EKONOMİ - 24 Ekim 2025 Cuma 20:20

Fırtınalı dönemlerin sessiz kazananı: Altın yine sahneye çıktı

A
A
A
Fırtınalı dönemlerin sessiz kazananı: Altın yine sahneye çıktı

Dünya altın piyasasında son günlerde adeta fırtına yaşanıyor. Ons altın, haftanın ilk yarısında 4 bin 320 dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşırken, birkaç gün içinde gelen yüzde 6’lık sert düşüş, yatırımcıları temkinli davranmaya itti. DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, yaşanan dalgalanmanın ‘ralli bitti’ anlamına gelmediğini, aksine küresel sistemin kırılganlaştığının sinyali olduğunu söyledi.


Altın fiyatlarındaki bu sert düzeltmenin ardında bir dizi ekonomik ve psikolojik faktör bulunduğunu belirten DEMAŞ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, bunların başında, yatırımcıların kâr satışları, doların güçlenmesi, faiz beklentilerindeki değişim ve jeopolitik risk algısındaki geçici azalma geldiğini ifade etti. Kitiş, "Altındaki bu sert yükseliş ve ardından gelen düşüş, bir boğa döngüsünün değil, dünyanın finansal ve jeopolitik dengesinin yeniden kurulduğu bir evrenin göstergesidir" dedi.



"Dalgalanma korkutmasın, merkez bankaları alıma devam ediyor"


Altın piyasasında yaşanan sert dalgalanma, yatırımcıları kısa vadeli satışa yöneltirken, uzun vadeli trendin bozulmadığını vurgulayan Kitiş, "İlk olarak, değer çok hızlı yükseldiği için yatırımcıların elindeki kazançları almak üzere satışa yöneldiğini görüyoruz. Bu satışlar, yukarı hareketin bir nebze geri çekilmesine neden oldu. İkinci olarak, doların güçlenmesi altını döviz cinsinden daha pahalı hale getiriyor ve dolarla fiyatlanan varlıklar üzerinde baskı oluşturuyor. Bu da alım iştahını geçici olarak düşürüyor. Üçüncü olarak, faizlerin ve para politikasının geleceğine dair beklentiler değişiyor. Yüksek faiz ve daha sıkı finansal şartlar, altın gibi getiri sağlamayan varlıkları göreceli olarak daha az çekici kılıyor. Dördüncü olarak, küresel düzeyde jeopolitik ve ekonomik risklerin bir miktar ‘azaldığı ya da ertelendiği’ algısı oluştu. Yani ‘herkes kaçar altına sığınır’ senaryosu bir süreliğine zayıfladı. Ancak önemli bir nokta: Bu düşüş, altın piyasasının genel eğiliminin bozulduğu anlamına gelmiyor. Çünkü aynı zamanda merkez bankaları hala altın alıyor ve bu yapılandırma talebi uzun vadede destekliyor" diye konuştu.



"Sığınak hep altın"


Altın fiyatlarındaki bu dalgalanmanın arka planında birbirini tetikleyen jeopolitik krizler bulunduğunu belirten Cumhur Kitiş, "Rusya-Ukrayna savaşı, diplomatik masalarda tıkanmış durumda. Avrupa enerji ve güvenlik denkleminde yeni bir kırılma eşiğinde. ABD’nin Venezuela’ya yönelik kara operasyonu hazırlıkları, Latin Amerika’da uzun yıllar sonra yeniden askeri gerilimi gündeme taşıdı. İsrail’in Gazze’deki ateşkes ihlalleri ise hem bölgesel istikrarı hem de küresel kamuoyunun güvenini sarsıyor. Bu üç cephedeki eşzamanlı gerginlik, yatırımcıyı yeniden güvenli liman arayışına itti. Artık herkes farkında, krizlerin coğrafyası değişse de sığınak hep aynı altın" şeklinde konuştu.



