SPOR - 11 Mart 2026 Çarşamba 16:04

Mecnun Otyakmaz: "İki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim"

A
A
A
Mecnun Otyakmaz: "İki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim"

Türkiye Futbol Federasyonu 1. Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz, VAR görüntülerini dışarı vermek gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyleyerek, "Olayları soğukkanlılıkla karşılayabilecek iki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim. Ne oluyor diye baksınlar. Bu kadar karanlık bir şeymiş gibi gölge düşürmeye gerek yok. Bizim güvene ihtiyacımız var" dedi.


Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final müsabakaları kura çekimi, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Ziraat Bankası Oditoryumu’nda yapıldı. Kura çekiminin ardından Türkiye Futbol Federasyonu 1. Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Kura çekimine ev sahipliği yapan Ziraat Bankası’na teşekkür ederek sözlerine başlayan Otyakmaz, "Teşekkür ediyoruz, çok da güzel bir atmosferdi; personelinin de katılımıyla, kulüplerimizin de değerli üyelerinin katılımıyla çok güzel bir kura çekimi oldu. Hayırlı uğurlu olsun bütün takımlarımıza" diye konuştu.



"Sezon sonu yaklaştıkça biraz kırıcı olmaya başladık"


Uzun yıllar kulüp başkanlığı yaptığını belirten Mecnun Otyakmaz, "Tüm Kulüpler Birliği toplantılarında da dostça, kardeşçe bir sezon açılışı yapılır; herkes barıştan, kardeşlikten, dostluktan bahseder. Ancak sezon sonu yaklaştıkça bütün dertler ortaya çıkar, vahşi rekabet ortaya çıkar ve bazı kırgınlıklar olur. Yine öyle bir sürece giriyoruz, sezon sonu yaklaştıkça biraz kırıcı olmaya başladık. Maalesef bu artık bu rekabetin bir gerçeği olarak karşımızda, her sene bunu yaşıyoruz. Geçen Beşiktaş - Galatasaray derbisine gittim, ben de stattaydım. Bir tarafımda Serdal Başkanımız, bir tarafta Metin Öztürk Başkanımızla beraber oturuyorduk. Osimhen’in pozisyonunda Serdal Başkan ’kırmızı kart’ diye ısrar ediyordu, beni sıkıştırıyordu. Barış Alper’in pozisyonunda Metin Öztürk beni sıkıştırıyordu ’penaltı’ diye. Yani böyle geçiyor. Aslında bu hakemin ne gördüyse onu çaldığının en büyük göstergesi olduğunu söylemek istiyorum. Kimse de pek memnun olmuyor ama bu oyunun bazı kuralları var. Bu kurallar da bir şekilde hakemlerimiz tarafından en iyi şekilde uygulanmaya çalışılıyor, bunun mücadelesi veriliyor. Kimseyi memnun etmek için değil, kurallar çerçevesinde bunu yapmaya gayret ediyoruz; en büyük hedefimiz bu" ifadelerini kullandı.



"Yabancı VAR hakemine ihtiyaç olursa bunu da değerlendirmek lazım"


Kulüplerin yabancı VAR talebi hakkında da konuşan Otyakmaz, "Evet, bugün öyle bir yazı da benim elime ulaştı. Tabii ki arkadaşlar, bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil; yönetim kurulu arkadaşlarımızla konuşup bir karar verilebilir. Ancak hakemlerimize güvenmemiz lazım, onları desteklememiz lazım, onlara huzurlu bir iklim sağlamamız lazım ki onlar doğru kararı vermekte zorlanmasınlar. Aynı iklimi VAR hakemlerimize de tanıdığımız zaman, onları programlarda, dışarıda basın-yayın yoluyla boğmadığımız takdirde onların çok daha rahat karar verebileceğini düşünüyorum. Ama ligin daha doğru devam etmesi açısından eğer gerçekten yabancı VAR hakemine ihtiyaç olursa bunu da değerlendirmek lazım. Ama kimse görevinin başındaki iyi bir VAR hakemini de tutup Türkiye’ye göndermez diye de düşünüyorum. Yani iyi bir VAR hakemi bulmakta da zorluk çekilebilir. Ama kendi düşüncem; Türk hakemlerimize görev verelim, onlara huzurlu bir iklim sağlayalım, ondan sonra onlardan performans bekleyelim" değerlendirmesini yaptı.



