EKONOMİ - 08 Aralık 2025 Pazartesi 11:50

KAGİDER ve Migros iş birliğinde tarımda kadın girişimcilere destek

A
A
A
KAGİDER ve Migros iş birliğinde tarımda kadın girişimcilere destek

KAGİDER ve Migros iş birliğiyle bu yıl altıncısı düzenlenen ‘Tarımda Kadın Girişimci Geliştirme ve Hızlandırma Programı’, İstanbul’da gerçekleştirildi. Yoğun bir eğitim programının uygulandığı iki günlük kampa 26 şehirden 36 kadın girişimci katıldı. Kampı başarı ile tamamlayan katılımcılar arasından seçilecek 15 kadın girişimci bir sonraki aşamada mentor desteği alacak. Migros, kampa katılan ve kalite standartlarına uygun üretim yapan tüm girişimcilere ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanındaki mağazalarında satış imkânı sunacak.



Tarım sektöründe faaliyet gösteren kadın girişimcilere destek vermek amacıyla Migros ve KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Tarımda Kadın Girişimci Geliştirme ve Hızlandırma Programı’ kapsamında altı yıldır düzenlenen kamp İstanbul’da gerçekleştirildi. Dijital tarım, finans, gıda güvenliği ve markalaşma süreçlerine kadar geniş bir yelpazede birçok konunun ele alındığı iki günlük kampa, Türkiye’nin 26 farklı ilinde tarım sektöründe faaliyet gösteren 36 kadın girişimci katıldı.



Migros Grubu Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur ve KAGİDER Başkanı Esra Bezircioğlu’nun açılış konuşmaları ile başlayan kampın ilk gününde yerelleşme ve tarımsal kalkınma, kalite süreçleri, süreç tasarımı ve pazarlamada genel perspektif ile girişimciler için teşvikler ve kamu destekleri başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Kampın ikinci gününde ise perakendede medya dinamikleri, dijital pazarlamada doğru mecra seçimi, dijital tarım alanındaki güncel yaklaşımlar ve girişimcilerin finansal farkındalığını artırmaya yönelik finans oturumu gerçekleştirildi. Program kapsamında geçmiş dönem program mezunlarının deneyimlerini paylaştığı "iyi örnek" paneli ile kadın girişimciler arasında ilham verici bir deneyim aktarımı sağlandı.



KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu açılış konuşmasında şunları kaydetti: "Tarım sektörü, Türkiye ekonomisinin güçlü alanlarından biri. Ancak bu alanda kadınların potansiyeli hâlâ yeterli değil. KAGİDER olarak biz, kadın girişimciliğinin tarımda yenilik, sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından stratejik bir rol üstlendiğine inanıyoruz. Migros iş birliğiyle bu yıl altıncı kez hayata geçirdiğimiz ‘Tarımda Kadın Girişimci Geliştirme ve Hızlandırma Programı’, kadınların üretimden pazarlamaya, markalaşmadan dijitalleşmeye kadar her aşamada güçlenmelerine katkı sağlıyor. Türkiye’nin 26 ilinden 36 kadın girişimcinin katılımıyla gerçekleşen bu program, kadınların bilgiye, mentorluk desteğine ve güçlü bir iş ağına erişimini kolaylaştırıyor. KAGİDER olarak temel hedefimiz, kadınların ekonomideki görünürlüğünü artırmak, girişimcilik ekosisteminde daha etkin rol üstlenmelerini sağlamak ve Türkiye’nin kalkınma hedeflerine somut katkı sunmalarına destek olmaktır. Kadınların tarımda güçlenmesi; yalnızca üretimin artması değil, aynı zamanda kırsal kalkınmanın hızlanması, istihdamın genişlemesi ve yerel ekonomilerin sürdürülebilir hale gelmesi anlamına geliyor. Bu program, tam da bu dönüşümün bir parçası olarak kadınların potansiyelini ekonomiye kazandırmayı ve Türkiye’nin geleceğine değer katmayı amaçlıyor."