"Yatırım aracı değil, egemenlik sembolü haline geldi"


Küresel hareketlilik, Türkiye piyasalarına da doğrudan yansıdı. Hafta başında 5 bin 950 TL ile rekor kıran gram altın, ons tarafındaki sert düşüşün ardından 5 bin 700 TL seviyesine kadar geriledi. Kitiş, bu hareketin kısa vadede paniğe yol açmaması gerektiğini söyleyerek, "Kur etkisi ve küresel satış baskısı bu tür geri çekilmeleri kaçınılmaz kılıyor. Ancak Türkiye’de enflasyonun hâlâ yüksek seyretmesi, halkın birikimini altınla koruma refleksini güçlü tutuyor. Bu talep trendi kolay kolay kırılmaz. Son dönemde Hindistan Merkez Bankası’nın rezervlerini 880 tona çıkarması, Çin’in alımlarını hızlandırması ve Rusya’nın yeni altın bazlı ödeme planlarını gündeme getirmesi, ‘doların tahttan inişi’ tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Artık mesele sadece enflasyondan korunmak değil. Ülkeler, para sisteminde yeni bir denge arıyor. Bu sebeple altın, sadece yatırım aracı değil, egemenlik sembolü haline geldi" ifadelerine yer verdi.



"Dalgalanmadan korkan, değerden uzak kalır"