"Birileri Portekizli hocalarımız hakkında Serdal Başkanımıza zehir akıtmışlar"


Beşiktaş - Galatasaray derbisinin ardından Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı’nın yaptığı açıklamalara da değinen Mecnun Otyakmaz, "Serdal Adalı benim çok yakın bir dostum. Yıllardır hem kulüp başkanlığı yaptığımız dönemde hem dışarıda çok sevdiğim dostlarımdan bir tanesi. Beşiktaş gibi çok değerli bir camianın da başında kendisi. Bu konudan bana bahsetti. Ancak bazı duyumlarla biraz kafası karışmış Serdal Başkanımızın. Yani birileri bir zehir akıtmışlar Portekizli hocalarımız hakkında. Portekizli eğitmenlerimiz UEFA’nın resmi eğitmenleri. Bunlar bize de hizmet veriyorlar ve 7/24 neredeyse görevlerinin başındalar ve Riva’dalar. Onların çalışmasından da memnunuz biz kendi adımıza. Aslında tam olarak bu eğitimlerin karşılığını aldık mı diye sorarsanız benim birtakım tereddütlerim var. Belki orada bir yenilik söz konusu olabilir ilerleyen dönemlerde. Sorun o değil; biz eğer bu çalışmalardan verim alıyorsak, Türk futboluna artı değeri olduğunu düşünüyorsak onlarla devam ederiz. Ama yeterli bulmuyorsak da başka bir eğitmen konusu da söz konusu olabilir. Orada bir sorun yok. Ama Serdal Başkanımızdan böyle bir teklif gelince bunu da yabana atamıyorsunuz tabii. Çok önemli bir kulübün değerli bir başkanı bir şeyler söylüyor, onu da ciddiye almak zorundasınız. Şahsen ben de kendisine gerekli açıklamaları yaptım oradaki çalışma sistemiyle ilgili. Maçlar oynanırken Portekizli’nin değil, hiç kimsenin, MHK Başkanı da dahil, gerçi MHK Başkanı’nın o alana girme izni var, protokolü var ama kendisi bunu tercih etmiyor. Hiç kimsenin oraya müdahale etme şansı yok. Her şey, görüntüler kayıt altında; her orada ’çıt’ sesi dahi kayıt altında. O yüzden öyle bir şey olması mümkün değil. Biz de bunu zaten yakından takip ediyoruz; hem hakemler hem teknisyenler hem de federasyon çalışanlarımızın olduğu bir ortam. Aynı anda birden fazla maç oluyor, oralarda var. Ortada bir teknisyen grubu var, onlar teknik elemanlar ve arkada köşede, sırtları da oraya dönük hatta, ekranlara bakan bir eğitmen grubumuz, Portekizli eğitmen grubumuz var. Burada aslında şüpheye düşecek herhangi bir şey yok. Bizden görüntü talebi var Beşiktaş’ımızın ama bizim işleyişimizde görüntüleri dışarı vermek gibi bir durumumuz söz konusu değil. Yani biz bunu vermeyeceğimiz için Beşiktaş ve Serdal Başkan bize kırılacaksa, biraz sert konuşacaksa canı sağ olsun. Ama kapımız her zaman açık, kendisine de açık. Buyursunlar gelsinler, içeride orada izleyelim" dedi.



"İki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim"


"Ben bir el daha yükseltiyorum; bundan sonraki maçlarda hangi takımla oynanıyorsa o takımdan birer temsilci gelsin, oraya otursunlar" diyen Otyakmaz, sözlerini şu şekilde sürdürdü:


