SPOR - 31 Mart 2026 Salı 11:47

Kırşehir FK’da Özcan Kızıltaş dönemi

A
A
A
Kırşehir FK’da Özcan Kızıltaş dönemi

KIRŞEHİR (İHA) – Kırşehir Futbol Kulübü, ligin bitimine 3 hafta kala teknik direktör değişikliğine giderek Özcan Kızıltaş ile anlaştı.


TFF 3. Lig 2. Grupta mücadele eden Kırşehir FK Başkanı Çağatayhan Torun yaptığı açıklamada, son haftalarda yaşanan puan kayıplarının takımı olumsuz etkilediğini belirterek, "Rakiplerimiz de kaybetti, bu bizim için bir teselli oldu. Ancak geride bıraktığımız Kahramanmaraşspor maçını kazanarak rahatlamak istiyorduk" dedi. Takımda gözle görülür bir motivasyon düşüklüğü yaşandığını ifade eden Torun, "Bu durumu göz önünde bulundurarak bir kan değişimine gitmek istedik. Özcan Kızıltaş hocamızla anlaşma sağladık ve yolumuza onunla devam ediyoruz" diye konuştu.


Ligde alınacak 3 puanın büyük önem taşıdığını vurgulayan Torun, "3 puan yaşadığımız stres ve birçok problemi çözecek. Fikstüre de bakmak lazım. Bulunduğumuz grup oldukça enteresan. İki hafta öncesinde play-off’tan bahsediyorduk, şimdi şartlar değişti. 16 takımlı grupta 8 takım play-off hattında, 8 takım düşme hattında yer alıyor. Biz şu an avantajlı konumdayız ve bir puanlık da olsa avantajımız var. Son üç maçı da kazanmak için mücadele edeceğiz" ifadelerini kullandı.



Kırşehir FK’da Özcan Kızıltaş dönemi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Bahar ve Nihal Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanıklı dolandırıcılık davasında karar: Örgüt liderine 231 yıl 8 ay hapis cezası Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Bahar Candan’ın 44, ablası Nihal Candan’ın ise 24 yıla kadar hapsi istenen 21 sanıklı dolandırıcılık davasında karar açıklayan mahkeme, örgüt lideri Onur Apaydın’ın 231 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Tutuksuz sanık Bahar Candan’ın 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hayatını kaybeden Nihal Candan hakkında açılan davanın düşürülmesine kararı verildi. Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğinde hareket ederek ucuza araç sattığını söyleyip vatandaşları sazan sarmalı yöntemi ile dolandırdığı iddia edilen 2’si tutuklu 21 sanıklı çete davasında karar duruşması görüldü. Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, örgüt lideri olduğu öne sürülen tutulu sanık Onur Apaydın ve İlker Oflu, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Müşteki Bayram Serkan Zağlı ile bir kısım tutuksuz sanıklar da duruşma salonunda hazır bulundu. Tutuksuz sanık Bahar Candan ise duruşmaya katılmadı. "Birkaç kişinin cezaevinden çıkmak için adımı vermesiyle dosyaya dahil oldum" Son beyanı sorulan müşteki Bayram Serkan Zağlı, "Şikayetim devam etmektedir, zararım bugüne kadar giderilmemiştir, sanıkların cezalandırılmasını talep ederim" dedi. Son sözü sorulan örgüt yöneticisi tutuklu sanık İlker Oflu, "Yaklaşık iki yıldır tutukluyum, bu dosya nedeniyle mağdurum, tahliyemi talep ederim. Sağlık problemlerim vardır, tansiyon hastasıyım, dikkate alınmasını talep ederim. Birkaç kişinin cezaevinden çıkmak için adımı vermesiyle dosyaya dahil oldum" ifadelerini kullandı. Tutuklu sanık örgüt lideri Onur Apaydın ise son sözünde, "Bilirkişi raporunu inceledim, raporda Ömer Şeker’in tarafları yönlendirdiği, baskı altına aldığı açıktır. Suç duyurusunda bulunulmasını isterim, bu aşamada başka bir diyeceğim yoktur" şeklinde konuştu. Örgüt lideri hakkında 231 yıl 8 ay hapis cezası Kararını açıklayan mahkeme heyeti, örgüt lideri tutuklu sanık Onur Apaydın hakkında, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme’ ile ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından, 231 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Heyet, örgüt yöneticisi olduğu öne sürülen tutuklu sanık İlker Oflu için, ‘suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’ suçundan 2 yıl 6 ay, 35 ayrı dolandırıcılık suçuna ilişkin ise, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği gerekçesiyle beraatına ve tahliyesine karar verdi. Nihal Candan hakkındaki davanın düşürülmesi kararı Mahkeme, tutuksuz sanık Alisya Bahar Candan hakkında, ‘suç işlemek amacıyla kuruşmuş örgüte üye olma’ suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti. Heyet, tutuksuz sanıklar Ayhan Güldan, Ömer Çapan ve