Ahmet Cumhur Kitiş, kısa vadede 4 bin doların altındaki ons fiyatlarının yeni alım fırsatları oluşturabileceğini, orta vadede ise 4 bin 500 - 4 bin 600 dolar hedefinin teknik olarak masada olduğunu belirtti. Kitiş, "Küresel ekonomi güven bunalımı yaşıyor. Eğer ABD seçim süreci ve Orta Doğu hattındaki krizler derinleşirse, altın yılı bitirmeden bir kez daha zirve görebilir. Altın, fırtınalı dönemlerin en sessiz kazananıdır. Sert yükselişler göz kamaştırabilir, ama asıl kazanç sakin kalabilenlerindir. Dalgalanmadan korkan, değerden uzak kalır" şeklinde konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Başından ve sırtından vurulmuştu, 5 gün sonra hayatını kaybetti Adana’da çalıştığı avize dükkanında uğradığı silahlı saldırıda ağır yaralanan 34 yaşındaki Nizamettin Alban, tedavi gördüğü hastanede 5 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Olayla ilgili tutuklanan 3 şüphelinin cezaevine gönderildiği öğrenildi. Olay, 5 Mayıs günü saat 13.30 sıralarında Seyhan ilçesine bağlı Kocavezir Mahallesi’ndeki bir iş merkezinde meydana geldi. İddiaya göre, otomobille iş merkezine gelen Y. M. (24) ile E.S. (20), pasaja girerek avize dükkanında çalışan Nizamettin Alban’a tabancalarla ateş açtı. Başına ve sırtına isabet eden kurşunlarla ağır yaralanan Alban, kanlar içinde yere yığılırken, şüpheliler geldikleri araçla olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Alban yoğun bakımda tedavi altına alınarak entübe edildi. Olayın ardından çalışma başlatan Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, yaklaşık 500 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü inceleyerek şüphelilerin saklandıkları adresi belirledi. Sarıçam ilçesi Gültepe Mahallesi’nde saklandıkları adrese düzenlenen operasyonda iki şüphelinin yanı sıra şüphelilere yardım ettiği öne sürülen Y. K.’de gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 3 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Nizamettin Alban, doktorların tüm müdahalesine rağmen 5 gün sonra hayatını kaybetti.
Gaziantep Görme engelli oğlunun eğitimi için Braille alfabesini öğrendi Gaziantep’te yaşayan Leyla Durmuş, 21 yaşındaki görme engelli oğlu Mehmet Can Durmuş’un hem akademik hem de hafızlık eğitimini tamamlayıp üniversiteye yerleşmesine kadar üzerinden desteğini hiç çekmedi. Ev hanımı Leyla Durmuş ile markette işçi olarak çalışan Bahtiyar Durmuş’un en büyük çocukları olan 21 yaşındaki Mehmet Can Durmuş, 2005 yılında görme engelli olarak doğdu. Mehmet Can’ın 3 aylıkken rutin kontrol için götürüldüğü hastanede görme engelli olduğunu öğrenen ve büyük üzüntü yaşayan anne Leyla Durmuş, oğlunun maddi ve manevi eğitimi için büyük bir gayret gösterdi. Doğduğu günden beri oğlunun elini hiç bırakmayan ve bakımından eğitimine kadar oğlunun her şeyini üstlenen anne Durmuş, hayatını oğluna adadı. Hayatını oğluna adadı Oğlunun sosyal hayatı başta olmak üzere eğitim hayatında da her türlü fedakarlığı gösteren ve oğlu için hiçbir engel tanımayan anne Durmuş, ilkokul mezunu olmasına rağmen oğlunun akademi eğitimi ve hafızlık sürecindeki eğitimleri için Braille alfabesini de öğrendi. İlkokul ve ortaokul eğitimini GAP Görme Engelliler Ortaokulu’nda, lise eğitimini Şehitkamil Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okul birincisi olarak tamamlayan oğlunun eğitimdeki başarısının mimarlarından olan anne Durmuş, akademi eğitim ile birlikte hafızlık eğitimi alan oğlunun bir yıl gibi kısa sürede hafız olmasında da büyük emeği oldu. "Oğlum gururumuz oldu" Oğlunun gözlerinin hiç göremeyeceğini öğrendiğinde çok üzüldüğünü ve daha sonra yaşamını oğluna adamaya karar verdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can 2005’te doğdu. İkisi kız, birisi de erkek üç çocuğumuz var. İlk çocuğumuz Mehmet Can, bana ilk anneliği tattıran, hissettiren, annelik duygusuyla tanıştıran çocuğum oldu. Mehmet Can, iyi ki benim oğlum, iyi ki dünyaya gelmiş. Mehmet Can, benim ilk göz bebeğim. Mehmet Can, 3 aylıkken görme engelli olduğunun farkına vardık. O gün büyük bir burukluk geçirdik. Çok zorluklar geçirdik ama çok şükür oğlum gururumuz oldu" dedi. "Her zaman oğlumun yanında oldum" Oğlunun eğitim hayatını tamamlaması için büyük bir gayret gösterdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can, ikinci sınıftayken ezberinin kuvvetli olduğunun farkına vardık. Yedinci sınıfta Muammer hocamız vardı. Oğlumu hafızlık kursuna yönlendirdi. Hoşgör Kur’an Kursunda da Ahmet Mansur hocamız vardı. Oğlumun elinden tutup bugünlere getirdi, Allah razı olsun. Oğlum sekizinci sınıfta hafızlığına başladı. Dokuzuncu sınıfta lise birinci sınıf öğrencisiyken hafızlığını tamamladı. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum için elimden geleni yaptım. İlkokul mezunuydum ama oğlum için her şeyi öğrendim. Hayatı beraber öğrendik. Her şeyi oğlumla beraber yaptık" ifadelerini kullandı. "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister" Anneliğin çok kutsal olduğunu vurgulayan Durmuş, "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister. Anne olmak, ömrünü çocuklarına adamak demek. Ben oğluma ömrümü adadım. Kızlarım Allah’a şükürler olsun görüyor. Fakat Mehmet Can, görme engelli ve onun bana daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum üniversitede hoca olarak kalmak istiyor. Biz de zaman yanındayız. Oğlumun akademisyen olacağına inanıyorum. Oğlumun akademisyen olabilmesi için elimde gelen her şeyi yapacağım" şeklinde konuştu. "İlk öğretmenim annemdir" Eğitim hayatında annesinin yerinin ayrı olduğunu ve annesinin desteği sayesinde başarılı olduğunu söyleyen Mehmet Can Durmuş ise, "Annem ve babamın eğitimimde yadsınamaz bir katkısı var. Fakat benim ilk öğretmeniniz anneniz, daha sonra ise babanızdır. İlk okula gittiğinizde öğretmeniniz, branş öğretmenlerinizdir. Ama ilk öğretmeniniz ve ömür boyunca hayatınızda yanınızda duracak olan kişi annenizdir. Anneniz sizin her şeyinizi takip eder, her şeyinizle ilgilenir. İlkokuldayken itibaren hep beraber okula giderdik. Akşam geri gelirdim, ders yapardık. Beni hep çalıştırırdı, hep soruları beraber çözerdik. Ortaokula geçtiğimde soruları bana okumaya başladı. Annemle beraber sınava hazırlandım. Hafızlık sürecinde yine annem bana destek oldu. Yine YKS sürecinde, üniversite sürecimde annem ve babam bana çok büyük maddi-manevi destekte bulundu, Allah onlardan razı olsun. Bir annenin hakkı ödenmez. Başta annem olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Gününü kutluyorum. Umarım annelerimize hayırlı birer evlat olabiliriz" diye konuştu.
Gaziantep Kursiyer olarak girdi eğitmen olarak çıktı Katıldığı sergide ilgi duyduğu ve hobi olarak öğrendiği çini sanatını meslek haline getiren Özlem Karabüber, halk eğitim merkezlerinde katıldığı kursların ardından girdiği eğitimlerde sertifikalarını alarak usta öğretici oldu. 2006 yılında memleketi Manisa’da mahallelerindeki halk eğitim merkezindeki çeşitli kurslara giden ve merkezde çeşitli eğitimler alarak, boş zamanlarını değerlendirmeye başladı. Merkezde çini sanatına ilgi duymaya başlayan 39 yaşındaki Özlem Karabüber, çini sanatı eğitimlerinin verildiği kursa katıldı. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Karabüber, eğitim gördüğü kurslarda da usta öğretici olarak görev yapmaya başladı. Karabüber, bin bir emek ve zahmetle hazırladığı el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi atölyesini de kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Şahinbey Millet Camii ve Külliyesi içinde halk eğitim merkezi ile Şahinbey Belediyesi’nin işbirliğinde açılan kursta da eğitmenlik yapan Karabüber, halk eğitim merkezlerinin çeşitli kurslarına katıldığı dönemde çini sanatı kursuna başladığını ve sonrasında eğitim alarak kendini geliştirdiğini söyledi. Çini sanatıyla ilk tanışmasının 20 yıl önce başladığını belirten Karabüber, "Kursiyer olduğum yıllarda tanıştığım çini sanatını 20 yıldan beri sürdürüyorum. Bu sanatı hiç bırakmadım. Hiçbir zamanda şartlar değişmezse sanatımı sürdüreceğim" dedi. "Çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım" Sanatını çok sevdiğini belirten Karabüber, "Çini sanatıyla 2006 yılında tanıştım. Gittiğim halk eğitim merkezinde çini sanatı kursu vardı. Kursa giderek çini sanatını öğrenmeye başladım. Bana çini sanatını Aycan hocam öğretti, bu konuda bana çok desteği oldu. Bana bu sanatı sevdiren Aycan hocam oldu. Bu sanatla onun sayesinde tanıştım. Halen de sanatımı devam ettiriyorum. Ben aslında halk eğitim merkezindeki farklı kurslara gidiyordum. Yılsonunda sergilerimiz oluyordu. Ben aynı binadayım ama çini sanatı kursunu hiç görmemişim. Çok garip ki sergide çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım. Çini sanatıyla yapılan serler çok güzeldi ve çini sanatı beni çok cezbetti. Hocamın da çini sanatını bana sevdirmesiyle bu sanata başladım" dedi. "Ben bu sanatla hayata tutundum" Hobisini mesleğe dönüştürdüğü için çok mutlu olduğunu dile getiren Karabüber, "3 yıl önce kalp krizi sonucu eşimi kaybettim. Bu sanat olmasaydı galiba yaşama gibi bir duygum olmayabilirdi. Yanlış bir örnek vermek istemem ama ben bu sanatla hayata tutundum. Önce çocuklarım, daha sonra ise çini sanatı benim hayata tutunmama vesile oldu. Çünkü bir şeyler üretmek ve bir şeyler ortaya çıkarmak, kursiyerlere bu sanatı bunu sevdirmek, onlarla birlikte eser yapmak beni hep mutlu etti. Kursiyerlerim ile birlikte, beraberlik içerisinde sanatımızı devam ettirdik" ifadelerini kullandı. "Çini sanatını çok severek yapmaya başladım" Osmanlı dönemine ait çini motifleri üzerine eserler yaptığını belirten Karabüber, "Günümüzde çini sanatçıları modern çalışmayı çok seviyor ama ben daha çok geleneksel ve klasikçiyim. Daha çok klasik çalışmayı tercih ediyorum. Kursiyerlerime de geleneksel ve klasik çalışmayı öğretiyorum. 