GÜNDEM - 04 Mayıs 2026 Pazartesi 11:18

Turan Yemekleri Günü Türk dünyasının asırlık lezzetlerini aynı sofrada buluşturdu

A
A
A
Turan Yemekleri Günü Türk dünyasının asırlık lezzetlerini aynı sofrada buluşturdu

Yüzyıllar öncesine uzanan Türk mutfak kültürünü aynı sofrada buluşturan Turan Yemekleri Günü, 3 Mayıs’ta Üsküdar’da bulunan Kadim Kahve ev sahipliğinde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kadim tarifleri ve kültürel mirası yeniden hatırlatarak bu zenginliği geleceğe taşıma amacıyla hayata geçirilen organizasyon, gastronomi ile tarih bilincini aynı sofrada buluşturan güçlü bir etkinlik olarak öne çıktı. MYK Gastro Arena Eğitmen Şefi Erkan Kıyıcıoğlu, Şef İbrahim Halil Öner ve Kadim Kahve Pasta İmalat Şefi Esra Meral tarafından özenle hazırlanan Turan yemekleri ve ikramlar, misafirler tarafından büyük beğeni topladı.



Türk mutfağının köklü geçmişini günümüze taşıyan ve yüzyıllar öncesine uzanan lezzetleri bir araya getiren "Turan Yemekleri Günü", kadim bir kültürün sofradaki hafızasını yeniden canlandırdı. Gastronomi ile kültürel mirası buluşturan bu özel gün, Türk yemek geleneğinin derinliğini ve sürekliliğini görünür kılan anlamlı bir buluşma niteliği taşıdı. Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ile gözlemci üyeler Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ülkeleriyle birlikte tarihteki 16 Büyük Türk Devleti’nden ilham alınarak şekillenen etkinlik, geniş Türk coğrafyasının ortak kültürel değerlerini mutfak üzerinden yeniden hatırlattı.



Kadim Kahve ev sahipliğinde gerçekleşti


İstanbul’un tarihi dokusuyla öne çıkan semtlerinden Üsküdar’da yer alan Kadim Kahve ev sahipliğinde düzenlenen organizasyonda, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan geniş Türk coğrafyasının mutfak birikimi aynı sofrada buluştu. Yüzyıllar boyunca Türk topluluklarının gündelik yaşamında yer etmiş yemekler, özgün tarifleri ve taşıdıkları kültürel anlamlarla misafirlere sunuldu. Etkinlikte; Nevruz Çorbası ve Bavırsak, Bal Bavır ve Cenekey Salatası, Kremalı Dana Ciğer Kavurması ve Kaymaklı Beyaz Lahana Salatası ve Beş Parmak ikram edildi. Ayrıca yemek sonrasında Rişte Baklavası, Jent ve Firni tatlıları misafirlerin beğenisine sunuldu.



"Yemek kültürü, milletlerin hafızasıdır"


Turan Yemekleri Günü, yalnızca lezzetlerin paylaşımıyla sınırlı kalmayarak aynı zamanda bir kültür aktarımının güçlü ifadesi oldu. Her bir yemek, geçmişten bugüne uzanan bir hikâyeyi temsil ederken; mutfak geleneğinin toplumsal hafızadaki yeri bir kez daha vurgulandı. Bu yönüyle etkinlik, Türk mutfağının yalnızca bugünün değil, geleceğin de önemli bir parçası olduğunu ortaya koydu. Kadim Kahve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Gölbaşı etkinlik kapsamında yaptığı açıklamada, "Turan Yemekleri Günü ile amacımız, Türk milletinin asırlardır yaşattığı mutfak kültürünü yeniden görünür kılmak, ortak tarihimizin sofradaki izlerini gelecek nesillere aktarmak ve kardeş coğrafyalar arasındaki gönül bağını güçlendirmektir. Yemek kültürü, milletlerin hafızasıdır. Biz de bu hafızayı yaşatmak ve geleceğe taşımak için bu organizasyonu gelenekselleştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.



