GÜNDEM - 09 Şubat 2026 Pazartesi 14:45

Osmanlı’da Ramazan gelenekleri

A
A
A
Osmanlı’da Ramazan gelenekleri

Uzun yıllardır Osmanlı Arşivleri’nde araştırmalar yapan Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı Devleti’nde özellikle Ramazan ayının, yılın diğer dönemlerinden keskin biçimde ayrılan, gündelik hayatın hem maddi hem de manevi boyutlarını dönüştüren özel bir zaman dilimi olduğunu belirtti.


Osmanlı Devleti’nde zamanın, modern anlamda takvimsel bir düzenlemeden ziyade dini ve kültürel referanslarla anlam kazandığına dikkat çeken Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Ramazan, yalnızca oruç ibadetinin yerine getirildiği bir ay değil; bireyin toplumla, toplumun devletle ve tüm yapının kutsalla ilişkisini yeniden tanımlayan bir sosyal organizasyon alanıdır. Osmanlı şehirlerinde Ramazan ayı boyunca hayatın ritmi değişmiş; gündüz saatleri sükûnet kazanırken geceler canlı, kalabalık ve sosyal açıdan yoğun hâle gelmiştir. Bu dönüşüm, en belirgin biçimde yemek kültürü üzerinden izlenebilmektedir. İftar ve sahur sofraları, yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan alanlar değil; statü, cömertlik, temsil ve dayanışmanın sergilendiği sosyal mekânlar olmuştur. Saray mutfağı ise bu kültürün hem düzenleyici hem de örnek teşkil eden merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir" dedi.



Ramazan ayının başlangıcı ve toplumsal hazırlık süreci


Osmanlı’da Ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle resmiyet kazandığını hatırlatarak, hilalin tespitinin, yalnızca dini bir gözlem değil, aynı zamanda idari ve hukuki bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Kadılar, müneccimbaşı ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan bu tespit, padişaha bildirilir ve Ramazan’ın başladığı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Bu an, şehir için sembolik bir eşik anlamı taşır; Ramazan, bir gecede kamusal hayatın merkezine yerleşirdi. Sultan III. Selim zamanında yaşanan bir hadise, bugün de halen tartışılan bu kutsal ayın ne zaman başladığı, hilalin görülüp görülmediği üzerine gülümseten bir anekdot olarak arşiv belgelerine yansımıştır. Ramazan ayının başlangıcını gösteren hilalin ne zaman görüldüğüne bir türlü karar veremeyen ulema ve Anadolu halkı konuyu Sultan III. Selim’e taşımış, Sultan III. Selim de "Bu husus şer-i şerifin bileceği ve hükmedeceği şeydir benim müdahale edeceğim şey değil ne zaman İstanbul kadısı hüküm ve ilam ederse o zaman ben dahi şöyledir derim" diyerek işi alimlere bırakmıştı" diye konuştu.


Bunun dışında, Ramazan öncesinde camilerin temizlendiğini, kandillerin hazırlandığını ve özellikle büyük şehirlerde mahya geleneğinin devreye girdiğini anlatan Eralp; "Mahyalar, Osmanlı’nın Ramazan’a kazandırdığı en özgün görsel unsurlardan biridir. Minareler arasına asılan bu ışıklı yazılar, dini mesajları estetik bir dille halka ulaştırırken, Ramazan’ın şehir mekânında görünür olmasını sağlardı. Ev içi hazırlıklar ise büyük ölçüde mutfak merkezliydi. Uzun sürecek oruç günleri göz önünde bulundurularak bakliyat, pirinç, un, yağ ve şeker gibi temel gıda maddeleri temin edilir; özellikle tatlı ve şerbet yapımında kullanılacak malzemeler önceden hazırlanırdı. Bu durum, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda planlama ve düzen gerektiren bir dönem olarak algılandığını göstermektedir" dedi.



Gündelik hayat ve toplumsal disiplin


‘’Ramazan ayı boyunca Osmanlı şehirlerinde gündelik hayat belirgin biçimde farklılaşırdı’’ diyen Doç. Dr. Eralp, ‘’Esnafın çalışma saatleri iftar ve sahur vakitlerine göre yeniden düzenlenir, bazı iş kollarında gündüz faaliyetleri asgari düzeye indirilirdi. Oruç tutmak, bireysel bir ibadetin ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak algılanırdı. Oruç tutmayanların, özellikle Müslüman mahallelerinde, aleni biçimde yemek yemesi hoş karşılanmazdı. Bu durum, Ramazan’ın kamusal alanı düzenleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak gayrimüslim tebaanın kendi mahallelerinde bu tür bir baskıya maruz kalmadığı bilinmektedir. Bu da Osmanlı’daki Ramazan hassasiyetinin mutlak değil, bağlamsal bir nitelik taşıdığını göstermektedir" ifadelerini kullandı.