Migros Grubu Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur, programın altıncı yılında kadın girişimcilerin tarımda önemli bir dönüşüm oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: "Migros ve KAGİDER iş birliği ile kadın girişimcilere üretim, kalite süreçleri, finansal okuryazarlık, markalaşma ve dijital tarım teknolojileri gibi farklı birçok alanda eğitim ve danışmanlık desteği sağlıyoruz. Bu desteklerle kadın girişimcilerimizin yerelden ulusala yayılan projeler geliştirdiğini görmekten mutluyuz. Kadınların ekonomik hayata katılımları aynı zamanda bölgelerin kalkınmasına da önemli katkılar sağlıyor. Ürünleri Türkiye’nin dört bir yanındaki mağazalarımızda satışa sunuyoruz. Yerelleşme yaklaşımımız kapsamında gerçekleştirdiğimiz Kayseri’de yerli yeşil mercimek, Niğde’de yerli tohumlarla üretilmiş barbunya ve patates, Adana’da yerli susam, Ordu’da yumurta üretimi çalışmalarımızda kadınlarımızın emeği var. Yerel kooperatifler ve birlikler ile yaptığımız iş birlikleri ile sahada daha çok kadına ulaşabiliyoruz. Onarıcı tarım ve münavebe uygulamalarıyla toprağın verimini ve üreticinin gelirini artıracak çalışmalar yapıyoruz. Ar-Ge ve dijital tarım yatırımlarımızla da bu etkiyi güçlendiriyoruz. Sadece üretimle değil, tarladan sofraya uzanan tedarik zincirinin tamamı için destek sağlıyoruz. Keşan’da kurduğumuz MİGBAK paketleme tesisimizle Migros markalı bakliyat ürünlerini yüzde yüz yerli üretime dönüştürüyoruz. Bu bizim için çok değerli" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Egeli akademisyenin "Zeolit" projesi yerli sanayiye güç katacak Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Canan Uraz’ın yürütücülüğünü yaptığı "Modifiye Edilmiş Zeolit ile Çinko Kaplama Prosesinin Antikorozif Özelliğinin Arttırılması" başlıklı proje ile yerli sanayiye katkı sunulacak. Proje ile yerli ve doğal bir kaynak olan zeolitin modifiye edilerek kaplama prosesine dahil edilmesiyle, sanayide korozyon direncini artırmayı, maliyetleri düşürmeyi ve çevre dostu bir teknolojik dönüşüm sağlamayı amaçlıyor. Doç. Dr. Uraz’ın İleten Mühendislik Kaplama San.Tic.A.Ş. ile yürüttüğü bu proje, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) tarafından düzenlenen "Üniversite-Sanayi İş Birliği Ödül Töreni"nde Teşekkür Plaketi aldı. Proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Canan Uraz, "Bu çalışma ile, ülkemizde birçok bölgede bulunan doğal zeolitin farklı kimyasallarla modifikasyonun ardından alkali çinko kaplama prosesine eklenmesiyle prosesin korozyon direncinin yükseltilmesini, maliyetinin azaltılmasını ve daha çevre dostu hale getirilmesini hedefledik. Korozyon; ekipman arızası, malzeme arızası ve değerli kaynakların israfı gibi ciddi sorunlara neden olmakta. Alkali çinko kaplama prosesinde kaplanan malzemeler için kırmızı pas beklenme süresi ortalama 96 saat. Projemiz kapsamında, modifiye edilmiş doğal zeolitin kaplama banyosuna eklenmesiyle birlikte bu sürenin artırılmasını amaçladık. Böylece hem korozyon direncini artırmayı hem de prosesi daha ekonomik ve çevreci bir yapıya kavuşturmayı hedefledik" dedi. Geleneksel yöntemlere "yerli ve çevreci" alternatif Geliştirdikleri teknolojinin sektöre sunduğu yenilikleri aktaran Doç. Dr. Canan Uraz, "Projemiz, alkali çinko kaplama proseslerinde kullanılan geleneksel katkı maddelerine alternatif olarak; modifiye zeolit temelli, çevre dostu ve fonksiyonel bir teknoloji geliştirmesi açısından özgün bir yaklaşım sunuyor. Literatürde zeolitlerin farklı kullanım alanları olsa da alkali çinko kaplama banyolarında sistematik, proses odaklı ve