GENEL - 25 Nisan 2023 Salı 09:52

İzmir İktisat Kongresinin 100. yılında Türkiye ekonomisi konuşuldu

A
A
A
İzmir İktisat Kongresinin 100. yılında Türkiye ekonomisi konuşuldu

Yaşar Üniversitesi, Global İlişkiler Forumunun düzenlediği ‘İzmir İktisat Kongresi 100.

Yaşar Üniversitesi, Global İlişkiler Forumunun düzenlediği ‘İzmir İktisat Kongresi 100. yıl toplantısına ev sahipliği yaptı. Ekonomide uzman isimlerin konuşmacı olarak katıldığı panel iş dünyasından büyük ilgi gördü.


Türkiye Cumhuriyetinin 100 yıllık tarihinin en önemli mihenk taşlarından olan “İzmir İktisat Kongresi 100. Yıl Toplantıları”, Global İlişkiler Forumu (GİF) ve Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü iş birliğiyle gerçekleşti.



İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “İktisat Kongresinin tekrarlanması için ana motivasyonumuz, yüzyıl önceki şartlar ile bugünkü şartların aslında ne kadar benzediğini fark etmemiz oldu. Yüzyıl önce, İzmir’deki büyük yangının üzerinden 5 buçuk ay geçmiş, İstanbul hala işgal altında, barış imzalanmamış, toplumda büyük bir belirsizlik ve umutsuzluğun hakim olduğu, olağanüstü bir yoksulluğun olduğu bir tablo vardı. Bugüne dönersek, KONDA’nın yaptığı son bir araştırmada, gençlerin yüzde 86’sı geleceğiyle ilgili herhangi bir fikri olmadığını söylüyor. Yoksulluğun ne kadar derinleştiğini söylememe gerek yok. Yüz sene öncesi şartların çok benzer şartlar içinde yaşıyoruz. Ulusal egemenlik kavramı demokrasiyle taçlandırılmadıkça içeriğinden çok şey kaybediyor. Atatürk’ün o günün şartlarında Türkiye’nin her yerinden bin 135 delegeyi bir araya getirmiş olması bize çok şey anlatıyor” diye konuştu.


GİF Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay da, “İzmir İktisat Kongresi ile başlayıp Cumhuriyet yıllarında devam eden iktisadi model, günün şartları da değerlendirildiğinde Türkiye Cumhuriyetini hızlı bir biçimde kalkındırma yoluna sokan, kanaatimce başarılı bir iktisat deneyidir. Bugün ülkemizin ekonomisinin işleyişini devam ettiren birçok kurumun temeli de o dönem atılmıştır. Bu model, Birinci Dünya Savaşı sonrasında çok daha az küresel bir dünya ve farklı coğrafyalardaki gelişmelerin bizim coğrafyamızı daha az etkilediği bir dönemde, jeopolitik, iktisadi ve toplumsal şartları doğru bir biçimde okuyan fikri temel üzerine dayanmaktadır. Bugün bu şartların analizi hiç olmadığı kadar kritiktir. Küreselleşme Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkenin daha hızlı kalkınmasına ve büyümesine katkıda bulunmuş ve yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olmak suretiyle başlamış, gerek ülkeler arası gerek ülke içi gelir eşitsizliğinin de maalesef artmasına da sebebiyet vermiştir. Bugün küreselleşmenin reformuna dair tartışmalar da hız kazanmaktadır. Bunlar bize gösteriyor ki refah oluşturmayan, bu refahı topluma yaymayan bir sistem ne bir kalkınma sistemidir ne de sürdürülebilirdir. Refah olmadan iktisadi başarıdan söz etmek elbette ki mümkün değildir” dedi.



