SPOR - 09 Şubat 2026 Pazartesi 09:24

Kayserispor’da birlik rüzgarı

A
A
A
Kayserispor’da birlik rüzgarı

Kayserispor taraftarı, Kayserispor Tesisleri’ne giderek futbolcular ile görüştü. Birlik rüzgârı esen görüşmede taraftarlar, Kocaelispor maçında galibiyet istediklerini söyledi.


Süper Lig’de mücadele veren Kayserispor’da kötü günlerin geride kalması adına adımlar atıldı. Transfer sezonunun geride kalması ile birlikte kadrosuna takviyeler yapan Kayserispor, sahasında oynayacağı Kocaelispor maçını galibiyetle noktalamak planında. Kayserispor taraftarı da, maç öncesinde tesislere giderek futbolculara hem moral verdi hem de başarılar diledi.


Kötü günlerin geride kalması için oyuncuların kendine gelmesi gerektiğini ifade eden taraftarlar, "Her zaman yanınızdayız. Yeter ki Kayseri için, forma için mücadele verin. Kocaelispor maçında 3 puan istiyoruz" ifadelerinde bulundu.



Kayserispor’da birlik rüzgarı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kahramanmaraş Bakan Yumaklı: "23 yılda 352 içme suyu tesisini tamamladık" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, içme ve kullanma suyunu bir siyaset aracı değil, bir vatandaşlık hakkı olarak gördüklerini belirterek, "Asli görevi vatandaşa içme suyu götürmek olan belediyelerin talep etmesi halinde, bu yatırımlarını yapmalarında kendilerine destek oluyoruz. Ayrım gözetmeksizin protokoller imzalıyor ve profesyonel projeler geliştiriyoruz. Son 23 yılda, bu şekilde 352 içme suyu tesisini tamamladık ve halkımızın hizmetine sunduk. Kapımız, vatandaşımızın su ihtiyacını merkeze alan her belediyeye sonuna kadar açıktır" dedi. Kahramanmaraş’ın acil içme suyu ihtiyacını kalıcı şekilde çözüme kavuşturacak 8,5 milyar lira yatırım bedeline sahip Kısık Projesi’ni yerinde inceleyen Bakan Yumaklı, burada yaptığı açıklamada, proje kapsamında baraj, içme suyu arıtma tesisi, regülatör ve isale hattı inşa edileceğini söyledi. Deprem bölgesinin inşa ve ihya sürecinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tüm kurumların katkısıyla sürdüğünü ifade eden Yumaklı, Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tarımsal altyapının güçlendirilmesi ve üretimin devamı için yoğun mesai harcadıklarını belirterek, "Bugüne kadar deprem bölgesinde, Devlet Su İşleri eliyle, 459 su ve sulama tesisi için 60 milyar lira yatırım yaptık. Devam edenlerle birlikte bu rakam 110 milyar liraya ulaşacak. Bu yatırımlarla vatandaşımızın içme suyu ihtiyacını, çiftçilerimizin sulama suyu ihtiyacını karşıladık, karşılıyoruz. Şu an bulunduğumuz Kahramanmaraş’ta da bu anlamda önemli ihtiyaç ve yatırımları bu kısa süre içinde tamamladık ve vatandaşlarımız ile üreticilerimizin hizmetine sunduk. 7,6 milyar lira yatırım bedeliyle Afşin Adatepe Sulaması 1. Kısım işini tamamlayarak 73 bin 740 dekar alanı sulamaya açtık. Çiftçilerimiz geçen yıl ilk kez ürünlerini bu tesisle suladı. 5 milyar lira maliyetli TOKİ Deprem Konutları içme suyu projesiyle 10 bin 105 konutun yıllık 9 milyon metreküp içme suyu ihtiyacını karşıladık. 4,5 milyar lira yatırımla Kılavuzlu Sulaması 2. Kısım kapsamında 180 bin dekar alanı sulamaya hazır hale getirdik. Andırın Hapisağzı Göleti ile 4 bin 180 dekar tarım arazisini suyla buluşturduk" diye konuştu. "23 yılda, bu şekilde 352 içme suyu tesisini tamamladık" Bugün ise Kahramanmaraş’ın geleceği açısından stratejik öneme sahip Kısık Projesi’ni yerinde incelediklerine değinen Yumaklı, "Toplam 8,5 milyar lira yatırım bedeline sahip proje kapsamında baraj, içme suyu arıtma tesisi, regülatör ve isale hattı inşa edeceğiz. Şu anda yapım aşamasında olan 4,1 milyar lira maliyetli Kısık İçme Suyu Regülatörü-Ayvalı Barajı Bağlantısı İsale Hattı ile 75 kilometre uzunluğunda ve bin 400 mm çapında çelik boru hattı inşa edeceğiz. Böylece, Kahramanmaraş’ın acil içme suyu ihtiyacını, kalıcı şekilde çözüme kavuşturacağız. Su, hayatın kaynağıdır ve tıpkı tarım gibi, gıda gibi siyaset üstü bir beka meselesidir. Biz, içme ve kullanma suyunu bir siyaset aracı değil, bir vatandaşlık hakkı olarak görüyoruz. Asli görevi vatandaşa içme suyu götürmek olan belediyelerin talep etmesi halinde, bu yatırımlarını yapmalarında kendilerine destek oluyoruz. Ayrım gözetmeksizin protokoller imzalıyor ve profesyonel projeler geliştiriyoruz. Son 23 yılda, bu şekilde 352 içme suyu tesisini tamamladık ve halkımızın hizmetine sunduk. Kapımız, vatandaşımızın su ihtiyacını merkeze alan her belediyeye sonuna kadar açıktır. Bu tesislerin hayata geçirilmesinde bize en büyük cesareti, Cumhurbaşkanımızın vizyonu ve liderliği vermiştir" ifadelerini kullandı.