endüstriyel uygulamayı hedefleyen çalışmalar son derece sınırlı; projemiz bu alandaki boşluğu dolduruyor. Geleneksel katkıların aksine, doğal ve yerli kaynaklı zeolitleri düşük toksisiteye sahip yöntemlerle fonksiyonelleştiriyoruz. Bu sayede tehlikeli kimyasal kullanımını azaltan, yeşil kimya ilkeleriyle uyumlu ve sürdürülebilir bir yenilik sunuyoruz" diye konuştu. "Gördes zeoliti ile Ege sanayisinde rekabet gücü artacak" Projenin bölgesel kalkınma ve ekonomik katma değer boyutuna dikkat çeken Doç. Dr. Canan Uraz, "Projemizde kullandığımız doğal zeolit, Ege Bölgesi’nin bir yerleşkesi olan Manisa’nın Gördes ilçesine aittir. Bu doğal maddenin bölgemize ait olması, sürdürülebilirliğe sağladığı katkının yanı sıra kimyasalın temini ve nakliyesinde de büyük bir ekonomik avantaj sunuyor. Ülkemizin ikinci büyük sanayi kolu olan metal sektörü açısından bu çalışma, Ege Bölgesi’ni diğer sanayi bölgelerinin önüne geçirecek bir potansiyele sahip. Özellikle İzmir ve çevresi; metal kaplama, otomotiv yan sanayi, beyaz eşya, savunma ve makine imalatı gibi alanlarda Türkiye’nin en yoğun merkezlerinden biri. Geliştirdiğimiz bu teknoloji sayesinde, mevcut alkali çinko kaplama prosesleri büyük ekipman yatırımı gerektirmeden iyileştirilebilecek; böylece KOBİ ölçeğindeki firmalarımızın ürün kalitesi ve ihracat potansiyeli yükselecek. Dünyadaki doğal kaynakları kullanarak korozyona karşı daha dayanıklı malzemelerin üretilmesine basamak olacak bu çalışma, gelecekteki yeni bilimsel fikirlerin şekillenmesine de ışık tutacak" dedi.
Denizli Oryantiringte Türkiye’nin en iyileri Denizli’de buluşacak Yeşilay Oryantiring Kulüpler Türkiye Şampiyonası, 03-05 Nisan 2026 tarihleri arasında Denizli’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek. Üç gün sürecek şampiyonada 52 ilden 1350 sporcu yarışacak. Türkiye’nin dört bir yanından sporcuların katılacağı dev organizasyon Oryantiring Türkiye Sampiyonası için geri sayım başladı. Üç gün boyunca doğa ve spor tutkunlarını bir araya getirecek Kulüpler Türkiye Şampiyonası, 03-05 Nisan 2026 tarihleri arasında Denizli’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek. Denizli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Türkiye Oryantiring Federasyonunun işbirliğinde düzenlenecek organizasyonda 52 farklı ilden 1350 sporcu mücadele edecek. Toplamda 101 kulübün katılım sağlayacağı şampiyonada, 16 yaşından 60 yaşına kadar uzanan 28 farklı kategoride yarışlar düzenlenecek. Yaklaşık 550 kadın ve 800 erkek sporcunun yanı sıra 200’e yakın idareci ve antrenör oryantiring heyecanını Denizli’de yaşayacak. Start Honaz’da, final Bayramyerinde Organizasyonun başlangıcında ilk gün yarışmaları Honaz Dağı Milli Parkı’nda start alacak. İkinci gün Karataş Köyü parkurunda devam edecek. Final heyecanı ise üçüncü gün kent merkezinde Bayramyeri’nde yaşanacak. Katılımcılar hem fiziksel dayanıklılıklarını hem de yön bulma becerilerini arazi koşullarında sergileyecek. Denizli’ye gelen sporcular, yarışmalardan artan zamanlarında şehrin doğal, tarihi ve turistik güzelliklerini gezme şansı bulacak. "Doğa turizmine değer katacak" Oryantiring Kulüpler Türkiye Şampiyonası gibi geniş katılımlı bir organizasyonu Denizli’de düzenleyecek olmaktan memnuniyet duyduklarını söyleyen Gençlik Spor İl Müdürü Süleyman Erdoğan, yarışmalara katılacak sporculara başarılar diledi. Denizli’nin sahip olduğu doğal parkurlarıyla oryantiring sporu için elverişli bir şehir olduğunu belirten Erdoğan, organizasyonunun ilimizin doğal ve kültürel güzelliklerinin tanıtılmasına ve doğa turizmine değer katacağına inandığını sözlerine ekledi.