Şahin Baran’ın ise üzerine atılı tüm suçlarından ayrı ayrı beraatına hükmetti. Öte yandan mahkeme heyeti, 21 Haziran 2025 tarihinde geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hayatını kaybeden ve dosya kapsamında tutuksuz yargılanan Nihal Candan’ın, hayatını kaybettiği gerekçesiyle üzerine atılı suçtan davanın ‘düşürülmesine’ karar verdi. Heyet, diğer sanıkların da değişen oranlarda hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. İddianameden Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli ve Nihal ile Bahar Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanık yer almıştı. İddianamede tutuklu Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği de aktarılmıştı. İddianamede Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğindeki şebekenin ucuza araç sattıklarını söyleyerek vatandaşları sazan sarmalı yöntemiyle dolandırdığı belirtilmişti. Bahar ve Nihal Candan’ın suç örgütünün hiyerarşik ve organik yapısı içerisinde yer aldığı iddianamede kaydedilmişti. İddianamenin devamında "Nihal ve Bahar Candan’ın önceki tarihlerde çeşitli televizyon programlarına uzun süre katıldığı, ünlü olduktan sonra magazin programlarında da yer aldığı, sosyal medya platformunda çok sayıda takipçiye ulaşması sebebiyle günümüzde sosyal medya fenomeni ve ekran yüzü olarak tabir edilen bir sıfatının bulunduğu, dolayısıyla toplumun geniş kesimleri tarafından tanınan bir sima olduğu, bu özelliği sebebiyle de suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadığı" ifade edilmişti. İddianamede örgüt lideri Onur Apaydın’ın örgüt içerisinde ‘gizli muhasebeci ve kasa’ konumunda olan Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve elde edilen suç gelirinin aklandığı belirtilmişti. Öte yandan mağdur temin etme görevlisi olan şüpheli Hacı İsrafil Sağlam iddianamede yer verilen ifadesinde örgüt toplantılarına katıldığını söyleyerek "Toplantılara üst kademeden herkes katılıyordu. Saha elemanları ve alt kademe asla katılamazdı. Örgütün üst yönetimindeki herkes iştirak ediyordu. Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında örgütün iç işleyişine ilişkin konular araba alım satım işler konuşuldu" şeklinde beyanda bulunduğu da iddianamede ifade edilmişti. İddianamede Bahar Candan’ın ’suç örgütüne üye olmak’ suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar ’kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık’ suçundan ise 2 kez 12 yıldan 40 yıla kadar olmak üzere toplamda 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle, Nihal Candan’ın ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Öte yandan diğer 20 şüpheli hakkında ise değişen oranlarda hapis cezası istenmişti. Bahar Candan 20 Eylül 2024 tarihinde görülen duruşmada tahliye edilmişti.
Elazığ Genel Cerrahi Uzmanı Yılmaz: "40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riski daha yüksektir" Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riskinin daha yüksek olduğunu aktaran Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Serkan Yılmaz, "Midede yanma, ekşime, halsizlik ve aşırı kilo kaybı gibi şikayetlerin önemsenmesi gerekiyor" dedi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Serkan Yılmaz, mide kanseri hakkında uyarılarda bulunarak açıklamalarda bulundu. Elazığ ve çevre illerde mide kanserinin yaygın görüldüğünü belirten Yılmaz, "Hastalar genellikle şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma hissi, ağızdan kan gelmesi ve dışkıda kan görülmesi gibi şikayetlerle başvuruyorlar. Bu tür belirtilerin mide kanserinin habercisidir. Tanı sürecinde endoskopi yöntemiyle mide içerisindeki lezyonlar görünmüyor. Buradan alınan parçalarla kesin teşhisin konuluyor. Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde mide kanseri ameliyatlarının çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Bu yöntemin hastada daha az ameliyat izi bırakması, kesilerin daha hızlı iyileşmesi ve iş hayatına dönüşün daha erken olmasını sağlıyor. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riskinin daha yüksek oluyor. Midede yanma, ekşime, halsizlik ve aşırı kilo kaybı gibi şikayetlerin önemsenmesi gerekiyor. Bu tür şikayetleri olanların vakit kaybetmeden endoskopi yaptırmaları erken teşhis ve tedavi açısından hayati önem taşıyor" diye konuştu.