Adana 6 Şubat depremlerinin 3. yılında afet gerçeği masaya yatırıldı Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhit Birlikleri Federasyonu (DAİMFED), "6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerinin 3. Yılı ve Adana’nın Afet Gerçeği" konulu seminere ev sahipliği yaptı. DAİMFED Deprem ve Afet Yönetimi Komisyon Başkanı Orhan Murat Avcı tarafından DAİMFED Genel Merkez’de "6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerinin 3. Yılı ve Adana’nın Afet Gerçeği" konulu seminer TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Mehmet Tatar’ın sunumuyla gerçekleştirildi. Saygı duruşu ile başlayan seminerde açılış konuşmasını DAİMFED Deprem ve Afet Yönetimi Komisyon Başkanı Orhan Murat Avcı yaptı. Başkan Avcı konuşmasında, "Ülkemizin gerçeği olan ve deprem fay hatlarıyla yaşamayı ve buna göre tekniği geliştirip binalar üretmeyi görev addeden federasyonumuz, çalışmalarına 6 Şubat 2023 depreminden yıllar öncesinden başlamıştır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 8 Kasım 2018’de yatay mimari talimatlarını bu tarihten itibaren emir telakki ettik" dedi. Komisyon Başkanı Avcı, ülkemizin deprem bölgesi olduğu hatırlatarak sözlerine devam etti: "Depremler tarih boyunca olmuştur, olmaya devam edecektir. Ama temennimiz olmaması, olursa küçük şiddette olması ve can kayıplarının olmaması. Tabii ki de güvenliği önceliğimiz yapıp bir daha böyle can kayıpları yaşanmaması için ne gerekiyorsa onlarla ilgili düşünmemiz gerekiyor. Bu yıl dönümünde de bunu hatırlıyoruz. Depremden sonra özellikle TOKİ ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın önderliğinde yıkılan bölgelerin yapılanmasına başlandı. DAİMFED olarak biz de bu bölgelerdeki projelere destek verdik. Bizim de içinde olduğumuz DAİMFED üyesi olan müteahhitlerimiz deprem konutlarında çok ciddi sorumluluklar aldı. Hepsini başarıyla bitirdi. Cumhurbaşkanımızın Erdoğan’ın da Hatay’da katıldığı 455 bin konutun teslim töreninde DAİMFED üyesi müteahhitler de ciddi sayıda konut bitirdi ve tüm vatandaşlarımıza da teslim etti. Bunlar çok daha sağlam, yatay mimari ve yeni deprem yönetmeliğine uygun konutlar. Bunların devamlılığı, kentsel dönüşümün devamlılığı ki burada DAİMFED’in sorumluluğunda ve yakından takip ettiği iş. Çünkü DAİMFED olarak kentsel dönüşüme önem veriyoruz. DAİMFED adına depremin yıl dönümünde hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Umarım bir daha böyle acılar yaşamayız"ifadelerini kullandı. "Federasyonun ortaya koyduğu çalışmaları yakından takip ediyorum" Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Mehmet Tatar, sunumuna geçmeden önce yaptığı konuşmada, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileyerek sözlerine başladı. DAİMFED’i yakından takip ettiğini ve kuruma yabancı olmadığına değinen Tatar, federasyonun ortaya koyduğu çalışmalar ile kurumsal gelişimini memnuniyetle izlediğini dile getirdi. Jeoloji mühendisliğinin çoğu zaman yalnızca deprem dönemlerinde gündeme geldiğine dikkat çeken Tatar, bu algının mesleğin önemini tam olarak yansıtmadığını belirtti. Jeoloji mühendislerinin kentleşme, yapılaşma ve afet risklerinin azaltılması süreçlerinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Tatar, bu alanın disiplinler arası yapısına dikkat çekti. Konuşmasının ardından jeoloji mühendisliğinin afet yönetimi, zemin yapısı ve yapı güvenliğiyle olan ilişkisini ele alan sunumuna geçen Tatar, sunumunda bilimsel veriler ışığında değerlendirmelerde bulunarak, doğru planlama ve mühendislik yaklaşımlarının afetlere karşı alınabilecek en önemli tedbirler arasında yer aldığına değindi.