2006 yılında kursiyer olarak başladığım bu sanatımda kendimi iyice geliştirdikten sonra usta öğretici olmaya karar verdim. Çini sanatını çok severek yapmaya başladım ve baktım ki bu sanatın içinden de çıkamıyorum. Çünkü insanı kendine çekiyor. Ben de eğitmen olmaya karar verdim. Ustalık ve usta öğreticilik belgesi için çeşitli eğitimlere katıldım. Daha sonra halk eğitim merkezlerinde görev almaya başladım. Hocamız ‘siz de kendi atölyenizi açabilirsiniz, siz de bu kursların eğitmeni olabilirsiniz’ dediğinde bana hayal gibi gelmişti. Fakat şimdi ben de kursiyerlerim için aynı ifadeleri kullanıyorum" diye konuştu.
İstanbul İnsansız kara aracı BARKAN 3, önümüzdeki aylarda TSK envanterine girecek HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı BARKAN 3, ilk kez sergilendi. HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler" dedi. İnsansız kara araçları ailesinin en yeni ve gelişmiş üyesi olan BARKAN 3’ü ilk defa SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında sergilendi. Uzaktan kontrol ve otonom görev yetenekleri ile donatılmış BARKAN sistemi savaş sahasında, askeri birliklere ve güvenlik kuvvetlerine yakın görev desteği sağlıyor. BARKAN 3 modern sahasının ihtiyaçlarına yönelik yeni yetenekleriyle ön plana çıkıyor. Operasyonlarda askerin yükünü hafifletecek. Asker operasyon alanına girmeden BARKAN’la bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek. Ayrıca üzerinde taşıdığı mühimmatla da müdahale de edebilecek. "İnsan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" BARKAN 3’ün önceki versiyonlarına göre daha fazla gelişmiş bir sistem olduğunu belirten HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "2019 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı’mızın "Orta Sınıf 1. Seviye İnsansız Kara Aracı" projesiyle başladı Barkan. O zaman sahaya çıkardığımız ürünü belli bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte test ettik. Test ettikten sonra ihtiyaçlar doğrultusunda bu araç biraz daha evrildi. Hem bölge şartlarına hem kuvvetin isterlerine göre farklı bir araç ortaya çıktı. Şuanda geldiğimiz aşamada da BARKAN’ın son versiyonu olan BARKAN 3 aracı çıktı. Savunma Sanayii Başkanlığımızla bir seri üretim sözleşmesi imzaladık. Şuanda ilk defa burada sergiliyoruz. Sahanın isterlerine hitap edebilecek farklı bir noktaya çıktı. Hareket kabiliyeti daha yüksek ve üzerinde farklı tip faydalı yükler taşıyabilen bir yapıya kavuştu. Otonom kabiliyetler daha fazla olan Hem sensör, hem radar, hem de kamera açısından yeni sistemler entegre edildi. Önceki versiyonlara göre çok daha fazla sensör ve kameraya sahip bir platform ortaya çıktı. Yaklaşık insan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" diye konuştu. "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak" Ataoğlu, BARKAN 3’ün envantere ne zaman gireceği hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Daha sonra diğer araçları üretmeye başlayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut görev yaptığı bölgelerde, birliklerle birlikte görev icra edecek. Daha fazla faydalı yük taşıyabilen, daha çok sensörlere sahip bir araç ortaya çıktı. Sahada komuta kontrol merkezinden koordinatlar verilirken kendi kendine görev yapabilen bir araç ortaya çıktı. Siber güvenlik anlamında da yeni şeyler sunmuş oluyoruz. Yazılım kabiliyeti olduğu sürece bunları da geliştirmeye devam edeceğiz. Bire bir kuvvetle bölgede olduğumuz için her an değişen şartlara değişen isterlere anlık olarak araçlara aktarabiliyoruz". " İnsan faktörü arka planda kaldı" BARKAN 3’ün her türlü görevi yapabileceğini ifade eden Ataoğlu, "Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler olacak. Biz de buna insansız sistemler diyoruz. BARKAN da artık insansız sistemlerin öncü araçlarından biridir. Faydalı yükleri de entegre edebiliyoruz. Bu da kuvvetin isterine göre değişiyor. Sahada kullanılan BARKAN İKA’lardan gelen geri bildirimlerle son aracımız ortaya çıktı. İlk aşamada yine belli adetlerde seri üretim yapılıyor olacak, ancak sahanın ihtiyacına göre bu sayı farklı adetlere de çıkabilir" ifadelerini kullandı.