"Yeniden doğuş sürecinin ilk önemli aşaması"


Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemali Dinçer ise “Mustafa Kemal Atatürk için bu kongre, geleceğin Türkiye’sinin ilk ve en önemli adımıdır. ‘Milletimiz mazisinden değil, artık istikbalinden mesuldür’ diyerek birkaç ay sonra ilan edilecek Türkiye Cumhuriyeti’nin artık ‘fakirliğin fazilet olarak bilinmediği’ yepyeni bir ülke olarak doğacağının işaretini vermiştir. Dolayısıyla kongre, geçmişin iktisadi yaralarına derman olacak, memleketi refaha, mutluluk ve servete ulaştıracak yeni yolların arandığı, bir yeniden doğuş sürecinin ilk önemli aşaması olarak görülmelidir. Türkiye’nin ekonomik kalkınma politikasının ana stratejilerinin belirlendiği, tarım, sanayi, ticaret, yabancı sermaye ve bankacılık alanları gibi, ekonomik işleyişin her yönünün detaylarıyla ele alındığı Türkiye İktisat Kongresi’nde, Türkiye’nin geleceğinin bilim ve eğitim yoluyla aydınlanabileceği de vurgulanmıştır” şeklinde konuştu.


Moderatörlüğünü Tayfun Bayazıt’ın yaptığı ‘2020’lerdeki Kırılmanın Yeni Ekonomik Yapısı’ başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Ufuk Akçiğit da, “ Yaklaşık 3 hafta önce Chicago’da aynı anda birkaç projemiz tamamlandı. Bu projelerde ABD, İngiltere ve Kanada’yı ilgilendiren istihdam ve piyasa projeleriydi. İngiltere’ye gittik hükümete sunum yaptık ardından muhalefet dinledi. ABD’de Başkan Joe Biden’e anlattık, ardından muhalefet de dinledi; yani hem hükümet hem de muhalefet öğrenmek bilmek istiyor. Türkiye’de ise ‘İlk önce sen kimle konuşuyorsun’ diye konuşmaya başlanıyor. Öyle olunca da söylediğinizin kıymeti kalmıyor” dedi.



"Kayıtlı işçi sayısı artan firmalar desteklenmeli"


Türkiye’de sermaye akışı olduğunda kısa süreli büyümeler olduğunu belirten Prof. Dr. Akçiğit, “Ama bu sürdürülebilir olmuyor. Bizim ülkemizin en önemli sorunlarından birisi bu. Biz, verimlilik tartışmasına hakkıyla giremiyoruz. Ülkemizde çocuklar, üniversiteye geliyor. Mezun olunca beyin göçü ile yetenekli ve imkanı olanlar uçağa binip gidiyor. Ülkemizde katma değer ve inovasyonda çeşme çok cılız akıyor. Türkiye’nin asıl problemi verimliliktir. Sadece sermaye tartışırsak, onu doğru ve verimli kullanmazsak her sektör kötüye gider. Türkiye’nin ekonomik büyüme sağlayabilmesi için teşvik politikalarını iyi dizayn etmesi gerekiyor. Belli sayının altında çalışanı olana değil, kayıtlı işçi sayısı artan firmalar desteklenmeli. Gelişim böyle olur” diye konuştu.


Günümüzdeki küreselleşme ile geçmiştekinin tanımının farklı olduğunu belirten Doç. Dr. Osman Cevdet Akçay ise “Artık küreselleşmenin tanımı değişti. Siyasetçiler, küreselleşmenin yeni tanımını sermayenin serbest dolaşımı olarak görüyor. Ben daha farklı olduğunu düşünüyorum. Dünyanın açık ekonomi olduğu yerde hareket edebilmesi, dünyanın çehresini değiştirdi. Globalleşme öncesi dünya, bakkala benziyor. Yeni dünya ise süpermarkete benziyor.” dedi.


İktisadi okuryazarlığın düşük olduğunu belirten Doç. Dr. Akçay, “Türkiye’de analitik olarak insanları ikna etmeye çalıştığınızda, görmeden inanmam diyorlar. Eğer karar alıcısıysanız analitik olarak inanmanız gerekiyor. Ülkemizde bunun eksikliğini yaşıyoruz. Biz, toplum olarak bilime çok mesafeliyiz” şeklinde aktardı.


“1920’lerin Kırılan Dünyasında Ekonomi” adlı oturumun moderatörlüğünü ise Global İlişkiler Forumu İcra Komitesi Başkanı Emekli Büyükelçi Selim Yenel yaptı.


