- 17 Mayıs 2023 Çarşamba 10:18

Deprem bölgesinde 100 gün sonra fanusta hayatta kalan balık şaşırttı

A
A
A
Deprem bölgesinde 100 gün sonra fanusta hayatta kalan balık şaşırttı

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde normal şartlarda yem yemeden 2 hafta yaşayabilen Japon balığı, bulunduğu küçücük fanusta depremden 100 gün sonra hayatta kalmayı başardı.

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde normal şartlarda yem yemeden 2 hafta yaşayabilen Japon balığı, bulunduğu küçücük fanusta depremden 100 gün sonra hayatta kalmayı başardı.


İkinci depremin merkezi Elbistan’da yaşayan Tat ailesi, tek çocukları Enes’in isteği üzerine evlerinde beslemek üzere yaklaşık 1 yıl önce Japon balığı aldı. Cam fanusta baktıkları balığa ‘Necati’ ismini veren aile, 6 Şubat’taki Pazarcık merkezli depreme, Cumhuriyet Mahallesi’ndeki evlerinde yakalandı. İlk depremin ardından dışarı çıkan aile, aynı gün 13.24’teki 7,6 büyüklüğündeki depremi de atlatınca hasar alan evlerine giremedi. Aile, ne eşyalarını ne de balıklarını almak için 6.kattaki dairelerine çıkamadı. Balığın yemsiz kalıp öleceğini düşünen Enes, anne ve babasından itfaiyeye haber vermesini istese de, aile Ağrı’daki yakınlarının yanına gitti. Enes’in, balığından ayrılmanın üzüntüsü ise hiç eksilmedi. Aile, balığın o soğuk ortamda yem yemeden ve suyu değişmeden hayatta kalamayacağı gerçeğini kabullenmeye çalıştı. Depremden 100 gün sonra evlerine geri dönen aile fertlerinin ilk işi, mutfak masası üzerindeki küçük fanustaki balığa bakmak oldu. Anne Ayşe ve oğlu Enes, fanusu kontrol ettiklerinde gözlerine inanamadı. Balığın hayatta olduğunu fark eden anne Ayşe Tat, ölmek üzere olan balığa hemen yem verdi. Balık bir süre sonra fanusun içerisinde yüzmeye başladı.



"Yaşaması beni çok mutlu etti"


1 yıldır gözü gibi baktığı Necati’ye tekrar kavuşmanın mutluluğunu yaşayan küçük Enes, “Depremden sonra en çok balığımı merak ediyordum. Gelince ilk önce balığıma koştum. Onu canlı görünce de çok sevindim. Yaşaması beni çok mutlu etti” dedi.


İkinci depremin ardından Ağrı’ya gittiklerini ve evlerinden hiçbir şey alamadıklarını hatırlatan Anne Ayşe Tat ise, oğlunun, balığını almak için itfaiyeden yardım istemeleri gerektiğini söylemesine rağmen yukarı çıkamadıklarını kaydetti.


Anne Tat, “İlk depremden sonra evimizden ayrıldık. Enes’in bir yıldır baktığı Necati adını verdiğimiz balığı da almadık. Oğlum ilk olarak Necati’yi neden almadık dedi. Tekrar girip alacağımızı söyledim ama ikinci depremi yaşadık. Bu nedenle eve giremedik. Oğlum, ‘Necati yaşıyordu, itfaiyeyi çağır’ diye ağladı. Ama Necati’yi alamadık. Depremden sonra da Ağrı’ya gittik. Bu süre zarfında Necati’ye bakacak kimse yoktu. Ailem de başka şehre gitmişti. Oğlum, orada da ağlamaya devam etti. Yapacak bir şeyin olmadığını söyledim oğluma. 3 aydır da evimize hiç dönmemiştik. Eve geleli iki gün oluyor. Kapıdan ilk girdiğimizde Necati öldü diye düşünüyordum. Enes, gitti Necati’ye baktı ve ‘yaşıyor’ dedi. İnanamadım yaşadığına. Gözlerimle gördüğümde ise sevindik ve mutlu olduk. Rızkı veren de vadeyi veren de Allah” şeklinde konuştu.


