KÜLTÜR SANAT - 22 Nisan 2025 Salı 14:07

Kayseri’nin ilk camisi 8 asırdır ayakta

A
A
A
Kayseri’nin ilk camisi 8 asırdır ayakta

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde bulunan ve kentin ilk camisi olma özelliğini taşıyan Battal Camii, 8 asırdır ayakta. 13. yüzyılda yapıldığı bilinen caminin aynı zamanda Şeyh Kirmani ve Şems Tebrizi’nin buluşma yeri olarak da kayıtlarda geçtiği biliniyor.


İlçeye bağlı Battalgazi Mahallesi Beştepeler mevkisindeki Battal Camii, 13. yüzyılda yapılmış ve Kayseri’nin bilinen ilk camisi olarak ön plana çıkıyor. Yaklaşık 8 asırdır cemaatini ağırlayan camide aynı zamanda bir de türbe bulunuyor. Caminin bulunduğu mevki hakkında bilgiler veren Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Kayseri İl Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy, "Bulunduğumuz yer ’Mazaka’ olarak bilinen eski Kayseri. Daha önce ova halinde, Kayseri’nin ilk yerleşim yerlerinin bulunduğu yerdeyiz. Burası bir tepe, hemen yanımızda ’Beştepeler’ denilen bölüm var. Yukarıdan bakılabilecek şekilde şehre hakim bir yer. O günün şartlarında da mevcut ovadaki olumsuzluklara bir nevi çözüm sağlamak ve korunma amaçlı en uygun yerlerden bir tanesinde bulunmaktayız. Buradaki mahallenin ismi caminin ismiyle de anılmakta. Buraya çok yakın bir mahallenin ismi de Eskişehir Bağları, yani şehrin en eski yerinde bulunuyoruz" dedi. Caminin Kayseri’nin bilinen ilk camisi olduğunu aktaran Özsoy, "Caminin tarihi ile ilgili elimizde net bilgiler yok. Elimizdeki mevcut bilgilere göre Kayseri’nin ilk camisi diyebiliriz. Literatürde, uzmanlardan elde ettiğimiz net bilgi yok tarih olarak. Özelliklerine veya mimarisine bakıldığında genellikle 12., 13. yüzyıla tarihlendiğini görüyoruz. Şehrin tüm dini tarihi cami olarak en başa götürmek veya ’buradan başladı’ demek için çok önemli bir mekan. Aslında bu Kayseri’de bulunan medreseler için de düşünülebilir. Çünkü şu anda şehrimizde 5 tane üniversite var, bunların tarihi 20. yüzyılın ikinci yarısı olarak bilinmektedir. Halbuki medreseler üzerinden bir tarihlemeye gidecek olursak belki bu tarih bin yıla kadar ulaşabilir. Neden böyle bir çalışma olmasın" ifadelerini kullandı.


Caminin özellikleri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Özsoy, "Buranın hakim bir tepe oluşundan dolayı en baştan itibaren tercih edilmiş. Muhtemeldir ki cami, belki de İslam orduları Anadolu’ya ulaşmadan önce bu cami burada yapılmadan önce başka bir dini yapıya da ev sahipliği yapan bir konuma sahip olabilir. Bulunduğu bölge itibariyle cami, yine bir dini yapı üzerine inşa edilmiş olabilir. Temellerini görmediğimiz için net bir şey söyleyemiyoruz ama o günün şartlarında düşünürsek hakim bir tepe, etrafta kullanılabilecek taşlar var, sağlam bir zemin var. Bunlar düşünüldüğünde böyle bir ihtimal karşımıza çıkmakta. Caminin kesme taşlardan yapıldığını biliyoruz. Zaman içerisinde çok fazla değişikliğe uğramış, bunun sebebi de büyük depremler ve coğrafi şartlar diyebiliriz. 19. yüzyılın birinci yarısına ait elimizde buranın restore edildiğine dair bilgiler mevcut" şeklinde konuştu.



