ASAYİŞ - 13 Şubat 2024 Salı 10:47

Büyükçekmece’de ilginç anlar kamerada

A
A
A

Büyükçekmece’de alkollü olduğu iddia edilen kadın, yol kenarında ağladıktan sonra çöp konteynerine girmeye çalıştı. Yanındaki bir adamın yardımı ile ayakta kalabilen kadının o anları cep telefonu kamerasına yansıdı.

Olay, dün öğle saatlerinde Kumburgaz Mahallesi E-5 Yanyol mevkiinde meydana geldi. Alkollü olduğu iddia edilen kadın, yol kenarında yere oturarak ağlamaya başladı. Bir süre sonra yanına gelen adam, kadını sürükleyerek kaldırıma çekti. Bir süre konuştuktan sonra ayağa kalkarken kadın bu kez çöp konteynerinin içine girmeye çalıştı. Yanındaki adam yine yardımına koşarken kadın dengesini kaybederek düştü. Yaşanan ilginç anlar ise çevredeki bir vatandaşın cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.

Mert Yıldırım - Erdal Can İçelli

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bolu Yalçın Koşukavak: "Play-off’a kalmak için mücadele ediyoruz" Boluspor Teknik Direktörü Yalçın Koşukavak, Göztepe deplasmanında zor bir maç oynayacaklarını belirterek, "Play-off’a kalmak için mücadele ediyoruz" dedi. Trendyol 1. Lig’de 39 puanla 7. sırada bulunan Boluspor, 7 maçlık yenilmezlik serisini sürdürme peşinde. Ligin 25. haftasında Boluspor, deplasmanda oynayacağı Göztepe mücadelesinin hazırlıklarına tesislerinde yaptığı antrenmanla devam etti. Teknik Direktör Yalçın Koşukavak yönetimindeki idman, ısınma hareketleriyle başladı. Güç ve kondisyon çalışmalarının ardından teknik-taktik çalışmalar da yapan Bolu ekibi, çift kale maçla antrenmanı tamamladı. Koşukavak: "İnşallah istediğimiz puanı alır geliriz" Göztepe deplasmanının zor bir deplasman olduğunu ifade eden Yalçın Koşukavak, "İkinci yarı itibarıyla iyi gidiyoruz. Göztepe zor bir deplasman. Kulübün Türkiye’de örnek olacak şekilde bir organizasyonu var. Yurt dışındaki ortaklıkla beraber çok planlı yapılanan, hem kulüp içi hem saha içi organizasyon güçlü, kadro kalitesi çok yüksek. Bir de ambiyans açısından belki de ligin en zor deplasmanlarından bir tanesi. Pazar günü saat 16.00’da iki taraf açısından çok önemli bir maç. Ambiyansı çok yüksek bir maç olacak. Hazırlıklarımıza devam ediyoruz. İnşallah, istediğimiz puanı alır geliriz" dedi. "Play-off’a kalmak için mücadele ediyoruz" Play-off mücadelesini sürdürmek için sahaya çıkacaklarını dile getiren Koşukavak, "Her geçen gün ligin zorluk derecesi artıyor. Maç sayısı azaldıkça hedefler belirginleşiyor. Biz o doğrultuda play-off’a kalmak için mücadele ediyoruz. Onun için oynayacağız ama zor. Oradan aşağıda da 3 tane takım var. Gençlerbirliği de orayı zorluyor. 4-5 takımın böyle kıyasıya mücadelesi var. Kadro kaliteleri de iyi. Zor bir lig oynuyoruz" diye konuştu.