"Tabii ki olaylara müdahale edecek agresif bir yöneticiden falan bahsetmiyorum; gayet olgun, mantıklı, olayları soğukkanlılıkla karşılayabilecek iki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim. Baksınlar ne oluyor. Yani bu kadar karanlık bir şeymiş gibi gölge düşürmeye gerek yok. Bizim güvene ihtiyacımız var. Ben 20 sene kulüp başkanlığı yaptım, 7 tane kulüp başkanlığı yapan arkadaşımız var. Yani biz olmasak onlarmış gibi de düşünsünler, kendileri oradaymış gibi düşünsünler. Böyle bir şey olabilir mi? Bu kadar insanı ilgilendiren bir şeyde bu kadar aymazlık yapabilir miyiz biz? Söz konusu olabilir mi? Görevimizi yapıyoruz, elimizden gelen itinayı da gösteriyoruz. Lütfen bize güvensinler. Güvenmiyorlarsa da görüntü... Ama dışarıya biz görüntü falan veremeyiz. Beşiktaş’ın yazısını da yok farz edemeyiz, asla böyle bir şey olamaz. Tabii ki onlara uygun bir lisanla cevap da vereceğiz. Gelsinler, kim görmek istiyorsa kapımız açık politikamız var dedik bütün başkanlara, bütün yöneticilere; dedik ki buyurun gelin yerinde görün. Aynısı VAR için de geçerli. Buyurun gelin gösterelim neler yaşandığını. Tekrar diyorum el de yükselttik; buyursunlar, çok önemli bir maçta iki kulüp anlaşsın, iki kulüp birer temsilci göndersin, orada VAR’da beraber izlesinler. Bunun önünde bir engel yok yani, biz izin verdiğimiz takdirde VAR protokolüne aykırı bir şey yok."



"Artık eleme, tek karşılaşma, kim kimle denk gelirse orada oynasın, birer birer geçelim"


Ziraat Türkiye Kupası’nın sürekli değişen sisteminden kendisinin de kulüp başkanıyken muzdarip olduğunu söyleyen TFF yöneticisi, "Ben de kulüp başkanıyken bu işten çok muzdarip oluyordum. Artık eleme, eski sistem; tek karşılaşma, kim kimle denk gelirse orada oynasın, birer birer geçelim. Sadece yarı final ’bir oldu bittiye gelmesin’ diye yönetim kurulu arkadaşlarımızla karar verdik; o çift aşamalı olsun. Çünkü orada çok sürpriz olaylar olmasın yarı finalde. Onu çift aşamalı, diğerleri tek maç kararı verdik. Evet, gelecek sezon için" şeklinde konuştu.



"Yaz aylarında da ceza sürecinin devamına karar verdik, bunu bizden Kulüpler Birliği istedi"


Kulüpler Birliği’nin isteklerini de göz önünde bulundurduklarını aktaran Otyakmaz, "Mesela bir şeyi unutmayalım; bu alınan cezaların yaz aylarında işlemesi durduruluyordu daha önce. Sonra sezon başladığında tekrar devam ediyordu. Biz bunu kaldırdık. Yaz aylarında da ceza sürecinin devamına karar verdik. Bunu bizden Kulüpler Birliği istedi. Ben de bir kulüp başkanı olarak aşağı yukarı onlarla aynı paralelde düşündüğüm için bunu kaldırdık. Eskiden neden konmuştu? Ligin son haftalarında gerginlikler oluyordu, yönetici ileri geri konuşmalar yapıyordu, 3 ay ceza alıyordu; onu da tatilde çekip yeni sezona sıfırdan başlıyordu. Şimdi burada bu yönden eleştiriliyorsa, artık bu alınan cezalar birikiyor ve üstüne konduğu zaman onların yöneticiliğine, kulüp başkanlığına etki ediyor. Dolayısıyla o hüküm, yani boşa giden bir 3 ay hükmü ortadan kalkmış oluyor. Dolayısıyla biz bunu kaldırdık. Evet, belki o 3 ayı böyle bir şey yaparsa, tabii yapmalarını tasvip etmiyoruz, artı bunun bir de para cezası da var. Bunu yaparlarsa bu 3 ay içinde bu sayılacak ancak o 3 ayda onun üzerinde ceza duracak, daha sonraki alabileceği bir cezayla da yöneticiliği etkilenecek" ifadelerini kullandı.