Şeyh Kirmani karargah olarak kullanmış


Battal Camii’nin o dönem Türkiye Selçukluları Dönemi’nde yaşamış ünlü mutasavvıf, şair Şeyh Kirmani ile Şems Tebrizi’nin buluşma yeri olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Osman Özsoy, "Cami aynı zamanda zamanının Şeyh Kirmani ve Şems Tebrizi’nin buluşma yeri olmuş. 13. yüzyılda ahiler ile onlara muhalifler arasında bazı sürtüşmeler var. Moğolların Kayseri’yi işgal etmeleri sırasında da karşımıza çıkmakta. Literatürdeki bazı kaynaklara göre burasının Kirmani’nin bir karargahı olduğu denebilir. Bununla beraber Moğol işgali Kayseri’de epey uzun sürmüş. Bu işgalin sonlandırılması için Memlük Sultanı Baybars Kayseri’ye gelmiş ve 7 camide hutbe okutmuş. Hutbelerden bir tanesi de Battal Camii’nde okunmuştur" dedi.



Battal Cami hakkında


Emevî, Arap İslam akıncılarının defalarca İstanbul’u fethetme maksatlı geçiş güzergahlarından biri olan Kayseri’nin bu eski yerleşim yerinde, Emevi komutanlarından Seyyit Battal Gazi’nin 14 yıllık İslam egemenliği döneminde buraya bu mescidi yaptırdığı rivayet ediliyor. Bu bakımdan Kayseri’deki İslam’ın ilk izleri bu mescitle başlıyor. Zaman içinde defalarca restorasyon görse de son çevre düzenlemesi ile ayrı bir çehreye bürünmüş bu mescidin girişinin solunda bulunan üst türbe külahı bölümü yıkılmış ama alt sanduka bölümü yeniden düzenlenen Kırk Kızlar Türbesi, kentin Moğol istilasından kalma trajedisinin menkıbevi bir göstergesi olarak ayakta duruyor. 160 metrekarelik iç mekan tavanı dört fil ayağı sütun üzerine inşa edilen mescit, iç mekandaki mimari unsuru olan taşlarının birçoğunda, Oğuz boylarından altı boyun işaret remzleri bulunuyor. Bu mescidin taşlarına işlenen imzaların birçoğu da Oğuz’ların Kayı Boyuna bağlı olan ustaların imzasını taşıyor. Kemerlerde ve sütunlarda çok sayıda bu işaretlerden görülüyor.