İstanbul Osmanlı’da Ramazan gelenekleri Uzun yıllardır Osmanlı Arşivleri’nde araştırmalar yapan Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı Devleti’nde özellikle Ramazan ayının, yılın diğer dönemlerinden keskin biçimde ayrılan, gündelik hayatın hem maddi hem de manevi boyutlarını dönüştüren özel bir zaman dilimi olduğunu belirtti. Osmanlı Devleti’nde zamanın, modern anlamda takvimsel bir düzenlemeden ziyade dini ve kültürel referanslarla anlam kazandığına dikkat çeken Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Ramazan, yalnızca oruç ibadetinin yerine getirildiği bir ay değil; bireyin toplumla, toplumun devletle ve tüm yapının kutsalla ilişkisini yeniden tanımlayan bir sosyal organizasyon alanıdır. Osmanlı şehirlerinde Ramazan ayı boyunca hayatın ritmi değişmiş; gündüz saatleri sükûnet kazanırken geceler canlı, kalabalık ve sosyal açıdan yoğun hâle gelmiştir. Bu dönüşüm, en belirgin biçimde yemek kültürü üzerinden izlenebilmektedir. İftar ve sahur sofraları, yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan alanlar değil; statü, cömertlik, temsil ve dayanışmanın sergilendiği sosyal mekânlar olmuştur. Saray mutfağı ise bu kültürün hem düzenleyici hem de örnek teşkil eden merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir" dedi. Ramazan ayının başlangıcı ve toplumsal hazırlık süreci Osmanlı’da Ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle resmiyet kazandığını hatırlatarak, hilalin tespitinin, yalnızca dini bir gözlem değil, aynı zamanda idari ve hukuki bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Kadılar, müneccimbaşı ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan bu tespit, padişaha bildirilir ve Ramazan’ın başladığı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Bu an, şehir için sembolik bir eşik anlamı taşır; Ramazan, bir gecede kamusal hayatın merkezine yerleşirdi. Sultan III. Selim zamanında yaşanan bir hadise, bugün de halen tartışılan bu kutsal ayın ne zaman başladığı, hilalin görülüp görülmediği üzerine gülümseten bir anekdot olarak arşiv belgelerine yansımıştır. Ramazan ayının başlangıcını gösteren hilalin ne zaman görüldüğüne bir türlü karar veremeyen ulema ve Anadolu halkı konuyu Sultan III. Selim’e taşımış, Sultan III. Selim de "Bu husus şer-i şerifin bileceği ve hükmedeceği şeydir benim müdahale edeceğim şey değil ne zaman İstanbul kadısı hüküm ve ilam ederse o zaman ben dahi şöyledir derim" diyerek işi alimlere bırakmıştı" diye konuştu. Bunun dışında, Ramazan öncesinde camilerin temizlendiğini, kandillerin hazırlandığını ve özellikle büyük şehirlerde mahya geleneğinin devreye girdiğini anlatan Eralp; "Mahyalar, Osmanlı’nın Ramazan’a kazandırdığı en özgün görsel unsurlardan biridir. Minareler arasına asılan bu ışıklı yazılar, dini mesajları estetik bir dille halka ulaştırırken, Ramazan’ın şehir mekânında görünür olmasını sağlardı. Ev içi hazırlıklar ise büyük ölçüde mutfak merkezliydi. Uzun sürecek oruç günleri göz önünde bulundurularak bakliyat, pirinç, un, yağ ve şeker gibi temel gıda maddeleri temin edilir; özellikle tatlı ve şerbet yapımında kullanılacak malzemeler önceden hazırlanırdı. Bu durum, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda planlama ve düzen gerektiren bir dönem olarak algılandığını göstermektedir" dedi. Gündelik hayat ve toplumsal disiplin ‘’Ramazan ayı boyunca Osmanlı şehirlerinde gündelik hayat belirgin biçimde farklılaşırdı’’ diyen Doç. Dr. Eralp, ‘’Esnafın çalışma saatleri iftar ve sahur vakitlerine göre yeniden düzenlenir, bazı iş kollarında gündüz faaliyetleri asgari düzeye indirilirdi. Oruç tutmak, bireysel bir ibadetin ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak algılanırdı. Oruç tutmayanların, özellikle Müslüman mahallelerinde, aleni biçimde yemek yemesi hoş karşılanmazdı. Bu durum, Ramazan’ın kamusal alanı düzenleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak gayrimüslim tebaanın kendi mahallelerinde bu tür bir baskıya maruz kalmadığı bilinmektedir. Bu da Osmanlı’daki Ramazan hassasiyetinin mutlak değil, bağlamsal bir nitelik taşıdığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. İftar sofraları ve Osmanlı yemek kültürü Ramazan ayının, Osmanlı mutfak kültürünün en zengin biçimde sergilendiği dönemlerden bir olduğunun altını çizerek, iftar sofralarının, hem besleyici hem de sembolik anlamlar taşıyan yemeklerden oluştuğunu kaydeden Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, bu konudaki açıklamalarına devamla, ‘’İftarın hurma veya zeytinle açılması, Hz. Peygamber’e atfedilen sünnet anlayışıyla ilişkilendirilirken, ardından gelen çorbalar mideyi yormadan ana yemeğe geçişi sağlardı. Çorba çeşitleri arasında tarhana, mercimek ve işkembe öne çıkarken; ana yemeklerde etli yahni, kuzu kebabı, pilav ve dolmalar yaygındı. Tatlılar ise Ramazan sofralarının adeta vitrini niteliğindeydi. Güllaç, bu dönemin en karakteristik tatlısı olarak öne çıkar. Nişastadan yapılan güllaç yapraklarının sütle ıslatılması ve gül suyuyla tatlandırılması, hem hafiflik hem de sembolik bir saflık anlamı taşımaktadır. Popüler anlatılarda sıkça aktarılan bir anekdota göre, Ramazan ayında güllaç talebinin artması üzerine İstanbul’da bazı fırınlar yalnızca güllaç yaprağı üretmeye başlamıştır. Bu durum, Ramazan’ın gastronomik piyasayı dahi şekillendiren bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir" şeklinde konuştu. Sarayda ramazan ve mutfağın işleyişi Osmanlı sarayında Ramazan ayının yüksek bir disiplin ve sembolik hassasiyet içinde yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, şunları söyledi; ‘’Topkapı Sarayı mutfakları, bu dönemde olağanüstü bir yoğunlukla çalışır; iftar ve sahur için ayrı hazırlıklar yapılırdı. Saray mutfağına ait masraf ve erzak defterleri, Ramazan aylarında tüketilen yiyeceklerin çeşitliliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Padişahın iftar sofrası, sanılanın aksine aşırı ihtişamdan ziyade ölçü ve denge esasına dayanırdı. Sofrada az ama nitelikli yemekler bulunur; israf kesin biçimde hoş karşılanmazdı. Bununla birlikte Kadir Gecesi gibi özel zamanlarda daha zengin sofralar kurulduğu bilinmektedir. III. Murad dönemine ait bir kayıtta, Ramazan ayında saray mutfağında tüketilen güllaç miktarının olağan dönemlere kıyasla birkaç kat arttığı belirtilmektedir. Ayrıca sarayda artan yemeklerin çöpe atılmadığı, Enderun mensuplarına ve fakirlere dağıtıldığı bilinmektedir. Bu uygulama, sarayın Ramazan’daki temsil rolünü güçlendiren önemli bir unsurdur.’’ İbadet, eğlence ve sosyal hayat İftar sonrasında Osmanlı şehirlerinin adeta yeniden uyandığını, Camilerin teravih namazları için dolup taştığını, özellikle büyük camilerde uzun teravihler kılındığını açıklayan Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap "Teravih, yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma alanıydı. Namaz sonrasında ise Ramazan eğlenceleri başlardı. Meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ve Hacivat oyunları sahnelenirdi. Bu eğlenceler, hem güldürü hem de ahlaki öğütler içeren bir işleve sahipti. Ramazan geceleri, Osmanlı toplumunda dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olabildiği nadir zamanlardan birini temsil etmektedir. Ramazan ayı, Osmanlı toplumunda yardımlaşma ve hayır faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı dönemdi. Zekât ve fitrelerin bu ayda verilmesi teşvik edilir, fakirler gözetilirdi. Zimem defteri geleneği, bu kültürün en zarif örneklerinden biri olarak öne çıkar. Varlıklı kimseler, bakkallardaki veresiye defterlerinden borçlar seçerek öder, borçluların kimliğini öğrenmeden bu hayrı gerçekleştirirdi. Bu uygulama, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda gösterişten uzak bir hayır anlayışını teşvik ettiğini göstermektedir. Ramazan’ın son on günü, özellikle Kadir Gecesi nedeniyle yoğun bir manevi atmosfer içinde geçirilirdi. Bu gece camiler dolup taşar, sarayda ve halk arasında özel programlar düzenlenirdi. Ramazan Bayramı ise bu sürecin toplumsal bir kapanışı niteliğindeydi. Bayram namazı, ziyaretler, ikramlar ve çocuklara verilen hediyelerle Ramazan’ın ruhu toplumsal hafızaya kazınırdı" diye konuştu.