Konya Ev kirasının olduğu cüzdanını kaybetti, Meram Zabıtası sahibine teslim edip sevindirdi Konya’nın merkez Meram İlçe Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, içinde ev kirasının olduğu cüzdanını düşüren vatandaşı sevindirdi. Bir vatandaşın yolda bulup teslim ettiği paraları Meram zabıtasının elinden alan Ali Hayro’nun sevinci ekipleri duygulandırdı. İçinde kimlikleri, kartları ve ev kirasının olduğu cüzdanını kaybeden Ali Hayro’nun cüzdanını bulan bir vatandaş, Muhacir Pazarı’nda bulunan Meram Belediyesi Zabıta Karakolu’na teslim etti. Cüzdan ve içindeki kimlik ile paralar, Meram Zabıta ekiplerinin çabaları sonucunda sahibi bulunarak teslim edildi. Ali Hayro’nun sevinci karakolda bulunan ekipleri duygulandırdı. “Parayı bulan için bağışta bulunacağım” Evden çıkarken cüzdanının ve paraların yanında olduğunu belirten Ali Hayro, paraları nerede düşürdüğünü bilmediğini ancak sonradan fark ettiğini söyledi. Cüzdanını kaybettiğine dair başvuru yapmaya fırsatı olmadığı için bunu hemen sosyal medyasından paylaştığını söyleyen Ali Hayro, “Duyarlı iyi bir insan, cüzdanımı bulmuş, Meram Zabıtasına teslim etmiş. Onlar da içindeki kayıtlardan bana ulaştılar. Allah bulandan da zabıtalardan da razı olsun. Kimliğim, ehliyetim, ev kiram içindeydi. Çok mutlu oldum. Bulan vatandaşı tanımıyorum ama onun için bir bağışta bulunacağım” diye konuştu. “Kardeşimiz, cüzdanını ve parasını görünce çok mutlu oldu” Duyarlı vatandaşın cüzdanı kendilerine teslim etmesiyle beraber hızlı bir şekilde paranın sahibini aramaya başladıklarını ifade eden Zabıta Memuru İsa Ferhat Soylu, öncelikle adres tespiti yaptıklarını ifade ederek, “Ancak, gittiğimiz adreste Ali Hayro’yu bulamadık. Sanayide işçi olarak çalıştığını öğrendik. Paraya acil ihtiyacı olur düşüncesi ile telefonunu bulup aradık, karakolumuza davet ettik. Cüzdanını, kimliğini ve paraları görünce çok sevindi. Biz karakolumuzda bu tür olaylara çok şahit oluyoruz. Bu tür kayıplarda hem vatandaşlarımızın daha fazla üzülmemeleri hem de paraya acil ihtiyaçları olabilir düşüncesi ile hızlı hareket ediyoruz. Onların mutluluğunu görmek de bizler için büyük sevinç kaynağı oluyor” dedi.
Bingöl 27 yıl geçti ama hala 28 Şubat’ı unutamıyor 28 Şubat postmodern darbesi sonrasında öğretmenliğe başladığı yıl zorla istifa ettirilen ve 15 yılın ardından tekrar atanan Saadet Çiçek, aradan geçen 27 yıla rağmen o günlerde yaşadıklarını unutamadı. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra İstanbul’da öğretmenliğe başlayan 49 yaşındaki Saadet Çiçek, 28 Şubat 1997’de gerçekleşen postmodern darbe sonrasında zorla istifa ettirildi. 15 yıl sonra tekrar atanarak Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde göreve başlayan evli ve 4 çocuk annesi Çiçek, aradan geçen 27 yıla rağmen o günleri unutamadı. Öğretmenlik yaptığı sırada okul idaresinin kendisine başörtüsünden dolayı mesleğini yapamayacağını söyleyerek görevden alındığını aktaran Çiçek, yaşadıklarını anlattı. Görevine 15 yıl sonra döndüğünü ve şu an Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görev yaptığını aktaran Saadet Çiçek, "Süreç içerisinde birçok kişi o dönemde öğretmenlikten istifa ettirildi. Ben de onlardan birisiydim. 