Japon balıklarının, yem yemediği zaman 4 gün yaşayabildiğini anlatan anne Ayşe Tat, “Bunlar çok nazik canlılar. Normalde 4 gün yaşayabildiklerini biliyorum. 3 aylık süre zarfında yem yememiş, bakımı yapılmamış. Suyu da yarıya inmiş. Geldiğimizde yüzgeci havadaymış. Allah’tan umut kesilmeyecek. Enes, şimdi Necati’nin başından ayrılmıyor. Gidersek de Necati’yi yanımızdan ayırmayacağız. Bu, bize Allah’ın bir hediyesi oldu” ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Palandöken: "Esnaf sayısı 2,5 milyona yaklaştı, lokantacılık zirvede" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, ülke genelinde esnaf ve sanatkâr sayısının mart ayında 2 milyon 263 bin 674’e yükseldiğini ve lokanta sektörünün zirvede olduğunu söyledi. Türkiye genelinde esnaf ve sanatkâr sayısı mart ayı itibarıyla 2 milyon 263 bin 674’e, toplam iş yeri sayısı ise 2 milyon 553 bin 165’e ulaştı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Yılın ilk çeyreğinde yaklaşık 75 bin esnaf iş yeri açtı. Bu arada 34 bin iş yeri de kapanmış oldu. Ülkemizdeki hem ekonomik sıkıntılar, aynı şekilde çevremizdeki savaş nedeniyle bu üç aylık periyot zamanında bile esnaf sayısındaki artış çok önemli. Bundan lokantacılık sektörü yani hizmet sektörü ilk başta, ondan sonra sırasıyla büfecilik, bakkallık, kahvecilik, aynı şekilde kıraathane, motorlu taşıtlar, nakliye sektörü gibi sektörler geliyor" dedi. 2026 yılının ilk üç ayında iş yeri açılış ve kapanış verilerini de değerlendiren Palandöken, "Bilindiği üzere TESK’in 2,5 milyona yakın esnaf sanatkarının iş yeriyle birlikte üyesi mevcut. Bunun tabii en önemli bölümlerinden biri de bilindiği üzere esnaf sanatkarın geleneksel hayatın vazgeçilmezi. Bu arada hizmet sektöründeki bu yapılmış olan sayısal rakamlara göre terk edilen mesleklerinde de yine tabii genel konjonktürdeki insanların bu değişken ekonomideki sıkıntılarından kaynaklanan. Buna rağmen 439 bin kadın üyesiyle Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu içerisinde sayısal büyüklüğe sahip ticari işletmeler. Böylelikle kadın üyeleri de pozitif ayrımcılık yapmak suretiyle kadınların iş hayatındaki çalışma alanlarının genişletmesiyle ilgili de periyodik hizmet içi eğitimler TESK tarafından veriliyor. Yine aynı şekilde Avrupa Birliği projelerine de öncülük yapan TESK, bu yılki ilk üç aydaki olumsuzluklara rağmen ticari hayata atılan esnaf sayısında da gerçekten büyük bir ivme kazanmış oldu" ifadelerini kullandı.
Samsun Milli ruh okul duvarlarını aşıp gönüllere dokunuyor SAMSUN (İHA) – Samsun’da lise öğrencilerinin oluşturduğu koro, seslendirdiği türkülerle büyük beğeni topluyor. Lise öğrencileri Samsun’da örnek bir eğitim ve kültür projesiyle bir ilke daha imza attı. Samsun Atatürk Anadolu Lisesi Müzik Öğretmeni Ferhat Doğan’ın öncülüğünde hayata geçirilen ve Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından onaylanan proje kapsamında öğrenciler milli ve manevi değerlerle buluşup, bu değerleri başkalarıyla da buluşturuyor. Milli ve manevi değerler eğitimi kapsamında oluşturulan öğrenci korosu, toplumun farklı kesimlerine ulaşarak anlamlı konserler veriyor. Huzurevleri, şehit ve gazi aileleri dernekleri, Kıbrıs gazileri, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve emniyet güçlerine yönelik gerçekleştirilen konserlerde kadim türküler, Türk dünyasının ortak ezgileri ve marşlar seslendiriliyor. Proje, milli ruhu okul duvarlarının dışına taşıyarak gönüllere dokunuyor. Proje yalnızca bir müzik etkinliği olmanın ötesine