"Şampiyonluklar payını Anadolu kulüplerine dağıtma kararı aldık"


Mecnun Otyakmaz, Anadolu kulüplerinin ekonomik anlamda çok zorlandığının altını çizerek, "Bu ekonomik şartlarda Sivasspor gibi Anadolu kulüplerinin idare edilebilmesi çok zor. Mutlaka ve mutlaka yayın gelirlerinin arttırılması, kulüplerin geleceği paraların arttırılması, sponsorlukların arttırılması lazım. Bu da biraz da tabii ekonomiyle de alakalı. Dünyada bir savaş ortamı var, bir şeyler var. İnşallah dünyada da ekonomi düzelir, Türk futbolunda da bu ekonomi kulüplerimize yansır. Yeni aldığımız bir kararla bunu daha önce hiçbir federasyon pek cesaret edememişti: Şampiyonluklar payını Anadolu kulüplerine dağıtma kararı aldık. Burada İbrahim Hacıosmanoğlu başkanımıza da teşekkür ediyorum, ancak öyle birisi bu kararı alabilirdi. Bütün Avrupa’da yayın gelirlerinin yaklaşık yüzde 50’si takımlara eşit olarak dağıtılıyor. Bizde yüzde 37’si gibi bir bölümü dağıtılıyordu ve bir kısmı da şampiyonlar yüzde 11’i de şampiyon olmuş kulüplerimize dağıtılıyordu. Şimdi artık hepsi cem edildi, bütün kulüplerimize eşit şekilde dağıtılacak. Olabilir tepkiler. Yani dikensiz gül bahçesi yok maalesef. Tepki gelecektir, yasal hakları var, Tahkim Kurulu’na başvurabilirler ama biz kararımızı bu yönde verdik" diyerek sözlerini noktaladı.



