilmek için hem Bizans hem de Osmanlı devrinde ya teraslar oluşturulup o yamaçlarda düz alanlar oluşturuyorlardı ya da bazı yapılan için mahzenler inşa ediliyordu. Mahzenler arkası bir yamacın içine gömülürken, önde bir düz duvar oluşturacak şekildeydi. Çoğunlukla üstünde taşıyacağı yapı için birtakım ayaklar, tonozlar ve birtakım örtü sistemleri oluşturuluyordu. Muhtemelen erken Bizans dönemine ait. Bu da yamaç üzerinde araziyi düzeltmek için inşa edilmiş. Fodlacı Sokak’ın iki yanındaki modern yapıların altına doğru uzanan kısımlar yok olmuş ama bu kalıntı hala sokakta duruyor. İstanbul sokakları böyle bir anda sizi neredeyse bin 500 yıllık bir kalıntıyla karşı karşıya getirebiliyor. 5-6. yüzyıla tarihlendirilebilir. Tamamen tuğladan inşa edilmiş. Bu haliyle çok büyük değil ama ileri doğru yaklaşık 10 metre devam eden bir altyapıyı burada izleyebiliyorsunuz. Bazıları sarnıç olmak üzere yapılıyor, bazıları aslında altyapı sonradan sarnıç haline getiriliyor. Şehrin her zaman su sıkıntısı var. Bu yapının da içine açıklıklardan bakarsanız içerisinde hidrolik sıva var. Su geçirmez sıva olduğu için dolayısıyla bu bir sarnıç sıvası. Su tutmak için. Bu durum yapının bir dönem sarnıç olarak kullanıldığını gösteriyor. Bize bakan tarafta duvar olmadığı için kemerler de bize bunu gösteriyor. Aslında yapı kemerlerin önünden devam ediyormuş ama o bölümler günümüze ulaşmamış. Bizans devrinde inşa edilmiş bir dini yapı ya da sivil yapı olabilir, bir konut veya konağın hatırası olabilir. Belli ki önemli bir yapıydı. Sıradan yapılar için kuvvetli altyapılar inşa edilmez. Bir vakitler üzerinde görkemli bir anıt taşıyormuş. İstanbul’un hoş hatıralarından biri” ifadelerini kullandı.

Bin 500 yıllık Bizans dönemi sarnıcı harabeye döndü: Kemerleri garaj kapısı gibi kapatıldı

“Yerleşim alanının içinde terk edilmiş, metruk yapıya dönüşmüş”

Tarihi yapının metruk hale dönüştüğünü belirten Yılmaz, “Bölge halkına sıkıntı oluşturmasın diye bunların girişini kapatan bir düzenleme yapılmış. Ne yazık ki çok üzücü. Yerleşim alanının içinde terk edilmiş, metruk yapıya dönüşmüş. Keşke küçük projeler geliştirebilsek, şehrimizde birçok Mimarlık Fakültesi var. Yokuş ve merdivenler güzel şeyler tasarlanabilir. Hem ziyaret yeri olsa hem de yaşayanlar için daha keyifli bir çıkış alanı oluşturur. Bunlar lüks değil. Uygun küçük projelerle kente kazandırılabilir. Umarım bir gün olur. Bu kalıntılar da semt halkının ihtiyaçlarına karşılık verecek küçük mekanlar haline getirilebilir. Ne yazık ki pek dikkat çekmiyorlar” diye konuştu.

