GÜNDEM - 19 Haziran 2025 Perşembe 15:19

Filistin’de şehit edilen gazeteciler, Kastamonu’da anıldı

A
A
A
Filistin’de şehit edilen gazeteciler, Kastamonu’da anıldı

Kastamonu Üniversitesi’nce "Filistin’de Şehit Edilen Gazetecileri Anma" programı düzenlendi.


Kastamonu Üniversitesi Basın Yayın Müşavirliğince Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Salonu’nda düzenlenen program İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamı anlatan fotoğraf sergisinin açılışıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam eden programda konuşan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, "Halen devam etmekte olan soykırımın ne derece büyük acılar yaşattığını ve insanlık adına ne derece utanç dolu bir sayfa olarak tarihe kayıt geçtiğini göstermiş oldu. Hiç şüphesiz bizler, hem Filistin ile tarihi bağları hem inanç bağları hem de gönül bağları olan insanlar ve bir Türk milleti olarak bu zulme kayıtsız kalma durumunda değiliz. Her şekilde Filistin halkının yanındayız. Her şekilde bu zulmü onlara reva gören ve bu zulme destek veren İsrail ve destekçilerine karşısındayız. İnşallah Filistin halkı bu onurlu duruşunun karşılığını en kısa zamanda alacak ve kendi özgür devleti içerisinde nehirden denize Filistin sınırları içerisinde hür, bağımsız ve mutlu bir şekilde yaşayacak. Döktükleri kanlar da zalimler boğulacak, biz buna inanıyoruz, bunu hamaset gereği değil hakikaten tarihin seyri içerisinde yaşayanların bir devamı niteliğinde söylüyoruz. İnşallah bizler de durduğumuz yerle kendi sahamızı belli edeceğiz ve Türk halkı her zaman olduğu gibi zalimin karşısında, mazlumun yanında ama en önemlisi doğrunun ve haklının yanında olarak bu sınavı vermeye devam etmekteyiz. Netice alınana kadar da bütün inancımız ile buna inanıyoruz. Bu vesileyle basın müşavirliğimiz ve destek veren basın öğrenci toplumumuzu tebrik ediyorum" dedi.



"Yüreğimizde derin izler bırakan bu kayıpların duygusal ağırlığını paylaşıyoruz"


Kelimelerin yetersiz kaldığı bir acının, bir insanlık dramının ve onurlu bir duruşun tanıkları olarak bir araya geldiklerini söyleyen Kastamonu Üniversitesi Basın Yayın Müşaviri Doç. Dr. Selver Mertoğlu, Gazze’de, görevlerini onurla, cesaretle ve canları pahasına sürdüren gazeteci meslektaşlarını andıklarını ve onların hatırasını yaşatmak için toplandıklarını belirtti.


"Savaşta hakikat ilk kurban olur" sözünün tarihte defalarca dile getirildiğine işaret eden Mertoğlu, "Bu yüzden, savaşın ortasında gerçeğin peşine düşen gazeteciler, hakikatin yaşayan vicdanları haline gelmektedir. Bu anma töreni, hem akademik bir bakışla hakikatin önemini vurgulamak hem de yüreğimizde derin izler bırakan bu kayıpların duygusal ağırlığını paylaşmak için bir fırsattır. Biz akademisyenler, üniversitelerde hakikati aramayı ve yaymayı bir görev biliriz. Hakikatin akademik sorumluluğu, bilgiye sadakati ve doğruyu söyleme vazifesini içerir. Gazeteciler de benzer bir misyonla, özellikle çatışma bölgelerinde, gerçeği ortaya çıkarmak uğruna canlarını tehlikeye atmaktadır" diye konuştu.