Oturumda konuşan Dünya İktisat Tarihi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şevket Pamuk, Birinci Dünya Savaşı sonrası tabloyu hatırlatarak, “1920’lerde 19. Yüzyılın eski düzenini geri getirmek için pek çok konferans yapıldı; fakat netice alınamadı. Tüm konferanslarda altın standardına geri dönülmesi için pek çok çaba harcandı; ama başarılı olunamadı. 1920’lerde parçalanmaya başlayan dünya ve 30’larda dünya ekonomisinin parçalanması, Türkiye gibi bağımsızlığını koruyabilen ülkeler için genişleyen bir fırsat ve manevra alanı oluşturmuş oldu. Cumhuriyeti kuran kadrolar en başından itibaren ekonominin ne kadar önemli olduğunun, ekonomi iyi olmazsa kazanılan savaşların sonuç vermeyeceğinin farkındaydı” dedi.


Bilim Akademisi Üyesi ve Koç Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Toprak ise küreselleşmenin iki evresini anlatarak, “Küreselleşmenin birinci evresinde devletin ekonomiye müdahalesi çok minimum seviyedeydi. 1914 sonrası bunlar büyük bir değişikliğe uğradı. Kırılma noktası bu sırada başladı. Savaşın finansmanıyla da çok yakından bağlantılı. Savaşan devletlerin gayrisafi yurt içi hasıladan aldıkları pay yüzde 10’lardan 60’lara kadar çıktı. 1914-1944 arasındaki bu evreye biz, küresizleşme evresi diyoruz” şeklinde konuştu.