Geçmişin mirası geleceğe taşındı


Bu anlamlı girişim, Türk yemek kültürünün daha geniş kitleler tarafından tanınmasına katkı sunarken; kadim tariflerin korunması ve yaşatılması konusunda güçlü bir farkındalık oluşturdu. "Turan Yemekleri Günü", yüzyıllardır süregelen mutfak mirasının geleceğe taşınmasında önemli bir adım olarak dikkat çekti ve bu zengin kültürün önümüzdeki yüzyıllara aktarılmasına katkı sundu.



"Özellikle Türki coğrafyalardaki yemeklerin misafirlerimize tanıtılması için güzel bir etkinlik oldu"


Kadim Kahve Mutfak Danışmanı Erkan Kıyıcıoğlu düzenlenen etkinlikte servis edilen yemeklerle ilgili olarak, "Bugün 3 Mayıs Türkçülük Günü’nde Turan yemekleriyle ilgili bir menü çalıştık. Bu menüde özellikle Orta Asya’da günümüzde servis edilen yemekleri Kadim Kafe’de misafirlerimize sunduk. Burada Nevruz çorbasıyla başladık, bir ciğer ve daha sonra beş parmak yemeği servis ettik. Tatlı olarak da bir rişte baklavası ve bir de helvayla günü bitirdik. Özellikle Türki coğrafyalardaki yemeklerin de misafirlerimize tanıtılması için güzel bir etkinlik olduğu kanaatindeyiz" şeklinde konuştu.



"Herkes yemeklerimizi çok beğendi, herkes resmen yıllar öncesine döndü burada"


Kadim Kahve Mutfak Şefi İbrahim Halil Öner tüm misafirlerin yemeklerden memnun kaldığını dile getirerek, "Bugün aslında sadece yemek yapmadık. Tarihimizi, binlerce yıl önceki tarihimizi yaşadık Erkan Şefim danışmanlığıyla birlikte. Sadece yemek değil, bir kardeşlik, bir sembol inşa ettik bugün. Çok güzeldi, çok güzel deneyimler yaşadık. Geri dönüşümler çok muazzam, çok sevindirici. Herkes yemeklerimizi çok beğendi, herkes resmen yıllar öncesine döndü burada. Çok güzel bir atmosfer var gördüğünüz gibi, herkes ışıl ışıl, herkes gülüyor" dedi.



"Türk kültürüne ait yemeklerimizin ve tatlılarımızın ön plana çıkması hepimiz için gurur verici"


Kadim Kahve Pastane Şefi Esra Meral Trük kültürüne ait lezzetleri yaşatmanın gurur verici olduğunu belirterek, "Bu üçlü tatlı tabağında gün yüzüne çıkarttığımız bir rişte baklavası yaptık Azerbaycan’a özgü. Ve bu baklavada kadayıf da kullandık. Gerçek anlamda bizler bu lezzetlere aşina olmadığımızı zannederken aslında özümüzde olan bir tatlı olduğunu fark edip çok lezzetli bir şekilde yenildiğini de gördük. Üçlü tatlı tabağımızın görsel anlamda da güzel bir albenisi vardı; afiyetle yenildi, çok mutluyum o yüzden. Burada gerçekten özümüze daha bir sarmaladık kendimizi, bu benim çok hoşuma gidiyor. Son zamanlarda Türk kültürüne ait yemeklerimizin ve tatlılarımızın ön plana çıkması hepimiz için gurur verici" diye aktardı.