"Savaşın başlamasından bu yana 200 gazeteci hayatını kaybetti"


Filistin’de savaşın başlamasından bu yana 200’den fazla gazetecinin hayatını kaybettiğini belirten Mertoğlu, "Tarihi veriler, savaş muhabirliğinin nasıl bir bedeli olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. İkinci Dünya Savaşı’nın altı yılı boyunca 69 gazeteci, 20 yıl süren Vietnam Savaşı’nda 63 gazeteci, üç yıl süren Kore Savaşı’nda 17 gazeteci hayatını kaybetmişti. Bugün ise ne yazık ki bu sayılar katlanarak aşılıyor. İsrail ile Gazze arasındaki son çatışmalar, basın tarihinin en ölümcül dönemi olarak kayıtlara geçmiştir. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de görev yaparken öldürülen gazetecilerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Basın özgürlüğü kuruluşlarının bildirdiğine göre, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 200 gazeteci hayatını kaybetti, daha fazlası yaralandı ve görevlerini yaptıkları için her an ölüm tehdidi altında yaşıyor. Uluslararası hukuk ve etik değerler, savaşta gazetecilerin korunmasını özellikle vurgulamaktadır. Cenevre Sözleşmelerine göre gazeteciler sivil statüsündedir ve hedef alınmaları savaş suçudur. Ancak Gazze’de gördük ki gerçeği ulaştırma mücadelesi verenler, bizzat gerçeği karartmak isteyen güçlerin hedefi haline gelmiştir. Basına yönelik her saldırı aslında gerçeğe yönelik bir saldırıdır. Hakikatin akademik sorumluluğuna inanan bizler için bu kabul edilemez bir durumdur" şeklinde konuştu.



"Birçok gazeteci, yaşadıkları tarifsiz acıya rağmen kameralarını ellerinden bırakmadı"


Gazetecilerin gerçeğin tanığı olduğunu söyleyen Mertoğlu, "Çatışma bölgelerinde haber peşinde koşan gazeteciler sadece gözlemci değildir; onlar vicdani birer tanıktır. ‘Vicdani tanıklık’ kavramı, zulme veya acıya şahit olup bunu dünyaya duyurma ahlaki yükümlülüğünü ifade eder. Kameralarıyla, not defterleriyle çatışmaları kaydeden gazeteciler ‘seyirci’ gibi görülebilir. Fakat biz biliyoruz ki onlar asla sadece seyirci değiller. Çünkü onlar sayesinde dünya, gözlerini başka yöne çeviremiyor; haksızlıkların belgesi tutuluyor. Gazeteciler, insanlığın hafızası için oradalar; zulmün kayda geçmesi, kurbanların unutulmaması, suçların gizlenmemesi için oradalar. Gazze’de yaşananlar, vicdani tanıklığın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Gerçeğin tanığı olan gazeteci, yalnızca olanı biteni aktarmıyor, aynı zamanda zalimlerin yalanlarını boşa çıkarıyor. Kamerasını siper eden bir muhabir, aslında vicdanını siper ediyor demektir. Bazen bu uğurda en sevdiklerini bile kaybediyorlar, ama yılmıyorlar. Birçok gazeteci, yaşadıkları tarifsiz acıya rağmen kameralarını ellerinden bırakmadılar; çünkü biliyorlardı ki eğer onlar konuşmazsa, Gazze karanlık bir sessizliğe gömülecek" ifadelerini kullandı.



"Bir gazeteci öldüğünde, hakikatin bir tanığı, adaletin bir savunucusu, vicdanın bir sesi susar"


İsimlerini tek tek sayamadıkları Gazze’de görevi uğruna can veren meslektaşlarının cesaretini ve fedakarlığını yüreklerinde hissettiklerini belirten Mertoğlu, şöyle konuştu:


"Onların her biri, mesleki onurun ne demek olduğunu dünyaya gösterdi. Kimi siperlerde kurşunların arasından yayın yaptı, kimi yıkıntıların altından gerçekleri haykırdı, kimi son nefesini verirken bile kamerasını kayıtta tuttu. Bir gazeteci, sevdiklerini kaybedip kendi canı tehdit altındayken dahi mikrofonunu bırakmıyor; çünkü hakikate sadakat, can pahasına taşıdıkları bir onur madalyasıdır. Bir gazeteci öldüğünde, sadece bir insan değil; hakikatin bir tanığı, adaletin bir savunucusu, vicdanın bir sesi susar. Ama bizler buradayız ve onların susturulan sesini hep birlikte yaşatacağız."


Konuşmaların ardından Filistin’de yaşananların anlatıldığı film gösterimi katılımcılara izletildi. Akademisyen ve şehit gazetecilerin isimlerinin yazıldığı koltuklarda oturan öğrencilerin şiir okumasıyla program sona erdi.