İftar sofraları ve Osmanlı yemek kültürü


Ramazan ayının, Osmanlı mutfak kültürünün en zengin biçimde sergilendiği dönemlerden bir olduğunun altını çizerek, iftar sofralarının, hem besleyici hem de sembolik anlamlar taşıyan yemeklerden oluştuğunu kaydeden Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, bu konudaki açıklamalarına devamla, ‘’İftarın hurma veya zeytinle açılması, Hz. Peygamber’e atfedilen sünnet anlayışıyla ilişkilendirilirken, ardından gelen çorbalar mideyi yormadan ana yemeğe geçişi sağlardı. Çorba çeşitleri arasında tarhana, mercimek ve işkembe öne çıkarken; ana yemeklerde etli yahni, kuzu kebabı, pilav ve dolmalar yaygındı. Tatlılar ise Ramazan sofralarının adeta vitrini niteliğindeydi. Güllaç, bu dönemin en karakteristik tatlısı olarak öne çıkar. Nişastadan yapılan güllaç yapraklarının sütle ıslatılması ve gül suyuyla tatlandırılması, hem hafiflik hem de sembolik bir saflık anlamı taşımaktadır. Popüler anlatılarda sıkça aktarılan bir anekdota göre, Ramazan ayında güllaç talebinin artması üzerine İstanbul’da bazı fırınlar yalnızca güllaç yaprağı üretmeye başlamıştır. Bu durum, Ramazan’ın gastronomik piyasayı dahi şekillendiren bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir" şeklinde konuştu.



Sarayda ramazan ve mutfağın işleyişi


Osmanlı sarayında Ramazan ayının yüksek bir disiplin ve sembolik hassasiyet içinde yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, şunları söyledi;


‘’Topkapı Sarayı mutfakları, bu dönemde olağanüstü bir yoğunlukla çalışır; iftar ve sahur için ayrı hazırlıklar yapılırdı. Saray mutfağına ait masraf ve erzak defterleri, Ramazan aylarında tüketilen yiyeceklerin çeşitliliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Padişahın iftar sofrası, sanılanın aksine aşırı ihtişamdan ziyade ölçü ve denge esasına dayanırdı. Sofrada az ama nitelikli yemekler bulunur; israf kesin biçimde hoş karşılanmazdı. Bununla birlikte Kadir Gecesi gibi özel zamanlarda daha zengin sofralar kurulduğu bilinmektedir. III. Murad dönemine ait bir kayıtta, Ramazan ayında saray mutfağında tüketilen güllaç miktarının olağan dönemlere kıyasla birkaç kat arttığı belirtilmektedir. Ayrıca sarayda artan yemeklerin çöpe atılmadığı, Enderun mensuplarına ve fakirlere dağıtıldığı bilinmektedir. Bu uygulama, sarayın Ramazan’daki temsil rolünü güçlendiren önemli bir unsurdur.’’



İbadet, eğlence ve sosyal hayat


İftar sonrasında Osmanlı şehirlerinin adeta yeniden uyandığını, Camilerin teravih namazları için dolup taştığını, özellikle büyük camilerde uzun teravihler kılındığını açıklayan Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap "Teravih, yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma alanıydı. Namaz sonrasında ise Ramazan eğlenceleri başlardı. Meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ve Hacivat oyunları sahnelenirdi. Bu eğlenceler, hem güldürü hem de ahlaki öğütler içeren bir işleve sahipti. Ramazan geceleri, Osmanlı toplumunda dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olabildiği nadir zamanlardan birini temsil etmektedir. Ramazan ayı, Osmanlı toplumunda yardımlaşma ve hayır faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı dönemdi. Zekât ve fitrelerin bu ayda verilmesi teşvik edilir, fakirler gözetilirdi. Zimem defteri geleneği, bu kültürün en zarif örneklerinden biri olarak öne çıkar. Varlıklı kimseler, bakkallardaki veresiye defterlerinden borçlar seçerek öder, borçluların kimliğini öğrenmeden bu hayrı gerçekleştirirdi. Bu uygulama, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda gösterişten uzak bir hayır anlayışını teşvik ettiğini göstermektedir. Ramazan’ın son on günü, özellikle Kadir Gecesi nedeniyle yoğun bir manevi atmosfer içinde geçirilirdi. Bu gece camiler dolup taşar, sarayda ve halk arasında özel programlar düzenlenirdi. Ramazan Bayramı ise bu sürecin toplumsal bir kapanışı niteliğindeydi. Bayram namazı, ziyaretler, ikramlar ve çocuklara verilen hediyelerle Ramazan’ın ruhu toplumsal hafızaya kazınırdı" diye konuştu.