"Belki dünyada ilk defa bu yemeklerin hepsinin bir arada olduğu bir menü hazırlandı"


Son olarak Kadim Kahve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Gölbaşı, Türk yemeklerine ve kültürüne sahip çıkmanın önemine değindiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:


Bizdeki Türk aile geleneklerinde ocak başı kavramı vardır. Zamanla bu kavram modern dünyayla mutfak kültürüne döndü, masa başına döndü. Bugünkü Turan yemekleri de Türkiye’de ilk defa yapıldı; hatta belki dünyada ilk defa hepsinin bir arada olduğu bir menü hazırlandı. Çorbamızı çok beğendiler, herkes çorbalarını bitirdi. Mutfak kültürünü mutfakta çalışanlar bilir ki tabak dolu dönmüyorsa eğer olmuştur. Bizde bugün bütün tabaklar boş geldi, o yüzden çok mutluyuz. Türk yemeklerimize sahip çıkmamız çok önemli. Çünkü sağlıklı çocuklar, sağlıklı anneler, sağlıklı babalar ve sağlıklı bir ülke olmak istiyorsak Türk yemeklerine sahip çıkmak zorundayız. Dünyaya yön veren Türk mutfağı bugün öksüz kaldı, yetim kaldı, biraz başıboş kaldı. Bence iki tercihten birisi olacaksa Türk yemeği olsun."