Düzce Otizm bir hastalık değil: doğru destekle hayat değişiyor DÜZCE(İHA) – Dr. Meryem Seçen Yazıcı, otizmin bir hastalık olmadığını belirterek "Otizmi aslında beynin dünyayı işleme biçimindeki bir farklılık olarak tanımlayabiliriz" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meryem Seçen Yazıcı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Otizm ya da otizm spektrum bozukluğunun çocuğun sosyal iletişim kurma biçimini, çevresiyle etkileşimini ve davranış örüntülerini etkileyen nörogelişimsel bir durum olarak açıklayan Dr. Yazıcı; "Otizmi aslında beynin dünyayı işleme biçimindeki bir farklılık olarak tanımlayabiliriz. Her çocukta aynı belirtileri aynı şekilde görmeyebiliriz, bu nedenle spektrum ifadesi kullanılır. Ağırlığına göre bazı çocuklarda belirtiler çok erken dönemde fark edilirken, bazılarında daha hafif ve daha geç anlaşılabilir" dedi. "Dikkate alınmalıdır" İlk belirtilerin genellikle iletişim ve sosyal etkileşim alanında kendini gösterdiğine dikkat çeken Yazıcı, "İsmiyle çağrıldığında dönüp bakmama, sosyal gülümsemenin sınırlı olması, göz teması kurmaktan kaçınma, ortak dikkat dediğimiz bir şeyi işaret edip paylaşma davranışının az olması ya da sanki kendi dünyasındaymış gibi görünme en erken sinyaller arasındadır. Ayrıca, akranlarıyla ilgilenmeme, yaşıtlarına göre konuşmanın gecikmesi, ellerini çırpma veya kendi etrafında dönme gibi tekrarlayıcı hareketler, rutinlere aşırı bağlılık ve duyusal hassasiyetler de ilk dikkat çeken unsurlar arasındadır. Aileler çoğu zaman ‘bir şeyler farklı’ hissini dile getirir; bu sezgi mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerine yer verdi. 31 çocuktan birinde görülüyor Son yıllarda otizm tanısı alan çocuk sayısında artış olduğuna işaret eden Yazıcı, "İstatistiklere göre (CDC) 2000’li yıllarda Otizm 150’de 1 çocukta görülürken, 2022 verilerine göre 31 çocukta 1 görülüyor. Ancak bu artışı sadece otizmin arttığı şeklinde yorumlamamalıyız, bu durumu doğru okumak lazım. Eskiden içe kapanık ya da yaramaz denilip geçilen pek çok çocuk, artık gelişen tanı yöntemleri ve toplumdaki farkındalığın artmasıyla doğru teşhis alabiliyor. Tanı ölçütlerinin gelişmesi, farkındalığın artması, ailelerin ve hekimlerin belirtileri daha erken tanıması, eğitim ve sağlık sistemlerinde taramanın yaygınlaşması da bu artışta önemli rol oynuyor. Yani elimizde hem gerçek artışı düşündüren hem de tanı koymadaki gelişmeleri gösteren nedenler var. Sayı artıyor; ama bunun arka planı tek faktörlü değil" şeklinde konuştu. "Erken tanı, çocuğun gelişim seyrini belirleyen en güçlü faktörlerden biridir" Erken tanının çocuk gelişimi üzerindeki etkisi üzerine değinen Yazıcı, "Bir çocuk ismine dönüp bakmıyorsa, göz teması sınırlıysa, konuşması gecikmişse, işaret etme ve paylaşma gibi iletişim davranışları azsa ya da tekrar eden, tek başına oyunlara yöneliyorsa beklemeden bir uzmana başvurulmalı. Burada en kritik nokta şu, ebeveynin bir şeyler farklı hissi çoğu zaman doğrudur ve dikkate alınmalıdır. Biraz daha bekleyelim, erkek çocuktur, geç konuşur yaklaşımı, özellikle erken dönemde ciddi zaman kaybına yol açabilir. Erken tanı, çocuğun gelişim seyrini belirleyen en güçlü faktörlerden biridir" dedi. "Bekle ve gör devri kapandı" "Özellikle ilk iki yıl gelişimin altın dönemidir" diyen Dr. Yazıcı, "Beyin gelişiminin en esnek olduğu ilk yıllarda başlanan müdahaleler, iletişim, sosyal etkileşim ve davranış becerilerinde belirgin kazanımlar sağlar. Bilimsel çalışmalar, 12. ay