geçiyor. Öğrenciler, sahne deneyimi kazanarak toplum önünde kendilerini ifade etme becerisi geliştirirken aynı zamanda milli ve manevi değerlere sahip çıkma konusunda güçlü bir sorumluluk bilinci ediniyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda şekillenen bu çalışma, öğrencilere okul dışı öğrenme alanları sunarak eğitimi hayatın içine taşıyor. Proje hakkında bilgi veren Ferhat Doğan, gençlerin sesinde yeniden hayat bulan bu eserlerin kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir köprü görevi gördüğünü, Samsun’dan yükselen bu anlamlı projenin Türkiye genelinde örnek teşkil edecek nitelikte bir model olarak dikkat çektiğini söyledi.
Rize Köprünün kitabesi çıktı, sırrı çözüldü Rize’de yol çalışmasıyla yeniden gün yüzüne çıkartılan kemer köprünün Osmanlıca Kitabesi ortaya çıkınca sırrı çözüldü. Rize Belediyesi tarafından Rize Merkez Cumhuriyet Caddesi’nden başlayarak Kale Mahallesi boyunca Yağlıtaş Mahallesi’ne kadar uzanacak yol çalışması başlatıldı. Başlatılan çalışma kapsamında Atatürk Caddesi’nin Kale Mahallesiyle birleştiren güzergahta bulunan ve 1940’lı yıllarda bir kısmı, 1960’lı yıllarda ise tamamı kapatılan ve ‘Çitanın köprüsü’ olarak bilinen tarihi kemer köprünün üzeri yeniden açılmaya başladı. Çalışma kapsamında Osmanlıca yazılmış kitabesi de ortaya çıkan kemer köprünün 1888 yılında Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin hayrına yapıldığı öğrenilmiş oldu. Kitabeyi okuyan Rizeli Araştırmacı-Yazar Recep Koyuncu, köprünün vasiyet üzerine yapıldığını dile getirerek "Eski Rize fotoğraflarında köprünün fotoğrafı elimizde mevcuttu fakat önceki yıllarda buranın üzerinin örtülmesi neticesinde bugün köprü gün ışığına çıktı ve kitabesini bulup okuduk. Kitabesine bakarak 1888 tarihinde yapıldığını tespit ediyoruz. O dönemde Bağdat’ta ticaretle meşgul olan Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin vefatından beş yıl sonra varisleri tarafından, babalarının yapılmış olduğu bir vasiyet uğruna, bu köprü ile adı anılsın diye imar edilmiş" dedi. Kitabede yer alan beyitleri Rize’nin meşhur şairlerinden Şakir Agâhi Efendi’nin yazdığını sözlerine ekleyen Koyuncu "Bizim için önemi daha da önemini arttıran hususlardan bir tanesi de şu; kitabenin beytini Şakir Agâhi Efendi adındaki ünlü Rizeli şair yazmış. Kitabenin net tarihi 20 Zilhicce sene 1305, miladi olarak 28 Ağustos 1888 yılına tekabül etmekte. Son kısmında tarih düşürme gerçekleşmiş ve Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin himmetinin devam edebilmesi için varisleri tarafından yaptırılmış olan bir köprüdür" ifadelerini kullandı. Çıtanın Köprüsü olarak bilinen köprünün tapu kayıtlarına göre asıl adının Çıtağan Köprüsü olduğunu kaydeden Koyuncu "1583 tarihli Tapu Tahrir defterindeki belgelere göre burada mevcut bir köprü zaten vardı. Fakat zaman içerisinde yıkılmasından sonra bu şahsın adının anılması için yerine bu köprü yapılmış ve kayıtlarda köprünün ismi Çitağan Köprüsü olarak geçmektedir" dedi. Zırhzade Hacı İzzet Efendi’nin kumaş ticaretiyle uğraştığı ve mezarının hayatını kaybettiği Bağdat’ta olduğunu dile getiren Koyuncu "Zırhzade Hacı İzzet Efendi o dönemde Rize’de bir esnaf ve Bağdat’tan bizim İhtisas Kütüphanesi arşivimizdeki belgelere göre kumaş ticaretiyle uğraşan, Tatoğlu isimli aileyle beraber kumaş ticareti yapan bir esnaf. Kitabede yazdığına göre öğrendiğimiz Bağdat’ta zaten vefat ediyor kendisi. Mutlaka bir ticari alışveriş için Bağdat’a gitmiş ve orada vefat etmiş. Mezarı Rize’de değil yani" dedi.