Turan Yemekleri Günü Türk dünyasının asırlık lezzetlerini aynı sofrada buluşturdu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak Alaplı balıkçı tezgahlarında çeşit bitti mezgit fiyatı 500 liraya çıktı Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde 15 Nisan’da başlayan av yasağının ardından azalan balık çeşitliliği fiyatların hızla yükselmesine neden oldu. Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde 15 Nisan tarihinde başlayan av yasağı, balıkçı tezgahlarındaki ürün çeşitliliğini doğrudan etkiledi. Önceki senelerde aynı dönemde yaklaşık 10 farklı türün yer aldığı tezgahlarda şu an sadece mezgit yoğunluğu yaşanıyor. Denizden çıkan ürün miktarındaki düşüş sebebiyle tezgahlarda daha çok kültür balıkları yer buluyor. Mezgitin kilogram fiyatı bir ayda 500 liraya çıktı Batı Karadeniz bölgesinde kısıtlı imkanlarla avlanan az sayıdaki tekne, günlük ortalama 10 ile 20 kasa arasında mezgit getirebiliyor. Balıkçı Veysel Yazgan, mevcut av miktarının işletme maliyetlerini karşılamakta yetersiz kaldığını söyledi. Tezgahlarda bir ay öncesine kadar 300 TL seviyesinde seyreden mezgitin fiyatı 500 TL’ye ulaştı. Diğer ürünlerden hamsi 200 TL, çupra ve levrek ise 600 TL’den alıcı bekliyor. Nadir bulunan kalkan balığı ise az sayıdaki ürün arasında yer alıyor. Süreci değerlendiren Veysel Yazgan, "15 Nisan’da av yasağımız başladı. Küçük kayıklara serbest olduğu için teknelerimiz mezgit dışında balık tutamıyor. Geçmiş yıllarda bu dönemde tezgâhlarda çok daha fazla çeşit olurdu, şimdi ise neredeyse sadece mezgit var" ifadelerini kullandı.
İstanbul IGUMUN 2026 ile öğrenciler, küresel sorunları ele aldı İstanbul Gelişim Üniversitesi Model Birleşmiş Milletler Konferansı’nın (IGUMUN 2026) ikincisi düzenlendi. Birleşmiş Milletler simülasyonu ile öğrenciler, küresel sorunları aralarında tartışıp diplomatik becerilerini geliştirdi. İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde 2-3 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen organizasyonda öğrenciler, Birleşmiş Milletler delegeleri gibi davranarak oluşturulan 4 farklı komitede küresel sorunları masaya yatırdı. MUN’a İstanbul Gelişim Üniversitesi öğrencilerinin yanı sıra Gökkuşağı Koleji, Süleyman Nazif Anadolu Lisesi, Avcılar Anadolu Lisesi, Büyükçekmece Anadolu Lisesi, Beşiktaş Anadolu Lisesi ve Şehit Batuhan Ergin Anadolu Lisesi öğrencileri de katılım sağladı. İki gün süren oturumların ardından yapılan kapanış seremonisiyle öğrencilere teşekkür belgeleri dağıtıldı. Organizasyon, öğrencilerin müzik dinletisiyle son buldu. "Fikirlerin açıkça konuşulduğu bir yer" IGUMUN komitesinde Genel Sekreter olarak görev alan İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi Zeynep Çağlar, "MUN (Model United Nations) Birleşmiş Milletler’de yapılan toplantıların aslında bir simülasyonu. BM’de temsilciler nasıl ki dünya sorunlarını konuşuyorsa; öğrenciler de komitelerimizde dünya sorunlarından bahsediyorlar. Fikirlerin açıkça konuşulduğu bir yer. Böylece insanlar sorumluluk almayı, saygılı konuşmayı, farklı fikirlere saygı duymayı öğreniyorlar. İnsanlar bu konferanstan sonra daha aktif oluyor. MUN’a katıldığınızda ve oradan çıktıktan sonra başka bir insan oluyorsunuz. Bu organizasyona defalarca katılan öğrenciler var. Sadece müzakere etkinliği değil, her anlamda geliştiren bir etkinlik" dedi. Yemenli öğrenci Khadeja (Hatice) Saleh ise, "Birleşmiş Milletler Model etkinliğinde öğrenciler kendi konfor alanlarından çıkıp, önlerindeki duvarları yıkıp, istedikleri şekilde konuşmalar yapabilir, böylelikle korktukları şeyden utanmadan konuşabilirler. Bu konferans, dünyayı farklı bir şekilde görmeme yardımcı oldu, dünyayı farklı görüşlerden dinledim. Fark ettik ki konuşarak, iletişim kurarak çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok. İGÜ olarak ekibimiz çok