civarında başlayan eğitimin, 3 yaşına gelindiğinde tanı alma oranını 3 kat azalttığını gösteriyor. Özetle; 3 yaşından sonra alınan tanı, yapılan müdahale semptomları yönetmeye odaklanırken, 12. aydaki bir müdahale gelişimin yönünü kökten değiştirebilir. Artık buradaki bilimsel yaklaşım net, bekle ve gör devri kapandı, en ufak bir belirti varsa fark et ve harekete geç dönemindeyiz" diyerek sözlerine devam etti. Otizmi grip gibi geçip giden veya tamamen ortadan kaldırılacak bir hastalık gibi düşünmenin doğru olmadığını ifade eden Yazıcı, "Bu nedenle ilaçla tedavinin de bir karşılığı bulunmuyor. Otizm, yönetilebilir bir nörogelişimsel durumdur. Doğru destekle çocukların iletişim becerileri, sosyal uyumu, akademik işlevselliği ve bağımsız yaşam kapasitesi belirgin şekilde gelişebilir, ileride bağımsız yaşayabilir, üniversite okuyabilir ve çalışabilirler. Burada hedef, çocuğu kalıba sokmak değil; güçlü yanlarını desteklemek, zorlandığı alanlarda işlevselliğini artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Bazı çocuklarda çok iyi ilerleme olur, bazı çocuklarda daha uzun süreli ve yoğun desteğe ihtiyaç duyulur. Yani mesele tam iyileşme söyleminden çok, doğru destekle en iyi gelişimsel sonuca ulaşmaktır" şeklinde konuştu. "Küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyeti ciddi bir risk taşıyor" Teknolojinin (tablet, telefon vb.) otizmli çocuklar üzerindeki etkisine de değinen Öğretim Üyesi Dr. Meryem Seçen Yazıcı, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu konuda gerçekçi olmak lazım, teknoloji çoğu zaman ideal şekilde veya eğitici amaçla kullanılmıyor. Özellikle küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyeti ciddi bir risk taşıyor. Şunu net söyleyebiliriz, ekran kullanımı tek başına otizme neden olmaz. Ancak beynin en esnek olduğu o kritik nöroplastisite döneminde, çocuğun ihtiyaç duyduğu canlı ve karşılıklı etkileşimin yerini tek taraflı bir ekran uyarını alırsa, sosyal gelişim yavaşlar ve mevcut belirtiler çok daha belirgin hale gelir. Bu yüzden sınırlarımız çok net olmalı, 0-2 yaş arasında mümkünse hiç ekran önermiyoruz. 2-5 yaş arasında ise günde en fazla bir saat, o da mutlaka ebeveyn eşliğinde ve etkileşimli bir şekilde olmalı. İçerik tarafı da en az süre kadar önemli. Hızlı, dikkat dağıtıcı, sürekli kaydırmalı (shorts/reels) içerikler yerine daha yavaş tempolu, öğretici ve yapılandırılmış içerikler tercih edilmeli. Ekran hiçbir zaman oyalayıcı ya da bakıcı olarak kullanılmamalı." Doğru çerçevede kullanıldığında teknolojinin faydalı olabildiğine dikkat çeken Yazıcı, "Özellikle alternatif iletişim uygulamaları, görsel destekler ve yapılandırılmış eğitim içerikleri bazı çocuklar için işlevsel bir araç olabilir. Ama bu, istisnai ve kontrollü kullanım için geçerli; ana gelişim alanı her zaman insanla kurulan canlı ilişkidir" ifadelerine yer verdi. Toplumda otizmle ilgili en yaygın yanlış inanışlar Otizmle ilgili en büyük sorunlardan birinin çok fazla yanlış bilginin doğruymuş gibi kabul edilmesi olduğunu kaydeden Dr. Yazıcı, "En sık karşılaştıklarımızdan biri, otizmin aşılar ya da soğuk ebeveyn tutumlarıyla ortaya çıktığı inancı. Bunun bilimsel hiçbir karşılığı yok. Otizm, doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılıktır. Bir diğer yaygın yanlış, otizmin tek tip bir tablo olduğu düşüncesi. Oysa bu bir spektrum; her çocuk farklıdır. Hepsinin dahi olduğu ya da hiçbirinin iletişim kuramayacağı gibi uç genellemeler gerçeği yansıtmaz. Aynı şekilde