SAĞLIK - 01 Nisan 2026 Çarşamba 11:30

Burun estetiğinde doğallığın yükselişi

A
A
A
Burun estetiğinde doğallığın yükselişi

Son yıllarda burun estetiğinde dikkat çeken dönüşüm, tek tip güzellik anlayışından uzaklaşılarak yüzle uyumlu, doğal ve yapısal bütünlüğü koruyan sonuçlara yönelimi ortaya koyuyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ali Murati, günümüzde estetik cerrahinin temel amacının küçültmekten ziyade; dengelemek, korumak ve yüz mimarisiyle uyumlu bir görünüm elde etmek olduğunu belirtiyor.


Estetik dünyasında son dönemin en dikkat çekici değişimlerinden birinin, kamuoyunda "Hollywood Estetiği" olarak bilinen burun trendlerinin yeniden yorumlanması olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bir dönem sosyal medyanın etkisiyle küçük, aşırı kalkık ve belirgin şekilde şekillendirilmiş burunların öne çıktığını, bugün ise daha doğal, kemik yapısıyla uyumlu ve karakterli tasarımların tercih edildiğine dikkat çekti. Bu dönüşümün, estetik anlayışının tek tip güzellik algısından uzaklaşıp kişisel yüz oranlarını merkeze alan bir yaklaşıma evrildiğini ifade etti.


Tek tip güzellikten yüz mimarisine


Geçmişte popüler olan ve "Sosyal Medya Burnu" olarak tanımlanan aşırı kalkık, küçültülmüş modellerin yerini artık daha sofistike ve dengeli görünümlerin aldığını belirten Op. Dr. Ali Murati, günümüz hastalarının bir ünlüye benzemekten çok, kendi yüzlerinin daha uyumlu ve doğal bir versiyonunu talep ettiğini söyledi.


Moda dünyasının da bu dönüşümde önemli bir etkisi olduğuna değinen Op. Dr. Ali Murati, uluslararası defilelerde öne çıkan yüz profillerinde; düz ya da hafif kemerli, ucu abartılı şekilde kaldırılmamış ve yüzün genel kemik yapısıyla dengeli burun tasarımlarının ön plana çıktığını aktardı. Bu yaklaşımın estetikte "fark edilmeden güzel olma" anlayışını güçlendirdiğini belirtti.


"Buruna kemik ekletme" tartışmalarında gerçek ne?


Son dönemde sıkça gündeme gelen "burna kemik ekletme" ya da diğer adıyla buruna kemer ekletme söylemlerine de açıklık getiren Op. Dr. Ali Murati, bunun bir trend değil, doğru hastada uygulanan yapısal bir düzeltme yöntemi olduğunun altını çizdi.


Murati, bu uygulamanın amacının modaya uyum sağlamak değil; burun sırtında doğuştan bulunan çöküklükleri, travma sonrası gelişen deformiteleri ya da daha önce geçirilen ameliyatlara bağlı destek kayıplarını düzeltmek olduğunu ifade etti. Burun sırtına kontrollü destek verilerek yüz profilinde daha dengeli ve doğal bir geçiş sağlandığını belirtti.


Bu desteğin çoğunlukla hastanın kendi dokusuyla, yani burun içinden, kulaktan ya da nadiren kaburgadan alınan kıkırdakla sağlandığını söyleyen Op. Dr. Ali Murati, amaçlarının yapay ve abartılı bir görünüm oluşturmak değil, yüzün doğal mimarisini güçlendirmek olduğunu vurguladı. Her burnun bu işleme ihtiyaç duymadığını, planlamanın tamamen kişinin anatomik yapısına, yüz oranlarına ve fonksiyonel gerekliliklerine göre şekillendiğini dile getirdi.


Yapısal rinoplasti: yeni dönemin bilimsel yaklaşımı


Dünya genelinde öne çıkan yaklaşımın "Yapısal Rinoplasti" olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bu teknikte burnun yalnızca dış görünümünün değil, taşıyıcı sisteminin de korunduğunu ve güçlendirildiğini ifade etti.


Geçmişte uygulanan aşırı inceltme ve fazla kaldırma işlemlerinin kısa vadede görsel tatmin sağlasa da, uzun vadede çökme, deformasyon ve nefes problemleri gibi fonksiyonel sorunlara yol açabildiğine dikkat çeken Murati, yapısal yaklaşımın burnun doğal destek mekanizmasını koruyarak hem estetik hem de solunum fonksiyonunu güvence altına almayı hedeflediğini söyledi.