profesyonel bir çalışma ortamı oluşturdu. Gerçek bir BM komitesi ortamında çalıştık" diye konuştu. "Savaş ve şiddet olmadan da sorunların çözülebileceğini gördük" İngiliz Dili ve Edebiyatı 1’nci sınıf öğrencisi Mehmet Fatih Topatan, organizasyonun amacına ulaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Model BM dünya sorunlarını öğrencilerin çözebileceğini göstermek için oluşturulan bir proje. İGÜ de bu sene büyük bir hazırlıkla bu projeye katılmış bulunmakta. Ben organizasyon komitesinde olan biri olarak diyebilirim ki gerçekten devasa bir ekip var bu projenin arkasında. Bizim asıl amacımız dünya sorunlarının konuşularak çözülebileceğini göstermek. Bu yönde birçok komite oluşturuluyor, birçok temsilci belirleniyor. Bu insanlar şunu biliyorlar ki; biz savaş olmadan, şiddet göstermeden, kimse üzülmeden bazı sorunları çözebiliyoruz. Amacımız burada sadece konuşarak ve anlayarak dünyanın daha iyi bir yer olabileceğini insanlara kanıtlamak." Dört komitede dört konu ele alındı İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi Sinem Çay, İGUMUN’da konuşulan konulara değinerek, "4 komitemiz vardı. Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi (Disec), Kadın Konseyi, Avrupa Konseyi, sonuncusu ise Dünya Sağlık Örgütü Konseyi’ydi. Hepsinde farklı konular ele alındı, farklı perspektifler konuşuldu. İletişim becerilerini geliştirmeleri, kendi öz güvenlerini fark etmeleri ve kendi kariyer gelişimlerine katkıda bulunmak için çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Art arda katıldıkça daha fazla edinim kazanılıyor. İngilizce katılımlarda konuşma becerileri yükseliyor. Türkçede ise daha akademik konuşmayı sağlıyor" dedi. Gökkuşağı Koleji Bahçelievler Kampüsü’nden Hırvat öğrenci Gita Rosandic, "Çok iyi bir komiteydi, çok iyi geçti. Tüm delegelerle iyi bir konuşma geçirdik. Komitede kadın hakları konusunu ele aldık, problemleri nasıl çözeceğimizi konuştuk. Delegelerimiz ülkelerini temsil ederek değişik perspektiflerini gördüm. Bakış açımızı geliştirdi. Bu beni çok etkiledi. Çok yeni şeyler öğrendim" diye konuştu.
Bursa Doç. Dr. Gökçen Çatlı: "Bir Abdullah Çatlı ölür, bin Abdullah Çatlı dirilir" BBP Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ’Çatlı’ filmi galasına Abdullah Çatlı’nın kızı, Doç. Dr. Gökçen Çatlı da katıldı. Babasının ruhunu taşıyan binlerce gencin bu topraklarda var olduğunu dile getiren Çatlı, "Bir Abdullah Çatlı ölür, bin Abdullah Çatlı dirilir. Kadim Türk tarihi benzer hadiselerle dolu. Bizler de genlerimizde damarlarımızdaki asil kanda geçmiş atalarımızın ruhunu o kadim dik duruşlarını taşıyoruz. O yüzden elbette ki bitmez. Belki aramızda niceleri vardır ama onlar isimsizlerdir ve gölgededirler" dedi. Büyük Birlik Partisi (BBP) Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ’Çatlı’ filmi galası vatandaşların yoğun ilgisini çekti. 2 ayrı salonda gösterime giren film, öncesi basın mensuplarının sorularını cevaplayan Abdullah Çatlı’nın kızı Doç. Dr. Gökçen Çatlı, "Türkiye’de hatta yurt dışında da birçok kurum, kuruluş ve kişiler tarafından büyük bir teveccüh gördüğü için teşekkür ederiz. Bizim yaşadığımız o dönemi bu kadar büyük kitlelerce sahipleneceğine inanmazdık tabii ki, ama bir olunca ve inanınca o milli birlik yeniden hasıl oluyor" dedi. Muhabir tarafından sorulan, "Herkes biliyor ki Çatlı, Susurluk’ta vefat etti. Ancak filmin sonunda ise vefat yok gibi" sorusuna Doç. Dr. Çatlı şu şekilde cevap verdi: "Aslında babam malum suikastte o an Hakk’ın rahmetine kavuşmuyor. Kısa bir süre daha hayatta kalıyor. Bir de şöyle bir durum var. Kahramanlar ayakta ölür fakat ruhları ebedidir ve yurda tekrar can vermek için yeniden ruh olarak dirilirler. Hepimizin içinde o şehitlerimizin bir parçası var. Bir Abdullah Çatlı ölür, bin Abdullah Çatlı dirilir. Kadim Türk tarihi benzer