Osmanlı’da Ramazan gelenekleri

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin MTSO Yeşil Ödülleri için başvurular başladı Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), sürdürülebilir ekonomi, yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğine uyum konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlediği ’I. Yeşil Ödülleri’ için başvuruları başlattı. Yarışmaya başvurular 15 Nisan 2026 tarihine kadar yapılabilecek. MTSO tarafından düzenlenen ve çevresel sürdürülebilirliği iş dünyasının merkezine taşımayı hedefleyen I. Yeşil Ödülleri, Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ile Yönetim Kurulu Üyesi Gökben Gökbulut’un katıldığı lansman toplantısıyla basın mensuplarına tanıtıldı. Kaynak verimliliğini esas alan üretim ve hizmet modellerinin teşvik edilmesi, iyi uygulamaların görünür kılınması ve sürdürülebilir ekonomi anlayışının yaygınlaştırılmasını amaçlayan yarışma; Yeşil Lider, Yeşil Yapı, Yeşil Sanayi, Yeşil Lojistik ve Taşımacılık, Yeşil Turizm ile Yeşil Tarım olmak üzere 6 kategoride düzenlenecek. Yeşil Lider kategorisine Türkiye genelinden bireysel başvurular alınırken, diğer kategorilere yalnızca Mersin’de faaliyet gösteren MTSO üyesi firmalar başvurabilecek. Bu kapsamıyla yarışma, Türkiye’de bu ölçekte ilk kez düzenlenen organizasyon olma özelliği taşıyor. 15 Nisan’a kadar yapılacak başvuruların değerlendirme süreci 15 Mayıs 2026’da tamamlanacak. Ödüller ise Haziran 2026’da düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Başvurular, ’www.mtsoyesildonusum.com’ adresi üzerinden gerçekleştirilebilecek. Toplantıda konuşan MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Mersin’in dış ticaret kenti olduğuna dikkat çekerek, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında firmaların karbon ayak izi ve karbon vergisine yönelik hazırlık yapmasının kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. Türkiye ihracatında Mersin’in 7’nci sırada yer aldığını belirten Çakır, "Uluslararası pazarlara entegre bir kentiz. Bu gücümüzü koruyabilmemiz için firmalarımızın yeşil dönüşüme hızla uyum sağlaması gerekiyor. Geçen yıldan bu yana bu alanda yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil Ödülleri ile bu farkındalığı daha geniş bir alana yaymayı hedefliyoruz" dedi. İklim değişikliği konusunda yıllar önce farkındalık çalışmaları başlattıklarını hatırlatan Çakır, artık önlem aşamasının geride kaldığını vurgulayarak, "Önlem alınsa bile durdurulamayan bir süreçle karşı karşıyayız. Artık dönüşüm sürecindeyiz. Asıl mesele, iklim değişikliğine nasıl uyum sağlayacağımızdır" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin ve özellikle Mersin’in içinde bulunduğu Akdeniz Havzasının, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer aldığını belirten Çakır, tarım, turizm ve sanayinin bu süreçten doğrudan etkileneceğini kaydetti. Küresel rekabete de değinen Çakır, Hindistan’ın önümüzdeki dönemde dünya ticaretinde önemli bir aktör olacağına işaret ederek, "İş gücü maliyetleri ve hammadde açısından rekabet etmemiz mümkün değil. Ancak Hindistan’ın en önemli açığı yeşil ve dijital dönüşümü tamamlayamamış olmasıdır. Biz bu dönüşümü ne kadar hızlı sağlarsak, rekabette o kadar öne çıkarız" diye konuştu. Yeşil dönüşümün yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Çakır, "Bu dönüşümü sağlayamazsak Kapıkule’den tırlarımız geçemez, rekabetçi olamayız. Türkiye’nin kurtuluşu ihracattadır. İhracatı sürdürülebilir kılmanın yolu yeşil dönüşümden geçiyor" ifadelerini kullandı.