Başarının yalnızca ameliyat sonrası ilk ayda değil, yıllar sonraki görünüm ve fonksiyonla ölçülmesi gerektiğine değinen Op. Dr. Ali Murati, uzun vadeli denge anlayışının modern burun estetiğinde belirleyici olduğunu vurguladı.


Küçültmek değil, dengelemek


Günümüzde küresel eğilimin küçültmeye değil dengelemeye, tek tip güzelliğe değil doğal uyuma odaklandığını belirten Op. Dr. Ali Murati, moda ve popüler kültür algıyı şekillendirse de kalıcı olan tek unsurun yüzün doğal mimarisi olduğunu ifade etti.


Modern burun estetiğinde temel hedefin hastayı bir başkasına benzetmek değil; kişinin kendi yüz oranları içinde daha dengeli, daha zarif ve daha doğal bir görünüm elde etmesini sağlamak olduğunu dile getiren Murati, yeni dönemin anahtar kelimesinin ise net bir şekilde "doğallık" olduğunu sözlerine ekledi.




Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yerli yapay zeka girişimleri artıyor Yapay zeka sohbet botları son dönemde çok fazla kullanılan teknoloji olarak dikkat çekiyor. Kullanıcılar artık hayatın her alanında bu yapay zeka sohbet botlarını kullanıyor. Artan taleple birlikte yapay zeka girişimlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye’deki toplam yapay zeka girişimi sayısı da 457’ye ulaştı. Yapay zeka artık hayatın her alanında kullanılan bir teknoloji olarak öne çıkıyor. Özellikle ChatGPT, Gemini veya Grok gibi sohbet botları kullanıcılar tarafından oldukça tercih ediliyor. Metinler oluşturabilen, soruları anlayan ve uygun yanıtlar vermeye çalışan yapay zeka sohbet botları dünyanın birçok yerinde aktif olarak kullanılıyor. Bu teknolojiyle birlikte talebin artması, yapay zeka girişimlerin de çoğalmasına neden oldu. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI) tarafından açıklanan verilere göre; Türkiye’deki toplam yapay zeka girişimi sayısı 457’ye ulaştı. Sengi.surf adı altında bir uygulama geliştirdiklerini ve kullanıcıya daha sade bir dille ulaşmaya çalıştıklarını ifade eden Yazılım Uzmanı ve platformun kurucusu Uğur Toprakdeviren, "Bu uygulama daha sade bir dille kullanıcılarına hitap ediyor. İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte çok karmaşık bilgilere de maruz kalabiliyoruz. Bu amaç doğrultusunda birkaç arkadaşımızla birlikte bu siteyi kurduk. Bu tarz platformların örneği var ancak bu chatbot’lar daha çok seni sohbetin içinde tutmaya çalışıyor. Bizim yaptığımız platformda ise kişinin sadece sorduğu soruyla ilgileniyor. Platformumuz kullanıcı ile ilgili herhangi bir kayıt tutmuyor" dedi. "Yapay zekanın insanların mesleğini elinden alacağını düşünmüyorum" Yapay zekanın günümüzde bu kadar popüler olmasının ve gelişmiş olmasının çok fazla veriye sahip olunmasından kaynaklandığının altını çizen Toprakdeviren, "Eskiden çok fazla veriye sahip değildik. Yapay zekanın insanların mesleğini elinden alacağını düşünmüyorum. Yapay zeka insanların işlerini kolaylaştırır ama insanı doğallıktan uzaklaştırma ihtimalini de düşünmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Yapay zeka konusunda geride değiliz" Toprakdeviren, "Türkiye’de yapay zeka anlamında birçok çalışma yapılıyor. Özellikle ses teknolojilerinde ve doğal dil işleme gibi konularda çalışmalar bulunuyor. Yapay zeka konusunda geride değiliz. Sadece bu konudaki asıl problem veriye erişim. Çok fazla veri olmadığı için çok iyi bir ürün çıkaramıyor olabiliriz. Veriye ne kadar çok erişebilirsek, ne kadar çok kategorize edilmiş temiz veriye sahip