Mecnun Otyakmaz: "İki takımın da yöneticisi gelsin VAR odasında otursunlar, bu maçları beraber izleyelim"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Karaman Uzmanından cilt kanseri ve güneşten korunma uyarısı Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aslıhan Gülel, cildimizin en değerli giysimiz olduğunu belirterek, "Dışarıda uzun süre kalınacaksa güneş koruyucunun iki-üç saatte bir yenilenmesi gerekir. Ne kadar güneş koruyucu kullansak da güneşten fiziksel olarak korunmak esastır. Uzun kollu, açık renkli kıyafetler tercih etmeliyiz" dedi. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aslıhan Gülel, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık ayı kapsamında cilt kanserleri ve güneşten korunma yöntemlerine dair uyarılarda bulundu. Cildin dış etmenlere karşı vücudu koruyan en önemli bariyerlerden biri olduğunu belirten Gülel, özellikle mayıs ayından itibaren güneş ışınlarının ve ultraviyole (UV) radyasyonun etkisini artırdığına dikkat çekti. Deri kanserlerinin sık görülen bir tür olduğunu ve melanom ile melanom dışı olarak iki başlıkta ele alındığını aktaran Gülel, "Benlerimiz, yeni oluşan renkli lekeler ve ciltte meydana gelen değişiklikler mutlaka takip edilmelidir. Benlerimizi zaman zaman kontrol etmeli, yılda en az bir kez de cilt doktorumuza başvurmalıyız. Özellikle tarım işçileri ve güneş altında uzun süre çalışan kişilerde deri kanserleri daha sık görülebilmektedir. Bu nedenle bu kişilerin de düzenli takip yaptırması önemlidir" dedi. "Dışarıda uzun süre kalınacaksa güneş koruyucunun iki-üç saatte bir yenilenmesi gerekir" Güneşten korunma noktasında doğru bilinen yanlışlara değinen ve basit ama etkili önlemlerin alınması gerektiğini vurgulayan Gülel, şunları kaydetti: "Özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneş altında uzun süre kalmamalıyız. Eğer güneş altında kalmamız gerekiyorsa mutlaka güneş koruyucu kullanmalıyız. Güneş koruyucular fiziksel ve kimyasal olarak ikiye ayrılır. Fiziksel koruyucular dışarı çıkmadan hemen önce kullanılabilirken, kimyasal koruyucular güneşe çıkmadan yaklaşık yarım saat önce sürülmelidir. Dışarıda uzun süre kalınacaksa güneş koruyucunun iki-üç saatte bir yenilenmesi gerekir. Genellikle yapılan yanlışlardan biri, güneş koruyucunun bir kez sürülmesinin yeterli olduğunu düşünmektir. Oysa koruyucunun düzenli aralıklarla tazelenmesi gerekir. Yaşımıza ve cilt yapımıza uygun güneş koruyucu seçmeliyiz. Az miktarda kullanıldığında yeterli koruma sağlamaz. Genellikle yüz bölgesi için beş parmak ucu kadar güneş koruyucu kullanılması önerilmektedir." "Cildimiz, en değerli giysimizdir" Fiziksel korunmanın ve rutin kontrollerin önemine de değinen Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Gülel, "Ne kadar güneş koruyucu kullansak da güneşten fiziksel olarak korunmak esastır. Uzun kollu, açık renkli kıyafetler tercih etmeliyiz. Özellikle yaz döneminde birkaç haftada bir bütün cildimizi kontrol etmeliyiz. Yeni oluşan benler, lekeler, kanamalı ya da iyileşmeyen lezyonlar görüldüğünde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Açık tenli, çillenmeye yatkın cilt yapısına sahip kişilerin daha dikkatli olması gerekir. Cilt kanserlerinde güneş en önemli etkenlerden biridir. Cildimiz çok önemlidir. En değerli organımız, en değerli giysimizdir. Aslında ona yatırım yaparsak kendimize de yatırım yapmış oluruz" diye konuştu.
Van Van’ın simgesi inci kefali sahildeki heykeliyle ilgi odağı oldu Van Gölü sahiline yerleştirilen devasa inci kefali heykeli, yerel halk ile turistlerin ilgi odağı oldu. Van’ın eşsiz doğal güzellikleri ve endemik türleri arasında ilk sıralarda yer alan, dünyada sadece Van Gölü havzasında yaşayan inci kefali (Chalcalburnus tarichi), bu kez bir sanat eseriyle kentin siluetindeki yerini aldı. Van Gölü sahiline yerleştirilen devasa inci kefali heykeli, hem yerel halk hem de kenti ziyaret eden turistler tarafından büyük bir beğeniyle karşılandı. Van kültürünün ve doğal yaşamının sembollerinden biri haline gelen inci kefalini temsil eden heykel, sahil bandına farklı bir görsellik kattı. Vatandaşlar heykelin hem şehrin tanıtımına katkı sunduğunu hem de inci kefalinin önemine dikkat çektiğini belirtti. Özellikle sahilde yürüyüş yapan vatandaşlar ve fotoğraf çekmek isteyen ziyaretçiler heykelin önünde yoğunluk oluştururken, sosyal medyada da heykelle ilgili çok sayıda paylaşım yapıldı. Vatandaşlar, Van’ın doğal ve kültürel değerlerini yansıtan bu tür çalışmaların artırılması gerektiğini ifade ederek emeği geçenlere teşekkür etti. İnci