İstanbul Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor" En çok tüketilen içeceklerden olan kahvenin kalp sağlığına etkilerine yönelik konuşan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Bunlar genellikle nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı hali oluşturabilir. Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte, olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalı" dedi. Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, çay gibi ürünlerde bulunan kafeinin kalp sağlığına etkilerine ilişkin bilgi veren uzmanlar uyarıyor. Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci de kafeinin hem olumlu hem olumsuz etkileri olabildiğini söyledi. Günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, kalp sağlığının korunması için yapılması gerekenleri sıraladı. "Nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı oluşturabilir" ‘Kafein şu anda dünya genelinde çok tüketilen içeceklerin içerisinde bulunan temel bileşen, çalışmaların devam ettiği bir molekül’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Kafein tüketiminin hem olumlu hem olumsuz etkileri var. Mevcut veriler ışığında söylenebilecek olan kafein tüketiminin genel olarak hafif orta düzeyde güvenli olduğu, hatta bazı kardiyak ve metabolik açılardan koruyucu etkilerinin de olduğu yönünde. Yüksek dozda tüketiminin kalp krizini arttırdığını gösteren çalışmalar olduğu gibi sağlıklı bireylerde orta düzeyde tüketimin koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu konu halen araştırma aşamasında. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Genel olarak nabız artışı, düzensiz ritim olabilir. Tansiyonda ani yükselişe neden olabilir, sinirlilik hali, kaygı oluşturabilir. Özellikle öğleden sonra fazla tüketiminde uykuyu olumsuz yönde etkileyebilir, kalp dışı etkileri; kalsiyum emilimini bozarak kemik erimesine neden olabilir. Gebeler bu açıdan riskli diyebiliriz, yüksek dozda tüketim erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor bu açıdan da dikkatli olmak gerekir" dedi. "Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte" ‘Kafein tüketim deyince ilki başta çay kahve tüketimi akla gelmekte’ diyen Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Ama yüksek dozda kafein içeren enerji içecekleri mevcut. Enerji içeceklerinin kalp damar sağlığı açısından olumsuz etkileri giderek daha fazla ortaya çıkmakta. Sağlıklı bireylerde dahi enerji içeceği tüketimi sonrası önemli ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, kalp krizinin tetiklenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte. Kafeinin etkileri açısından bireysel farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kafeini metabolize eden enzimdeki bireysel değişikliklerden kaynaklanıyor. Kahve tüketimi özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. Yeni nesil kahvecilerde mevcut olan kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte. Bunlara bağlı fazla şeker alımının getirdiği olumsuz etkiler de yine göz önünde bulundurulmalı. Kalp hastaları için şuan ki veriler ışığında orta düzeyde tüketim güvenilir gözükmekte. Kalp damar sağlığı dediğimiz zaman en temel 2 nokta; sağlıklı beslenme ve fiziksel egzersiz. Akdeniz tipi beslenme, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeyi kast ediyoruz. Doymuş yağ asitleri yerine doymamış yağ asitlerinin tercih edilmesi, işlenmiş etin minimum oranda tüketilmesi, bunun yerine balık tüketiminin haftada en az 1 gün olacak şekilde desteklenmesi önerilmekte. Tuz ve şeker tüketimini mümkün olduğunca kısıtlamak ve yine fazla alkol tüketimine dikkat etmek vurgulanması gereken noktalar. Sigaranın bırakılması, mental sağlık, stres yönetimi de kalp sağlığı açısından önemli noktalar" şeklinde konuştu.