Kayseri’nin ilk camisi 8 asırdır ayakta

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Yozgat Binlerce yıllık Roma Hamamı, ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bulunan ve halk arasında ‘Kral Kızı Hamamı’ olarak da bilinen 2 bin yıllık Roma Hamamı yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor. Roma İmparatorluğu döneminde, yaklaşık 2 bin yıl önce inşa edildiği değerlendirilen hamam, Anadolu’da antik çağlardan günümüze kadar işlevini koruyarak ulaşan nadir yapılar arasında yer alıyor. Termal su kaynağı üzerine kurulan yapı, hem mimarisi hem de sürekli akan sıcak suyuyla dikkat çekiyor. Sarıkaya Belediyesi’nde Roma Hamamı’nın Sorumlu Şefi olarak görev yapan Rasim Şahin günlük ortalama 50 ile 200 arası ziyaretçi geldiğini belirtti. Şahin, okul gezisi için öğrencileri sıklıkla ağırlayan Roma Hamamı’na en son gelen ziyaretçilerin Fransız turistler olduğunu söyledi. Şahin, "Bisiklet ile dünya turuna çıkan iki tane Fransız arkadaş geldi. Burayla alakalı fikirlerini beyan ettiler. Buraya gelen ziyaretçilerin yorumları güzel. Karşılama, ağırlama, çay kahve ikramımız, fotoğraf çekimi olsun gerekli ilgi alakayı gösteriyoruz. Roma Hamamı’nı ziyarete gelen vatandaşlarımız için ören yerini ziyaretleri bittikten sonra rahatça oturup kahve içebilecekleri bir alanı bize sunan Sarıkaya Belediye Başkanı Osman Gözan’ın katkılarıyla tahsis edilmiştir. Ayrıca hediyelik eşya bölümümüz de mevcut" dedi. Yıl boyunca yerli turistlerin yanı sıra yurt dışından da gelen ziyaretçileri ağırlayan Sarıkaya Roma Hamamı, Yozgat’ın kültürel mirasının en önemli simgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
İstanbul Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: "Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz" Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Son iki yıldan bu yanda da soykırım suçu işleyen bir örgüt var karşımızda. Maalesef barış anlaşmasının da gerekleri yerine getirilmedi. Biz Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz" dedi. İstanbul’da "Sinmiyoruz, susmuyoruz Filistin’i unutmuyoruz" sloganıyla yeni yılın ilk sabahında Galata Köprüsü’nde düzenlenen mitinge binlerce vatandaş akın etti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’da mitinge katılanlar arasında yerini aldı. Miting alanında konuşan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Bugün İstanbul’dan tarihi bir çağrı yapıyoruz. Yılın ilk gününde Filistin’de, Gazze’de zulmün sona ermesi adına çok önemli bir buluşmayı İstanbullular gerçekleştiriyor. Galata Köprüsü’nün üstünde muhteşem bir kalabalık var. İnsan hakları çağrısı yapıyorlar adalet çağrısı yapıyorlar. Maalesef 7 Ekim 2023’den bu yana 70 bini aşkın Filistin’li şehit edildi. Bunun yüzde 50’den fazlası kadın ve çocuklardan oluşuyor. Dünyanın gözü önünde soykırım suçu işlendi. Soykırım suçunu işleyenlerle ilgili olarak uluslararası hukuk maalesef işletilemedi. Uluslararası adalet divanın aldığı tedbir kararları icra edilemedi. Uluslararası ceza mahkemesinde açılan soruşturma ilerletilemedi. Batılı ülkeler İsrail’e destek çıktılar. İnsan haklarının ve adaletin savunucusu olmadılar. Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep Filistin davasını savunduk. Bu son iki yılın problemi değil bu bir asrı aşan bir sorun. Dünyanın kanayan yarası. uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletlerin bütün kararları bugüne kadar hep yok saydı. Uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymayan onları takmayan bir devlet var. Son iki yıldan bu yanda da soykırım suçu işleyen bir örgüt var karşımızda. Maalesef barış anlaşmasının da gerekleri yerine getirilmedi. Hala orada çocuk ve kadın katliamı devam ediyor. Biz Türkiye olarak daima Filistinlilerin yanında olmaya, insan haklarını savunmaya, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Buz gibi bir hava var ama İstanbullular akın akın Galata’ya geldiler. Burada bir millet ittifakının olduğunu hep beraber görüyoruz. Milletimiz duyarlılığını gösterdi. Milli İrade platformu da öncelik etti. Herkes burada top yekun Filistin’le ilgili olarak insanlığın vicdanının sesi oldu" dedi.
Yozgat Saraykent Yılan Boynu Tepesi, keşfedilmeyi bekliyor Yozgat’ın Saraykent ilçesinde yer alan ve Tunç Çağı’ndan Roma dönemine kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Yılan Boynu Tepesi, hem arkeolojik zenginliği hem de doğal manzarasıyla dikkat çekiyor. Yozgat’ın doğusunda yer alan ve tarihi ipek yolu güzergahındaki stratejik konumuyla bilinen Saraykent ilçesi, önemli bir kültür mirasını taşıyor. İlçenin Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi sınırları içerisinde bulunan Yılan Boynu Tepesi, bölgenin binlerce yıllık tarihini yüzeyindeki kalıntılarla gösteriyor. İlçe merkezinin yaklaşık 50 metre kuzeyinde, doğal kayalık bir alan üzerinde yükselen Yılan Boynu Tepesi, yaklaşık 250 metre çapındaki yerleşim alanıyla ilgi çekiyor. Yüzey araştırmalarında elde edilen seramik buluntular; tepenin Erken ve Orta Tunç Çağı, Demir Çağı ve Roma dönemlerinde aktif bir yerleşim yeri olarak kullanıldığına işaret ediyor. Dik yamaçları ve stratejik konumuyla antik çağlarda bir savunma veya gözetleme noktası olarak kullanıldığı tahmin edilen bölge, doğa yürüyüşü ve kültür turizmi meraklıları için ideal bir durak noktası oluşturuyor. İlçe sakinlerinden Tahsin Doğan ilk yerleşim alanının Yılan Boynu Tepesi eteklerinin olduğunu söyledi. Doğan, "Eskiler tepe başlarında yaşıyordu, biliyorsunuz. Orada bir uygarlık yaşamış. Sonraki kuşaklar tepenin eteklerine geçmiş. İlk önce bizim ailelerimiz ve ağaların aileleri yerleşmiş. Mezarlardan, arazi tutmalardan belli. Kitap yazmıştım, orada bahsettim. O tepede Göcenler isimli bir aile kalmış. 1530’lu yıllarda Yılanlı Hüyük diye geçiyor. Osmanlı’da Kanuni dönemi sonrası ekinlik arazilere yerleşmişler" diyerek tarihi sürece değindi.