Konferansa; TBMM Eski Meclis Başkanı Hikmet Çetin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ahmet Yiğitbaşı, Yaşar Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Yaşar Topluluğu Yönetim Kurulu Başkan Vekili İdil Yiğitbaşı, Global İlişkiler Forumu Yönetim Kurulu Üyeleri, iş dünyasından temsilciler ve akademisyenler katıldı. “1920’lerin Kırılan Dünyasında Ekonomi” ve “2020’lerdeki Kırılmanın Yeni Ekonomik Yapısı” başlıklı iki oturumdan oluşan panelde, Dünya İktisat Tarihi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şevket Pamuk, Bilim Akademisi Üyesi ve Koç Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Toprak, Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi ve “Arnold C. Harberger” kürsüsü sahibi Prof. Dr. Ufuk Akçiğit, Ekonomist Doç. Dr. Osman Cevdet Akçay konuşmacı olarak yer aldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kütahya Kütahya’da bayram coşkusu Kurban Bayramı dolayısıyla Kütahya’da düzenlenen bayram programlarında birlik ve beraberlik mesajları verildi. Vali Musa Işın öncülüğünde gerçekleştirilen programlarda vatandaşlarla bayramlaşılırken, huzurevi sakinleri, hastalar, sağlık çalışanları ile görev başındaki güvenlik güçleri de unutulmadı. Kurban Bayramı’nın ilk saatlerinde Ulu Cami’de yoğun katılımla bayram namazı kılındı. Ardından düzenlenen geleneksel bayramlaşma programında Vali Musa Işın, vatandaşlarla tek tek tokalaşarak bayramlarını kutladı. Programa; AK Parti Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mustafa Baş, Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, il protokolü, kurum amirleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Bayramlaşma programında vatandaşlarla sohbet eden Vali Işın, bayramların toplumsal dayanışmayı güçlendiren önemli günler olduğunu belirterek, "Bayramlar; sevgi, saygı, kardeşlik ve paylaşma duygularının en yoğun yaşandığı müstesna zamanlardır" ifadelerini kullandı. Vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan programda samimi görüntüler oluştu. Huzurevinde duygu dolu anlar Bayram programı kapsamında huzurevini ziyaret eden Vali Musa Işın, burada kalan yaşlı vatandaşlarla yakından ilgilenerek bayramlarını kutladı. Büyüklerin ellerini öpen ve sohbet eden Işın, yaşlı vatandaşlara çeşitli hediyeler de takdim etti. Ziyarette konuşan Vali Işın, yaşlıların toplumun en kıymetli değerleri olduğunu ifade ederek, "Sizler bizim baş tacımızsınız, sizler bize emanetsiniz" dedi. Bayramların toplumsal birlik ve beraberliği artırdığına dikkat çeken Vali Işın, İslamiyet’in yardımlaşmayı, paylaşmayı ve büyükleri ziyaret etmeyi öğütlediğini belirtti. Bayramlarda insanların anne ve babalarını ziyaret ettiğini, yaşlıların ve hastaların unutulmadığını vurgulayan Işın, bu değerlerin toplumun huzuruna büyük katkı sunduğunu söyledi. Kütahya Şehir Hastanesi’nde hastalara moral ziyareti Daha sonra Kütahya Şehir Hastanesi’ni ziyaret eden Vali Musa Işın, tedavi gören hastalar ve görev başındaki sağlık çalışanlarıyla bayramlaştı. Servisleri tek tek gezen Işın, hastalarla sohbet ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Hastalara acil şifalar temennisinde bulunan Vali Işın, hasta yakınlarıyla da görüşerek taleplerini dinledi. Sağlık çalışanlarının bayramda da büyük fedakârlıkla görev yaptığını ifade eden Işın, özverili çalışmalarından dolayı tüm sağlık personeline teşekkür etti. Emniyet teşkilatına bayram ziyareti Bayram boyunca vatandaşların huzur ve güvenliği için görev yapan polis teşkilatı da ziyaret edildi. Şehit Mehmet Kartal Polis Merkezi Amirliği’ne giden Vali Işın, görev başındaki polis memurlarıyla tek tek bayramlaştı. Emniyet personeline hitaben konuşan Işın, vatandaşların güvenliği için fedakârca çalışan polis teşkilatının önemli bir görev üstlendiğini belirterek tüm personele teşekkür etti. Bayramda da görevlerinin başında bulunan emniyet mensuplarına çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diledi. Jandarma personeliyle bayramlaşma Vali Musa Işın’ın bayram ziyaretleri kapsamında son durağı Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı oldu. Burada görev yapan jandarma personeliyle bayramlaşan Işın, kamu düzeninin sağlanması adına gece gündüz görev yapan güvenlik güçlerine teşekkür etti. Jandarma teşkilatının vatandaşların huzuru için önemli bir sorumluluk üstlendiğini ifade eden Işın, tüm personele görevlerinde başarılar dileyerek Kurban Bayramı’nı kutladı.