Programa; Kastamonu Üniversitesi Rektörü Topal ile Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Küçük, Prof. Dr. Mehmet Atalan, Prof. Dr. Selahattin Kaymakcı, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Çetin ile öğrenciler katılım sağladı.



Filistin’de şehit edilen gazeteciler, Kastamonu’da anıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir" Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomun sessiz ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir" dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Glokomun göz içi basıncının artışıyla göz sinirine zarar veren ve tedavi edilmezse görme kaybına yol açabilen kronik bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, "Glokom halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir. Hastalık çoğu zaman sinsi şekilde ilerler ve erken dönemde hastalar herhangi bir belirti fark etmeyebilir. Bu nedenle glokom ‘sağlıklı gözün sessiz hırsızı’ olarak adlandırılır" dedi. ’’Görme kaybı geri döndürülemez’’ Glokomun retina ve optik siniri etkilediğini anlatan Op. Dr. İçağasıoğlu, hastalığın mekanizmasını şu sözlerle açıkladı: "Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Başlangıçta hastalar görmelerinin iyi olduğunu düşünebilir, bu yüzden çoğu fark etmez. Ancak ilerledikçe görme alanı daralır ve ileri evrede tünel görme gelişebilir. Glokomda kaybolan retinal ganglion hücreleri ve optik sinir lifleri geri gelmez. Tedavinin amacı kaybedilen görmeyi geri kazandırmak değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır." Göz içi basıncının dalgalanmalarının da hastalıkta önemli rol oynadığını dile getiren Op. Dr. İçağasıoğlu, "Sadece ortalama basınç değil, gün içi dalgalanmalar ve özellikle gece yükselmeleri de sinir hasarını hızlandırır. Bu yüzden düzenli damla kullanımı ve takip hayati önemdedir" dedi. ’’Düzenli takip kritik önemde’’ Glokom tedavisinde düzenli kontrollerin ve ilaç uyumunun büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, hastaların çoğu zaman kendilerini iyi hissettikleri için tedaviyi aksatabildiğini ifade etti. Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokom kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Göz içi basıncı kontrol altında tutulmazsa, sinir hasarı sessiz şekilde devam eder. Düzenli takip, OCT ve görme alanı testleri ile hastalığın ilerlemesini izlemek gerekir. Tedavi planı buna göre ayarlanır" şeklinde konuştu. ’’40 yaş sonrası göz muayenesi ihmal edilmemeli’’ Glokomda erken tanının görmenin korunmasında en önemli faktör olduğunu kaydeden Op. Dr. İçağasıoğlu, "Glokomda erken tanı görmenin korunmasında en önemli faktördür. Özellikle 40 yaşından sonra düzenli göz muayenesi ihmal edilmemelidir. Ailede glokom öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Bu yüzden bu kişilerin daha erken yaşlardan itibaren düzenli göz muayenesi yaptırmaları gerekir" dedi. ’’Sağlıklı yaşam alışkanlıkları göz sağlığını destekliyor’’ Günlük yaşam alışkanlıklarının göz sağlığı üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Op. Dr. İçağasıoğlu, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı önerilerini şöyle paylaştı: "Tempolu yürüyüş, hafif koşu ve yüzme gibi aerobik egzersizler göz içi basıncını birkaç birim düşürebilir ve gözün kan dolaşımını artırabilir. Ancak çok ağır kaldırma gibi basıncı artırabilecek egzersizlerden kaçınılması gerekir. Ayrıca uyku pozisyonu da önemlidir; yüzüstü uyumak veya sürekli aynı göz üzerine yatmak basıncı artırabilir. Bazı yoga hareketlerinde yapılan baş aşağı duruşlar da dikkatli uygulanmalıdır. Çok fazla kahve veya su, göz içi basıncını geçici olarak yükseltebilir. Sıvı tüketimini gün içine yaymak daha sağlıklıdır. Antioksidan açısından zengin beslenme ve sigaradan uzak durmak göz sinirini korumaya yardımcı olur." ’’Bebeklerde de görülebiliyor’’ Glokomun nadir de olsa bebeklerde görülebileceğini belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, konjenital glokom hakkında şunları söyledi: "Konjenital glokomda göz içi sıvısının dışarıya akmasını sağlayan yapıların gelişiminde bozukluk olur. Bu