kefali heykelinin, yaz sezonunda Van Gölü sahiline gelen yerli ve yabancı turistlerin de ilgi noktalarından biri olması bekleniyor. "20 santim boyundaki bir balık üremek için kendi boyunun 10-15 katı yüksekliğindeki kayaları zıplayarak aşıyor" Van Gölü sahiline yerleştirilen inci kefalinin heykeli ile ilgili değerlendirme yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş, "İnci kefali Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularına adapte olmuş endemik bir balık türü. Dünyada sadece burada var ve burada yaşıyor. Normalde Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularında yaşamak çok zor bir hadise ama inci kefali bunu başarıyor. İnci kefali her ne kadar yaşamını Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularında sürdürse de üreme dönemi olan nisan ve temmuz ayları geldiği zaman üremek için göle dökülen akarsulara üreme göçü gerçekleştiriyor. İnci kefali akarsulara girdiği zaman kendi boyunun 10-15 katı yüksekliğindeki kayaları zıplayaraktan akarsuların 15-20 kilometre yukarısına çıkıyor. Kayaları geçerken belki de yüzlerce kez zıplıyor ve asla vazgeçmiyor. Akıntıyla mücadele ediyor, soğukla, dalgalarla, martılarla ve kendi boyunun 10-15 katı yüksekliğindeki kayalarla mücadele edip başarıyor. Bunu yapan sadece 20 santim boyundaki bir balık. İşte bu yönüyle inci kefali asla vazgeçmemenin dünyadaki en güzel simgelerinden birisi. Bugüne kadar Van Gölü kenarında arkamdaki gibi bir inci kefali maketi heykeli görmeniz mümkün değildi. Fakat Van İl Kültür Turizm Müdürlüğü ile Van Valiliği tarafından yapılan bu güzel eserle beraber adeta bir ruh, bir anlam kazanmış oldu. Buradan başta Van Valiliği olmak üzere Van İl Kültür Turizm Müdürlüğü’ne ve emeği geçenlere sonsuz teşekkür ediyoruz. Arkamdaki bu eserin gölün dört bir yanında çok daha fazla yere konulması gerekiyor. Çünkü artık inci kefali bölgemizin bir markası ve Van dediğimiz zaman aklımıza en önce gelen canlılardan birini oluşturuyor" dedi.
Ankara Palandöken: "7 bin 200 prim günü esnafın en büyük beklentisi" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, TBMM’de görüşülen Torba Kanun kapsamına alınarak esnafın prim gün sayısının 7 bin 200 düşürülmesi gerektiğini vurguladı. Bağ-Kur’lu esnafın prim gün sayısının 7 bin 200’e düşürülmesine yönelik beklentinin artık karşılanması gerektiğini söyleyen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Sosyal Güvenlik Kurumu kurulalı hayli zaman geçti. Buradaki norm birliğinin sağlanmasıyla ilgili emekli sandığı, SSK ve Bağ-Kurluların müşterek aynı çatının altında, aynı standarda dahil hizmet almaları aynı kalitede hizmet alırken de sosyal devletin içeriklerine uygun emeklilik aylıkları. Bu emeklilik aylığının yanı sıra prim gün sayısı bunların hepsini üst üste koyduğunuz zaman önemli. Bağ-Kurluların hakikaten beklentisi bir türlü yerine getirilemedi. Ülkemiz önemli bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kaldı. Yüksek enflasyon seyretmesi bunları belki de 7 bin 200 güne norm birliğiyle düşürülmesi mümkün olacaktı. Ancak olmadı. Hala Sosyal Güvenlik Kurumu’nda 9 bin gün Bağ-Kurlular, 7 bin 200 gün SSK’lılar biliyorsunuz devlet memurunda yaş haddiyle. Şimdi hem ödedikleri prim yüksek. Hem aynı şekilde yine devlet memurlarınınki devletimiz karşılıyor. SSK’da çalıştıkları iş yerlerinin sahipleri tarafından karşılıyor. Bağ-Kurlular dükkandaki satmış oldukları emtialardan kazanacak ki götürüp yatırsın. Birçoğu da borçlu" dedi. "Esnafın yıllardır beklediği düzenleme artık hayata geçmeli" TBMM’de görüşülen Torba Kanun kapsamına alınarak esnafın prim gün sayısının 7 bin 200 düşürülmesi gerektiğini ifade eden Palandöken, "Cumhurbaşkanımız bu yılın sonuna kadar bunların sağlık hizmetlerinden mahrum bırakmamasıyla ilgili talimatıyla doktora gidebiliyoruz. Hastaneye gidebiliyoruz. Ancak ilaç alamıyoruz. Niye SSK’ya yani sisteme borcumuz görünüyor. Yatıramadığımız primler görünüyor. Tabii ki yatırmak istiyoruz. Sağlığımızın düzelmesi için de tedavi olmak için de ilacın lazım olduğunu biliyoruz. Onun için bir kolaylık yapılıp 7 bin 200 gün meselesi hakikaten sadece esnaf açısından değil yaklaşık neredeyse nüfusumuzun üçte birinin bu hizmet aldığı alanda bu konuda destek bekliyor. Bir makul süreye yayılıp hem borçların ödenmesiyle ilgili aynı şekilde bu norm birliğinin sağlandığı düzenlemedeki işlerin birlikte yapılmasının gerekliliğini anlıyoruz. Bu inşallah ki bu yasama döneminde kanunlaşır. Vatandaşlarımız da bu haksızlıktan kurtulur diye düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.