Ankara MHP Genel Başkanı Bahçeli, Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Ülkücü Şehitleri Anma Günü" dolayısıyla Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti. Bahçeli, "Ülkücü için makam hakkı verilecek bir emanettir" dedi. ’Ülkücü Şehitleri Anma Günü’ dolayısıyla Kızılcahamam’a gelen MHP lideri Bahçeli, Ülkücü Şehitler Anıtı’nı ziyaret etti. Çok sayıda partili tarafından karşılanan Bahçeli, dua ettikten sonra Ülkücü Şehitler Anıtı’na kırmızı karanfil bıraktı. Burada bir konuşma gerçekleştiren ve sözlerine ülkücü şehitleri rahmetle, minnetle, hürmetle yad ederek başlayan Devlet Bahçeli, "Her yılın 27 Mayıs’ında Ülkücü Şehitler Anıtı’nda gerçekleştirdiğimiz bu cem; toprağa verdiği yol arkadaşlarına bitmek bilmeyen bir hicran duyan ülküdaşlarımızın ve görmeden sevdiği şehit ağabeylerinin acılarını gönüllerinde saklayan genç kardeşlerimizin aynı duada birleştiği, aynı sancağın gölgesinde sadakat ve şuur tazelediği mübarek bir hatırlayış meclisidir. 27 Mayıs; şehitlerimizin aziz hatırası karşısında nefsimizi hesaba çektiğimiz, bugün oturduğumuz makamların, üstlendiğimiz vazifelerin, taşıdığımız unvanların ardında nasıl büyük bedeller, nasıl ağır çileler, nasıl mübarek fedakârlıklar bulunduğunu yeniden hatırladığımız kutlu bir muhasebe günüdür" diye konuştu. "Ülkücü için makam hakkı verilecek bir emanettir" Ülkücülüğün sorumluluklarından bahseden Bahçeli, "Bilinmelidir, Milliyetçi Hareket Partisi’nin başkanlık divanından ilçe başkanlıklarına; milletvekilliği sorumluluğundan Ülkü Ocaklarımızdaki orta öğretimli genç kardeşlerimizin masa başkanlıklarına kadar bu hareketin her kademesi; şehitlerimizin kanı, dava büyüklerimizin alın teri, taş medreselilerimizin çektikleri ıstıraplar üzerine kuruludur. Bundan dolayı ülkücü için makam, hakkı verilecek bir emanettir. Milliyetçi-Ülkücü Hareket içinde alınan her görev, bir gösteriş payesi değil; hesabı önce Allah’a, sonrasında ise aziz milletimize ve hatıralarıyla mukaddes şehitlerimize verilecek ağır bir mesuliyettir. Bu ağır mesuliyetin altında ezilmeyişimiz, istikametimizin şahsi hesaplara değil; İ’la-yı Kelimetullah davasına, Nizam-ı Alem ülküsüne ve Türk milletinin ebedi istiklal iradesine dayanmasındandır. Çünkü davamız dualıdır, himaye edenimiz Allah’tır" ifadelerini kullandı. "Şehitlerimiz, bedeni fani alemden çekilmiş olsa da adıyla ve hatıralarıyla nesillerin yoluna kandil olmaktadır" Şehadetin, inançlarında tükeniş değil, diriliş olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Şehitlerimiz, Hakk’ın yoluna kuvvet olan, emrine şahitlik eden, son nefesiyle imanını tasdik eden, davasını nefsinin üstüne çıkaran kahramanlardır. Şehitlerimiz; batılın, zulmün ve zilletin karşısında dağ gibi duruşu ve dosdoğru yaşayışıyla hepimize örnek olan; dünya sürgününden ayrılıp ebediyete seferiyle Peygamber Efendimize komşu olma duasını taşıyan yiğitlerdir. Şehitlerimiz, bedeni fani alemden çekilmiş olsa da adıyla ve hatıralarıyla nesillerin yoluna kandil olmaktadır. Şehitlerimizin toprağın altındaki sükutu, nice nutuktan daha gür; yoklukları, aramızdaki nice varlıktan daha diridir. Zira onlar, lütuf ve keremle sevindirilen; arkalarından gelecek dava arkadaşlarına korkuya ve hüzne burada yer bulunmadığını müjdelemektedir. Bu müjde bugün saflarımızı sıklaştırmakta, imanımızı tazelemekte, irademizi metinleştirmektedir. Geride kalanlarımızın omuzlarına miras, gönüllerine miyar, yokuşlu yollarına mihver, karanlık zamanlarda ise mukaddes bir meşale olarak parlamaktadır. Ülkücü şehitlerimiz de böyledir. Duruşlarıyla gencecik ömürlerini aşan, binlerce genç kardeşimizin yüreğinde taşan, ocaklarımızda dua dua çoğalan, emanetleriyle nesilden nesle büyüyen iman erlerimiz, davaya hasredilmiş bir varlığın, aziz milletimize vakfedilmiş bir iradenin abideleşmiş isimleridir" ifadelerine yer verdi. "Bir ülkü peşinde, bir Turan düşünde şehadet şerbetini içtiler" Ülkücü şehitlerin birçok yarım kalan hikayesi olduğuna vurgu yapan Bahçeli, "Kimi üniversite koridorlarında, kimi öğrenci yurtlarında, kimi sokak başlarında, kimi