İzmir İEÜ’lü gençler, 27 katlı ofis tasarımıyla finale kaldılar İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) öğrencileri, ‘Finance Bridge’ adını verdikleri 27 katlı ofis binası tasarımıyla Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) düzenlediği Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nda finale kaldı. Yarışmanın formatı gereği İstanbul Finans Merkezi’nde yer alması öngörülen bir bina tasarımına imza atan ve projenin maketini de yapan gençler, Türkiye genelinde finale adını yazdıran 21 ekipten biri oldu. Öğrencilerin deprem bilincini ve depreme dayanıklı bina tasarımı becerisini artırmak hedefiyle gerçekleşen yarışmanın finali, 13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek. İzmir Ekonomi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğrencileri Arcan Koşvar, Ece Koçanalı ve Mert Arzık ile Mimarlık Bölümü öğrencileri Zeynep Bahtiyar ve Zeynep Yazan’dan oluşan ekip, projeleri için 3 ay süren hazırlık süreci geçirdi. Deprem analizi yapıldı İEÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Egemen Sönmez’in danışmanlığında çalışmalarını tamamlayan gençler, muhtemel bir depremde binanın hasar almaması için kiriş, kolon, perde duvar ve çapraz desteklerden oluşan taşıyıcı sistemin ve mimari özelliklerin nasıl şekilleneceği üzerinde en ince ayrıntısına kadar çalıştı. İzmir Ekonomili gençler, bilgisayar ortamında modelleme yaparak 27 katlı binanın deprem analizini de gerçekleştirdi. Çok sayıda iddialı proje arasından finale kalmayı başaran gençler, hedefini birincilik olarak belirledi. "Can güvenliği sağlanacak şekilde tasarlandı" Dr. Egemen Sönmez, geçtiğimiz yıl ilk kez katıldıkları yarışmada finale kalmalarına rağmen dereceyi az farkla kaçırdıklarını hatırlatarak, bu sene ise birinciliğe ulaşmak istediklerini söyledi. Ofis binası projesini, deprem karşısında can güvenliğini sağlayacak şekilde tasarladıklarını belirten Dr. Sönmez, "Öğrencilerimiz, bu projeye hazırlanırken sadece estetik ya da fonksiyonel bir yapı tasarlamakla kalmadı; deprem gerçeğini merkeze alan, mühendislik ve mimarlık disiplinlerini birleştiren bütüncül bir yaklaşım benimsedi. Ayrıca öğrencilerimiz, bilgisayar ortamında gerçekleştirdikleri modelleme ve deprem simülasyonları sayesinde, tasarladıkları yapının farklı senaryolarda nasıl davranacağını test etme imkânı da buldu. Bu tür yarışmalar, öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dökmesi açısından çok değerli" ifadelerini kullandı. "Öğrenciler için büyük kazanım" Dr. Sönmez, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öğrencilerimizin, depreme dayanıklı yapı tasarımı konusunda erken dönemde farkındalık kazanmaları, mesleki gelecekleri açısından çok önemli bir kazanım. Bu deneyimin, gençlerimizin kariyer yolculuğunda güçlü bir adım olacağına inanıyorum. Finale kaldığımız için gururlu ve mutluyuz. İçimize sinen, fark oluşturan, estetik bir tasarıma imza attığımızı düşünüyorum. Ekipteki tüm öğrencilerimizi başarılarından dolayı kutluyorum."