Semanur Kaygısız - Ahmet Faruk Sarıkoç

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Bakırcılar Çarşısı’nda zamana direnen son ustalar Adana’nın Kozan ilçesinde bir zamanlar onlarca ustanın çekiç sesleriyle yankılanan Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda bugün sadece bir bakır ustası ile iki kalaycı, mesleklerini sürdürerek geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışıyor. Kozan ilçesinde geçmişte 15’e bakırcı ve 20’nin üzerinde kalaycının bulunduğu Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda, şimdi tek bakır ustası ile iki kalay ustası kaldı. 1986 yılından bu yana mesleğini sürdüren bakır ustası Remzi Karaoğlan, yıllar içinde hem ustaların hem de çarşıdaki hareketliliğin büyük ölçüde azaldığını söyledi. "Şimdi tek bakırcı kaldım" Mesleğini ailesinden devraldığını belirten bakır ustası Remzi Karaoğlan, "Önceden 15’e yakın bakırcı, 20’nin üzerinde kalaycı vardı. Şimdi tek bakırcı kaldım, iki kalaycı var. Eskiden burada insanlar birbirinden geçemezdi, çarşı çok yoğundu ama şimdi o günlerden eser yok" dedi. Bakıra talep azaldı Bakır ürünlere olan ilginin her geçen gün azaldığını ifade eden Karaoğlan, "Bakırın fiyatının yükselmesi ve yeni ürünlerin çıkması talebi düşürdü. Eskiden her evde bakır vardı, şimdi daha çok köylerde kullanılıyor. Yoğurt, pekmez gibi ürünler bakır kaplarda yapılırdı. Bakır sağlık demektir, eskiden insanlar bu yüzden daha sağlıklıydı" diye konuştu. Kalaycılık zahmetli, usta yetişmiyor Kalaycılık mesleğinin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten ustalar, işin zorluğu ve ilgi azlığı nedeniyle yeni neslin bu mesleğe yönelmediğini dile getirdi. Kalaycılığın zahmetli bir iş olduğunu vurgulayan Karaoğlan, "Kalaylama ve doğrultma işlemleri büyük emek istiyor. Evlerde artık bir ya da iki bakır kap ya var ya yok" ifadelerini kullandı. "Sanatın devam etmesi lazım" Mesleğin geleceği için çırak yetişmediğini belirten Karaoğlan, "En büyük sıkıntımız eleman yetişmemesi. Bu işe devletin ve halk eğitimin destek vermesi gerekiyor. Bu sanatın devam etmesi lazım" dedi. "Kozan’da sadece iki kalaycı kaldı" 1986 yılından bu yana kalaycılık yaptığını belirten Muhammed Çöndü ise mesleğin yok olma noktasına geldiğini ifade ederek, "Eskiden her dükkanda 3-4 usta olurdu, şimdi Kozan’da sadece iki kalaycı kaldık. Bu meslek alın teri gerektiriyor ama ilgi yok. Çalışacak kimse bulamıyoruz, yetişecek çırak yok" şeklinde konuştu. Bakırın sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Çöndü, "Bakır sağlıktır, vücuttaki bazı zararlı etkileri azaltır. Eskiden insanlar bakır kaplarda beslenirdi ve daha sağlıklıydı" diyerek geleneksel kullanımın önemine vurgu yaptı.
Antalya Yanan evden 4 yaşındaki yeğenini çıkarmak isterken yaralandı Antalya’nın Serik ilçesinde 2 katlı evin zemin katında çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile kısa sürede söndürülürken, olay anında içeride bulunan 4 yaşındaki yeğenini dışarı çıkarmak isteyen bir kişi hafif yaralandı. Yangın, saat 08.30 sıralarında Serik İlçesi Merkez mahallesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 katlı bir ikametin zemin katında yangın çıktı. Daireden çıkan dumanları gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı ekiplerin kısa sürede müdahale ettiği yangın 1 saatlik çalışma sonucu söndürüldü. Yangında evin bir odası tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi. Yangın sırasında dairede bulunan Nigar Bostan, 4 yaşındaki yeğenini kurtarmaya çalışırken ellerinden hafif yaralandı. Yeğenini kurtarmak isterken elleri yandı Yaralı Bostan olay yerine gelen sağlık ekiplerince ayakta tedavi edildi. Yangın anında apartmanın üst katta balkonda ikamet eden Atalay Sargın, "Balkonda oturuyordum. Dumanların çıktığını görüp aşağı indim. Kapıyı açtım çocukları dışarıya zor çıkardım. İçeriye tekrar giremedim. İtfaiyeyi aradım, sonra damat geldi. İtfaiye ekipleri geldi müdahale etti. Bir yaralı var buna da şükür" dedi. Yangının 4 yaşındaki çocuğun kibritle oynadığı sırada yattığı yorganın tutuşması sonucu çıktığı iddia edildi.