zindan karanlıklarında, kimi darağacının gölgesinde imtihan edildi. Lakin her biri celladın urganına, hainin kurşununa, namerdin pususuna tebessümle yürüdü. Bir ülkü peşinde, bir Turan düşünde şehadet şerbetini içtiler. Can verdiler de canan bildikleri Türk-İslam davasını şahsi ikbal masalarında bozdurmadılar. Ülkücü şehitlerimiz; delikanlı düşlerinden, ana kucağından, baba ocağından, evlat sıcaklığından, kurulamamış yuvalarından, alınamamış diplomalarından geçtiler; dünyalık ne varsa ellerinin tersiyle ittiler, musalla taşını düğün meydanı saydılar. Ölümün soğuk nefesi puslu havaları sararken ürkenler ülkücü şehitlerimiz değildi. Ülkücü şehitlerimiz idam sehpalarına gülerek yürürken şehitlerimizin imanları karşısında küçülen, zulümlerini korkuyla büyüten o kahpe düzenin sahiplerinin dizleri titrerdi. Azrail’in nefesi enselerinde hissedilirken dahi kendi canını değil yanındaki dava arkadaşını düşünen; ’Önce beni asın, o benim acıma dayanamaz’ diyerek cellatlara dahi sıra nizamı veren ülkücü şehitlerimizin baş eğmeyen iradesi, Hareket’imizin tarihine altın harflerle yazılmış en mübarek satırlardır. Bunun içindir ki ülkücü şehitlerimiz; al bayrağımız ne zaman dalgalansa, üç hilalli sancağımız ne zaman gökleri kaplasa, ezanımız ne zaman gür sesle okunsa, nerede bir ülkücü Türk gencinin gözleri şehit ağabeyleri için dolsa orada yeniden hayat bulacaktır" açıklamasında bulundu. "Şehitler kervanımızın her halkasıyla bir ölsek de bin dirileceğimizi bir kez daha buradan haykırıyorum" "Ülkücü şehitlerimiz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin fırtınalara rağmen değişmeyen dik duruşunda ve Ülkü Ocakları’nın sönmeyen ateşinde daima yaşayacaktır" diyen Bahçeli, "İlk ülkücü şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’dan şehit Bakanımız Gün Sazak’a, Mustafa Pehlivanoğlu’ndan Cevdet Karakaş’a, Yusuf İmamoğlu’ndan Dursun Önkuzu’ya, Fikri Arıkan’dan Cengiz Baktemur’a, Ahmet Kerse’den son ülkücü şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na kadar uzanan şehitler kervanımızın her halkasıyla bir ölsek de bin dirileceğimizi bir kez daha buradan haykırıyorum" diye konuştu. "Türk birliği mefkuremize, Türk milliyetçiliğinin son kalesi sıfatıyla ilelebet sahip çıkacağız" Ülkücülerin çetin zamanların, sarp yokuşların, çakıllı yolların, dar geçitlerin, sisli gecelerin yılmaz ve sarsılmaz yolcular olduğunu ifade eden Bahçeli şöyle devam etti: "Nefsini rafa kaldırmış, menfaatlere yüz çevirmiş, korkularını ardında bırakmış dava adamlarıdır. Güce yaslanmayan, istikbal kollamayan, secdeden başka hiçbir yerde alnını yere değdirmeyen bahadırlardır. Yağızlıklarını lafla değil, hayatlarıyla ispat eden; sadakatlerini kalabalık laflarla değil hainin karşısında değişmeyen karakterleriyle gösteren; kamera karşılarında değil mücadelede saf tutanlar ülkücülerdir. İşte bu nedenle ülkücülük, bir ömür taşınacak en yüce şereftir. Şehadet ise o şerefin ebediyetle taçlanmış halidir. Şehitlerimizin huzurunda bir kez daha ilan ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimizin birlik ve beraberliğini, dirlik ve düzenini, milli beka ve maneviyatımızı son nefesimize dek gözeteceğiz. ’Devlet-i ebed müddet’ şiarımıza, Türk birliği mefkuremize, Türk milliyetçiliğinin son kalesi sıfatıyla ilelebet sahip çıkacağız. Bugün aziz şehitlerimizin manevi huzurunda başımız mahzun, gönlümüz müsterih, irademiz işte burada dava arkadaşlarımızla müstahkemdir. Mahzunuz; çünkü nice dava arkadaşımızı kara toprağa emanet ettik. Müsterihiz; çünkü onların her biri tertemiz yaşadı, şahidiz. Müstahkemiz; çünkü asenasıyla, bozkurduyla, kundaktaki bebeğinden ak saçlısına dek burada ve onların bıraktığı sancağa omuz vermek için dimdik ayaktayız. Sözlerime son verirken başta merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey olmak üzere; 27 Mayıs 1980’de menfur bir suikast sonucu şehit edilen merhum Gün Sazak Bey’i, 12 Eylül zulmünde darağaçlarına gönderilen ülkücü şehitlerimizle birlikte münferit tarihlerde Türk-İslam ülküsü uğruna toprağa düşen bütün dava şehitlerimizi hasretle ve vefayla anıyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, makamları ali, emanetleri ebediyen aziz olsun. Ne mutlu ülküsünü şahsiyetinin özü sayanlara."