hadiselerle dolu. Görüyoruz ki biz 17’nci Türk devletini yaşıyoruz. Allah daim etsin. Bugüne kadar süreklilik dahilinde geldiysek şayet biz o ruha borçluyuz bunu. Kahraman ruhuna borçluyuz. Bizler de genlerimizde damarlarımızdaki asil kanda geçmiş atalarımızın ruhunu o kadim dik duruşlarını taşıyoruz. O yüzden elbette ki bitmez. Belki aramızda niceleri vardır ama onlar isimsizlerdir ve gölgededirler. Hiçbir şeyi vitrin önünde desinler diye yapmazlar. Malum bir suikasta ve karalama kampanyası ile birlikte mecbur oldukları için kitlelerce, teşkilatlarca, ailelerce savunulmaya mecbur kalınır ki devletimiz ve milletimiz zeval görmesin diye." BBP Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı ise yaptığı konuşmada, filmin Anadolu insanının toprağı, bayrağı ve değerleri için neler yapabileceğini anlatan bir film olduğunu söyledi. Alfatlı, "Yitik bir neslin 1980 öncesi vatanı, milleti, bayrağı, devleti için mücadele eden bu neslin evlatlarıydı Abdullah Çatlı. Sonrasında da Ermeni Asala terör örgütünün ve biliyorsunuz özellikle diplomatlarımızı, bürokratlarımızı, insanımızı Avrupa’nın göbeğinde şehit eden, katleden hain kahpe terör örgütüne karşı yapmış olduğu mücadeleyi de anlatan aynı zamanda film Abdullah Çatlı’ya ve onun gibi bu vatan, millet, bayrak uğruna şehit olan hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten gençlerimizin, Anadolu insanının temiz pak pırıl pırıl Anadolu insanının ve gençlerin vatanı için bayrağı için ülkesi için kutsalları ve değerleri için neleri yaptığını, neleri yapması gerektiğini de belki bir şekliyle sanat yönüyle de belki anlamış olacağız, anlatılmış olacak. Ben bütün gençlerimizi gerçekten vatanını, bayrağını, ülkesini seven bütün gençleri de aynı zamanda bu filme davet ediyorum, izlemelerine davet ediyorum. Tabii ki şehidimiz Muhsin başkanımız, hayatını kaybettiği zaman Abdullah Çatlı’nın, onun cenazesine giden tek siyasi parti genel başkanıydı. Orada da sordukları zaman, ’Mesai arkadaşımızdı. Yiğit bir Anadolu evladıydı. Vatanını, bayrağını, ülkesini, devletini seven ve bu uğurda canını seve seve feda edecek yiğit bir kardeşimizdi’ dedi. Arkasında duran, yanında duran da biliyorsunuz şehidimiz Muhsin başkanımızdı" diye konuştu. Salonu dolduran vatandaşların ve davetlilerin selamlanmasının ardından nefesler kesen film büyük bir beğeniyle izlendi.
İstanbul Yasemin Minguzzi, "Neler Oluyor Hayatta" programına konuk oldu Sunuculuğunu Hakan Ural ve Ferda Yıldırım’ın yaptığı "Neler Oluyor Hayatta" programı Yasemin Minguzzi’yi konuk etti. Acılı annenin söyledikleri, tüm Türkiye’nin vicdanını ilk günkü kadar yaraladı. Mattia Ahmet Minguzzi, sadece Minguzzi ailesinin değil, tüm Türkiye’nin evladı oldu. 24 Mart 2025’te Kadıköy’deki pazarda yaşıtları tarafından uğradığı bıçaklı saldırıda hayatını kaybettiği günden beri, milyonlarca insan onun yasını tutuyor. Kanal D’de yayınlanan ve sunuculuğunu Hakan Ural ve Ferda Yıldırım’ın yaptığı "Neler Oluyor Hayatta" programı, Ahmet Minguzzi’nin "çiçeğim" diyerek seslendiği annesi Yasemin Minguzzi’yi konuk etti. Yasemin Minguzzi, evladını kaybettiği yetmezmiş gibi uzun süre ölüm tehditleri de almıştı. Bugün hâlâ kapısında 7/24 koruma beklediğini söyleyen Minguzzi, bütün yaşadıklarına rağmen emsal karar alabildiklerini söyledi. "Aileler de ceza almalı" Ahmet’in katillerinin ailesiyle herhangi bir iletişime geçmediğini söyleyen Yasemin Minguzzi’nin acısı ve öfkesi ilk günkü kadar tazeydi. Ailelere seslenen Minguzzi, suç işleyen çocukların anne ve babalarının da ceza almaları gerektiğini söyledi. Oğlunun hatırasına yazdığı "Çiçeğim Ahmet Minguzzi" kitabını da ilk kez "Neler Oluyor Hayatta" stüdyosunda tanıtan Yasemin Minguzzi’nin son sözleri milyonları derinden etkiledi: "Bir çocuğumu kaybettim, milyonlarca çocuğum oldu. Korksunlar benden, durmayacağım!"