durum göz içi basıncının yükselmesine ve göz dokularında hasara yol açabilir. Bebeklerde aşırı göz sulanması, ışıktan kaçma, gözleri sıkma ve kornea bulanıklığı en sık görülen belirtilerdir. Ayrıca göz büyüklüğünde artış ve korneada ödem görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır." Tedavinin genellikle cerrahi yöntemlerle yapıldığını söyleyen Op. Dr. İçağasıoğlu, "Erken dönemde yapılan müdahale ile görme büyük oranda korunabilir. Geç kalınırsa optik sinir hasarı kalıcı olur" dedi. Dünya Glokom Haftası mesajı Op. Dr. İçağasıoğlu, toplumda farkındalık oluşturmanın önemine değinerek şunları paylaştı: "Glokom sessiz ilerleyen bir hastalıktır. Belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş sonrası ve risk gruplarındaki kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir."
Samsun OMÜ’de "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" söyleşisi Samsun Ondokuz Mayıs üniversitesi (OMÜ) Merkez Kütüphanesi’nde "Cumhuriyet ve Kadınların Siyasal Temsili" adlı söyleşi düzenlendi. Düzenlenen söyleşide; İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin ve Eğitim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye’de kadınların ulusal ve yerel siyasetteki konumunu sayısal verilerle değerlendiren Prof. Dr. Nuray Ertürk Keskin, kadınların siyasi olarak güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksinin 2025 verilerini paylaşan Keskin, kadınların siyasal temsilinin önündeki engelleri sıralayarak bu engellerin aşılmasına yönelik önerilerini dile getirdi. Keskin, kadınların siyasette yer almaları kadar kamu politikalarına ilişkin talep ve program sahibi olmalarının da önemli olduğunu belirtti. Söyleşinin diğer konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Aydın ise Türk tarihinde ve toplumunda kadının yeri ile ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan sonra Samsun’un ilk kadın milletvekili Ayşe Meliha Ulaş’tan bahsetti. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün ardından düzenlenen söyleşide tarihe adını ilklerle yazdıran, siyasal temsilci ve milli mücadele döneminde etkin bir faal gösteren kadınlar konuşuldu. Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi destekleriyle düzenlenen söyleşi, teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Manisa Köprübaşı Çileği altın sezonunu yaşıyor Mart ayında kilosu 200 liraya alıcı bulan coğrafi işaretli Köprübaşı Çileği, dört mevsim süren hasadı ve yoğun talebiyle hem üreticinin yüzünü güldürüyor hem de ilçe ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Manisa’nın en küçük ilçesi olan Köprübaşı’nda coğrafi işaretli çileğin üretimi dört mevsim aralıksız devam ediyor. Tadı, aroması ve kalitesiyle dikkat çeken tescilli Köprübaşı çileğinin mart ayında kilosu 200 liradan alıcı bulması ise üreticinin yüzünü güldürdü. Tarlaya gelen bazı alıcıların çilekleri kendilerinin toplaması ise dikkat çekti. İlçede yaklaşık 4 bin dekar alanda yetiştirilen Köprübaşı çileği, yaz ve kış aylarının ardından bahar ayında da hasat edilmeye devam ediyor. Büyük emekle toplanan çilekler, Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelerdeki pazarlarda tüketiciyle buluşuyor. Mart ayında da üretimini sürdüren çilek üreticisi Selçuk Kayacan, örtü altında 6 dekar, açık alanda ise 4 dekar olmak üzere toplam 10 dekarda üretim yaptığını belirtti. Kayacan, Köprübaşı çileğinin hem açık arazide hem de sera altında yetiştirilebildiğini ifade ederek, fiyatların üreticiyi memnun ettiğini söyledi. Çileğin kilosunun 200 liradan başladığını dile getiren Kayacan, "Toptancıların ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar tarlaya gelip çileği kendileri topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Kayacan ayrıca Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret belgesiyle tescillendiğini hatırlatarak, ürünün yıl boyunca aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı’nda yaklaşık 500 üreticinin 4 bin dekarlık alanda çilek yetiştirdiği öğrenilirken, kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarının sürekli artarak devam ettiği bildirildi.