konuşamaz, sevmez, empati kuramaz gibi ifadeler de doğru değil; burada mesele çoğu zaman kapasite değil, ifade biçimidir. Toplumda sık görülen bir başka hata da bazı davranışları doğrudan otizmle eşitlemek. Dönen nesnelere bakma, tekrar eden hareketler ya da ekolali tek başına tanı koydurmaz. Tanı, sosyal iletişim ve karşılıklı etkileşim alanlarını da içeren bütüncül bir çocuk psikiyatrisi değerlendirmesi ile konur. Büyüyünce geçer ya da kısa sürede eğitimle düzelir düşüncesi de yanıltıcıdır. Otizm yaşam boyu sürebilen bir nörogelişimsel farklılıktır. Ancak erken ve yoğun destekle gelişim belirgin şekilde ilerler. Son dönemde sık duyduğumuz ekran otizm yapar söylemi de doğru değil. Ekran kullanımı otizme neden olmaz; ancak özellikle erken dönemde yoğun ve kontrolsüz maruziyet, sosyal etkileşimi azaltarak belirtilerin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Gebelikte parasetamol kullanımıyla ilgili de zaman zaman endişeler dile getiriliyor. Mevcut bilimsel veriler, bu kullanımın otizme doğrudan neden olduğunu net şekilde göstermiyor. Bu nedenle tek bir ilaç üzerinden kesin bir neden-sonuç ilişkisi kuramayız. Özetle, otizmi tek bir nedene, tek bir görünüme ya da sabit bir sonuca indirgemek yapılabilecek en büyük hata olur. Doğru yaklaşım ise her çocuğu kendi gelişimsel profili içinde değerlendirmek ve bilimsel temelli destek sunmaktır" dedi. "Çocuk ve ergen psikiyatristleriyle ilerleyin" Otizmli bir çocuğu olan ailelere en önemli tavsiyelerde bulunan Yazıcı, "Öncelikle kendinizi suçlamayın; suçluluk duygusu sizi yorar, çocuğunuza ise fayda sağlamaz. Bu bir maraton ve bu süreçte çocuğunuzun yapamadıklarına değil, yapabildiklerine odaklanmanız gerekir. İnternetteki bilgi kalabalığında kaybolmayın. Güvenilir uzmanlarla ve gerektiğinde çocuk ve ergen psikiyatristleriyle ilerleyin. Çünkü bazen eşlik eden gelişimsel durumlar olabilir. Her çocuk için tek tip bir yaklaşım yoktur. Evde en kıymetli şey ilişkidir: çocuğun göz hizasına inmek, ilgisini takip etmek, kısa ve net iletişim kurmak ve küçük ilerlemeleri fark etmek çoğu zaman en pahalı eğitimlerden bile daha etkilidir. Bazen ne yaparsam yapayım yetmiyor, işe yaramıyor diye hissedebilirsiniz; ancak gelişimde küçük ama düzenli adımlar, dağınık ve yoğun çabalardan çok daha kalıcıdır. Bu nedenle küçük kazanımları görün ve kutlayın. Kendiniz için de alan açın, sosyal izolasyondan kaçının ve benzer süreçlerden geçen ailelerle bağ kurun. Unutmayın, siz iyi olursanız çocuğunuz da daha iyi olur; sabırla ve sevgiyle atılan her küçük adım zamanla büyük bir değişime dönüşür" diye konuştu. "Bu çocuklar eksik değil, farklı gelişen bireylerdir" "Sokakta ya da markette zorlanan bir çocuk gördüğümüzde yargılamayalım" diyen Dr. Meryem Seçen Yazıcı, "Acımak yerine anlamaya çalışalım. Bu çocuklar eksik değil, farklı gelişen bireylerdir. Otizmi romantize etmek de doğru değildir. Bu bir farklılıktır ama destek gerektirir. Eğitim ve doğru yaklaşım ihmal edilmemelidir. Gerçek farkındalık, otizmli bireyleri sadece tanımak değil; onları okulda, parkta ve iş yerinde hayatın tam merkezine dahil etmektir. Toplum olarak sorumluluğumuz, bu çocukları uyumsuz diye kenara itmek değil; onlar için erişilebilir ve saygılı bir alan açmaktır. Çünkü bir çocuğun gelişimi kadar, o çocuğa sunduğumuz imkanlar da bizim toplum olarak vicdan ve olgunluk düzeyimizi belirler. Kabul, sürecin başlangıcıdır; doğru destek ise çocuğun potansiyelini görünür kılar" şeklinde açıklamasını tamamladı.