İstanbul Jhon Duran, Fenerbahçe’de 6 ay kaldı Fenerbahçe’nin sezon başında kiralık olarak kadrosuna kattığı Jhon Duran’ın sarı-lacivertli takımdaki kariyeri 6 ay sürdü. Duran, Fenerbahçe’de 5 gole imza atarken, Beşiktaş ve Galatasaray derbilerinde fileleri sarsmayı başardı. Fenerbahçe, Kolombiyalı forvet Jhon Duran ile karşılık anlaşarak sözleşme feshine gidip yollarını ayırdı. 22 yaşındaki futbolcu, Rus ekibi Zenit ile anlaştı. Sezon başında Al Nassr’dan kiralık olarak Fenerbahçe’ye gelen Jhon Duran, yaşadığı sakatlıklar ve teknik heyetin tercihi nedeniyle istikrarlı şekilde forma giyemedi. Duran, sarı-lacivertli formayla ilk gol sevincini taraftarı önünde UEFA Şampiyonlar Ligi 3. Eleme Turu rövanş maçı olan Feyenoord karşısında yaşadı. Trendyol Süper Lig’de ilk 2 haftada 11’de başlayan Duran, sonrasında sakatlığı nedeniyle bir süre takımdan uzak kaldı. Derbilerde gol attı Benfica ile oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turu 2. maçında sakatlanarak oyundan çıkan Duran, lig ve Avrupa’da toplam 9 maçta takımını yalnız bıraktı. Duran, 23 Ekim’deki Stuttgart müsabakasının son dakikalarında süre aldı. Lige de 2 Kasım tarihinde oynanan Beşiktaş derbisiyle dönen Jhon Duran, sonradan oyuna girdiği maçın 83. dakikasında galibiyeti getiren golü kaydetti. Çaykur Rizespor maçına 11’de başlayan ve 1 asist yapan Duran, 1 Aralık’ta oynanan Galatasaray derbisine yine yedek başladı ve 90. dakikada fileleri havalandırdı. Kolombiyalı futbolcu böylelikle, takımının ezeli rakiplerine karşı oynadığı 2 lig maçında da gole imza attı. Ferencvaros maçında kırmızı gördü Fenerbahçe ile UEFA Avrupa Ligi’nde 4 maçta süre alan Jhon Duran, 3 mücadelede hamle oyuncusu olarak tercih edilirken, Aston Villa karşısında 90 dakika sahada kaldı. Duran, lig aşamasının 5. haftası olan Ferencvaros müsabakasında 90. dakikada rakibine yaptığı müdahale nedeniyle kırmızı kart gördü. Brann maçında ise cezası nedeniyle forma giyemedi. Süper Kupa’yı kazandı Turkcell Süper Kupa yarı finalinde Samsunspor’a karşı 11’de forma şansı bulan Jhon Duran, maçı 1 golle tamamladı. Finalde Galatasaray’a karşı da 11’de başlayan Duran, 69 dakika sahada kaldı. Sarı-lacivertliler, ezeli rakibini 2-0 yenerek kupaya ulaşırken, Duran da ilk kupasını kazandı. Duran, Fenerbahçe kariyerinde tüm kulvarlarda 12’si ilk 11’de olmak üzere 21 maça çıkarken 5 gol, 2 asistlik performans sergiledi.
Gaziantep Türkiye’nin 2’inci büyük ilçesi Şahinbey Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2025 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 957 bin 792 kişilik nüfusa ulaşan Şahinbey, Türkiye’nin en büyük ikinci ilçesi oldu. Nüfus verilerine göre Şahinbey ilçesinde kadın nüfus oranı yüzde 49.93 (472 bin 704 kişi), erkek nüfus oranı yüzde 50.07 (474 bin 108 kişi) oldu. Bu dev nüfusa hizmet veren Şahinbey Belediyesi, sosyal projelerden, konuttan eğitime kadar birçok alanda yürüttüğü çalışmalarla dikkat çekiyor. Gaziantep’in en büyük ilçesi olan Şahinbey, nüfus büyüklüğüyle Türkiye’deki 68 ilin şehir merkezi nüfusunu geride bırakırken, belediyenin sunduğu hizmetlerin ölçeği de her geçen gün artıyor. Şahinbey’in çehresi değişiyor Şahinbey Belediyesi, hızla artan nüfusu karşılayabilmek adına planlı şehircilik anlayışıyla çalışmalarını sürdürüyor. İlçe genelinde hayata geçirilen sosyal konut projeleri, binlerce ailenin kira öder gibi ev sahibi olmasını sağlarken, yeni yaşam alanlarıyla Şahinbey’in çehresi değişiyor. Eğitim alanında yapılan yatırımlarla; kütüphaneler, gençlik merkezleri, kültür merkezleri ve ücretsiz kurslar gençlerin hizmetine sunuluyor. Spor yatırımları kapsamında ise modern spor salonları, yüzme havuzları ve amatör kulüplere verilen destekler, Şahinbey’i sporun da merkezi haline getiriyor. Sosyal belediyecilikte öncü Şahinbey Belediyesi, yalnızca fiziki yatırımlarla değil, sosyal belediyecilik anlayışıyla da öne çıkıyor. İhtiyaç sahibi ailelere yönelik destekler, öğrencilere verilen eğitim yardımları, gençlere ve kadınlara yönelik projeler ilçede sosyal dayanışmayı güçlendiriyor. Özellikle gençlere yönelik eğitim, kültür ve spor projeleri, geleceğe yapılan yatırımlar arasında önemli bir yere sahip. "Sorumluluğumuzun farkındayız" Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Türkiye’nin en büyük ikinci ilçesine hizmet vermenin büyük bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, ilçenin her alanda gelişmesi için çalıştıklarını ifade ediyor. Başkan Mehmet Tahmazoğlu, artan nüfusla birlikte hizmet kapasitesinin de sürekli genişletildiğini belirtti.