İstanbul Psikolojik destek ertelenmemeli: Dibe vurmayı beklemeyin Fiziksel hastalıklarda hızla doktora başvurulurken, ruhsal zorlanmalarda "kendi kendine geçer" inancıyla hareket edilmesi mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü vesilesiyle ruh sağlığının önemine değinen Medipol Sağlık Grubu’ndan Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, toplumda psikolojik destek alma konusunda hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirterek profesyonel ruhsal desteğin de şart olduğunu ifade etti. Günlük hayatın stresi, yoğun tempo ve taşınan duygusal yükler bireylerin ruh sağlığını giderek daha fazla zorluyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Klinik Psikoloğu Pelin Ankay Kudu; toplumdaki "etiketlenme" ve yargılanma korkusuna dikkat çekerek, ruh sağlığının en az beden sağlığı kadar önemsenmesi gerektiğini ve psikolojik desteğin kesinlikle ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Ruh ve beden sağlığı bir bütündür Kudu, psikolojik destek alma kültürünün toplumda yeterince yerleşmediğini belirten Kudu "Bizim toplumumuzda güçlü olmak, her şeyi tek başına halletmekle ilişkilendiriliyor. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Nasıl fiziksel bir rahatsızlıkta doktora başvuruyorsak, ruhsal zorlanmalarda da psikolojik destek almak doğal bir ihtiyaçtır" dedi. Psikolojik destek alma sürecinin önünde etiketlenme ve yargılanma korkusu gibi engeller bulunduğunu ifade eden Kudu, bu nedenle birçok kişinin destek almayı ertelediğini söyledi. Ertelenen sorunlar daha karmaşık hale geliyor Psikolojik sorunların ertelendikçe daha derin ve karmaşık hale gelebildiğine dikkat çeken Kudu, "Psikolojik destek almak için mutlaka büyük bir travma yaşamak gerekmiyor. Kişi kendini iyi hissetmediği her durumda destek alabilir. Ancak uzun süren mutsuzluk, tükenmişlik, ilişkilerde zorlanma ve günlük işlevselliğin bozulması gibi durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" diye konuştu. Gençler daha bilinçli ama destek erişilebilir olmalı Son yıllarda gençlerin psikolojik desteğe bakış açısının daha bilinçli ve olumlu olduğunu belirten Kudu, "Gençler destek alma konusunda daha istekli. Ancak bu desteğin erişilebilir ve sürdürülebilir olması gerekiyor" dedi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Kudu, "Aileler bazen çocuklarının psikolojik destek almasına çekingen yaklaşabiliyor. Ancak bu durum sorunların daha ağır şekilde geri dönmesine neden olabilir. Psikolojik destek almak bir gereklilik olarak görülmelidir" ifadelerini kullandı.
Erzurum ASKON Başkanı Turan: ’’Anneler geleceğin en güçlü güvencesidir’’ Anadolu Aslanları İş Adamları Erzurum Şube Başkanı Yavuz Selim Turan, Anneler Günü nedeniyle yayınladığı mesajda, "Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır" dedi. Başkan Yavuz Selim Turan, annelerin hakkının hiç bir zaman ödenemeyeceğini ifade ederek: ’’Anne sadece insanı dünyaya getiren değil aynı zamanda insanın doğduğu andan itibaren hem koruyucusu, hem bakıcısı, hem de öğretmenidir. Sevgi ve şefkatle, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde büyük bir sorumluluk üstlenen annelerimiz, aile ve toplum hayatının temel direğini oluşturmaktadır. Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır. Annelerimiz bize hayatı öğreten, bizi büyüten ve bizleri sevgisiyle ve şefkatiyle kucaklayan en değerli hazinemizdir. Onlar merhametin ve fedakarlığın vücut bulmuş halidir. Anneler günü, sadece biyolojik annelerin değil, aynı zamanda tüm anne ve annelik görevini üstlenen herkese hitap etmektedir" şeklinde konuştu. "Cennet annelerin ayakları altındadır" Toplumun temelini oluşturan aile kurumunu sevgisiyle ve fedakârlıklarıyla bir arada tutan, aile hayatını huzur ve mutluluk deryasına dönüştüren annelerin en değerli varlıklar olduğunu hatırlatan Turan, " Onların değerini kaybetmeden zamanında bilmek, başımıza taç etmek ve gönüllerini hoş tutmak bizler için bir görevdir. Yüce dinimizin "Cennet annelerin ayakları altındadır" ifadeleri ile kutsallıkları belirtilen annelerimiz, her zaman her şeyin en iyisine ve en güzeline layıktır. Bu duygu ve düşüncelerle, başta ülkemizin birlik ve beraberliği için canlarını feda eden şehitlerimizin ve gazilerimizin anneleri olmak üzere bütün annelerin Anneler Günü’nü kutluyor, huzur ve mutluluklar diliyorum. Bizleri bugünlere ulaştıran annelerimizin Mübarek Kurban Bayramını tebrik eder hayırlara vesile olmasını diliyorum" diye konuştu.