olursak, çok daha iyi sonuçlar alacağımıza inanıyorum" açıklamalarında bulundu. "Yerli yapay zeka projelerinin daha fazla artacağını düşünüyorum" Yerli yapay zeka projelerinin en önemli ortak özelliğinin kendilerine has üsluplarının olması olduğunu vurgulayan Toprakdeviren, "Özellikle dilimiz ve kültürümüz bu anlamda ön plana çıkıyor. Yapay zekada dezavantajlı olduğumuz konu veriye erişim. Bu konunun üzerinde biraz daha çalışma yapılırsa, yerli yapay zeka projelerinin daha fazla artacağını düşünüyorum" diyerek sözlerini tamamladı.
Kocaeli Gebze’de çöken bina için yeni rapor Gebze’de yaşanan ve aynı aileden 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin resmi süreç devam ederken, yerel bilirkişi heyeti raporu dışında ikinci bir rapor daha olduğu ortaya çıktı. Farklı üniversitelerden uzmanların yer aldığı bilim kurulu tarafından hazırlanan ikinci raporun, yerel bilirkişi heyeti raporundaki çelişkilere ışık tuttuğu öğrenildi. Kocaeli ili, Gebze ilçesinde meydana gelen bina göçmesine ilişkin süreç, raporların ilgili makamlara sunulması ile devam ediyor. Yerel bilirkişi raporunun basına sızmasının ardından konuyla ilgili ikinci bir rapor daha hazırlandığı ortaya çıktı. Hızlı bir şekilde hazırlanarak tamamlanan ve çelişkiler içerdiği belirtilen ilk rapora karşılık; bilim kurulu tarafından hazırlanan ikinci raporun, teknik bir rapor olduğu ve jeolojik-jeoteknik değerlendirmelerin derin analizine yer verdiği aktarıldı. Hazırlanan jeolojik-geoteknik değerlendirme raporu, meydana gelen bina çökmesine ilişkin önemli bulgular ortaya koydu. Raporda yer alan değerlendirmelere göre; çökmenin temelinde binanın bulunduğu zayıf zemin koşulları ve yapıdaki imalat kusurları bulunuyor. Ayrıca raporda çöken binanın eski bir dere yatağı ve döküm sahası niteliğindeki kontrolsüz dolgu zemin üzerine inşa edildiği, temelinin ise yüzeysel ve yetersiz olduğunun tespit edildiği belirtiliyor. Raporda ayrıca yer altı su seviyesindeki değişimlere de değiniliyor. Yer altı su seviyelerinin zemin içinde zamanla boşluklar oluşturduğu, bu sürecin temel altındaki taşıyıcı zemini zayıflatarak yapının stabilitesini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Ayrıca yapıdaki bazı beton dayanım değerlerinin binanın projesinde öngörülen seviyelerin altında kaldığı da raporda yer alıyor. Zemin hareketi sınırlı kaldı Raporda, metro proje inşaatı süresince ölçülen toplam zemin hareketinin azami 5 santimetre seviyesinde kaldığı ve bu değerin bina altında aniden oluşan büyük ölçekli boşluğu açıklayacak nitelikte olmadığı vurgulanıyor. Binanın zemin oturmalarının da ilgili yönetmeliklerde belirtilen sınırlar içinde kaldığı, zamanla sönümlendiği ve sonrasında ilave bir hareket gözlenmediği aktarılıyor. Tünellerde hasar bulgusu yok Hazırlanan ilk yerel bilirkişi raporunun genelinde, metro inşaatının sürece etkisine dair varsayımsal birçok kanaatin yer aldığı belirtiliyor. Hazırlanan teknik raporda bu konuya da değinerek, açıklık getiriliyor. Metro tünellerinde yapılan teknik incelemelerde herhangi bir çatlak, deformasyon, kayma ya da su sızıntısına rastlanmadığı kaydedilirken; metro tünellerinin sağlam kaya birimi içinde inşa edildiği, ölçümlerde eksenel sapma veya yapısal bozulma tespit edilmediği belirtildi. Raporda ayrıca tünel kazılarının yüzeydeki yapılarla etkileşiminin kabul edilebilir sınırlar içinde kaldığı ve inşaat sürecinin teknik kriterlere uygun şekilde yürütüldüğü de ifade edildi.