2 sene sonra öğretmenliğe başladım. Üniversitede yaşanan herhangi bir sorun yoktu, öğretmenlikte sorun yaşadım. Perukla okula gelen bir müdürümüz vardı. İkna odasına beni aldı ve ’Saadet hocam farkındaysan ben de düzen ne istiyorsa onu yerine getiriyorum. Siz de farklı bir çözüm üretebilirsiniz, eğer başınızı açmazsanız istifa etmek zorundasınız. İstifa etmediğiniz takdirde bütün cezaları sırayla alıp atılacaksınız zaten. Biz bunu işletmek istemiyoruz. Siz kendiniz istifa ediniz’ demeye getirdi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne götürüldüm, birlikte gittik. Öğrencilerimle çok güzel bir iletişimim olmasına rağmen ben istifa etmeyi, bir daha geri dönmemeyi tercih etmek zorunda bırakıldım” dedi. “Hala tüylerim diken diken oluyor, ürperiyorum” Çiçek, o dönemi hatırladığında hala ürperdiğini belirterek şöyle devam etti: ’’Ağır bir süreçti. Doğrusu hatırlayınca hala tüylerim diken diken oluyor, yani ürperiyorum. Büyük hayallerle okuldan mezun oluyorsunuz. Tek istediğiniz şey öğretmenlik ve elinizin altında her şey. Öğrenciler, masum yüzleri ve vermek istediğiniz her şey elinizin altında ama veremiyorsunuz. Ve oradan bir el çekiyor sizi alıyor. Bunu yapmak istemedim ama istifa ederken şunu düşündüm; ben inandığım bir ideale çok sahiptim. Ben inandığım gibi yaşamak zorundaydım, inandığım gibi de öğrencilerime örnek teşkil etmek durumundaydım. Yaşamadığım, olmadığım bir şeyi onlara sunamazdım.” ’’Ben yaşantımla dimdik durarak, inancımı temsil ederek onlara gerçekten ideallerine sahip çıkmaları noktasında örnek olduğunu düşünüyorum” diyen Saadet Çiçek, ’’İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde de bana şu seçenek sunulmuştu; ’Ailevi nedenlerle ifadesini işaretleyin hoca hanım. Sonradan geri dönmek istiyorsanız.’ Çok güzel bir ikna odasıydı. Gerçekten ben de öğrencilerime hiçbir açıklama yapmadan sadece çeşitli nedenlerle ayrılmak durumunda olduğumu söyledim. Ama o an gelen bir duyguyla dedim ki ’Canlarım sizinle birlikte aynı okullarda öğretmenlik yapacağım. Beraber öğretmenlik yapacağız. Beraber öğrencilerimiz olacak’ dedim. O an sadece hissettim. Bugün olsa aynı şeyi elbette yapardım. Ben hala aynı benim, kesinlikle yapardım’’ diye konuştu.
Antalya 28 Şubat mağduru akademisyen Koçakoğlu, "28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok, gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır" Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan akademisyen Bedia Kocakoğlu, "Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır"dedi. Koçakoğlu, " Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu, bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun" ifadelerini kullandı. Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Bedia Kocakoğlu, yıllar sonra doçent doktor olarak başörtüsüyle girdiği üniversitede akademisyenliğini sürdürüyor. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı olan 44 yaşındaki Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü sorununu yaşadı. İlköğretim ve lise hayatını Alanya ilçesinde tamamlayan Koçakoğlu, ardından Konya Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandı. Üniversite birinci sınıftayken 28 Şubat süresine denk gelen Koçakoğlu’na, derslere başörtülü giremeyeceği belirtildi. Koçakoğlu, okuma hevesini yarıda bırakmak istemeyip derslere başını açarak girmeye devam etti. Üniversiteyi tamamladıktan sonra araştırma görevliliği sınavını başarıyla geçen Koçakoğlu, yüksek lisans ve doktora eğitimini de Konya’da tamamlayıp tekrar memleketi Antalya’ya döndü. Şuanda Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Doçent Doktor olarak akademisyenliğini sürdüren Koçakoğlu, bu süreç içerisinde 