Kahramanmaraş Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
İstanbul İstanbul’dan her yıl 1 milyon leylek geçiyor Leylek Dede olarak bilinen 81 yaşındaki araştırmacı Fikret Can, İstanbul’un leylek göçündeki kritik rolüne dikkat çekti. Yaklaşık 20 yıldır leylekler üzerine gözlem ve araştırmalar yaptığını belirten Can, özellikle Avrupa’daki leyleklerin yüzde 90’ının göç sırasında İstanbul Boğazı’nı tercih ettiğini söyledi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri ise ilkbahar göçünün yoğunluğunu gözler önüne serdi. İstanbul, ilkbahar göçüyle birlikte leyleklerin en yoğun geçiş noktalarından biri haline geldi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri, binlerce kilometrelik yolculuğun İstanbul ayağını gözler önüne sererken, kentin göç rotasındaki stratejik önemi bir kez daha ortaya çıktı. Osmanlı Cihan Devleti zamanında ise Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastanesi kurulmuş. Burada yaralı leylekler tedavi edilmesi geçmişten gelen leylek sevgisinin en somut örneklerinden birisi olarak biliniyor. "İstanbul Boğazı göçün kalbi" İlkbahar göçünün tam ortasında olunduğunu ifade eden Leylek Dede olarak bilinmen Fikret Can, leyleklerin Güney Afrika’dan yola çıkarak binlerce kilometrelik zorlu bir yolculuk yapıyorlar. Afrika’yı boydan boya geçen leyleklerin Mısır, Orta Doğu ve Hatay üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Anadolu’yu takip ederek İstanbul’a ulaşıyorlar. Buradan da Trakya ve Avrupa’daki yuvalarına gidiyorlar. Toplamda 10-15 bin kilometre yol kat ediyorlar İstanbul’un leylekler için hayati bir geçiş noktası. Leylekler deniz üzerinden uçamıyor, havanın kaldırma gücünü kullanıyorlar. Bu yüzden karaları takip etmek zorundalar. Avrupa ile Afrika arasında iki ana geçiş noktası var; biri Cebelitarık, diğeri İstanbul Boğazı. İlginç olan ise Avrupa’daki leyleklerin yaklaşık yüzde 90’ı daha uzun olmasına rağmen İstanbul rotasını tercih ediyor" diye konuştu. "Atalarımız leylekler için hastaneler kurmuş" Her yıl özellikle sonbahar göçünde İstanbul semalarında yaklaşık 1 milyon leyleğin görüldüğünü ifade eden Can, bu durumun kentin göç yollarındaki eşsiz konumunu ortaya koyduğunu belirtti. Osmanlı döneminde leyleklere verilen değerin önemini vurgulayan Can, "Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastaneleri kurulmuş. Yaralı ve bakıma muhtaç leylekler için özel yerler yapılmış. Bu da bizim millet olarak doğaya ve hayvanlara bakışımızı gösteriyor. Avrupa’da ise geçmişte leyleklerin avlıyorlardı. Bugün birçok ülkenin büyük bütçeler ayırarak leylek popülasyonunu yeniden artırmaya çalışıyor" dedi. "Dinlenirken rahatsız etmeyin" Göç sırasında leyleklerin özellikle sulak ve çayırlık alanlarda konakladığını belirten Can, vatandaşlara önemli bir uyarıda bulundu. "Akşamları dinlenmek için yere iniyorlar. Bu süreçte yaklaşılmaması gerekiyor. Beslemek için bile olsa rahatsız edilmemeli. Çünkü kanatlarını dinlendirmeleri hayati önem taşıyor. İstanbul’da Sazlıbosna başta olmak üzere Arnavutköy, Hacımaşlı ve Çatalca çevresinin önemli yaşam alanları arasında yer aldığını belirten Can, bu bölgelerdeki yuva sayısını takip ettiklerini ifade etti.