120’ye yakın yazdı, bu konular üzerine çeşitli konferaslar ve sunumlar yaptı. Koçakoğlu, o dönemlerde yaşadıklarını ve bugün içinde bulunduğu süreç hakkında değerlendirmelerde bulundu. "Gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır" Koçakoğlu, bugünden 27 yıl öncesine dönüp baktığında, “ Bugün Filistin’e dönüp baktığında gördüğünün insanoğlunun, insanoğlunun cehennemi olduğudur. Bütün insanlık aslında koskocaman bir mezarlık gibi, bu mezarlığın mezar taşı da galibe biz Müslümanlarız. Doğu Tükistan, Filistin, Bosna Hersek, Arakan, Keşmir’e dönüp bakın, 28 Şubat’a dönüp bakın biz Müslümanlar bir şekilde eziyet görmeye devam ediyoruz. 28 Şubat için söylüyorum, gencecik bir kız çocuğuydum. Bin bir hayalle üniversiteye gitmişim. Bir ışık görebilme adına başörtüsü açıp kapattığımız o kırık aynalara defalarca bakmışızdır. Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır” diye konuştu. "Sokağın ortasına açtırılardı" Unutulan hadiselerin tekrar edebileceğinin altını çizen Koçakoğlu, “ Modernizm ve posmodernizm üzerine çalışıyorum. Bakıldıpğı zaman tek tip insan varetme gayesi var. Tüketime endeksli, hazcı, soysuz, kimliksiz, mahrem sınırının olmadığı bir insan tipi hedefliyorlar. Bu tipin karşısında durabilen tek sistem İslam dini bugün. Bu nedenle İslam dini tüm sistemler tarafından hedef olarak gösteriliyor. Müslümanlarda hem fikir hem psikolojik olarak yıpratılıyor. Üniversiteye yazar olacağım hayaliyle başladım. 28 Şubat süreci başladı başımızı açmamızı istediler. Açmanın da bir adabı olur. Konya Selçuk mezunuyum. İnsanı bir şekli olur başörtü açmanın. Bizlere bir sirk hayvanı gibi sokağın orta yerinde insanlar bizi seyrederken gelip geçenler şöyle bir bakarken sokağın orta yerinde başımız açıp, ondan sonra kampüsün duvarlarından içeriye alındık. Bazen otobüse binerdik, otobüs kampüsün içine direkt girerdi çünkü, polisler otobüse binerler, bakarlar. Bizler kaçalım diye bazen böyle kafamızı yere falan eğerdik başörtümüz görünmesin diye. Ya da otobüsün ortasında açmak zorunda kalırdık. Başörtülü girdiğimiz zaman sınıfta o dönem erkek arkadaşlarımız son derece anlayışlılardı. Bütün ön sıralara hep erkekler otururdu. Biz başörtülü kızlar en arka sıralara otururduk ki kendi çapımızda bir mahremiyet oluşturmuş oluyorduk” ifadelerine yer verdi. Koçakoğlu, o dönem başörtülü genç kızların hep bir travma içinde kaldığını kaydetti. "Cumhurbaşkanımıza inancımız tamdı" Sahada sadece başörtüsü özgürlüğünün sorun olmadığını pek çok problemin olduğunu dile getiren Koçakoğlu, “ Bunların hepsiyle mücadele edebilmeliyiz. Topyekün insanlık adına bir savaş verebilmeliyiz. Öyle düşünüyorum. Cumhurbaşkanı bir şiir okuduğundan dolayı edebiyatçı olduğumuz için bizim sahamıza da girdiğinden dolayı bir şiir okuduğundan dolayı hapse atılmıştı. O dönemde bizler başörtüsü adına mücadele verirken bir taraftan da Cumhurbaşkanının şiirde geçen birkaç dini kelimeden dolayı ki müfredatta yer alan bir şiirdir. O kelimeden dolayı hapse atılması bize birbirimizi tanımasak da, görmesek de günümüzdeki gibi elbette o dönem başbakanlık, Cumhurbaşkanlık gibi bir vazifesi olmadığından dolayı da tanımasak da, bilmesek de bir ruhsal mücadele bağı oluşturdu bize Cumhurbaşkanıyla, o dönemki başörtülü genç kızların verdiği mücadele. Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu. Bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun. Kimimiz akademisyen oldu, kimimiz doktor oldu, kimimiz farklı meslekleri seçti. Ama bir gün bu problem bitecek ve biz özgürce, başörtülü bir şekilde vazifelerimizi yapabileceğiz diye devam ettik” diye konuştu. "Sen neredeydin sorusu" Bir gün Akdeniz Üniversitesinde yardımcı doçent olarak göreve başladığında henüz başörtü problemi çözülmediğini hatırlatan Koçakoğlu, “Biz yine başımızı açarak akademisyenlik yapıyorduk. O dönem de çözülmemişti. Dördüncü sınıfta derse girdim. Öğrencilerle biz son sene bir helalleşme konuşması yaparız. İşte çocuk hakkımızı helal edin gibi. Bir öğrencim, ‘hocam ben size hakkımı helal etmiyorum’ dedi. Neden yavrum dedim, kaldın mı benim dersten? Neden helal etmiyorsun? Hocam dedi, biz dört yıldır burada zulüm görürken siz neredeydiniz, dedi. Öğrenciler de başörtülü alınmıyordu o dönem Akdeniz Üniversitesi’ne. Ve çocuk benim inançlı bir bildiği için benden kısmen de olsa bir motivasyon edindiği için o sitemini bana bu şekilde ifade etti. Ben ömrümü bu cümle üzerine kurdum. Biz eziyet görürken siz neredeydiniz? Şunu çok iyi biliyorum. Cumhurbaşkanı da ömrünü bu cümle üzerine kurmuş birisi, bir lider. Bu yüzden Filistin için mücadele ediyor. Bu yüzden dünyadaki bütün eziyet gören Müslüman olsun olmasın fark etmez, insanlar için mücadele ediyor. Biliyor ki Cenabı Allah orada o insanlar eziyet görürken, sen neredeydin sorusunu soracak. Bu yüzden bizim vicdanlı insanlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. "Bir daha o karanlık çukurlara bu ülke düşmesin" “Bizim merhametli liderlere, yöneticilere ihtiyacımız” var diyen Koçakoğlu, “Cumhurbaşkanı başörtü noktasında büyük bir adım attığında yavaş yavaş peyderpey kurumlarda bu problem aşılabildi. 2015 yılında Akdeniz Üniversitesi’nde ilk doçent olduğumda bir gün kararımı verdim ve başörtülü olarak sınıfa gittim. Sınıfta yaklaşık 110 öğrencim vardı. Sınıftan içeriye girdim. Başta tanımadığı öğrenciler. Şaşkın şaşkın baktılar bu kim diye. Ses tonundan tanıyınca hepsi birden ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Hiç unutmuyorum. Hayatımda bir o kırık aynadaki başörtüsüz görüntüm, ruhuma yerleşmiştir. Bir de öğrencilerimin beni ayakta alkışladığı o görüntü. Çocuklar,‘ Niye alkışladınız’ dedim. Hocam özgürlüğü alkışladık dediler. Bakın bu refleksi kolay kolay yüz öğrenci aynı anda bilinçsiz bir şekilde veremez. Neden? Çünkü bu çocuklar bizim ızdırabımızı görüyorlar. İnandığımız bir şey var. Bir değer var. bunun için ömrünüz boyu savaş veriyorsunuz, yaşıyorsunuz. Ama bu inancınızın gereği olan başörtüsünü takamıyorsunuz. Bu zulmü, bu duyguyu ancak yaşayan hisseder, yaşayabilir. O yüzden bugün birilerinin çıkıp birilerinin, ‘vay efendim duygu sömürü yapıyorsunuz, ajitasyon yapıyorsunuz’ demesi bana son derece anlamsız, duygusuz ve merhametsizce geliyor. Bizim bu ülkede yaşanan bazı şeyleri unutturmamaya ihtiyacımız var. Bu son derece kıymetli. Aynı karanlık çukurlara, bu ülke bir daha düşmesin diye bizim tarihteki bazı hadiseleri unutmamamız gerekiyor” dedi. "Kırık ayna" “28 Şubat süreci de unutmamamız, unutturulmaması gereken süreçlerden birisidir”diyen Koçakoğlu,” Neden derseniz kırık aynalara aynı görüntüler bir daha düşmesin diye. Kırık ayna ise şöyle, başımızı yapabilmemiz için bir ayna lazım. Bir tane kırık küçük bir aynası vardı ve duvara koymuştu, onun karşısında sıraya geçer orada başörtüsünü kapatır ve açardık. Kırık aynaya yansıyan görüntü bizim inanç dünyamızın yansıması gibiydi”ifadelerine yer verdi.